Anatolianrock.com Forum
Üyelik Derecesi:
delikanlı abilerimizdendir. Mahallede onun sözü geçer
İsmini ve vecizelerini çokça duymakla beraber çıldırasıya merak ettiğim şahsiyet... Kendinden geriye yazılı tek bir eser bırakmamış olması ise büyük talihsizlik...
"Türkiye’de aydın geçinenler Doğu’ya doğru seyreden bir geminin güvertesinde Batı yönünde koşturarak Batılılaştıklarını sanırlar." çok ii bi söz.
Celal Yalınız düşünür ve filozoftur. Sakallı Celal olarak bilinir; yazılı bir eser bırakmamış ama her biri birer eser olan insanlar bırakmıştır arkasında. Yakın arkadaşları arasında Yusuf Ziya Ortaç, Ahmet Haşim, "öğrencim" de dediği Nazım Hikmet, Ordinaryüs Matematik Profesörü Ali Yar, Haldun Taner ve Ali Sami Yen; çevresindekiler arasında Nurullah Ataç, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Kazım Taşkent gibi çeşitli isimler ile Melih Cevdet Anday, Orhan Veli gibi pek çok şair ve yazar yer alır. İstanbul’da, Aydın’da ve Osmanlı’nın diğer bir kaç kentinte öğretmenlik, müdürlük, işçilik gibi işler yapmıştır. En büyük özelliklerinden biri sakavetli(hayırsever) olması paraya tama etmemesidir. Sürekli fakirlere yardım etmiştir. Bugün dilimizde yer etmiş, kaynağını bilmeden kullandığımız pek çok deyiş de onundur. Birkaç Sakallı Celal deyişi örneği: "Bu kadar cehalet ancak tahsille mümkün olur." "Bu ülkede ilgililer bilgisiz, bilgililer de ilgisizdir." "Türkiye’de aydın geçinenler Doğu’ya doğru seyreden bir geminin güvertesinde Batı yönünde koşturarak Batılılaştıklarını sanırlar."
Sakallı Celal... TÜRK toplumunun çelişkisini, Batı ile Doğu değerleri arasında bocalamasını, çok kere bir benzetmeyle anlatırız: "Bu memleket Doğu’ya giden bir teknedir, içindeki bazı saflar, Batı’ya doğru koşarlar." Bu benzetmede zaman zaman kelimeler değişse de, çelişki açık seçik bellidir. Kim söylemiştir bu sözü? Sakallı Celal! Kimdir Sakallı Celal? (x) *** CUMHURİYET’in ilk yıllarında "sakal" değil, "sakalsızlık" modası vardır, işte o, bu dönemde muhteşem bir sakal bırakarak dikkatleri üzerine çekmiş, Galatasaray Lisesi mezunu, bir paşanın çocuğudur. Fransızcayı gayet iyi bilir, konuşur, yazar, okur, ülke ve dünya sorunlarıyla her an ilgilidir, fakat uzaktan bakan biri, onun için "Bir baltaya sap olamamış!" diyebilir. Bu onun başarısızlığından değil, herkesin başarı dediklerini istemeyişindendir. Melih Cevdet Anday onun için "kahraman" der. Nasıl bir kahraman? Kendisi için hiçbir şey istemeyen kahraman... Ne para, ne parlak makam. Yeter ki memleket yükselsin, çağdışı geleneklerden, inanışlardan kurtulsun, aklın mantığın dediği olsun... *** "SAKALLI Celal" bir Anadolu kasabasında öğretmendir. Her yerde olduğu gibi, burada da softalarla başı derttedir. Bir gün öğretmenler odasına topraktaki böcekleri araştıran bir yabancı bilginin fotoğrafını asar, birkaç gün sonra fotoğraf yok olur. Meğer öğretmenler başı şapkalı olduğu için, fotoğraftan rahatsız olmuşlardır. "Sakallı Celal"in tepesi atar: "Ulan, adam sizin hatırınız için güneşin altında başı açık mı çalışsın?" *** "SAKALLI Celal" silaha düşkündür, bir gün polisler onu silahla yakalarlar, ama ruhsatı vardır, buna rağmen sorarlar: "Neden silah taşıyorsun?" "Gazi Paşa"yı (Atatürk’ü) ve Cumhuriyet’i korumak için!" *** CUMHURİYET’in