Ana Sayfa


















Text Reklamlar:

Yemek Tarifleri
Sağlık Kütüphanesi
Perde


Anatolianrock.com Forum

Forum Ana Sayfa > Müzik (Genel) > Türkülerimiz
 1   2  İleri>>
CEVAP YAZ
denizer_21

Üyelik Derecesi:
  


evet haklısınız ugaliba??? aslıda öyle bir devirki unutuluyo türküler

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 27 Eylül 2007 3:38 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
Huge_Rock

Üyelik Derecesi:
  


Aşık Mahzuni  1964 yılında dünyaya gelen oğulları Emrah henüz bir kaç aylıkken  Suna ve Emrah’ı Babası Zeynel’e emanet ederek, vatani görevini yapmak üzere askere gider. Bu arada hastalanan Emrah’ı, o zamanlar iki Çocuk Doktorunun bulunduğu Elbistan’a götürürler. Doktor tarafından hiçte iyi karşılanmazlar. Bu olay mektupla askerde bulunan Mahzuni’ye bildirilir. İşte tüm Türkiye’nin tanıdığı ’’Acı doktor bak bebeğe / Berçenekten yaya geldim’’ Türküsü o günkü olaya aitdir.

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 27 Eylül 2007 3:25 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
deathkiss

Üyelik Derecesi:
  


Diyarbakır’ın güneybatısında, Dicle Nehri kenarında, Kırklardağı vardır.

Bu Kırklardağı’nın arkasında Kırklar Ziyareti vardır. Çocuğu olmayanlar, buraya gelip dilek dilerler.

Suryani bır aılenın dılek tutmasıyla da ılk kızları dunyaya gelir.Suzan koyarlar adını.Ve annesı her yıl dönumunde gıder ve Suzı ıcın adak adar.

Suzan Suzi genc kızlıga adım attıgı dönemlerde Musluman komsuları olan Adil le sevdalanırlar.

Gene bır Kırklar dagı kutlamalarında;adak adama telasına kapılan aılenın durumundan yararlanan Suzan;dagın arka tarafında Adil le beraber olur..

Kırklar Ziyareti, bu beraberliği bağışlamaz ve ziyaret Suzi’yi çarpar. Kız On Gözlü Köprü’nün orada, Dicle’de boğularak ölür. Suzi’nin ölümünden sonra, Adil de aklını yitirir..

Ve turkunun sözlerı söyle dızılır;

Kırklar Dağı´nın düzü
Karanlık bastı bizi
Kör olasan Suzan Suzi Suzan Suzi... Ziyaret çarptı bizi

Köprü altı kapkara
Suzan gel beni ara
Saçlarıma kumlar doldu kumlar doldu...
Tarak getir sen tara

Gazi köşkü serindir
Dicle suyu derindir
Sen ağlama garip anam garip anam...
Kadir mevlam kerimdir..

(zaman ıcınde degısmıstır)

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 26 Eylül 2007 5:41 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
konturalto

Üyelik Derecesi:
  


birgün köyde yasamak az gelmis ahmete istanbula  çal1smaya gitmis daha yeni evliymis üstelik karisida 6 aylik hamile g,tmis gitmesine de  tez dönerim sanmis ardan bir hafta geçmis ahmetin mektuplari  gelmeye baslamis , bu mektuplarda olmasa ne yaparm1s feride aradan bir sene geçmis geçmesine ya mektuplar gelir ama ahmet gelmez feride hergün ahmetin yolunu beklemekten bir hal olmus aradan 4 koca yil geçer ama ahmet gelmez , art1k mektuplarda seyreklesmistir ama ne yapsin feride kaynana kay1n baba zulum kesilmis bas1n da kizin feridenin tek dayanagi ogluymus o da kocaman olmus ayr1l1k 7. senesine dayanm1s çocuk okula gidecek ama ne nüfus kagidi nede okul hak getire  artik ahmetten ümidi kesmis feride , bi sabah dayanamam1s feride ezan dan önce bohçayi kaptigi gibi istanbulun  yoluna koyulmus alm1s glunuda yan1na  mektuplar1n geldigi adrese koyulmus  koyulmus koyulmas1na ama adreste ahmet yok aram1s arkadas1n1 bulmus ahmetin zavall1m oda hasretine daynamam1s feridenin ve deli olmus yaban ellerde ak1lhastanesine kapatmislar feride bi çare ahmet bi çare durmus bi kenarda  
feride bi türkü tuturmus belki gurbet ac1s1 dinerdiye köyde

yarim , istanbulu meskenmi tuttun
gördün güzelleri beni unuttun amman
beni evinize kölemi tuttun
gayr1 dayanacak gücüm kamadi amman
mektuba yazacak sözüm kalmadi amman

daha sonra ne ferideden neden ahmet ve olundan kimse haber alamamis ....  

