|
Üyelik Derecesi:

|
’Biz sanatçıyız, siyasetle ilgimiz olamaz!!’
Kapitalizmin insanlık değerlerini tümden tükettiği açıkça görülüyor. İnsanlığın varoluş biçimi olan toplumsallık dağıtılıyor. Bunun anlamı insanlık, ahlakı ve kültürü ile yok ediliyor. İnsan toplumsal değerlerden tümden koparak bireycileşiyor. Bırakalım irade kazanmayı, karıncalaşıyor.
Kapitalizmin insanlık değerlerini tüketmesi ve herşeyi alım satım konusu yapması en fazla da kültür alanında yaşanıyor. Daha doğrusu kapitalist kültür insanlığın şimdiye kadar yarattığı tüm kültürü yıkarak, ortada hiçbir değer ölçüsü bırakmayacak düzeyde bir saldırı yürütüyor. Ne var ki insanlığa saldırı en fazla kültürel değerlere yapıldığı halde, kültür-insanları bu konuda yeterince mücadele etmiyorlar. Sanki bir teslimiyet yaşanıyor. Kültür alanında yaşanan bu teslimiyet kadar insanlık için tehlikeli daha başka bir şey olamaz. Bu teslimiyetin en kaba ifadesi ise kültürcüler siyasetle uğraşamaz, sanatçının siyasetle ilişkisi olmamalıdır biçiminde karşımıza çıkıyor. Siyaset günümüz siyasetçisi tarafından yozlaştırılsa da, esas anlamı toplum işleriyle uğraşmaktır. İktidarcı, devletçi, sömürücü siyasetin hakim olduğu günümüzde toplumun özgürlük ve demokrasiden yana siyasetle ilgilenmesi vazgeçilmez hale gelmiştir.
’Biz sanatçıyız, siyasetle ilgimiz olamaz,’ cevabını veriyor. Böylelikle siyasetin, yani toplum islerinin bir profesyonel elit kesimin işi olduğu anlayışında olduğunu ortaya koyuyor. Siyaset böyle anlaşılırsa uzak durma da doğal hale gelir. Biz bundan sonra bu sütunlarda kültür sanat ile ilgili düşüncelerimizi de yazacağız. Bu ilk yazımızda ağırlıklı siyaset-sanat ilişkisine değinmek istiyoruz. Günümüzde doğru bir kültür politikası olmadan özgürlük ve demokrasi savunucusu olmak mümkün değildir. Tarihte sanatçılar ve kültür-insanları siyasetle yakından ilgilenmişlerdir. Bu nedenle ilk toplumsal muhalefetler ve yönetimlere itirazlar kültür ve sanatla uğraşan çevrelerden gelmiştir. Sanatçılara h‰l‰ toplumun vicdanı denilmesinin nedeni budur. Kültür-insanlarının toplum işlerine, yani siyasete ilgisi yadırganmamış, aksine ilgisiz kalanlar gerçek sanat insanı olarak görülmemiştir.
Sanat toplumun beğeni ölçülerini yükselten bir iş olduğundan o güne kadar üretilenin ve yaşanılanın gerisine düşme kabul edilmediği gibi yaşam kalitesinin yükseltilmesi sanatçıların temel kaygısı olmuştur. Birçok değişim ve dönüşümün düşünce temelinin kültür sanat faaliyetleri ile hazırlandığına kuşku yoktur. Hatta bu bir yaşam kanunudur. Gerçek böyle iken ’sanatçı siyasetle uğraşmaz’ sözü, bir bilgisizliği ifade ediyor. Bu söylem bir yanılgı ve kendini kandırmadır. Tarih tersini söylüyor: Sanatçılar her zaman siyasete yakından ilgili olmuşlardır. Büyük sanatçılar bu ilgilerini her zaman ortaya koymuşlardır. Sanatçıların siyasetle en fazla ilgilendiği yüzyıl ise 20. yy olmuştur. Sosyalizm bir yükselen değer olarak ortaya çıkınca buna en fazla sanatçılar sahip çıkıp ilgi göstermişlerdir. Birçok sanatçı komünist-sosyalist partilerin üyesi olmuştur. Sanatçıların bu tercihi yanlış değildir. Yüzyıllardır kişiliklerinde somutlaştırdıkları toplumsal duyarlılıkları zirveye çıkarmışlardı. Nerdeyse siyasetle aktif ilgilenmeyen sanatçı kalmamıştı. Sanatçılar binlerce yıldır taşıdıkları baskısız, sömürüsüz siyasal yaşam ütopyalarını sosyalizmde bulmuşlardır.
Sanatçılar bu önemli umuda büyük coşkuyla sarıldılar. Ancak reel sosyalizm umutlarına ve ütopyalarına cevap vermeyince, ilk eleştirel yaklaşan ve soğuyanlar da yine bu çevreler oldu. Sanatçıların sosyalizme büyük ilgi duymaları yanlış olmadığı gibi, ilk eleştiren olmaları da yanlış değildir. Günümüzde sanatçı siyasetten uzak durmalı anlayışı, iki nedenden kaynaklanıyor. Birincisi, reel sosyalizmin sanatçıları hayal kırıklığına uğratmasıdır. Bunu fırsat bilen egemen sınıf ve kapitalist sistem, sanatçı siyasetle uğraşmamalı biçiminde bir yargı oluşturmaya çalışmıştır. Bundaki amaç, toplumu daha kolay yönetme ve sömürme imkanı bulma ortamına ulaşmaktır. Çünkü Vicdansız ve duygusuz kalan toplumu idare etmek kolay olur. Reel sosyalizmin katılaşarak sanatı ve yaratımı sınırlaması siyasetten soğumaya zemin sundu. Kapitalist sistem de bunu kullandı. Sanatçı reel sosyalizmde yapılan yanlışlıklara kızarak, toplumsal sorunlara (ekonomik, sosyal sorunlara) dolayısıyla siyasete ilgisiz kalamaz.
İkincisi ise, kapitalizmin sanat ve kültürü de temel bir ticari konu haline getirmesindendir. Tabiî ki sanatçıların da kendilerini geçindirme sorunları vardır. Ama bu kültür ve sanatın bir ticaret ve tüketim konusu haline getirilmesini haklı kılamaz. Kapitalist sistem sanata artik toplumun beğeni ölçülerini yükselten bir işlev yüklemiyor. Toplum yaşamını ve geleceğini ilgilendiren bir konu olmaktan çıkarıyor. Sanatı sadece bireyin günlük duygularını okşayan ve böylece bireylerin günlük tüketim ihtiyaçlarını karşılayan bir üretime indirgiyor. Böylece bireyin ve toplumun tüketimine sunulan bir metaya dönüşüyor sanat. Bu tür sanatları yapanların da siyasetle uğraşmayacakları açıktır. Çünkü sanatı tüketim olgusu haline getiren siyaset kabul edilmiş ve bunun hizmetine girilmiştir. İşte bu iki etken sanatçı siyasetle uğraşmamalı düşüncesini ortaya çıkarmıştır. Reel sosyalizm anlayışı yanlıştı diye insanlar doğru sosyalizm anlayışını bırakmayacaklarına göre, sanatçıların siyasetle ilgilerini bırakmaları da kendi özlerine ters düşen bir tutumdur. Hele kendilerini mal satan tüccarlar durumuna düşürmeleri hiç kabul edilemez.
Alıntıdır.
(sersenis tarafından 3 Mayıs 2007 9:50 ÖS tarihinde degiştirildi.)
|