ilk yılları, Ankara okuryazara, diplomalıya muhtaçtı, rivayet ederler ki, Ankara’da trenden inenlerden yabancı dil bilen varsa "Hariciyeci" yaparlar. Ortaokul mezunları maden okulunda, kısa bir eğitimden sonra maden mühendisi olur, "Hukuk Mektebi"ne de ortaokul mezunları alınır. *** İŞTE bu koşullarda Ankara Sultanisi’nin, yani lisenin müdürü "Sakallı Celal"dir, Milli Eğitim Bakanı da sınıf arkadaşı Hamdullah Suphi’dir. Bir gün bakanlıktan bir yazı gelir, ülkenin yetişmiş adam ihtiyacı belirtilir ve müdürden, son sınıf öğrencileriyle birlikte bir önceki sınıfın öğrencilerinin de, mezun olması, bunun için sınavlarda yardım edilmesi istenmektedir. Böyle bir şey "Sakallı Celal"in anlayışıyla kesinlikle bağdaşamaz, kabul edemez ve istifa eder. Bakan, durumu anlatır, ihtiyacı belirtir, istifasını geri almasını ister, ne de olsa sınıf arkadaşıdır. Arkadaşlık bir yana "Sakallı Celal"in ilkeleri bir yanadır... "Bak Hamdullah!" der: "Meşrutiyet ilan ettik olmadı, Cumhuriyet’i getirdik yine olmadı. Bir de ciddiyeti denemeye ne dersin?" "Sakallı Celal" böyle bir adamdır. (x) Sakallı Celal, Bir Bilinmeyen Ünlü’nün Yaşam Öyküsü, Orhan Karaveli / Pergamon Yayınları.
Orhan Karaveli örnek bir çalışma niteliğindeki kitabında Sakallı Celal’in hayatının bilinmeyen yönlerini göz önüne seriyor Bir ara dilimize ne çok takılmıştı: "Bizler Doğu’ya giden bir geminin güvertesinde Batı’ya doğru koşuyor, Batılılaştığımızı sanıyoruz." Ya da: "Bu kadar cehalet ancak tahsille mümkün olur." Kaynağı kimdi bu sözlerin, pek merak etmezdik doğrusu. Sonradan öğrendik: Sakallı Celal’miş. Peki, kimdi Sakallı Celal? Merak edenler bile, onun yaşamı üstüne üç-beş cümlelik bilgi edinebildiler, o kadar. Sakallı Celal bizler ve bizden sonra gelen kuşaklar için hep karanlıkta kaldı. Sanki yaşayıp yaşamadığı bile pek bilinmeyen bir halk bilgesiydi. Nasreddin Hoca gibi. İncili Çavuş gibi. Düne kadar. Orhan Karaveli, "Sakallı Celal" (Permagon Yayınları) kitabıyla Cevat Çapan’ın dediği gibi, "Örnek bir çalışma ile bu merakımızı giderdi". Soyadının Yalnız olduğunu bile bu "sözlü tarih"le öğrendik. * * * 1886-1962 yılları arasında yaşamış Sakallı Celal. Kökleri Bosna’ya uzanan bir ailenin, sonradan bahriye nazırı olan Hüseyin Hüsnü Paşa’nın oğluymuş. Öğrenimini Galatasaray Sultanisi’nde yaptıktan sonra Paris’e gitmiş. Yurda dönünce Üsküp’te, Anadolu’da öğretmenlik yapmış. İlkeleri yüzünden hiçbir okulda barınamamış. Kişiliğinden ödün vermektense "çekip gitmeyi" yeğlemiş. Kimseye eyvallah etmemiş. Her çeşit işe bulaşmış. Çımacılıktan, hamallıktan fabrika işçiliğine kadar. Yaşamının son yıllarını İstanbul’da, Kazım Taşkent’in kendisini yerleştirdiği Doğan Apartmanı’nda bir odada geçirmiş. 1942-1954 arasında aynı binada oturan Cahit Davran, şöyle anlatıyor Sakallı Celal’i: "Dev gibi bir adamdı. Temiz olmayan bir insan izlenimi bırakırdı ama, paradoksal olarak, tam bir temizlik hastasıydı. Öyle ki, karşılıklı konuşurken elindeki -genelde- Fransızca gazeteyi sizden mikrop kapmamak için ağzının önünde tutardı. (...) Konuşurken ağzının içine baktırırdı. Sosyal ve benzeri konularda Türk toplumunda gördüğü eksiklik ve aksaklıkları uzun uzun anlatırdı. (...) Çok kültürlü ve farklı bir insan olduğu her