Ana Sayfa


















Text Reklamlar:

Yemek Tarifleri
Sağlık Kütüphanesi
Perde


Anatolianrock.com Forum

Forum Ana Sayfa > Felsefe > Verba volant Scripta manent
 <<Geri  1   2   3  İleri>>
CEVAP YAZ
ZorbaVeBuda_

Üyelik Derecesi:
  


Yer kavramına gelince; burası ne bir ada ne bir kıta. Var-yok Diyarı’nda hüküm sürüyor imparatorluk ve sadelikte ne kadar rakipsiz ise düşüncede gelişmişlik o kadar belirgin. Zaten olması gereken de bu. Düşüncelerin gücü yalnızca kişilerin zihinsel gelişimine yönelik. İç dinamik kontrolü ile ileri bir teknolojiden yoksun; fakat bilimde büyük aşamalar kaydedilmiş; şimdi hareket zamanı!


Now is eternity
At the break of
Dawn of a century
A thousand years
of joy and tears
we leave behind

Love is our destiny
Celebrate the
Dawn of a century
Let voices ring
Rejoice and sing
Now is the time

Now is eternity
Love is our destiny
Dawn of a century


                        _3_

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 16 Mart 2006 2:32 ÖÖ Bu mesaj rahatsız edici
ZorbaVeBuda_

Üyelik Derecesi:
  


 Ülkemde sonun başı yoktu; çünkü zaman yoktu. Aslında zaman olmamasına karşın yokluğu sadece halkımın zihnindeydi. Buradaki tasarım harikaları nasıl mutlak bir değişimden muaf olabilirdi ki? Değişim ise halkımın sözlüğünde yer alan "zaman" sözcüğüyle eş anlamlı, "zaman" kavramı sayesinde hayat buluyor.

Yoğunluk; ne aşılmalı ne geri kalınmalı!

Zaman kavramı yalnızca benim aklımda sürdürebilirdi varlığını ve sürdürmeliydi. Ülkemde hükümdar ben değildim; ama yine de sebepsiz şekilde ülkemin temeliydim.

Çekimin yakaladığı uyum!

Mükemmelliğimin ülkemde anlamı çok büyük; çünkü burada yapabileceklerim birçoğuna göre sınırsız derecede; çünkü her olgu benimle var. Kısacası benim sonum, imparatorluğun dağılışı bir bakıma.

Her şey benim bakışımla anlamlı, tinsel bir anlayış hakim bana burada. Aslında yetkinliğim imparatorla karşılaştırılınca çok zayıf kalıyor; çünkü yönetici gücün kaynağı düşünce sistemleri, imparator gücünü buradan alıyor.

İmparatorluk düşünce sistemlerine göre adlandırılıp bölümlere ayrılmış. Temel ben isem, imparatorluğu oluşturan bölümlerde düşünce kendisini kesin fakat süresi belirsiz bir biçimde göstermeli. Her bölüm başka başka yaşayışların ve düşünüşlerin ürünü. Bölümlerin her biri imparatora karşı sorumluluklar taşıyor. Bunların başında “sadıklık” geliyor. Gerçekleşecek her kaos, düşünceyi oluşturan zincirlere zarar veriyor. Bu tarz kopukluklar saçmalıkları oluşturuyor.



                              _2_

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 16 Mart 2006 2:31 ÖÖ Bu mesaj rahatsız edici
ZorbaVeBuda_

Üyelik Derecesi:
  


Marşlar, nerede değişir?!
Politikalarınız, stratejileriniz, ideolojileriniz (dinleriniz) sizde kalsın.
Politikalarınız yarım aklınızı,
İdeolojileriniz derinliğinizi ve sevincinizi,
Stratejileriniz en çok sevdiğiniz zamanda en çok sevdiklerinizi alsın.
Tanrı’nın gazabı üzerinize
Meleklerin bakışı kötülüğünüze olsun.
Çıkıp gitmeden önce masamın üzerine, aldığınız yere bırakın
Sürekli çiğnediğiniz gerçeği.

