Anatolianrock.com Forum
Üyelik Derecesi:
"Bir oba kalkıp da yola koyuldu mu hayvanların çanları başlarmış konuşmaya! Önde giden devenin çanı: "Benim ağam zenginnndir! Benim ağam zenginnndir!" diye ötermiş. Ortada giden devenin çanı: "Neden neden neden neden ? " diye ötermiş. Arkadan gelen devenin çanı da: "Ondan bundan ondan bundan ondan bundan ondan bundan" diye ötermiş... Bizim bu ozan dilimiz, doğru gören doğru söyleyen sazımız, dertlilere derman arayan Şaman dualarından beri böyle yargılayıp geliyor... Aldı Alaca dağın, kara dağın akan suların ayincisi. Hem ayincisi, hem de oyuncusu olan Şaman kocası. Bakalım ne dedi: " Allah, Bismillah! Ey Tanrım yanıldığımda bana yardım et! Ey kopuzum! Doğru gör, doğru söyle! Üyengi ağacının kökünden oyarak aldığım kopuzum! Kızıl çalı tobulgadan perdelerini yaptığım kopuzum! Yürük atın kuyruğundan tel yaptığım kopuzum! Doğru gör, doğru söyle! Söylenene uymazsan kulaklarını burarım! Seni yere çalarım! Oynayıp durduğum andır bu an! Çam kopuzumu elime aldım. Su yılanı gibi dolandım döndüm..." Deyip kesti. At ayağı çabuk, ozan dili çevik olur derler. Biz gelelim Kara Hoca’nın oğlu Dedem Korkut’a. Dedem Korkut’tan bir yiğit damar sürüp getirelim Köroğlu’na. Aldı Çardaklı Çamlıbel’in kırk delisinden biri, Yusuf’un oğlu Koç Köroğlu. Bakalım o da nasıl bir öğüt verdi, ne söyledi...."
BOŞA DİDİNMEK FAYDA VERMEZ Boşa didinmek fayda vermez Her geçen gün daha beter dünden Böyle gelmiş böyle gitmez Sömürü zulüm devam etmez Kaldırmadıkça başlarımızı Sefaletimiz bitmez Elindeki bu boş tencere Dolar mı kendi kendine Eğer razı olursan sen Kendi kötü kaderine Kaldırmadıkça başlarımızı Sefaletimiz bitmez "Ana" oyunundan Söz: Bertolt Brecht Müzik: Sarper Özsan
ALMANYA’DA ÇÖPÇÜLERİMİZ Nasıl geçtin de boz bulanık sellerden? Haberim mi aldın esen yellerden? Yadigar mı da geldin bizim ellerden? Gül-ü reyhan gibi koktun birader Gül-ü reyhan misali koktun birader Gün ışır ışımaz, alın yazımız parlar, Ne alın yazısı, el yazısı be! Sökemeyiz ki biz, ilkokul aydınlığı bile gösterilmeyenler Biz, pis yöneticilerin mutsuz kişileri, Süpürürüz yaban ellerin sokaklarını; pis el,pis yürek! Sığmazken atalarımız güne,yarına, Düşmüşüm ben, düşmüşüm ben el kapılarına Daha üçyüz yıl önce, omuzlarımızda gök yarısı bayraklar Eğilirdi bu ülkenin burçları uygarlığımıza, Şimdi ta Bünyan’daki üç çocuk, ağızları açlıkla büyümüş Şimdi ta Ereğli’deki dört çocuk, gözleri açlıkla iri iri Alır karanlıklar ardından göderdiğim kara lokmasını Sığmazken atalarımız güne,yarına, Düşmüşüm vay, düşmüşüm ben el kapılarına Ne duruyoruz be kardeş, aylık bin yeşil mark Varalım dağılalım kartal Anadolu’dan yeryüzüne Beyler altın uykularından uyanmak üzere, haydi yollarını temizliyelim Al güneşten bile utanmadan; pis el, pis yürek Sığmazken atalarımız güne, yarına, Düşmüşüm vay, düşmüşüm ben el kapılarına Söz:Fazıl Hüsnü Dağlarca Ezgi: RUHİ SU
Ruhi Su’nun burçak tarlası ve çanakkale içinde parçalarını dinleyenlere ordaki Ruhi Su’nun ses tonunu yakalayabilenlere...
