Ana Sayfa


















Text Reklamlar:

Yemek Tarifleri
Sağlık Kütüphanesi
Perde


Anatolianrock.com Forum

Forum Ana Sayfa > Felsefe > Mitolojik Efsaneler
 <<Geri  1   2   3  İleri>>
CEVAP YAZ
riya_azadi

Üyelik Derecesi:
  



Lilith--Tarihin ilk Feministi-2

Tanrı balçıktan yaratmıştı Âdem’le Lilith’i. Ruhlarını kendi nefesinden vermişti. Birbirlerine eş olur Âdem’le Lilith. Ancak Âdem cinsel ilişkide üstte olmak ister. Lilith karşı çıkar Âdem’in bu üstünlük ve ayrıcalık isteğine. "Tanrı ikimizi de eşit yarattı" diyerek itiraz eder.
Aralarında tartışma çıkar. Lilith, Adem’in kendisine karşı şiddet kullanacağını anlar ve Tanrı’nın yanına kaçar.
Tanrı Lilith’in güzelliğinden o kadar etkilenir ki ona kendi gizli adını söyler.
Tanrı’nın gizli adını bilmek, artık büyük güce sahip olmak ve istekleri Tanrı tarafından mutlaka yerine getirilmek anlamına gelmektedir.
Bunu bilen Lilith Tanrı’dan kanat ister. Tanrı da verir.
Lilith artık kanat sahibidir. Uçarak Kızıldeniz’e gider ve orada yaşamaya başlar.
Ancak olay burada böyle bitmez. Çünkü Âdem hâlâ Lilith’i geri istemektedir.
Tanrı üç melek görevlendirir. Melekler Lilith’i geri dönmeye ikna edecektir.
Kızıldeniz’e gider melekler. Önce yumuşaklıkla ikna etmeye çalışırlar. Ama kararlıdır Lilith. Geri dönmeyi kabul etmez.
Lilith’in bu tavrını gören melekler tatlı dili bir yana bırakıp bu kez Lilith’i Kızıldeniz’de boğmakla tehdit ederler. Ama Lilith gücünün farkındadır. Tanrı’nın gizli adını bildiğini, ona güçlerinin yetmeyeceğini söyler, onu rahat bırakmazlarsa gelecekte doğacak tüm bebekleri öldürmekle tehdit eder.
Sorunun çözümünde tek bir yol kalmıştır; uzlaşmak. Aralarında bir anlaşmaya varırlar. Buna göre Lilith çölde yaşamayı sürdürecek, bunun karşılığında da üzerinde ’Lilith’ figürlü nazar boncuğu taşıyan bebeklere dokunmayacak, onları asla öldürmeyecektir.
Artık anlaşılmıştır ki Lilith’ten Âdem’e yâr olmayacak. Yeni bir kadın yaratmaktan başka bir yol kalmaz ve Tanrı Havva’yı yaratır. Ama Tanrı’nın başı Lilith’den dolayı bayağı ağrımıştır. Bu yüzden Havva’yı Lilith gibi Âdem’le aynı maddeden yani balçıktan yaratmaz. Âdem’in kaburga kemiğinden yaratır ki Havva, Âdem’e karşı çıkmasın, eşitlik iddia etmesin, itaatkâr olsun. Lilith gibi asi olmasın.

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 3 Eylül 2006 9:43 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
riya_azadi

Üyelik Derecesi:
  


Lilith--Tarihin ilk Feministi

Musevilik ve Hristiyanlık inançlarında Adem’in ilk karısıdır. Tevrat’ın ilk bölümü olan Yaradılış bölümünün 1. Bab’ında Adem ile beraber bir dişi yaradıldığından, 2. Bölümde ise Adem’in kaburga kemiğinden bir dişi yaratıldığı yazılıdır.

Tevrat’ta açıkça yeralmamasına rağmen; Bir çok Musevi dini kaynağı 2. Bölümde sözü geçen dişinin Adem’in 2. karısı olduğu, Birinci bölümdekinin ise İlk karısı olan Lilith olduğuna inanırlar.

