Anatolianrock.com Forum
Üyelik Derecesi:
Değerli Arkadaşlar, mevcut konu incelenip düzenlenmiştir. İnceleme sırasında kurallara aykırı mesajlar ve konu ile alakası olmayan bireysel tartışmalarla karşılaşılmıştır. Sizlerden isteğimiz;forumlara mesaj bırakmadan önce, forum kurallarını bir kez daha gözden geçirmeniz ve kurallara aykırı olduğuna inandığınız mesajlara cevap vermeyerek,incelenmek üzere’Bu mesaj rahatsız edici’butonunu tıklamanızdır. Barış dolu günler dileğiyle, Saygılarımızla Anatolianrock.com Ekibi
Bir gün, beyaz köpüklü bir dalga, Kıbrıs Adası kıyılarına bir sedef kabuğu bıraktı. Köylüler jandarmaya haber verdiler. Bomba imha ekipleri deniz kabuğunun etrafında gerekli önlemi aldı; kuş uçurtmadılar çevrede. Ekibin en gözü peki Recep, dedektör bozuk olduğundan levyeyle kabuğun ağzını yavaşca kanırttı. Lepiska saçlar dökülüverdi aralıktan. Levyenin altına bir kaya getirilip kabuk tam kanırtılınca, içinden güzeller güzeli bir kız çıktı. Ama bize “güzel” diye dayatılan maskaralara benzemeyen, içi dışı güzeller güzeli bir kız. Şaşkın bakışlar arasında kumsalda yürümeye başladı; yürüdükçe ayak bastığı yerlerden renk renk güzel kokulu çiçekler açıyordu. Bu Afrodit’in ta kendisiydi. Hora’lar onu hamama götürüp bir güzel yıkadılar, keselediler, hatta birlikte şarkı söyleyip göbek bile attılar. Sonra tarayıp uzun saçlarını, plastik bir mandalla tutturdular. Melahat hanım, oğlu Adnan için pek beğendi Afrodit’i. Afrodit, başında şapkası, sırtında çantası özgür bir kızdı. Gitti Olympos’a yerleşti. Olympos’un kadınları nefret ettiler ondan; ağızlarının suyu akan, eve dönerken artık yolu şaşıran kocaları ilişmesin diye, AIDS’li bile dediler. Çok ağladı Afrodit; deniz mavisi güzel gözlerinden çok inci yaşlar döktü. Afrodit bir muhasebe bürosuna girdi; her gün başını önüne eğip, işine gidip gelmeye başladı. Günlerden bir gün, kocasını çoktan öbür dünyaya postalamış Kıbrıs’lı Melahat, silik oğlu Adnan ve fettan kızı Safiye ile çıkageldi. Hem Afrodit’i gelin almaya, hem de Olympos’un orta yerine iğrenç bir bina kondurup yerleşmeye. Evlendi Adnan’la. Gel zaman, git zaman, o göz kamaştırıcı güzelliğinden eser kalmadı – duba gibi oldu. Şapkasını yer bezi yapmış, “akşam pırasa mı, yoksa kabak mı pişirsem” diye düşünen, çorapları örerken sümüklü bebesi ayak altında dolaşan, gündüzleri sürekli Melahat’in, çirkin Safiye’nin azarlarını işiten, geceleri sarhoş Adnan’ın koynunda, daha doğrusu inip kalkan sırtında - gözleri tavanda yakışıklı Paris’i düşünen - bir hatun olmuştu. Gündüzleri iki büklüm yerleri silerken çaktırmadan televizyona da bakardı. En çok da Banu Alkan‘ın filmlerini sever, hep onun gibi olmak isterdi. Hatta balkonda çamaşır falan asarken komşuları ona hep “Banu Afrodit” diye seslenirdi. Hep acı çekti; hasbelkader doğmuş oğlu bir gün bir domuzun saldırısında ölünce, yaşamla tek ruhi bağı da kopmuş oldu; bedeni