EKİN İDİM OLDUM HARMAN Düşürdün aşkın narına Karıştırdın küle beni Atın yolun kenarına Yar geçtikçe göre beni Kırda meleşir kuzular Derdim çok yarem sızılar Gönül sevdiğin arzular Götürsünler yare beni Ecel gelir Hak’tan ferman Can çekilir kalmaz derman Ekin idim oldum harman Savursunlar yele beni Ali Rıza’m sızlar yara Gülistandım döndüm hara Çekiverin Zülfikar’a Kılsın pare pare beni
AĞIT Karalı bir haber düşmüş geliyor Bakır antenlere kardeş gümüş tellere Ne bir ezan sesi ne çan çalıyor Sabahın seheri kardeş, çıkmış yollara Sabahın seheri Nazım Kardeş, çıkmış yollara Her hali aklımda, aklımdan gitmez Sol yanım unutsa kardeş sağım unutmaz Böylesi bir cana ölüm kar etmez Sürer tazelenir kardeş, gelir dallara Sürer tazelenir Nazım Kardeş, gelir dallara Dedim ki bozkırda bir sarı ota Ateşin sönmeye kardeş, dumanın tüte Ola ki bir sabah bir horoz öte Bu bizim türkümüz kardeş, düşer dillere Bu bizim türkümüz Nazım Kardeş, düşer dillere RUHİ SU
AĞIT Zaloğlu bu zulmü görseydi, ecel bu feryadı duysaydı celladın yüreği olsaydı; Zaloğlu savaşa, yiğitliğe ağlardı, ecel bakardı kendine ağlardı, cellat, yüreği taş olsa, ağlardı. Diken içindeler, ama gül gibiler. Hapisteler, Ama şarap gibiler. Balçık içindeler, ama gönül gibiler. Gece içindeler, ama sabah gibiler. Her gün bir yerden göçmek ne iyi Her gün bir yere konmak ne güzel. Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş. Dünle beraber gitti, canlarım, ne kadar söz varsa düne ait. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım. Ruhi Su "Şiirler Türküler"
ALMANYA’DA ÇÖPÇÜLERİMİZ Nasıl geçtin de boz bulanık sellerden? Haberim mi aldın esen yellerden? Yadigar mı da geldin bizim ellerden? Gül-ü Reyhan gibi koktun birader Gül-ü Reyhan misali koktun birader Gün ışır ışımaz, alın yazımız parlar, Ne alın yazısı, el yazısı be! Sökemeyiz ki biz, ilkokul aydınlığı bile gösterilmeyenler Biz, pis yöneticilerin mutsuz kişileri, Süpürürüz yaban ellerin sokaklarını; pis el, pis yürek! Sığmazken atalarımız güne,yarına, Düşmüşüm ben, düşmüşüm ben el kapılarına Daha üçyüz yıl önce, omuzlarımızda gök yarısı bayraklar Eğilirdi bu ülkenin burçları uygarlığımıza, Şimdi ta Bünyan’daki üç çocuk, ağızları açlıkla büyümüş Şimdi ta Ereğli’deki dört çocuk, gözleri açlıkla iri iri Alır karanlıklar ardından göderdiğim kara lokmasını Sığmazken atalarımız güne,yarına, Düşmüşüm vay, düşmüşüm ben el kapılarına Ne duruyoruz be kardeş, aylık bin yeşil mark Varalım dağılalım kartal Anadolu’dan yeryüzüne Beyler altın uykularından uyanmak üzere, haydi yollarını temizliyelim Al güneşten bile utanmadan; pis el, pis yürek Sığmazken atalarımız güne, yarına, Düşmüşüm vay, düşmüşüm ben el kapılarına Söz: Fazıl Hüsnü Dağlarca Ezgi: RUHİ SU
Köroğlu yavaş yavaş yoruldu,ihtiyar oldu çürüdü, başladı yakınmaya; Felek aldı devranımı demimi Ya ben kime gidem imdada bilmem Aşkın deryasına saldı gemimi Çalkanıp çıkmaya bir ada bilmem Kement attım dala ben Düştüm haldan hala ben Çöp deşirdim yuva yaptım Uçamadım bala ben Ben feleği dost bilirdim Bağladı kollarım benim Eser iken esmez oldu Serimde tellerim benim Pünhanım çağırır hazır ve nazır Yetiş imdadıma boz atlı Hızır Kefenim dikildi tabutum hazır Kabirim kazıldı nerede bilmem Güven gez güven gez Dağda olur güven gez Ne devlete bel bağla Ne varlığa güven gez Dedi, Köroğlu hikayesi burada bitti. İşte böylece, Şaman dualarından Dedem Korkut’a, Dedem Korkut’tan Köroğlu’na, Yunus Emre’ye, Pir Sultan Abdal’a, Karacaoğlan’a, Dadaloğlu’na, ondan ona ondan ona, ondan da çağımızın büyük ozanlarına sürüp geldi bu güzel dil. Hep doğru gördü, doğru söyledi bu telli Kur’an.Onlar yalnız bize bu dünyayı sevdirmekle kalmadılar, daha mutlu ve daha adil bir dünyanın geleceğini de söylediler. Belki o dünyayı görmediler ama, görmüşçesine söylediler...
MERT DAYANIR NAMERT KAÇAR Mert dayanır namert kaçar Meydan gümbür gümbürlenir Şahlar şahı divan açar Divan gümbür gümbürlenir. Yiğit kendini öğende Oklar menzilin döğende Şeşper kalkana değende Kalkan gümbür gümbürlenir Ok atılır kal’asından Hak saklasın belasından Köroğlu’nun narasından Her yan gümbür gümbürlenir Köroğlu Türküleri \ Ruhi Su
Forum | Aktif Üyeler | Sohbet | Mesaj Merkezi | Müzik Dinle | Müzik Listelerim | Video İzle Yerli Gruplar | Yabancı Gruplar | Amatör Gruplar | Demolar Biyografiler | Diskografiler | Sanatçı Fotoğrafları | Şarkı Sözleri | Akorlar ve Tablar | Basın Bilgileri Üyelik | Ayarlar | Üye Ara | İletişim | Reklam Site içerisindeki materyallerin kaynak gösterilmeden kopyalanması ve yayınlanması yasaktır. Copyright © 2007 Anatolianrock.com