İnanışa göre Lilith, Adem ile aynı zamanda ve aynı anda yaratıldıklarından Ademin kendisine eşit olduğu görüşündedir () bu sebeple de Adem’e tabi olmayı şiddetle reddeder Tanrı’ya asi olur ve Cennetten uzaklaştırılır. Bundan sonra Tanrı Adem’in kaburga kemiğinden Havva’yı yaratır Havva sonuçta erkeğinin bir parçasından yaratıldığından ona tabi olur.

Adem ile Havva ilk günahı işleyip Cennetten kovulduktan sonra çocukları olur Lilith bunu kıskanır ve bundan sonra adem oğullarından doğacak her bebeği öldürmeye yemin eder.

İnanışa göre kötü bir ifrit haline gelen Lilith gece hava karanlıktan sonra yeni doğum yapmış evlere girerek lohusa kadınların bebeklerini boğmaktadır. Bu sebeple günümüzde bazı Museviler arasında bir adet olarak, Lohusa kadın akşamları evde yalnız bırakılmaz, ve akşamları çamaşır ipinde çocuk bezi bırakılmaz, çünkü bunları gören Lilith’in o evde çocuk olduğunu anlamasından endişe edilir. :=))

(riya_azadi tarafından 3 Eylül 2006 9:40 ÖS tarihinde degiştirildi.)

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 3 Eylül 2006 9:38 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
seydunas

Üyelik Derecesi:
  


biri bana "lilith" in hikayesini yam olarak anlatabilir mi

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 31 Ağustos 2006 9:29 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
zapazista

Üyelik Derecesi:
  


  osiris efsanesi
Osiris doğanlar içinde en büyüklerden bırısıdr ve bu nedenle, Geb gökyüzüne çıktıktan sonra, Mısır toprakları üzerinde hüküm sürme hakkı ona aittir. Osiris’in üstünlüğü daha doğumunda belli olmuştur. Osiris doğduğu zaman gizemli bir ses “Evrenin Efendisi” nin geldiğini söylemiştir.

Osiris adı aslında Mısır dilinde Usir olan tanrının adının Yunanca’ya uydurulmuş şeklidir. Osiris Yunanlılar tarafından Dionysos ve Hades ile bir tutulmuştur. Osiris , güzel yüzlü , koyu tenli ve insanlardan daha uzun resmedilmiştir.

Osiris’in tahta geçme miti aynı zamanda meşru firavunun da tahta geçme miti ile alakalıdır . Güneş-tanrı’nın hükümdarlığını Osiris’e vermesi gibi , firavun da gücünü Güneş-tanrı’dan almaktadır. Ayrıca bu mit firavunun hükümdarlığına ait bazı usulleri de meşrulaştımaktadır.

Osiris’in tahta geçtikten sonra ilk yaptığı işlerden biri , ilkel bir hayat süren Mısır’lıları uygarlaştırmak olmuştur. Osiris onlara ilk tarım araçlarını yapmayı, toprağı işlemeyi , buğdayı ve üzümü yetiştirmeyi , ekmek , şarap ve bira yapmayı öğretmiştir. Ayrıca ilkel Mısır’lılara ilk defa tapınak inşa etmeyi ve tanrılara tapmayı öğreten ve dini törenleri düzenleyen de Osiris’tir. Hatta ikili flütü de ilk Osiris yapmıştır.


Osiris Mısır’ın uygarlaştırılmasını tamamladıktan sonra , bütün dünyanın uygarlaştırılması işine girişir. Tahtı kardeşi ve aynı zamanda da karısı olan İsis’e bırakır ve yanında veziri Thot , Anubis ve Ofois ile birlikte sefere çıkar. Uzun süre dünyanın uygarlaşması için çalışır.

