Ana Sayfa


















Text Reklamlar:

Yemek Tarifleri
Sağlık Kütüphanesi
Perde


Anatolianrock.com Forum

Forum Ana Sayfa > Felsefe > Varlık:Var mıdır,Yok mudur?
 <<Geri  1   2   3   4   5  İleri>>
CEVAP YAZ
efnann

Üyelik Derecesi:
  


"VAR"lık olduuna göre olması gerekir!

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 3 Haziran 2007 8:05 ÖÖ Bu mesaj rahatsız edici
nfrtetmk

Üyelik Derecesi:
  


varolan olarak evet vardır. fakat mahiyeti bilinemez. ayrıca varlık varolanda, -varolandan bağımsız olarak- varolan bir ilk kavramıdır şuurun. öyle ki; sanılanın aksine düşünüyorum o halde varımdan evvel "varım o halde varım" deriz. sonra varım o halde düşünüyorum. deriz. ve en sonu bütün bunları tasdik etmek için düşünüyorum o halde varım deriz.

(nfrtetmk tarafından 3 Haziran 2007 7:52 ÖS tarihinde degiştirildi.)

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 3 Haziran 2007 5:32 ÖÖ Bu mesaj rahatsız edici
_bilge_

Üyelik Derecesi:
  



Varlık vardır ve maddedir.Önce madde sonra düşünce gelir.Eğer madde olmasaydı biz düşüncemizi gerçekleştiremezdik....

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 10 Aralık 2006 5:30 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
X_degildir_Y

Üyelik Derecesi:
  


Yanıt vermekte geciktiğim için özür dilerim. Evde değildim.

SIR: Baba zula konserinde "vecd" oldum.

Eğer biraz daha ortalığı karıştırmamda bir sakınca yoksa. buraya biraralar yazmış olduğum bir metni eklemek isterim. Edebiyat, iktidar ve alımlama üzerine. Kaçınılmaz olarak varoluşu ve sorunlarını da içeriyor:

"Sanatçının tahakkümü sorununu iki nedenle öncelemeyi seviyorum. İlkini bireysel ve kamusal iktidarın süresiz bir evrim içinde ilerleyen ve yok edilemeyen yapısından dolayı. Bu zorunlu yapı, kendi içinden doğan sanatı da aynı zorunluluğa iteliyor. Böylece sanatın içindeki iktidarı yok etmek dürtüsü yerine onu alımlayanın etkin rolü ile minimalize etmek keyifli bir tavır gibi duruyor karşımda. İkincisini ise bilinç dışının dil yardımıyla narkisos etkinliğini öne çekmesi. Bu durumda da alımlayıcının varlığı bir otokontrol olmasa da egoya karşılık ikinci bir egoyu yerleştirecektir ki şartlar görece bir "eşitliği" sağlayacaktır.

Sanatın son yüz yılı, çıkış yolu bu düşünceler olmasa da, böyle bir sanatsal etkinliğe örnek olabilecek bir takım örnekleri bize sunuyor:

Dışavurumcu ve üst gerçekçi formların çıkış nedeni bilinç dışıdır. Bilinç dışının varlığını tartışabiliriz elbette. (Peşinen söyleyim tartışmayı kaldıramadığım anda Lacan derim ve susarım) ama bilinç dışına ererek onu bilinç kılma çabasının altındaki gizli erek, dile getirilmemiş olsa da çoğu zaman, insanın kendisi olmadığı yönündeki inançtır. Muhtemelen modernist ya da pozitivist us insanı bilinç ve bilinçdışının toplamı olarak görmekten feyz alacaktır. İmdi 20 yy’ın sarstığı kendilik bilinci sanattan bu yönde bir yardım dilemekteydi. Onun bizi kendimiz kılması isteniyordu. Sonuç; infilak. Sanatın nedeni zaten olmamak halinden kaynaklanır. Hamlet yoktu. Var olmayı denedi. Bu deneyin kökleri ise gerçekten bir baba acısı ya da öç alma düşüncesinden öte bir delilik bilincinin "eylem" yaratmadaki görece rahat ve tanrı dinlemez tutumuydu. Dikkat! Delilik bilinci de bir bilinç dışı çalışmasını gereksinir. Yani bilincin eylem planı zaten dışa bağımlıdır ve dışa bağımlılığı kırmak için varsayılan (default/kullanımdaki) bilinci bir başkası ile ikame etmek gerekir.

Dışavurumcu ve üst gerçekçi formların evrimi giderek 20 yy’daki tüm bir sanatsal edimi etkilemiştir. Bugün bu formların öldüğü savlanıyor oysa en kötü/çirkin ürünlerde bile sanatçı ile sanat kişisi arasındaki şizoit özleme dayalı bağ bilinçdışının varlığını içselleştirmiş bir insanın varlığından kaynaklanıyor. Belki kimse bugün bu tür formların teorisini yapmıyor olabilir ama olan şu ki; günümüz sanatı bu formları bir erek olarak değil de onları bir araç olarak kullanıyor. Bu önemli bir zaferdir de her zafer yenilgilere aşık yaşar.