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 15 Mart 2007 11:03 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
kabus86

Üyelik Derecesi:
  


yukardaki türkü hikayesinin devamı arkadaşlar...

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 15 Mart 2007 8:20 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
kabus86

Üyelik Derecesi:
  


kimseyle konuşmuyor. Eski neşesi bitmiş Hüseyin´in. Bir tek dostu bağlaması. Çekiyor döşüne, çalıyor, söylüyor. O kadar. Günde özlem dolu, sevgi dolu bir kucak türkü kalıyor Hüseyin´in günden de eriyip akıyor. Rengi soluyor. Benzi atıyor. Çok geçmeden de, genç yaşta göçüp gidiyor dünyadan. Ardında tümü de özlem dolu, sevgi dolu bir kucak türkü kalıyor

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 15 Mart 2007 8:18 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
kabus86

Üyelik Derecesi:
  




Ne haldayım ala gözün süzenler
Ne olur suna boylum gör beni beni
Eşinden ayrılıp yaslı gezenler
Her sabah, her akşam der beni beni

Der ya! İnsan eşinden ayırılır da "vay beni beni" diye yakınmaz mı? Döğünüp yakınmakla kalmaz insan, az buçuk şairliği, âşıklığı varsa; saza söze döker içini. Tıpkı Hüseyin gibi. Hüseyin garip bir köy çocuğu. Sivas köylerinden birinde doğmuş. Askere gidene dek hiç ayrılmamış köyünden. Ne zamanki askerliğini yapmış dönmüş köye, anası çekmiş dizinin dibine. "Bak oğul, gayrı zamanıdır; seni everelim. Tez zamanda torun ver bana. Evimiz şenlensin" demiş. Ana sözü ata sözü. Ne desin Hüseyin. Bulmuş dengince birini, evermiş Hüseyin´i. İyi ama, geçim zor. Tarla takım hak getire. Şu kapı senin, bu kapı benim. Irgatlık, tutmaklık karın doyurmuyor ki. Üç günlük yiyecek çıkıyor, sonrası yok. Birgün anasına "Bak ana, ikiydik üç olduk. Yakında dört olacağız. Bu geçim geçim değil, birşeyler yapmak gerek. Ben gurbete çıkıp iş tutmak istiyorum. Üç-Beş kuruş biriktirir de bir kaç dönüm tarla edinirsek, bir güvenimiz olur. Eker biçer, geçinir gideriz". Anası "hık-mık" etmiş ilkin, bakmış ki Hüseyin kafasına takmış bir kere. "Yolun açık olsun oğul. Sağlıkla git, sağlıkla gel" demiş. Hüseyin anasıyla, karısıyla vedalaşıp, tutmuş gurbetin yolunu. Şurası senin, burası benim derken, varıp İstanbul´a ulaşmış. Ulaşmış ya, ha deyince iş bulamamış. Ekmek aslanın ağzında. Sokaklar işsiz dolu. Bir hemşehrisinin kaldığı hana yerleşmiş Hüseyin. Handakilerin çoğu gurbetçi. Çoğu da işsiz. Hazırdan yiyorlar. İlkin ufak tefek günlük işler bulmuş Hüseyin. Boğaz tokluğuna çalışıyor nerdeyse. Elinde avucunda birşey kalmıyor. Bir dolu iş değiştirdikten sonra, bir fabrikaya girmiş işçi olarak, bir gün, beş gün, bir ay, beş ay. Değişen birşey yok. Hüseyin üç kuruş biriktirip bir yana atmaktan öte, geçim sıkıntısına düşmüş bir de. Sıla özlemi bir yandan; geçim derdi bir yandan. Bir de yalnızlık sarmış ki duygularını. Eh!.. Milyonluk bir kent; bir tek de Hüseyin. Yollar sokaklar insen seli. İnsanlar şen, insanlar şakrak. Bir tek Hüseyin garip. Boynu bükük Hüseyin, arada bir mektup yazıyor köyüne. Bir iki satır da onlardan geliyor. Ama yetmiyor ki! Geçim bir yandan, sıla özlemi bir yandan. Bir de on dönümlük tarla var ki gönlünde. Şöyle güzelinden, sulusundan. Taşı eksen bitirir cinsinden. Sözün özü, karma karışık Hüseyin´in kafası. Bir dalıyor. Kayboluyor. Gidiyor köyüne. Elleri dolu dolu. Anası, karısı, hısım akrabası bir güzel karşılıyor. Sarmaş dolaş. Giysilik kumaşlar, pabuçlar, urbalar. Tarlalardan tarla beğeniyor. On dönüm. Ama tarla! Taşı eksen bitirir cinsinden. Kolları sıvıyor. Bir ekin ekiyor. Bir ekin ki, o yörede görülmemiş. Boy dersen, insan kaybolur içinde. Başaklar koca koca. Bir gür, bir iştahlı ki, gören maşallah demeden geçmiyor. Çok yoruluyor Hüseyin. Ter alnından şıpır şıpır damlıyor. Ama olsun. Emek olmadan, yemek olmazmış. Böyle demiş atalarımız. Olsun! Ter olsun. Ter iyidir. Ter malı haller "Ter.. Ter" diye inlerken Hüseyin, bir eli de otomatik dokuma aracının kolunda bir ileri, bir geri gidip gelmektedir. Birden öylesine "ter" diye bağırır ki, yanından bir el uzanır Hüseyin´in omuzuna. " Ne o Hüseyin gardaş hasta mısın? Kendi kendine konuşup duruyorsun. Hem, hiç bu kadar terlemezdin çalışırken. Bir şeyin mi var?"