Burada Anubis için de bir parantez açmak gerekmektedir . Eski Mısır’da Anpu diye adlandırılan Anubis, mitolojiye göre, ölülere Öteki Dünya’nın yolunu gösteren çakal başlı varlıktır. Piramit metinlerinde , Anubis Ra’nın oğlu olarak yer alır. Başka metinlerde ise Osiris ya da Seth ile ilişkilendirilir. Osiris ile ilgili efsanelerde , adı çok sık geçmese de, Anubis’in önemli bir yeri vardır. İlk olarak Anubis daha önce de gördüğümüz gibi dünyanın fethine Osiris ile birlikte çıkmıştır. Ancak bu fetih savaşla yapılan istila anlamına değil, insanların uygarlaştırılması anlamına gelmektedir. Aslında bu efsaneden yola çıkarak , Anubis , tanrıların insanları eğitmesinde önemli rol oynayan varlıklardan bir olarak karşımıza çıkar. İkinci olarak da Anubis Osiris’in ölümünden sonra onun “vücudunun” korunması işini üstlenir. İlk olarak bu görevi olan Anubis zamanla Osiris’in cenazesi ile olan ilgisinden dolayı ölü kültleri ile ilgili bir özellik kazanmış ve mumyalama ve ölünün yargılanması ile ilgili yol gösterme görevleri gibi görevler üstlenmiştir.

Osiris döndüğünde ülkesini , İsis’in başarılı yönetimi sayesinde , çok iyi durumda bulur.

Ancak bu dönem uzun sürmez. Tahta geçmeyi arzulayan , fakat Osiris’in yokluğunda dahi hüküm süremeyen Seth , Osiris’i yok etmek için bir plan hazırlamıştır. Bu plana göre Seth , Osiris’in ölçülerine göre bir sandık hazırlatır ve sandığı en değerli taşlarla süsletir . Seth , bundan sonra kendisine yardım eden yetmiş iki kişiyle birlikte planını uygulamaya koyulur .

Seth büyük bir yemek verir ve Osiris’i de çağırır. Osiris hiç bir şeyden şüphelenmeyerek yemeğe gider. Yemek sonunda Seth , sandık kimin ölçülerine uyarsa , sandığın sahibinin o olduğunu söyler. Denemek için herkes sırayla sandığın içine yatar. Sıra Osiris’e gelmiştir. Osiris yatar yatmaz Seth sandığı çiviler , eritilmiş kurşunla lehimler ve Nil nehrine atar. Böylece Seth planını uygulamıştır. Bu olay “ Osiris’in krallığının yirmi sekizinci yılında , Athyr ayının on yedisinde olmuştur.

İsis bunu duyunca , üzüntüsünden saçlarını keser , elbiselerini parçalar ve Osiris’in kapatıldığı sandığı aramaya çıkar.

Osiris’in kapatıldığı sandık , Fenike’ye , Byblos kentine kadar sürüklenmiş ve burada karaya vurmuştur. Karaya çıktığı yerde ise süratle büyüyen bir ağaç sandığı gövdesinin içine almıştır.

Byblos Kralı Malkandros bu ağacı gördüğünde hayran kalır ve ağacı kestirerek sarayına sütun olarak diktirmeye karar verir. Ağaç kesildiğinde çok güzel bir koku çıkarmıştır.

Bu olay Isis’in kulağına kadar gelmiştir. İsis durumu anlar ve Malkandros’un sarayına gider. Burada önce Astarte’nin çocuğunun dadısı olur.

İsis bir gün çocuğu ölümsüz yapmak ister ve bu amaçla çocuğu ölümsüzlük ateşine batırır. Bunu gören kraliçe çığlıklar atarak İsis’i engeller. İsis artık kendini tanıtmak zorunda kalır. Daha sonra Kral Malkandros’dan izin alarak ağacın gövdesini açar ve içinden sandığı alır.

İsis sandığı vatanına geri getirdikten sonra , Buto şehrine , oğlu Horus’un ziyaretine giderken sandığı , güvenli zannettiği bir yere saklayarak bırakır. Gece dolunayda avlanan Seth sandığı bulur ve Osiris’in bedenini tanır. Bunun üzerine , Seth Osiris’in bedenini 14 parçaya ayırır ve bu parçaları Mısır toprakları üzerine dağıtır.

Bunu duyan İsis papirüs ağacından yapılma bir tekneye biner ve bütün Mısır’ı dolaşarak Osiris’in bedeninin parçalarını toplar ve parçaları her bulduğu yere bir tapınak diker. Bu yüzden Mısır’ın bir çok yerinde , içinde Osiris’in cesedinin bulunduğu söylenen bir çok tapınak vardır.