ölünceye kadar itildi kakıldı, döktüğü gözyaşlarını herkes yağmur sandı. Güzeller güzeli Afrodit bir bahar sabahı, Kıbrıs’ın kıyılarına beyaz köpüklü dalgalar vururken, - aslında hiç yaşamadan ölüp gitmiş pek çok hatun gibi – öldü, kurtuldu. Kimse bilemedi gerçek hayatını. Hep gerçek dışı şeyler yazıldı. Yok Troia prensi Ankhises ile birlikte yaşadığından, yok ondan Aeneas isimli bir oğlu olduğundan falan dem vurdu Mitoloji kitapları. Bir gün yolunuz Olympos’a düşerse, çeşmeye yakın çınar ağacının arkalarında bir yerde bir Fatiha okuyun. Dönerken de teybinizde “Aphrodite’s Child”dan “Rain and Tears”i dinlemeyi sakın unutmayın. ...düş hekimi
Zeus tanrıça görünümlü o güzel bedeni topraktan su ile yoğurmasını ve çekici kılmasını Hephaistos’a buyurur.Athena bedeni uyumlu olarak süsler,Afroidit yüzüne zerafet ve dayanılmaz arzu serper,ulak Hermes ise ona şeytani bir zeka ve kandırma yetkisi üfler.Hermes ona,bütün tanrılardan armağan anlamında,PANDORA adını verir.
valla ben orjinal olarak okumadım ama zecheriya schen (doğru yazmamış olabilirim)in anlattıkları ve mardukla randevu kitaplarından anladığım kadarıyla mitolojik efsanelerde hep bi şifreleme var ve hepsi farklı birer gerçeği anlatıyor. yani mitler gerçek.eskiden dünya üzerinde dev insanlar varmış ve bunlar birer gerçek ,insanların gözünde onlar birer tanrıydı ama bize bunlar hikaye geliyor.ama ben inanıyorum.
İskandinav Mitolojisi Dünyaların oluşumu ve insanların babası Odin in doğuşu.. Çok uzaklarda Olimposun kuzeyinde ve bilinen tüm toprakların ötesinde, uzun süre kimsenin gitmeye cesaret edemediği İskandinavya, kuzeylilerin ve barbarların ülkesi uzanır. Kuzey denizinin sisleri ardında dünyanın en köklü mitolojilerinden biri, İskandinav (Cermano-Nordik) mitleri yatar. FRP oyunlarında canlandırılan kahramanların, elflerin, cücelerin ve ejderhaların ülkesi... Efsanelerin ülkesi... Sessizlik! Beyaz tanrı Heimdal’ın oğlu Hepiniz susun, ister büyük ister küçük, Düşmüş savaşçıların babası, Odin, Onun izniyle tüm insanlığın yaradılışını anlatacağım sizlere... Voluspa Tanrıların doğuşu Büyük uçurum ve dokuz dünyanın yaradılışı Başlangıçta sadece yokluk vardı. Sonsuz bir boşluk. Bu boşlukta tek var olan şey Ginungagap idi, yani büyük boşluk. Sonsuzluğa dek uzanan rengi ve görüntüsü olmayan bir düşüş. Zamanın kıvrımlarında sıcak ve soğuk belirdi. Varolan ilk duygular belkide. Bu her şeyin başlangıcı idi... Sıcak ve soğuk artık iki nehir olmuştu, ikisi birlikte Gigungagap’a dökülüyorlardı. Kuzeyden akan soğuk ırmağın ismi Niflheim idi. Güneydeki sıcak ırmağın ismi ise Muspelheim idi. Niflheim ve Muspelheim kendi kendilerine oluşmuş ilk dünyaydı, dokuz dünyanın başlangıcıydı(1). Soğuğun ve sıcağın Ginungagap’a dökülmeden önceki birleşiminde patlamalar yaşanıyordu ve bu patlamalar evrenin ilk canlısının doğumuna neden oldu. Bu ne bir tanrı, ne de bir insandı. Bu bir