Anatolianrock.com Forum
Üyelik Derecesi:
onuru artık bir kadının namuzu ile belirleyen insanoglu artık onuru barısla bilmeli.dünya alıp başını yeni topraklarla ad verirken bu topraklarda yaşatdikları insanları öldürümekden vacgemeli.makineyi,bilimi ve heryi icat eden insan öldürmek yerine yaşatmalı yeni silahlar üretene kadar insanların barış icinde nasıl yasıyabilicegi yeni gücler ve yeni düşünceler üretmeli banane onana sanane lik bitmeli bitmekle beraber her şey artık dünya insanlarının hangi ırk olursa olsun bu ırklarla aynı catı altında yaşamasını bilmeli. biz gülerken konserlere giderken ac karnımızı doyururken afrika filistin ırak gibi savaş ülkelerinde artık barıs olmalı olmalıki aglayan cocukların feryatları dinmeli. doga insana hep hayat veriyor ama biz insanlar dogayı kendi elimizle hep işgaller savaslarla atom bomboları ve savas ıcatları ile yok ediyor ve dogayıyı öldürüyoruz.insanoglu dogayı öldürmekden artık vacgemeli. biz sadece savaşa hayır demekle yetinmemeliyiz!ssavaşa hayır demek yetmicek savasın barısıınıda daha cok gündemde tutmak icin elimizden geldigi kadar calısmalı ve duyarlı olmalıyız.
KIZ ÇOCUĞU Kapıları çalan benim kapıları birer birer. Gözünüze görünemem göze görünmez ölüler. Hiroşima’da öleli oluyor bir on yıl kadar. Yedi yaşında bir kızım, büyümez ölü çocuklar. Saçlarım tutuştu önce, gözlerim yandı kavruldu. Bir avuç kül oluverdim, külüm havaya savruldu. Benim sizden kendim için hiçbir şey istediğim yok. Şeker bile yiyemez ki kâat gibi yanan çocuk. Çalıyorum kapınızı, teyze, amca, bir imza ver. Çocuklar öldürülmesin şeker de yiyebilsinler NAZIM HİKMET
arkadaşlar çok uzun yazılar yazmışlar galiba baya yorulmuşlar:) ama bence sawaş bu günün insanlığına yakışmıyo bence sawaş için hiçbi nedenimiz yok sadece her zaman çok şey istiyoruz. savasın olmasının sebebi insanın gözünün doymaması. neden olmasın derseniz çünkü ölmek insana yakışmıyo ya.
insanlık tarihi boyunca en çok tekrar eden şeydir savaş kavramı. ne olursa olsun mutlaka bir bahanesi vardır insanın. dönem dönem dini gerekçelerle olsun, ulus-devlet tartışmaları olsun, petrol olsun; kısaca ister maddi ister manevi olsun mutlaka bir bahane bulur insanoğlu. peki insanlık nasıl olur da bu kadar başarılı olur tarihi tekerrür ettirmeye? ders alamamak bunun gerekçesi olmasa gerek. ders almış olmasa barışı korumak için kurumlar kurulmaz, onca antlaşmalar yapılmaz çok dar açıdan düşünürsek almanlar bugün 70 yıl önceki hallerinden utanç duymazdı. (burada yanlış anlaşılmasın belirli bir savaş dönemini almanların suçu olarak görmekte değilim.) sorun insanlığın bitmek bilmeyen açlığından kaynaklanır görüşümce. kedinin ciğere yaptığının aksine uzanamadığımıza özeniyor, erişemediğimizi yüceltiyoruz.bu yüzden bitmek bilmeyen bir kaos süregelmekte gezegenimizde.doğanın dengesini bozan, hayvanların birbirini avlarkenki işleyen sürecin tam tersi bir savaş durumu, sonuçları itibariyle tahrip eder dünyayı. hayvanların aksine nerede duracağını bilmiyor insanoğlu. ticaret yollarını fethediyor , tüm asya’nın düşünü kuruyor. orası da yetmiyor okyanusu aşıp bambaşka bir kıtaya göz dikiyor. doğal olarak da gittiği tüm yerlerde kendini koruma içgüdüsüyle donanmış insanlarla düşmanca bir ilişki kuruyor. işte bu yüzden insanlık yüzyıllardır ,binyıllardır gelip geçen yaşam formları içinde en zalim, en