Efsanenin sonunda ise Osiris’in oğlu Horus Seth’i yener . Yeniden canlanan Osiris artık bu dünyada yaşamak istemez ve hükmetmek için ölüler ülkesine gitmeyi tercih eder. Burada yine Anubis ile birlikte olacaktır. Anubis ölüleri yargılanması için Osiris’e getirecektir.

Efsanenin klasik yorumuna göre Osiris aslında diğer bahar ve toprak kültleri ile ilgili efsanelerde olduğu gibi doğanın ölümünü ve ilkbaharda yeniden canlanmasını temsil etmektedir. Başka yorumlara göre Osiris’in yazın kuruyan Nil Nehri’ni temsil ettiği ya da günlerin uzayıp kısalmasını belirttiği söylenebilir.

Daha önce de edebiyat tarihinde örnekleri görüldüğü gibi Plutarkhos , diğer Yunan yazarları gibi, efsaneyi biraz tahrif etmiş olsa da varolan bir efsaneyi anlattığı kesindir. Zaten piramit metinlerinde ve Ölüler Kitabı’nda buna benzer motiflerin yer alması bunu kanıtlamaktadır.

Ancak her efsanede olduğu gibi bu efsanede de daha derin anlamlar olduğu kesindir.

Bu efsaneyi dikkatle incelersek başka bir yerden gelen bir kişinin yanında diğerleri ile birlikte insanları eğittiğini ve daha sonra da kardeşi ( ya da onunla birlikte gelen diyelim) tarafından öldürüldüğünü fakat vücudunun (belki de kurduklarının) bir başkası (Anubis) tarafından korunduğunu görüyoruz. Bir bilim-kurgu romanı gibi gözükse de bu efsanenin geçmişte olan ve gelecekte de olması olası bir olaya atıfta bulunduğu görülmektedir. Dışarıdan gelen eğiticilerin , Erich Von Daniken’e rağmen, uzaylılar olması da gerekmemektir. Daha ileri bir uygarlıktan gelip Mısır halkını eğitmiş başka toplulukların olması da olası bir durum olarak gözükmektedir.

Bu efsanede bir ilginç nokta da bir tanrının , Osiris’in o sandığa sahip olma isteği ve sandığın tam olarak ona tıpatıp uyduğunu düşündüğü an onun içinde hapis olmasıdır. Bu bizim de sık sık içine düşebileceğimiz bir durumdur. Her zaman karşımıza biz cazip gelebilecek “sandıklar” çıkabilir. Hatta biz bunların tam bize uygun olduklarını düşünebiliriz. İşte o andan itibaren de onun esiri olabiliriz. Sonunda bu sahte cennet bizim sonumuz olabilir.

Sonuçta bu efsane için bir çok yorum olabilmektedir. Belki sizin yorumunuz da farklı olabilecektir. Ancak şunu her zaman göz önünde bulundurmak gerekir. Efsaneler her zaman geçmişte olan ya da olduğu varsayılan olayları anlatmazlar. Bazen de gelecek hakkında fikir verirler.


 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 31 Ağustos 2006 4:55 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
Tanya_Roj

Üyelik Derecesi:
  



KRAL MİDAS’IN KULAKLARININ UZAMASI  

Efsaneye göre Marsyas adındaki bir Satiros (Keçi ayaklı, sivri kulaklı yarı insan yarı hayvan yaratıklar) bir gün kırlarda dolaşırken Athena’nın icat ettiği ancak çalarken yüzü çirkinleştiğinden fırlatıp attığı flütü bulmuş. Bir tanrıçanın eseri olduğu için çok güzel sesler çıkaran flütü çalmaya başladı..ve bir süre sonra marifetin kendisinde olduğuna inanmaya başlayarak kendini Apollon’a rakip görmeye başladı. Bunun üzerine Apollon kazananın kaybedene istediğini yapabilmesi şartıyla Marsyas ile bir yarış yapmaya karar verdi.

