|
Üyelik Derecesi:

|
Victor Smolski Beyaz Rusya’da büyüdü. Babası Dimitr Smolski tanınmış bir besteci ve orkestra şefiydi. Doğal olarak Victor’un çocukluğu klasik müzikle dolu olarak geçti ve sonuçta bundan etkilendi. Çello, keman ve diğer enstrümanlar üzerine klasik eğitim aldığı halde, ağabeyinin rock albüm koleksiyonu sayesinde sert müziğin zevkini keşfetti. Led Zeppelin, AC/DC, Judas Priest gibi gruplar favorileri arasındaydı ve Physical Graffiti, Back in Black gibi albümler ona gitar çalma hevesini verdi. Büyük müzik yeteneği sayesinde daha 14 yaşındayken ön saflardaki gruplardan birinde çalmaya başladı.
Victor : Pesniary adındaki bir Rus grubunda çaldım. Bu grup o zamanlar Beyaz Rusya’daki en ünlü gruptu. Büyük stadyumlarda konserler verdiğimiz 8 aylık bir turneye çıktık. Bu büyük şovlar ve stüdyoda geçirdiğimiz zamanlar benim için olabilecek en büyük tecrübelerdi - sürekli olarak bir yerlere gidiyor ve birşeyler yapıyorduk. Yaptığımız müzik tam olarak benim zevkime uygun değildi - rock yapıyorduk ama içinde folk öğeleri vardı ve ben yapacağım rockın daha sert olmasını istiyordum. Ben de böylece Inspector adındaki kendi grubumu kurdum ve Rusya’da bazı konserler verdik. Ama sorunlarımız vardı, çünkü ingilizce söylüyorduk ve o tarihlerde ingilizce söyleyen bir grubun Rusya’da radyo yada TV programına çıkması imkansız birşeydi. Rusça olarak mı devam edeceğimize yoksa İngilizce olarak mı kalacağımıza karar vermemiz gerekiyordu. Biz de Avrupa’da ve Polonya’da bir takım konserler vermek üzere anlaştık. Orada büyük bir festivale katıldık ve iki Alman grubuyla tanışıp arkadaş olduk. Bizi Almanya’ya davet ettiler ve onlarla birlikte gittik. İki yıl boyunca Almanya’da konserler verdik.
- Tamamen Almanya’ya taşınmaya o sırada mı karar verdin ?
- Evet, bu 1989’da oldu. Eloy’un solisti Frank bir konserimize geldi. Kendi stüdyosu ve plak şirketi vardı ve gerçekten Inspector ile kontrat imzalayıp albümümüzü yapmaya hevesliydi. Onunla kontrat imzaladık ve karşılaşacağımız problemlere dek herşey yolunda gitti : Rus resmi makamları asla çıkış vizelerimizi zamanında vermiyordu - daima geç geliyor, stüdyo tarihlerini kaçırıyor, konserleri kaçırıyorduk. Bu 3 kez üst üste tekrarlanınca, Frank bu işten bıktı ve kontratımız iptal oldu. Daha sonra Ariola ile bir sözleşme yapıp ilk albümümüz “Russian Prayer”ı çıkardık. Bir yıl boyunca başarılı konserler verdik ve sonra tekrar vize problemleri yaşamaya başladık. Ben de dedim ki : “Burada büyük şansım var ve iyi tekliflerle karşı karşıyayım. Ben burada kalıyorum.” Diğerleri kalmak istemediler çünkü bazılarının kendi aileleri ve çocukları vardı, bu nedenle de grup dağıldı. Ama ben Almanya’da kaldım ve bir stüdyo gitaristi olarak bir yığın büyük iş yaptım. Aynı zamanda gitar dersi verdim ve “Destiny” adında bir solo albüm çıkardım.
-Bu daha ziyade klasik miydi yoksa gitar ağırlıklı mı ?
-Bu enstrümantal bir gitar albümüydü ve 1996’da çıktı. Frank’la bağlantıyı koparmadım. Bana iyi işler ayarlamıştı ve sonunda Mind Odyssey ile kontratı imzalayan da o oldu. Onlarla onun stüdyosunda tanıştım ve gruba girdim. Bu arada, biz yeni albümümüzü tamamladık bile. Adı “Signs” olacak ve 1 Kasım’da yayınlanacak.
-Onu ne zaman kaydettiniz ?
-Bu yıl Nisan ve Haziran arasında. Bu, tam Rage’e girmemden önceydi. Mind Odyssey’in kayıtları biter bitmez Rage’e girdim.
-Mind Odyssey’de kalıp kalmaman gerektiği üzerinde hiç şüpheye düştün mü ?
-Hayır, çünkü bu gruba çok büyük emek verdim. Tabii ki bu grubun parçalarını çalmaya devam etmek isterim.
-Yeni albümler ve turne tarihleri açıklandığında her iki gruba birden yetişmek konusunda problem yaşamayacak mısın ?