devdi(2). Adı Ymir idi. Kızgın, aptal ve aç idi. Ginungagap’ın sonsuz boşluğunda kendine yiyecek aradı ve sonunda sütünden beslenebileceği Audumbla adında dev bir inek buldu(3). Ymir hiç durmadan ineğin sütünü içiyordu, ancak kısa bir süre sonra Audumbla’da acıkmıştı ve etrafta yiyebileceği tek şey Ginungagap’ın taşları idi. Her gün açlığı daha da artan Audumbla hergün bu kayaları daha sık yalıyordu tuz ve yiyecek ihtiyacını gidermek için. Kaya yavaş yavaş şekillenmeye başlamıştı. Sonunda şekil taştan kurtuldu. Bu da ilk tanrının doğuşu oldu. *** İlk tanrının adı Buri idi. Ymir’in ve Buri’nin yaratma güçleri vardı. Yalnız kalmamak için kendilerine eşler bu eşlerdende çocuklar yarattılar. Tanrıların ve Devlerin soyu Ginungagap içerisinde üremeye başlamıştı. Bu iki ırkın birleşiminden ise Üç büyük tanrı doğdu. Odin, Vili ve Ve. Bütün tanrılar ve devler Odin’in bu zamana kadar doğmuş en güçlü canlı olduğunu anladılar ve ona sagı gösterdiler. O geleceğin ve geçmişin ve insanların babası idi. Her şey, tüm insanlık ve bizim bildiğimiz manadaki varoluş bir cinayetle başladı(4).Odin ve kardeşleri Vili ve Ve ilk varlık Ymir’i öldürdüğünde başladı. Bu cinayetin sebeplerini hiçbir saga(5) anlatmaz. Ymir’in vücudu dünyanın topraklarına, vücudundaki su denizlere ve vücudundaki kan kaynayan lavlara dönüştü. Dünya artık oluşmuştu. Bu oluşumu Odin doğduğu günden beri biliyordu. Bu kaçınılmaz olan idi. Tıpkı kendi sonu gibi! Sıra devlerde idi . Odin ve kardeşleri tüm devleri öldürmek için yola koyulmuşlardı. Sadece Bergelmir ve ailesi bu katliamdan kurtulabilmişti. Kaçmışlar ve saklanmışlardı. Bundan sonra kendilerini ve çocuklarını intikam hırsı ile büyüttüler. Bir gün gelecek intikamlarını alacaklardı. Bunu Odinde biliyordu... Dünya nın yaratılışı artık tamamlanmıştı. Artık onu sabitleyecek ve koruyacak varlıklara ihtiyaç vardı. Bu yüzden Odin cüceleri yarattı. Dört cüce, dünyanın dört yönünü korumak için and içtiler : Austri(doğu), Nordri(kuzey), Vestri(batı), Sudri(güney) ve bu ülkeye (dünyaya) Midgard adını verdiler.. Toplam dokuz dünya (alem) vardı : Muspelheim Ateş ve ısı, Niflheim Buhar ve duman ki Ejder Nşdhug’un eviydi burası, Helheim Karanlığın ve acıların dünyası, Jotunheim Devlerin yaşadığı dağlardan ibaret olan alem, Asaheim Asa tanrılarının(6) yaşadığı alem, Vanaheim Vane(6) tanrılarının yaşadığı yer, Alfaheim Beyaz alfların (elf) yaşadığı alem, Svartalfaheim Siyah alfların (Kara elfler)dünyası, Mannaheim İnsanların yaşadığı alem (Midgard Mannaheimde bulunur) Bu alemlerde yaşayan farklı varlıkların çoğu bir diğer dünyaya gidebilme gücüne sahipti. Artık herşey uyum içerisindeydi... Irkların ve diğer tanrıların doğumu... Midgard da bir sabah Odin, kardeşleri Hoenir ve Lodur deniz kıyısında dolaşmaya çıktılar. Sahilde yanyana duran iki ağaç ile karşılaşdıklarında bu ağaçları ilk insanlara dönüştürmeyi karar verdiler. Erkeğin ismi Ask, kadınınki ise Embla idi. Lodur onlara fiziksel güzellikleri, Hoenir hareket yeteneğini, Odin ise duyguları verdi. Sonunda Ask ve Embla birleşerek insan ırkını oluşturdular ve önlerindeki yolda ilerlemeye başladılar. Ancak Odin onların kaderini o anda yazmıştı. Bütün İnsan ırkı devlerle yapılacak son savaşta, Ragnarök’ta Odin’in yanında savaşacak ve yok olacaktı...