"Gökyüzünün sessiz eşiğine götür beni,
 Orada, yalnızca ozanın arı sevinci serpilir;
 Orada aşk ve arkadaşlık duyguları, Tanrıların dokunuşuyla,
 Yüreğimize esenlik verirler ve korunurlar."

Dalyan’ı yakan yarım varlık,
Seni unutmadım, senin türünü unutmadım!
Kendi kazdığın çukura düş.
Kendi ateşinin dumanını içine çek bol bol ve ardından söyle,
senin için mevcut olanı!

"Başarıyla, göğün ve yerin ötesine geçtim,
 Soma içiyor muyum?
 Toprağı kaldıracağım ve onu buraya koyacağım.
 Soma içiyor muyum?"

Yeni projelerinin getirisi; faiz, çek-senet ve para içinde zevkten boğul!



                             _1_

(ZorbaVeBuda_ tarafından 16 Mart 2006 2:52 ÖÖ tarihinde degiştirildi.)

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 16 Mart 2006 2:29 ÖÖ Bu mesaj rahatsız edici
ZorbaVeBuda_

Üyelik Derecesi:
  



KÜÇÜK ÜLKENİN AHALİSİ AZ OLUR

Küçük ülkenin ahalisi az olur.
İşlerini on kez,
yüz kez kolaylaştıran
buluşlarla karşılaşsalar da
onları kullanmzlar.
Hayatlarını bir kez,
hatta birkaç kez tehlikeye atsalar da,
uzak ülkelere göç etmezler.
Sandalları, arabaları olabilir,
ama onlara binmezler.
Yazı yazmaktansa,
sicimlere düğüm atmayı yeğlerler;
yedikleri, giydikleri,
hep basit şeylerdir;
evlerinden hoşnutturlar,
çalışmaktan zevk alırlar.

Komşu ülkeler,
köpek, horoz gürültüsünü
duyacak kadar yakın olabilir;
ama küçük ülkenin insanları,
bir kez bile oraya gitmeden
yaşar ve ölür.

                                   _Lao Tse

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 12 Mart 2006 2:56 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
SaMyureln_

Üyelik Derecesi:
  


 Yaydan fırlamış okun, arkasında olması gereken rüzgarın önden esmesi ve buna rağmen basitlikle gelen yükselişin hayati desteği, zıtlıklarla varolmanın getirdiği denge ile yazıyorum.
 Bugünün bakışları, yarınların umutsuz gülücükleri oluyor...
 Dağılan her parçanı düşündüğünde farkettiğin kişisel dönüşümler yeni türler çıkartıyor karşına. Sevgi ve birlik mesajı verip de tersini yapmayı erdem bilen politikacıları geride bırakan edalarıyla, güvensiz kişilikler sana huzuru temin ederken bütünün parçaları gibiler...
 Hedefin doğallık olduğu  bilinirken içinden yükselen sesin "her sonbahar aynı değildir" deyişi deneyimlediklerimle örtüşüyor.
 İçine dönmek istediğim doğal yaşamı bozan ters-düz olmuş evet ve hayırlar, yaşamın en büyük sorunu gibi görünüyor. Bir karıncanın bilincine ulaşıyorum. Ceza ya da ödül yok benim için, teslimiyet var. İyi ya da kötü yok, doğallıktan gelen "iyi" var.

Yüzleşmenin güzelliğine tanık olmak hoş.

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 18 Ocak 2006 10:46 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
SaMyureln_

Üyelik Derecesi:
  


Öğrenilmesi gereken bir tarih, sistemler ve düşünürler yığını ve ışığı; yalnızca kişisel deneyim ve işe yaramaz çabalar toplamı olan bir fırtına bulutu... Bitkiler için sürüklendi, insanlar ve hayvanlar için doldu bugün.