Hüseyin ayıkır birden "Şey, birşeyim yok be bacı. Memleketi düşünüyordum da." Gün o gün!. saat o saat. Artık Hüseyin de bir dost edinmiştir. Milyonluk kentte yalnız değildir artık. Derdini anlatacağı, yardım anlayış göreceği bir dostu olmuştur. Hüseyin´in de. Bir dost ki, tertemiz. İyi. Doğru. Çalışkan. Bir dost ki, sıcaklık veriyor insana. Yanında huzurlu oluyor insan. Leb demeden leblebiyi anlayıp, elini uzatıyor Hüseyin´e. Gün günü, ay ayı eskitiyor. Geçen her günle dostlukları daha da pekişiyor Hüseyin´le komşu makinada çalışan işçi kadının. Dostluk öylesine gelişiyor ki, gün geliyor Hüseyin onsuz; o Hüseyin´siz olamayacağını anlıyor. Uzun sözün kısası, evleniyorlar. İyi ama, Hüseyin evli zaten. Köyünde bekleyeni var. Ama gönül ferman dinler mi? Kimbilir, gönül mü ferman dinlemedi, yoksa Hüseyin aradığını bulduğu için mi başka şeyi düşünemedi, orası kayıp? Bir de şu var ki, köyünde evlenirken hiçbir tercihi olmamıştı Hüseyin´in. Yani "şu kız mı, bu kız mı" denmemişti. "Dengi dengine" demişti anası, o kadar. Hiç tanımadığı, huyunu suyunu bilmediği biriyle evlendirilmişti Hüseyin. Bütün bunları bir yana itmiş miydi? Anasından, köyünden kopmuş muydu Hüseyin?. İşte orasını bilmiyoruz işin. Eğer köyünden, anasından, karısından kopsa, öyküsünü sunduğumuz türkü olmayacaktı bugün. Anasını, karısını, köyünü birbir anlatmış Hüseyin, Suna´ya. Suna da hiç birine olmaz dememiş. "Senin köyün benim köyüm. Senin anan, benim anam sayılır. Karınla da bacı kardeş gibi geçinip gideriz. Köyün şartları dersen, seninle olduktan sonra her güçlüğü yenerim ben" der. Eee devir de eski devir. Arkadaş sen resmen evlisin. Bir daha evlenemezsin. Yasaktır, diyen yok. Sırt sırta bir süre daha çalışıp, köye dönmüşler. Dönmüşler ya, Suna İstanbul kızı. Ne de olsa konuşması, giyinişi, davranışı değişik. Kendisi, iyi hoş! Öyle kendini beğenmiş cinsinden değil. Zaten öyle olsa, kalkar alıştığı çevreyi bırakıp, köyün şartlarına razı olur muydu? Olurdu ya da olmazdı! Sorun o değil. Asıl sorun, kentte doğmuş büyümüş kızın, köy şartlarına tez zamanda uyamaması. Almış ortalığı bir dedikodu: "Hüseyin"in İstanbul´lu avradı çarşaf giymiyor. Hüseyin´in avradı ite, köpek diyor. Hüseyin´in avradı aşağı, Hüseyin´in avradı yukarı. Bir iki olsa, neyse ne! Gün yok ki yeni bir dedikodu gelmesin Hüseyin´in kulağına. Doluya koymuş almamış, boşa koymuş dolmamış. İnsan çeşittir demiş. Kısım kısımdır demiş. Her insan doğduğu, büyüdüğü yerin şartıyla oluşur demiş. Ama dinleyen kim? Her önüne gelen veryansın ediyor Hüseyin´in İstanbul´lu karısına. Hüseyin´se duygulu bir insan. Sanatçı yanı da var biraz. Sazı dinlenir, sözü sohbeti yerinde. Ama ne etmişse alamamış dedikoduların önünü. Uykuları kaçar olmuş. Hayal meyal düşlerle uyanır olmuş. Uyanmak için, uyumak gerek. Uyuyamıyor ki Hüseyin. Giriyor yatağa, çıkıyor yataktan. Kirpik kirpiğe değmiyor. Hayal mi, düş mü karmakanşık duygular içinde. "Bu böyle sürüp gidemez, birşeyler yapmak gerek" diyor ve kararını veriyor. "Haydi İstanbul´a gidiyoruk. Ananı babanı göresmişsindir. Aylar geçti görmedin onları" diyor Suna´ya. Suna itiraz edecek oluyor. "Değmez o yolu çekmeye. Hele yaz olsun. Gidip gelmesi kolay olur" diyorsa da Hüseyin kararlı. Artık bu huzursuzluğa bir son verecek. Kalkıp düşüyorlar yola. İlçeye gelip, biniyorlar trene. İkinci istasyona geldiklerinde, Hüseyin´in bir elinde sazı, bir elinde su testisi iniyor aşağı. Su doldurup geleceğini söylüyor. İniş o iniş. İki dakika. Üç dakika geçiyor Hüseyin yok. Tren usul usul hareket ediyor, yine ortalıkta yok. Suna, bir bekliyor, iki bekliyor, sarkıyor pencereden çevreyi gözetliyor, Hüseyin yok. Arka kapılardan binmiştir deyip oturuyor yerine. Aşağıda Hüseyin, trenin hareketiyle çıkıyor gizlendiği yerden. Alıyor sazını eline. Oturuyor bir taşın üstüne. Vuruyor tellerine sazın. Vuruyor ki, kızgın, öfkeli, özlemli. Yalvarıyor mu, bir şeylere baş mı kaldırıyor, orası kayıp!