İnsanın yaratıldığı esnada, devler çoğalarak Ymir’in öcünü almak için and içiyor ve kendilerini intikam duyguları ile besliyordu. *** Bütün bu yaratılan canlıların ve hatta tanrıların arasındaki en mistik ırk şüphesiz Alf (beyaz alflar yada elfler) ırkı idi. İnsanlar onları, ışığın cinleri olarak biliyordu. Alflar görünmezdi, ne kokuları, ne sesleri, ne belirli şekilleri, ne bilinen maceraları, ne de şarkıları vardı. Devler, insanlar ve cücelerın aksine Alflar savaşçı değillerdi. Ancak mutlak bir güçleri vardı. Beyaz Alflar doğanın anlaşılamaz gücünü simgeliyorlardı. Onlar tanrıların istekleri dışında doğmuşlardı... Beyaz Alfların diğer yüzü siyah Alflar, dokuz alemlerden Svartalfaheim isimli alemde yaşarlardı. Siyah Alflar Dev Ymir’in ölü cesedinden beslenmişlerdi bu yüzdende içleri ölüm ve karanlıkla dolmuştu. Tanrılardan ve devlerden korktukları için taşların içlerine saklanmış ve bu taşların kara renklerini almışlardı... Notlar 1) İskandinav mitolojisi pagan bir mitolojidir. Tek mutlak güç yoktur.Herşey doğanın bir eseridir. 2) Bir çok mitoloji kmk olarak devlere uzanır. Yunan mitolojisindede Zeusun babası Bir Titan idi. Birçok mitolojinin yaradılış sırasında önce devler vardır. 3) İnek birçok mitolojide ve hatta birçok dinde kutsal hayvandır. İnsan dan önce oluşmuş olması onun ne kadar gelişmiş ve değerli bir varlık olduğunu gösterir. Kelt’lerde ve diğer cermen mitlerinde inek sembolüne sıkça rastlanır. 4) Tanrıların insani duygulara sahip olması(kin, intikam, hırs vb) tüm mitolojilerde benzerlik gösterir. 5) “Saga” İzlanda dilinde söylemek anlamındaki “segja” kökünden gelir ve söylemnce diye çevrilebilir. Buda sagaların sözlü geleneğe dayandığının kanıtlarındandır. 6) İskandinav mitolojisinde tanrılar ikiye ayrılmıştır Aesir’ler Vaenir’ler. Aesirler Odin, Thor ve Baldur gibi ünlü tanrıların bulunduğu maneviyatın tanrılarıdır. Vaenir tanrıları ise zenginlik ve seks gibi dünyevi ihtiyaçların tanrılarıdır. Kaynak;"http://www.lostlibrary.org/normalgoster.asp?altbolum=92&yazi=320"
Prometheus kurnazlık yaparak akıl çalmıştı.. Ve yeryüzündeki erkekler topluluğu bu akılla olmadık şeyler yapmaya başlamışlardı. Zeus olanlara çok kızdı ve erkeklerden oluşan insan topluluğunu cezalandırmaya karar verdi.. Başarılı bir usta olan oğlu Hephaistos’tan kadını yaratmasını istedi.. Hephaistos babasının isteği üzerine çamuru su ile yoğurdu ve görenleri şaşırtacak güzellikte bir kadın vücudu yarattı. Olympos’ta oturan tanrıçaların en güzeli olan ve kendi