Apollon’un arkadaşları olan Musa’lar ve Phrygia (Fyrigia) kralı Midas yarışmada hakem oldular. Apollon gitarı ile çok güzel şarkılar çalarak ortalığı inletti. Marsyas da flütü ile ondan geri kalmayarak çok güzel şarkılar çaldı. Hakemler tereddüt ediyorlardı. Bunun üzerine Apollon Lir’ini eline aldı. Okadar güzel o kadar hoş şarkılar çaldı ki dağlar taşlar heyecandan titrediler. Marsyas Apollon gibi çalamayacağını itiraf etmek zorunda kaldı. Apollon anlaşma gereği Marsyas’ı ölümle cezalandırdı. Yarışma sırasında Marsyas’ın tarafını tutarak onun daha iyi çaldığını iddia eden Midas’a da ceza verdi. Onun kulaklarının iyi işitmediğini söyleyerek insanlara özgü kulakları ona uygun görmedi ve Midas’ın kulaklarını uzatarak eşek kulaklarına çevirdi. Midas kulaklarından öyle utanıyordu ki sürekli başında bir kalpakla dolaşmaya başladı. Fakat berberi saçlarını keserken kulaklarını farketmişti. Midas hiç kimseye anlatmama şartıyla berberine yaşamını bağışladı. Fakat berber bu sırrı içinde saklamakta çok zorlandı. Birilerine söylemezse patlayacağını düşünüyordu, diğer yandan söylediği taktirde Kral’ın kendisini öldürmesinden korkuyordu. Sonunda bir gün daha fazla dayanamayarak ıssız bir yerde bir çukur açtı, ve oraya eğilerek yavaşça "Haberiniz varmı, Kral Midas eşek kulaklıdır" diye fısıldadı. Bunu söyleyince üzerinden büyük bir yük kalkmış gibi oldu ve rahatladı. Fakat kazdığı çukurun yanındaki kamışları hesaba katmamıştı. Kamışlar rüzgarla sallandıkları zaman "Midas’ın kulakları eşek kulakları, Midas’ın kulakları eşek kulakları" diye sırrı her tarafa yaydılar.

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 24 Ağustos 2006 12:57 ÖÖ Bu mesaj rahatsız edici
death1985

Üyelik Derecesi:
  


ben bayılıyom mitolojik hikayelere

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 21 Ağustos 2006 12:48 ÖÖ Bu mesaj rahatsız edici
_Bilgekermit

Üyelik Derecesi:
  


bir caresizlik olarak benimsenen o zamanın yasanm ıslar efsane olarak kalıyosa neden bızım cagta efsane dedılenler sadece ad olarak bilinir!

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 7 Ağustos 2006 12:37 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
THeoCRaCY

Üyelik Derecesi:
  


Konu incelendi.

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 30 Mayıs 2006 10:43 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
tesla

Üyelik Derecesi:
  


işte asıl sorun bu.. bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak... yazılacak konu  hakkında bir kaç kitap devirmiş olmak gerekir hiç olmazsa.. öyle salllama bilgilerin kimseye bir faydası olmaz. mitra kim? artemis kim? meryem ana kim? bu konuda bir fikri olmayan arkadaslar tutup kafasındaki dogmatik ve belirli bir gerceğe dayanmayan bilgilerle yorum yaptıklarını sanıyorlar...

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 22 Aralık 2005 2:09 ÖÖ Bu mesaj rahatsız edici
munzures

Üyelik Derecesi:
  


ınsanların tanrı uretımlerı nedense hep bır yerlerınden turemedır.h.z. meryem demıssın.yaradanın taktırını sorgulamak yaratılana dusmez...

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 20 Aralık 2005 12:58 ÖÖ Bu mesaj rahatsız edici
CEVAP YAZ
 <<Geri  1   2   3  İleri>>
 

Forum | Aktif Üyeler | Sohbet | Mesaj Merkezi | Müzik Dinle | Müzik Listelerim | Video İzle

Yerli Gruplar | Yabancı Gruplar | Amatör Gruplar | Demolar

Biyografiler | Diskografiler | Sanatçı Fotoğrafları | Şarkı Sözleri | Akorlar ve Tablar | Basın Bilgileri

Üyelik | Ayarlar | Üye Ara | İletişim | Reklam



Site içerisindeki materyallerin kaynak gösterilmeden kopyalanması ve yayınlanması yasaktır.
Copyright © 2007 Anatolianrock.com