İnsan kısım kısım, yer damar damar
Kaşlann lamelif, gözlerin kamer
İnce bel üstüne olayım kemer
Yakışır güzelim, gör beni beni

Hüseyin der, İstanbul´a gideyim
Değmen bana bu dertten öleyim
Güzelim kapına köle olayım
Müşteri bulursan ver beni beni

Ve avuçlayıp yüreğini, koyuyor ortaya. Köle olup satılmaya razı. Ama ayrılmak gelmiyor içinden Hüseyin´in. Ayrılmak gelmiyor ya, Suna´yı trene bindirip İstanbul´a gönderen de kendisi. Oturup ağıdını yapan da. Ne diyelim. Diyeceğimiz şu; kara tren almış götürmüş Suna´yı İstanbul´a. Hüseyin de dönmüş köyüne. Dönmüş köyüne ama, hali hal değil Hüseyin´in. İçine kapanmış. kimseyle konuşmuyor. Eski neşesi bitmiş Hüseyin´in. Bir tek dostu bağlaması. Çekiyor döşüne, çalıyor, söylüy

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 15 Mart 2007 8:14 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
turku_13

Üyelik Derecesi:
  


ya bir türküyü hikayesiylebirlike okuyunca çok güzel oluyo ya...

çok sevdiğim bir hocam var,o da türküleri çok sever bi gün beraber oturuoruz.bi hikaye anlatmaya durdu:
iki genç var,birbirine deli gibi sevdalılar.80 lerde filan sağ-sol meselesi filan, ortalık çok karışık...bi gün bi çatışmaya karışırlar,biri mezara,diğeri hapse...ve geride kalan gidenin arkasından bir türkü yakar:



Ben derdimi hangi daga
Yüregimi hangi suya diyemiyorum
Sen benimsin bahar gözlüm, yarinlarda ikimizin
Yürüyoruz

Turnalar sevdigim ol
Sen benimsin bahar gözlüm
Yarinlarda ikimizin, yürüyoruz




  tam olarak böyle olmayabilir; ama hocam o zaman anlatıp da hikayeyi, türküsünü söyleyince (ben çalmıştım o söylemişti),çok hoşuma gitmişti.bi de türkü programlarında filan hikayesiyle okurlar ya türküyü bitiyorum...  :)

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 15 Mart 2007 7:12 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
IraZ44

Üyelik Derecesi:
  


ne biliim..yazana sor..

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 12 Eylül 2006 12:10 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
patafix

Üyelik Derecesi:
  


iide bu turkuyle hikayenn ne alakası war?

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 11 Eylül 2006 6:37 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
CEVAP YAZ
 1   2  İleri>>
 

Forum | Aktif Üyeler | Sohbet | Mesaj Merkezi | Müzik Dinle | Müzik Listelerim | Video İzle

Yerli Gruplar | Yabancı Gruplar | Amatör Gruplar | Demolar

Biyografiler | Diskografiler | Sanatçı Fotoğrafları | Şarkı Sözleri | Akorlar ve Tablar | Basın Bilgileri

Üyelik | Ayarlar | Üye Ara | İletişim | Reklam



Site içerisindeki materyallerin kaynak gösterilmeden kopyalanması ve yayınlanması yasaktır.
Copyright © 2007 Anatolianrock.com