Değişimin getirdiği soğuk düşünceler...
Ceza çekmenin de derinlemesine türleri vardır. Cezayı çekerken otoritenin talepleri belirleyici olduğuna göre, kuraldışı bir davranışın yaptırımı ceza süreci içinde ceza görmek olacaktır.
Kaldığı cezaevinde yediği yemeğin parasını ödemeyen insanın yaptırımla karşılaşması, ödevini yapmayan öğrencinin bu nedenle sözlüye çıkarılması ve sözlü sınavdan kötü not alması; köle olarak kullanılan birinin, işlerinden birini yeterince iyi şekilde gerçekleştiremediği için şiddete maruz kalması...
Bu gibi durumlarla karşılaşan insanlar varsa ve geçmişte de varolmuşlarsa, doğmamış insanoğlu nerede hata yapıyor? İnsan olarak kalabilmek belli testlerin sonuçlarına bağlı hale geliyorsa, hayvan kalabilmenin belli koşullar gerektirmemesi insanın içinde bulunduğu acizliği göstermez mi?!
Testlerin insan yaşamının parçası haline geldiği bi çağda yaşamanın kaçınılmaz sonucu olarak, ilginç bir zevkle çalışmışlığım sınanıyor tekrardan.
 
 Hisleri bırakıp düşüncenin yüzeyselliğine karışıyorum.
 Sokrates’i haklı çıkarmaktan bir kez daha gurur duydum ve bunu söylerken pratik hayatımda aldığım tepkilerle yaşadığım çelişki de ilginçti doğrusu...
 Kendimce kendime iyi sorular sorabildiğim zamanlardı. Kriterlerimi en uyanık olduğum anlarda hazırlıyordum ve sonuç olarak; "burdayım" deme cesaretini kendimde bulabildiğim daha bilgili oluşlardı bunlar.
 Yakın zamanda geride bıraktıklarıma hiç bu kadar uzak hissetmedim kendimi. Suskun duruşlarım, keskin bakışlarım, duygularıma hakim olmuş garip bir anlayışlılık içinde düşünmeden izliyorum. Konuşmanın varlığının beni nadiren de olsa düşündürebilmesini görmem gerginliğimi alıyor.
 

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 18 Ocak 2006 10:37 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
SaMyureln_

Üyelik Derecesi:
  


 Eylemlerim içinde en çok mutluluk verici diyebileceğimi bir bakışla sildim. Üç yıllık uyanışım ve iki yıllık çabam bir aşamasını bitirdi. Yenilik vermesi gereken için bağımlı mutluluğu yok ettim. Getirilerinin boşluktan ibaret olduğunu  görmem beni üzdü, üzen boşluk değil boşluğa üzülüşümdü.
 Sırtımı dayadıklarım; yabancı ve yalancı gerçekler... Mekanikleşen duygularımda erittim onları; gözyaşlarım fitil oldu, yaktım anlamsız bakışları...
 Sistemsizliğimin, pencereme bir dolu gibi yağmasından ve zorlanarak çıkardığım sözcüklerin kollarımı artık tutmamasından beri, ikinci kez derinlere gömüldüm. Daha önceki sığınışım beni zirve sandığım yere çıkarmıştı. Bu sefer daha sağlam kaçıyorum, sistemsizliğin en azından bildiği için sisteme karşı koyabilmesi gerekirdi; fakat akıcılığın olmadığı yerde direnmek pek bir işe yaramamış olacak ki bu sayfalara... tıkanıyorum, kendime sunduğum dürüstlük ve özgürlük bu mu? Başkalarına imtiyazlarım mı olmalı?!
 Beni ben yapanı yanıma toplu olarak ilk kez kabul ediyorum, dinamolarım olmasa alışamadıklarımın intikamı canıma okurdu. Nerede o kendime acımasızlığım?!
 Keskin anlaşılır olma çabasının bakışları bu araştırmalar. En vahşi hayvanın doğasına benzer şekilde, karanlıkta avlanıyorum.
 Müziğin ruhundan  bambaşka bir anlayış doğuyor...
 Zerdüştün buyrukları uyandırıyor, anlatılana dikkat diyor; "ne ben ne de sen bunu hakediyorsun..." o halde anlatmak için derinlerde bir müddet kalmaya devam!
 Günler uzun süredir taşıyor, o sırada uyumu da hissediyorum. Solup düşen bir yaprak, rüzgarla sürükleniyor, toprağa karışıyor, topraktan aldığı güçle ağaç da sert çarpışmalara hazırlanıyor... Hissediyorum...
 Macellan’ın gemisine henüz binmiş bir Marko Polo ve bilgilerini sunmaya hazır 58 tayfa... Dünya’nın en değerli hazineleri tayfaların görmüş geçirmişliğinde saklı!
 