halinden belliydi. (...) Sevimliliğinin yanı sıra çok ciddi bir insandı. (...) ’Eksantrik’ bir kişilik! Ve topluma adeta rest çekmiş bir hali vardı." * * * Karaveli’nin kitabında çeşitli yazarların Sakallı Celal’le ilgili görüşleri de yer alıyor. Mahir İz’in anılarından bir alıntıyı aktarmak istiyorum: "Bir gün (Sakallı Celal’e) Kadıköy vapurunda rastlamıştım. ’Sizi hâlâ huzura kavuşmuş göremiyorum. Siz ne istiyorsanız, ne düşünüyorsanız, hatta şimdiye kadar düşünmediklerinizin hepsini Mustafa Kemal Paşa yaptı. Neden hâlâ memnun değilsiniz?’ diye sordum. Bana ’Sen hiç tiyatroya gitmedin mi? Perde açılır, karyolaya uzanmış bir hasta görürsün, başında ilaç veren bir de hemşire vardır. Biraz sonra doktor içeri girer, nabız yoklar, reçete yazar... (Aslında) ortada ne hasta, ne hemşire ne de doktor vardır. Bunların hepsi bilirsin ki rolden ibarettir. İşte bizim Cumhuriyetimiz de Yaşasın Cumhuriyet rolünden ibarettir’ diye karşılık verdi!" * * * Ahmet Haşim anılarına değindiği bir yazısında "Ankara Lisesi’nin bahçesindeki havuzun başında akşamları Sakallı Celal’in harikulade saçmalarını dinlerdik" demiş. Bir bakıma Melih Cevdet Anday’ın görüşünü destekliyor bu. Anday, Sakallı Celal’in savaşımlarının bugünün savaşım anlayışıyla bağdaşmaz olduğunu ileri sürüyor. "Sanki toplumu değiştirmek için değil, okumuş yazmışları şaşırtmak için bu yolu tutmuştur o" diyor. Haldun Taner her ayrıcalık hevesinin kökeninde -aranırsa- bir kompleks, bir göstermecilik duygusu yattığının görüldüğünü söylüyor. Ve ekliyor: "Alçakgönüllü değerlerin güme gittiği bir ortamda herkesin ’ben de varım’ diye bar bar bağırması, kişilikte ya da görünümde -bazen ikisinde birden- abartıya varması doğal karşılanmalıdır." * * * Müdür yardımcılığından atıldığının ertesi günü bir boyacı sandığı edinerek okulunun önünde öğrencilerinin ayakkabısını boyayarak tepkisini gösteren bu sıra dışı insanın yaşamını keyifle okudum. Asıl ilgimi çeken, onun ödün vermez kişiliği oldu. Ankara Sultanisi müdürlüğü yaptığı dönemde öğrencileri mezun etmek konusunda "müşkülpesent" davranmaması istenmiş, "Ankara Sultanisi boyacı küpü değildir" diye yanıt verince vekalet emrine alınmıştı. Genç Maarif Vekili Hamdullah Suphi, bu konuda bir daha düşünmesini isteyince, şöyle demişti Sakallı Celal: "Bak Hamdullah, Meşrutiyet ilan ettik, olmadı; Cumhuriyet’i getirdik, gene olmadı. Bir de Ciddiyet’i denemeye ne dersin?" * * * Sakallı Celal’in mezar taşında "Bağban bir gül için bin hare hizmet eder" yazıyormuş. Yani "Bahçıvan bir gül için bin dikene katlanır." Yaşamını okuyunca, Sakallı Celal’in bin dikenle yetinmediğini, katlanılacak başka dikenler peşine düştüğünü de gördüm... Sizler bilirmisiniz Türk Filozofumuz Sakallı Celali’mizi ? Tanırmısınız ? arkasında yazılı eser bırakmamış ama sözleri hala akıllarda..!
Forum | Aktif Üyeler | Sohbet | Mesaj Merkezi | Müzik Dinle | Müzik Listelerim | Video İzle Yerli Gruplar | Yabancı Gruplar | Amatör Gruplar | Demolar Biyografiler | Diskografiler | Sanatçı Fotoğrafları | Şarkı Sözleri | Akorlar ve Tablar | Basın Bilgileri Üyelik | Ayarlar | Üye Ara | İletişim | Reklam Site içerisindeki materyallerin kaynak gösterilmeden kopyalanması ve yayınlanması yasaktır. Copyright © 2007 Anatolianrock.com