Bu iki formdan bahsetmemin nedeni ise sanatçı-yapıt-alımlayıcı üçgenindeki ortak olan bir benlik sorunun olmasıdır. Diğer form ya da ekolde de bunu düşünmek olası ama bunların ismini koyması örnek olmalarını kolaylaştırmış oluyor.
Ortak bir benlik sorunu ne demek olabilir:

1- sanatçı : yapıtı bir bilinç dışı olarak görmekte
2- alımlayıcı: Yapıtta kendinin yani (bilinç dışının) izlerini sürmekte
3- yapıt: meydana getirilirken yazarın bilinçdışını, yorumlanırken ise alımlayanın bilinç dışına dönüşmekte.

Korkunç olan durum kendine doğru yaklaşmaya tam da bu an da başlıyor:

Yapıt eş zamanlı olarak gerçekten iki tarafında kendilik serüvenine aynı doyuruculukta yanıt veriyorsa  bu durumda bilinç dışı süreçlerin de bilinç gibi benzeşmekte ve giderek aynılaşmakta olduğu sonucunu doğurur. Yani bilinç ve bilinç dışı ayrımı ben-öteki ayrımında bir özellikli yer kaplayamaz. Zira bilincin sınırını çizerek insanları aynılaştıran dış dünya aynı oyunu bilinç dışında da oynamaktır.

Can sıkıcı, herkes gibi ergenlik dönemimde bir şeyler bulmanın umudunu yaşarken bilinç dışımda gizli bir huzurun olduğuna inanırdım. Zavallı kemal...

Bu durumda iki yazı arasına sıkışmış olan çöküntü ya da kaos anının göstermeci metnine dönelim ve diyelim ki: bulmak ve aramak arasında sonsuz bir dövüş vardır. Bulmak buradaki örneğimize uygun olarak bilinç dışına ermenin kendine ermek olduğu yönündedir bir sonuç doğurmaya gebedir ve olanaksızdır. Yani aramak, sadece aramak.

İşte aramak denildiği anda yapıtı yeniden üretmek ya da ona yeniden üretilebilme yeteneğinin verilmesi gerekiyor. Erken dönem 20 yy sanatçılarında olduğu gibi mutlak sonuçlar üretmeye çalışılır ki bu da manifestik bir çağı imler. Manifestolar ölüdür oysa. Çünkü biz sadece arayabiliriz. Aramanın zemini dediğim gibi yapıtın kendini durmaksızın üretebilmesi ile alımlayanın çoğulcu katılımı ile mümkündür. Alımlayanın her bir gösterge üzerinde sonsuz olmasa da sonsuz eksi bir kadar tasarruf hakkı olmalıdır ki aynı miktar üzerinde sanatçının da tasarruf hakkı vardır. imdi biz örnek temamız olarak ki ona "memnuniyet " demiştik çokluklardan sadece birisini verirsek yapıtın ya da kadrajın memnuniyetsizliği üretmesini engellemiş oluruz. Belki bir karşıtlık söz konusu olduğu için zeki bir alımlayıcı memnuniyetsizliğe erebilir ama en azından bu iki olasılığın dışındakiler olumsuzlanmış olacaktır.

Müzikten anlamadığım için anlatamadığım örnek yerine bir referans kitap ismi vermek istiyorum: Eco - Açık Yapıt.
Eco, kitabın henüz başında Alımlama Estetiği’nin teorisine yeltenirken müzikten örnekler verir. Besteci, yorumcunun metni "arama" sürecinde durmaksızın üretebilmesi için notaları vererek ölçüleri siler. böylece sadece notalardan oluşan bir parça vardır ve yorumcu eseri üretirken tamamlayacaktır. (Gerçi örnek tersi de olabilir. Sadece ölçüler verilmiştir...)

Aramak muğlaklığına karşılık bulmak mutlaklığını karşıtlıklar içinde iki tiyatro oyunu ile örneklemek mümkündür:

"Dikkat Köpek Var"  oyununda Melih Cevdet, oyunun kurucu unsuru olarak sahneye bir levha yerleştirir ve levha oyunun kırılma noktasıdır. Levhanın biçimsel değişiklikleri oyunun anlamını da etkileyecektir. Yani oyunu tamamıyla bir gösteren üzerine kurduğu için gerçekliği de dışarıya bağımlı kalmıştır. Levhaya verilecek her şekil mutlak bir sonuca yani "bulma" sonucuna götürecektir okuru.

oysa Beckett Godot’da da benzer bir gösteren kullanmıştır. Ama Anday’ın yaptığı gibi göstereni göstermemiştir. böylece bir imge olan kurucu unsur yani Godot asla mutlak bir biçime ve dolayısıyla anlama bürünememiştir. Sahneye taşınmayan ama us’ta anlama gebe bırakılan bu imge giderek arama sürecine dönüşmüştür. Bu arama sürecinin pasif varlığını ilk metinde anlatmaya çalışmıştım.