cesur, en vahşi canlı ünvanını elinde tutuyor. tüm bu sıfatlardan bahsederken napoleon bonaparte’ın adını anmamak olmaz. çırpınan bir ülkeyi en parlak günlerine getiren bir hükümdar nasıl aynı zamanda hem bu kadar zeki ve yetenekli olurken hem de bu kadar açgözlü ve zalimdir? yoksa onun zekasını ve yeteneğini körükleyen şey bu açgözlülüğü ve zalimliği miydi? doğasından gelen güdülerinin esiri mi olmuştu yoksa? tek bayraklı bir avrupa hayali güderken nasıl olmuştu da koskoca rusya’ya , asya’nın içlerine kadar uzanan rusya’ya girme cesaretini görmüştü kendisinde? (nitekim biyografisi okunursa o meşhur seferi gerçekleştirme sürecinde kişiliğindeki derin çalkantılar göze çarpar) barışı düşlemek, denemek onun kafasında ikinci plana itildiğinden dolayı idi kanımca. açgözlülüğü yol açmış olmasın buna da? (barış rusya’yı yenmeye mi bağlıydı, savaştan sonra gelmeye mahkum muydu?) daha da fazla uzatılabilecek bu parantezi burada kapatırken, bu çarpıcı örnekten bile çıkarılabilir insanoğlunun hem savaştan alabildiğine nefret ettiği hem de ondan vazgeçemediği. örnekler tarih kitaplarına bakılarak sayfalarca uzatılabilir ama insanlığın, uzun vadeyi geçtim kısa zaman dilimlerinde bile bir an olsun bir arpa boyu ilerlemediğini, avrupa’yı ikinci dünya savaşı süresince dehşete düşüren yahudi soykırımına ve yalnızca 50 küsür yıl sonra avrupa’nın bir başka köşesinde, balkanlarda cereyan eden soykırıma bakarak anlayabiliriz. (üstüne üstlük bugün halen bazı devlet başkanları çıkıp soykırım olmadı diyorsa kafalardaki boşluk ozon tabakamızdaki boşluktan büyük demektir) biraz umutsuz bir saptama olacaksa da sonuçta devamlı bir savaş ortamında büyüyen nesillerin gelecekte insanlığı daha huzurlu kalıcı bir ortama taşıyacağı düşüncesi kanımca en ütopik rüyadır. sadece dönem dönem, kısa süreçler halinde biraz daha iyi zamanlar olacaktır hepsi bu.
"Savaşa neden karşı çıkmalıyız" sorusuna en güzel cevaplardan birini Ataol Behramoğlu veriyor sanırım. Bazen şiirler binlerce sayfalık manifestolarımızdan daha anlamlı... Garami’nin eklediği ve B.Y.A’ya ait olan manifestonun şiirsel anlatımı: BEBEKLERİN ULUSU YOK İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu Bebeklerin ulusu yok Başlarını tutuşları aynı Bakarken gözlerinde aynı merak Ağlarken ayni seslerinin tonu Bebekler, çiçeği insanlığımızın Güllerin en hası, en goncası Sarışın bir ışık parçası kimi Kimi kapkara bir üzüm tanesi Babalar, çıkarmayın onları akıldan Analar, koruyun bebeklerinizi Susturun susturun söyletmeyin Savaştan, yıkımdan söz ederse biri Bırakalım sevdayla büyüsünler Serpilip gelişsinler bir fidan gibi Senin benim hiç kimsenin değil Bütün bir yeryüzünündür onlar Bütün insanlığın gözbebeği İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu Bebekler, çiçeği insanlığımızın Ve geleceğimizin biricik umudu Bebeklerin ulusu yok ATAOL BEHRAMOĞLU
büyüdükce yaratılan ideolojilerin içinde asimile oluyor kişiliklerimiz.. büyüdükce kirleniyoruz.. zihnimize yerlestirilen her hırs tohumu sonucu,insan degil,o tohumun savunucusu halini alıyoruz.. bir baskasının bize taktıgı gozlugun gosterdigi yolda ilerliyoruz ve önumuze cıkan her herseye engel muamelesi yapıyoruz.. öldürüyoruz.. insanlıktan kopuyoruz.. savastıkca tukeniyoruz.. işte bu nedenle savasa karsı cıkmalı,barısı savasla saglayamayacagımızın farkına varmalıyız..