(SaMyureln_ tarafından 18 Ocak 2006 10:48 ÖS tarihinde degiştirildi.)

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 18 Ocak 2006 10:18 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
munzures

Üyelik Derecesi:
  


asagıda yazmıs oldugun hersey senın dusuncen,dusunebılmen guzel seyler.ama unutma dusunebıldıgın yada kapasıten kadar varsındır,daha ılerısını dusunemessın.stranc’ta ben ıkı hamle otesını dusunebılırsem ıyıyımdır,ama rakıbım uc hamle otesını dusunuyorsa benım ıyı olmam onun ıcın bır sey ıfade etmez...

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 8 Kasım 2005 9:16 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
samyureln

Üyelik Derecesi:
  


Jaques Yves Cousteau ve Neil Armstrong hakkındaki gerçekdışı müslüman iddiaları
Kuran’ın Allah’tan inmiş olduğunun bir çeşit delili olarak ve Kuran’ın
bilimselliğinin bir iddiası olarak; ünlü deniz bilimcisi Kaptan Jak Kusto’nun müslüman olduğu ve aya ayak basan
astronotlardan Neil Armstrong’un ayda ezan sesi duyduğu iddialarına yer veriliyor.  bu iddiaların gerçekdışı olduğunu Cousteau Vakfı ve
Neil Armstrong’un açıklamalarından görüyoruz:

Kaptan Jaques Yves Cousteau müslüman oldu mu?
Bazı müslümanlar, 1997 yılında vefat eden ünlü deniz araştırmacısı Jaques Yves Cousteau’nun Kuran’da yazılı bulunan bir ayeti görünce müslüman olduğunu iddia etmişlerdir. Onlara göre, "Cebelitarık boğazında tatlı su ile tuzlu suyun birbirine karışmadığını" bilen Cousteau, Kuran’daki Rahman Suresininin 19.ayetini görmüş de, "1400 yıl önce yazılan bu kitap bu gerçeği nasıl bilebilir?" diye düşünüp, bu büyük(!) gerçek sayesinde müslümanlığı kabul etmiş... (Rahman 19: İki denizi salıverdi, birbirine kavuşuyorlar,(20)Aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmıyorlar.(21)Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?"

Bu iddia’nın gerçekle ilgisi yoktur.  Kaptan Cousteau (Kusto), müslüman olmamıştır. 1997 yılında vefat eden Kaptan Kusto, Paris’teki Notrdam Katedrali’nde yapılan Hristiyan töreni ile defnedilmiştir. cenazesi, bir Cami’den cenaze namazı ile kaldırılmamıştır.

Kaptan Kusto’nun müslüman olduğu yalanına en güzel cevap Kapton Kusto’nun Vakfından gelmiştir. Aşağıda bir fotokopisini bulacağınız yazıyla, Vakıf, Kaptan Kusto’nun hiçbir zaman müslüman olmadığını açıklamaktadır:



Kaynak: http://www.answering-islam.org/Hoaxes/cousteau.html

Muhammed’den yüzlerce yıl önce yaşamış olan çeşitli denizci ve balıkçı toplumlar, denizler, nehirler ve gölleri dolaştıkça, bunların suları arasındaki  farkları elbette ki gözlemlemişlerdi. Bazılarının suyunun diğerine göre daha tuzlui daha acı ya da tatlı olduğunu biliyorlardı. Yağ ile suyun tam karışmasının mümkün olmadığını bilenler gibi, farklı coğrafi bölgelerdeki farklı kaynaklardan çıkan ve biriken suların birbirleriyle asla tam karışmadığını bilen bu toplumlardan kaynaklanan bilgileri, Muhammed ve arkadaşları hazırladıkları Kuran’a koydular. Durum, bundan ibarettir.