İki oyun arasındaki can alıcı fark; ikisininde metine bir kırılma noktası olarak oyun kişilerinin dışında bir nesne/imge yerleştirmesidir. Çözülme ona bağımlıdır. ama ilkinde  bu imge mutlaklaşacak ve böylece metnin süresiz üretimi baltalanacak ikincisinde ise muğlaklaşacak ve üretim süreci  çoğalacaktır. Godot üzerine yapılan hiç bir çözümlemenin mutlak sonuçlar yaratamaması bundan kaynaklanır ki "Dikkat Köpek var" üzerine yapılan çalışmaların çoğu benzer sonuçlar üretir.

Göstergelerin mutlaklığını kırmak ve böylece yapıların bozumuna ilerlemek beni ilgilendiriyor. Güzel olan o ki; muğlak olan bir yapıtta kırdığınızı sandığınız her yapı bir daha kırılmaya ya da bozulmaya olanak veriyor.  

Farklıca bir nokta:
Tüm bu nedenlerden dolayı şiirin yeniden tartışılması gerekiyor. Şu an iktidarda olan şiir formu (dize/satır) bu bulanık düzlemi doğurmaya yetenekli değil. Şiire bir süredir ara verdim belki bu aranın nedeni de budur. Onu bir metne çevirmenin olanaklarını aramak....

(Birgün, Blanchot’un bir şair olduğunu savlayabilmeyi özlüyorum.)"

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 8 Aralık 2006 6:42 ÖÖ Bu mesaj rahatsız edici
babseyn

Üyelik Derecesi:
  


varlık var mıdır?
yok mudur?

peki varlık var mıdır diyoruz,

peki yokluk yok mudur?

hehehee,

severim bu felsefeyi..

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 7 Aralık 2006 9:36 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
_Bilgekermit

Üyelik Derecesi:
  


varlıgın olamıyacagını söylemenin hic bir gercegi yokdur bir olgunun bir fikrin gercekligi ancak elinizdeki somut delilerle kanıtlanır varlıga varabilmek icin dünyada her canlıyı iscelemeniz gerekmekdedir ki bu da olanaksızdır buna kimse su ana kadar basaramamıstıkr o zaman ki varlık vardır veya yokdur demekde sacma olucakdır!

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 7 Aralık 2006 9:05 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
guattari

Üyelik Derecesi:
  


varlık vardır.. varlığın ana maddesi değilde varlık madde halinde vardır diye yanıtlıcam:))

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 7 Aralık 2006 8:18 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
_Bilgekermit

Üyelik Derecesi:
  


Varlık var mıdır?
Varlığın ana maddesi nedir?

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 7 Aralık 2006 7:47 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
guattari

Üyelik Derecesi:
  


sizi doğru anladığımıda söylediğinize göre ben başka bir soru yöneltmek istiyorum.. özne olmak nedemek size göre.. bana göre özne olmak insanın kendi içinden çok çevresiyle girdiği ilişkiyle tanımlanacak birşeydir. yani herşeyin bilincinde olarak varolan koşullara müdahale ede. bu sadece devrimler yapmak, başkaldırmak anlamında değildr.. kendi özel hayatındada bu söz konusu olabilir. yazıma daha sonra devam edeceğim..

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 7 Aralık 2006 7:39 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
X_degildir_Y

Üyelik Derecesi:
  


Evet durumu böyle özetlemek yerinde olur.
Bir dipnot eklemek isterim:

LAcan öncesi psikanalistler hep ben ve özne kavramını işlediler. Zira Freud’a göre bilinçdışında bastırılanlar bilince taşınırsa ben kendi olabilirdi ama ilk itiraz LLacan’dan geldi. Ona göre özne yoktur, kültürel özne vardır ve insanı kültürün çizdiği bir paradigma içinde öznellikten ve uzantısı olarak özgürlükten bahsedemeyiz.

Yazmayacaktım ama sizin de bir özneniz olduğunu unutarak bu kararı almıştım. Oysa zaman ayırıp beraber düşünmeye izin verdiğinize göre bu empatiye yanıt vermek benim zorunluluğumdur.

Devamını merakla bekliyorum...

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 6 Aralık 2006 11:08 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
CEVAP YAZ
 <<Geri  1   2   3   4   5  İleri>>
 

Forum | Aktif Üyeler | Sohbet | Mesaj Merkezi | Müzik Dinle | Müzik Listelerim | Video İzle

Yerli Gruplar | Yabancı Gruplar | Amatör Gruplar | Demolar

Biyografiler | Diskografiler | Sanatçı Fotoğrafları | Şarkı Sözleri | Akorlar ve Tablar | Basın Bilgileri

Üyelik | Ayarlar | Üye Ara | İletişim | Reklam



Site içerisindeki materyallerin kaynak gösterilmeden kopyalanması ve yayınlanması yasaktır.
Copyright © 2007 Anatolianrock.com