Savaşa Neden Karşı Çıkmalıyız? Tüm insanlık bir dünya da yaşıyoruz. Birbirimizle yaptığımız tüm savaşlar yine dünyaya zarar veriyor. İki takımın oyuncuları gibi takım seçip yada daha önce belirlenmiş takımlara göre insanlığa zulm ediyoruz. Savaşa karşıyız diyoruz ancak sadece onların yani diğerlerinin bize açacağı savaşa karşı oluyoruz. Savaşa karşı olurken bile taraf tutuyoruz. Bizden olan yada bizden olduğunu sandıklarımız; düşmanımız olan yada düşman olduğunu sandığımız kişilere savaş açtığında alkışlıyoruz. Coşuyor, enginlere sığmıyor taşıyoruz. Oysa savaşa taraftarlık duygusuyla karşı çıkılmaz, bu karşı çıkış savaşa karşı çıkış değildir. Bize karşı açılan savaşa karşı çıkıştır. Emperyalizmin belirlediği koşullarla barış isteminde bulunmak, savaşı dünyadan silmek için çözüm değildir. Maalesef ki bizim sandığımız tüm yaşam alanları emperyalizm tarafından kuşatılmış durumdadır. Emperyalizmin ise ülkesi yoktur ancak emperyalizm asalak gibi istediği tüm ülke ve ülke yönetimlerine yapışır ve o ülkenin milli, dini ve toplumsal tüm koşullarını kullanarak tüm dünyayı sömürmeyi sinsice başarabilir. Ve başarmaktadır da... Tüm benliğimizle ve güdülerimizle, savaşın savaş düşkünlerinden başka hiç kimseye, hiç bir ülkeye, hiç bir millete fayda sağlamadığını görebilmemiz gerekiyor. Bu nedenle dünyanın bize attığı çığlığı duymamız ve her kim savaş için hazırlık yapıyorsa, yapmışsa, ona karşı tutumumuzu üzerinde yaşadığımız bu dünya için göstermeliyiz. Dünya bizden yardım istiyor... Dünyamızın ise ne ırkı, ne milleti ne de savaşı durduracak gücü var. Bu güç biz insanlığın elindedir. Maalesef ki dünyamız, biz insanlığın içinden çıkmış zorbaların kendi geliştirdikleri yöntemlerle yönetiliyor, mahvediliyor. Kimilerimiz bu mahvedişi kendi çıkarlarına yorarak alkışlıyor, kimilerimiz ise kendi çıkarlarına uymadığı için lanetliyor. Oysa bu zorbalar sistematik bir şekilde tüm dünyayı yok ettiklerini, bizlerden ve sizlerden, herkesten gizliyorlar. Savaşı ve savaşın tüm araçlarını insan olduğumuz için reddetmemiz, her ne durumda olursa olsun savaşa ve savaşın tüm araçlarına karşı çıkmamız gerekiyor; bunu Türk, Alman, İngiliz, Japon, İranlı, Iraklı olduğumuz için değil insan olduğumuz için yapmalıyız. Savaşa nasıl karşı çıkmalıyız? Tüm dünyada silahlanma tüm hızıyla devam ederken, nükleer enerji santralleri ve nükleer bombaların yapımı son hızla devam ederken, savaşı kışkırtan ırkçı ve milliyetçi söylemler devam ederken, biz insanları taraftar olmaya yönelik tüm tanıtım ve propaganda araçlarıyla üzerimize psikolojik silahlarını püskürtmeye devam ederlerken; bunu kendi milli, dini ve toplumsal zaaflarımızı herşeyden önce kendi devletimizi kullanarak yapmaya devam ederlerken, sadece içi boş bir "savaşa hayır" demek yeterli değidir. Savaşa neden olacak tüm unsurlarında beraberinde dünyamızdan silinmesi için bilinçli ve güdüsel tavrımızı ortaya koymalıyız. Ancak kesinlile duygusal olmamalıyız. Bizler emperyalizmin orduları, polisleri, patronları, hizmetkarları ve alkışlayıcıları ve küçük ödüllerle onurlanıcıları değiliz. Bizler bizi sömürerek adına isimler takıp sonra bizi bekçileri yaptıkları bu emperyalist sistemin zincirine bağlanmamalıyız. Hangi savaşa karşıyız? Biz "dünyalıların" topraklarına ad takıp sonra da taktıkları adlarla birbirlerini yokettiren, birbirlerine zulm ettiren zihniyete karşıyız. Bizler ekonomik gelişimin şartı teraneleriyle, hayvanlara, bitkilere, doğaya karşı açılan tüm nükleer, kimyasal araçlarla ve katil bıçaklarıyla tür yokedim savaşlarına karşıyız. Bizler ekonomi, insanlık, teknoloji teraneleriyle dünyaya olan yokediş hücumlarına karşıyız. Bu dünyada biz yaşıyoruz. Hiç kimse biz insanlığın iznini almadan, hiç kimse tabiatın iznini almadan bizim adımıza karar veremez. Ve bu dünyayı yokediş çabalarını bizim yararımıza yoramaz. İşte bizler insanlığı yokadecek her türlü savaşa karşıyız. Eğer taraftar olacak isek, ülkelerin, milletlerin, devletlerin, şirketlerin, patronların değil "dünyanın" taraftarıyız. Bizler emperyalistlerin yarattığı bu dünyayı istemiyor "başka bir dünya mümkündür" diyoruz. B.Y.A Peki savaşa karşı sizin manifestonuz nedir? Manifestonuzu yazınız...
Forum | Aktif Üyeler | Sohbet | Mesaj Merkezi | Müzik Dinle | Müzik Listelerim | Video İzle Yerli Gruplar | Yabancı Gruplar | Amatör Gruplar | Demolar Biyografiler | Diskografiler | Sanatçı Fotoğrafları | Şarkı Sözleri | Akorlar ve Tablar | Basın Bilgileri Üyelik | Ayarlar | Üye Ara | İletişim | Reklam Site içerisindeki materyallerin kaynak gösterilmeden kopyalanması ve yayınlanması yasaktır. Copyright © 2007 Anatolianrock.com