--------------------------------------------------------------------------------

Neil Armstrong ay’da ezan sesi duydu mu?
Yine, benzer şekilde, bazı müslümanlar, astronot Neil Armstrong’un aya ayak bastığı sırada ezan sesi duyduğu iddiasını ortaya atmışlardır. Bu da gerçekdışı bir iddiadır. Nitekim, 14 Nisan Temmuz 1983 tarihinde, Neil Armstrog’un ofisinden yapılan açıklamada aşağıda görüldüğü gibi, bu müslüman iddiası da yalanlanmaktadır:

NEIL A. ARMSTRONG
                                         LEBANON, OHIO 45036

                                         July 14,1983

Mr. Phil Parshall Director
Asian Research Center
International Christian
Fellowship 29524 Bobrich
Livonia, Michigan 48152

Dear Mr. Parshall:

Mr. Armstrong has asked me to reply to your letter and
to thank you for the courtesy of your inquiry.

The reports of his conversion to Islam and of hearing
the voice of Adzan on the moon and elsewhere are all
untrue.

Several publications in Malaysia, Indonesia and other
countries have published these reports without verifi-
cation. We apologize for any inconvenience that this
incompetent journalism may have caused you.

Subsequently, Mr. Armstrong agreed to participate in a
telephone interview, reiterating his reaction to these
stories. I am enclosing copies of the United States
State Department’s communications prior to and after
that interview.

                             Sincerely

                             Vivian White
                             Administrative Aide

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 8 Kasım 2005 8:26 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
samyureln

Üyelik Derecesi:
  


Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, insan evrende pire değilken, yılanla musa düşman değilken, ne olacak hiçlik hariç hiçbir şey yoktu!
Sonra birdenbire gelecekte de yapacağı gibi Tanrı "to be or not to be"  dedi. Yani o "oldum" dediği ana kadar neyi bekledi bilinmiyor. Neden "oldum" dedi, neden durduk yere olası geldi, o da bilinmiyor. Hiçlik kendisinde bir miktar evren kadar bir sorun yapmış olacak ki ben burada bunları yazıyorum!!!
Tanrı zevklerinin kölesi değildi, zevkleri O’nun kölesiydi, kölesi zevkiydi. Bunu neden seçti sormayın, o da bilmiyor! İşte bu anlayışa "İslamiyet" dedi. O’nun kendini doğuruşu ve bunu, oluşturacağı karınca çiftliğine bildirmesibu isimle olacaktı. İlginçtir ki daha kavga olmadan İslam, barış vardı. Yani Tanrı kavganın olacağını iyi biliyordu ve bunu izlemeliydi. İzlemeliydi; çünkü kendisine bir ders vermek istiyordu ve sonunda şöyle diyecekti; "bir daha asla yaratmayacağım."
 Ama olan olmuştu bir kere. O da buna "sınav" adını verdi. Çünkü yaptığının mantıklı bir açıklaması olmalıydı, bu sınav fikri Tanrı için bulunmaz kaftandı. İnsanları sınav kalıbıyla belli bir süre oyalayabileceğini biliyordu; çünkü insanları O yaratmıştı, dolayısıyla onların açıklarını en iyi O biliyordu ve şüphesiz ki insanların doğruya giden yolun genelde mantığa dayalı dayatmalarla gerçekleştiğini düşünmeleri Tanrı’nın ekmeğine bal sürüyordu. Daha sonraları insanları otomatik pilota bağlayan Tanrı, insanların sınavı bir sistem olarak kendilerine hayat felsefesi yapmalarını sağladı.
(devamı gelecek zaman...)

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 23 Ekim 2005 5:07 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
CEVAP YAZ
 <<Geri  1   2   3  İleri>>
 

Forum | Aktif Üyeler | Sohbet | Mesaj Merkezi | Müzik Dinle | Müzik Listelerim | Video İzle

Yerli Gruplar | Yabancı Gruplar | Amatör Gruplar | Demolar

Biyografiler | Diskografiler | Sanatçı Fotoğrafları | Şarkı Sözleri | Akorlar ve Tablar | Basın Bilgileri

Üyelik | Ayarlar | Üye Ara | İletişim | Reklam



Site içerisindeki materyallerin kaynak gösterilmeden kopyalanması ve yayınlanması yasaktır.
Copyright © 2007 Anatolianrock.com