-Bu tarihlerle bağlantılı. Bununla başa çıkmanın yolunu bulacağız. O kadar da fazla turne yok. Rage yılda 4 ayı kapsıyor, Mind Odyssey ise 2 belki de 3 ayımı alacak. Böylece neredeyse 6 ay solo projelerime kalacak. (gülüşmeler)
Pascal’in notu : Ne yazık ki, her ne kadar iyimser gözükse de Victor bu röportajdan az sonra Mind Odyssey’den ayrıldı.
-Bir sonraki sorum, şimdi ne yapmayı planlıyorsun ? Bir başka solo gitar albümü mü yoksa bir orkestrayla mı çalışacaksın ?
-Evet, orkestralarla sık sık çalışırım. Rusya’dan yeni döndüm ve bir orkestra ile gelecek yıl vizyona girecek bir filmin müziğini kaydettim. CD ile filmin hikayesini konu alan kitapçık filmden önce yayınlanacak. Filmden bahsetmek istemiyorum, bu sır olarak kalsın. Gelecek yıl için çok büyük bir solo proje planlıyorum. Bu, birçok misafir sanatçıyla birlikte yapılacak gitar ağırlıklı bir albüm olacak.
-Bize katılacak isimleri çıtlatır mısın ?
-Bunun için biraz erken. Bir çok kişiyle konuştum ve hepsi de “evet” dediler ama yine de tarih belirleme olayı daima strese yol açar. Her biri kendi grubu ve projeleriyle zaten meşgul, ve belki biri ya da birkaçı onlara ihtiyacım olduğunda müsait olamayacaklar. Albüm 100 kişilik bir Rus filarmoni orkestrası ile kaydedilecek ve oldukça klasik olacak. Umuyorum ki bu plak şirketimiz Drakkar’ın klasik müzik yayınlayan kolu olan Drakkar Classics tarafından yayınlanır.
-O halde albüm heavy metal gitarı ile filarmoni orkestrasını buluşturacak ve bir çok ünlü konuk olacak öyle mi ? Bu sanırım çok büyük bir şey olacak !
-Evet, bu hem rocker hem de klasik ruhuna hitap edecek. Ama Malmsteen’in yaptığı gibi klasik parçalardan alıntılar yapılıp bunların üzerine gitar çalınmayacak. Ben bunu biraz ucuz buluyorum.
-O halde herşeyi kendin mi besteleyeceksin ?
-Evet, herşeyi ben besteleyeceğim ve bu bir miktar avangard ve progresif olacak. Bu albümde daha önce binlerce kez duyduğunuz alışılagelmiş Bach kopyaları olmayacak. Ben işlerimi bundan daha modern bir şekilde yapmak istiyorum.
-Albümde vokal olacak mı ?
-Bu henüz planlanmadı. Fakat albümde yer almak isteyen bir İtalyan opera sanatçısından bir teklif aldım. Belki bunu daha sonra deneyeceğiz, çünkü eğer bir opera solisti alırsak, bir rock solisti de almayı isterim. Ben profesyonelce yapılan rock müzikle klasik müziği kaynaştırmak istiyorum, çünkü bu ikisi birbiriyle müthiş bir uyum içinde. Birçok klasik müzik fanı heavy metali kabul etmez ve “Bu ne boktan şey, böyle bir gürültüye nasıl müzik dersiniz ?” der. Metal fanları da bazen klasik müzik için aynı şeyleri düşünür ve ben bu iki öğeyi birleştirip ikisinin de birbirinden ilginç olacağını kanıtlamak istiyorum.
-Klasik müzik ve heavy metalin karışımları gitgide daha yaygın olmaya başladı. Rage 1996’da bu konuda öncü bir konumda idi. Bir çok kişi Lingua Mortis ile ilk kez bu tür bir müzikle tanıştı. Rage çok daha fazla fan kazanmakla kalmayıp, Therion, Rhapsody gibi grupların da önünü açtı. Megastar grup Metallica bile bir senfoni orkestrasıyla albüm yaptı ve Virgin Steele bir tiyatroda sergilenen gerçek bir metal opera yazdı.
-Evet, ancak bu grupların çoğu sample’lar ve klavyeler kullanıyor. Bu gerçek bir orkestradan daha değişik bir sound veriyor.
-Baban büyük bir kompozitör ve orkestra şefi. Onunla birlikte çalışıyor musun ?
-Biz bir çok canlı kayıt yaptık. Belki bunları kullanırız. Orkestrayla yapılan canlı kayıtlar çok özel şeyler. Stüdyo kayıtları daima biraz soğuktur - canlı kayıtlar daima daha ilginçtir.
-Bunları kim besteledi, baban mı sen mi ?
-Birlikte yazdık. Elbette babam klasik bölümlerde çok yardımcı oldu, bu konuda o benden çok daha iyi ve tecrübeli haliyle.
-
|