karısı olan Aphrodite’in vücudunu model olarak kullanmıştı.. Heykel bitince onun kalbine ruh yerine bir kıvılcım koydu..O zaman heykelin gözleri açıldı.Kolları bacakları kıpırdamaya ve dudakları konuşmaya başladı. Onu süslemek için bütün tanrılar ve tanrıçalar yardım ettiler. Herkes kendisinden ona bir şey armağan etti ve ona Rumca "bütün armağan" anlamına gelen Pandora adını taktılar... Athena ona güzel bir kemer, süslü elbiseler verdi.. Letafet perileri Kharites beyaz göğsüne parlak altın gerdanlık taktılar. Aphrodite başına güzellikler saçtı. Güzel saçlı Horalar ilkbahar çiçekleriyle onu süslediler..Hermes Pandora’nın kalbine, hıyanet ve aldatıcı sözler yerleştirdi..Zeus da ona esrarlı bir kutu armağan etti ve ona dediki "Sakın verdiğim kutuyu açma, içindeki iyi şeyler uzaklara kaçar ve onların yerine fenalıklar gelir, seni rahatsız ederler. Bu kutuyu iyi sakla bütün insanların saadeti ve felaketi bu kutunun açılıp açılmamasına bağlıdır." Böyle dedikten sonra baş tanrı ilk kadını yeryüzüne indirdi ve Prometheus’un kardeşi Epimetheus’a gelin olarak gönderdi... Prometheus kardeşine Zeus’dan hiç bir şekilde hediye kabul etmemesini tembih ettiği halde Pandora’nın güzelliğine hayran kalan Epimetheus öğüdü tutmadı ve onunla evlendi... Pandora da tıpkı tüm kadınlar gibi doğuştan meraklı olduğundan dünyaya gelir gelmez kutunun içinde ne olabileceğini düşünmeye başladı ve Zeus’un uyarısını unutarak kutuyu açtı... Kutunun içindeki hastalık, keder, ıstırap, yalan, riya gibi insanları rahatsız edecek ve onları felakete sürükleyecek ne kadar kötülük varsa hepsi açılan kutudan kuşlar gibi uçuştular... Pandora hatasını anlayarak biraz sonra kutuyu kapadı ancak kutuya kapatılan kötülüklerin arasında, insanları yaşatacak, teselli edecek "ümit" te vardı... Fakat ümit dışarı çıkamamış kutuda kalmıştı.. Böylece Zeus ilk kadını beraberinde kötülüklerle dolu bir kutuyla yeryüzüne yollayarak insanlardan intikam almıştı... Siz ne dersiniz? Bir intikam olarak anlatılır mitolojide kadının yaratılması.. Yeryüzündeki erkekler topluluğundan intikam alınmıştır bu vesileyle.. Bizler bir intikam mıyız erkekler için? yoksa bir armağan mı? Ya da... Başka fikri olan?
bi efsane kahramanı tüm mitolojik ve dini, kaynaklarda farklı adlarda ama aynı
TANRILAR.... · ZEUS: Gök tanrısı olan Zeus annesi Rhea’nın yardımıyla babası Kronos’u tahtından indirerek Olympos’a yerleşmiştir. İnsanları ve tanrıları tiranlar ve devlere karşı korumuş ve onlara hükmetmiştir. Sık sık hayvan kılığına girip kadınları baştan çıkarır. Birçok sıfatı ve simgesi vardır. · HERA: Analığın yüceliği ve evliliği simgeler. Kronos ve Rhea’nın kızı olan Hera kardeşi Zeus’la evlidir. Çoğunlukla kinci, kıskanç ve hırçın bir tanrıça olmasıyla tanınır. · ATHENA: Evleri ve kentleri korur. Babası Zeus’un kafasından, tepeden tırnağa silahlı olarak doğmuştur. Aklın ve zekanın gücünü simgeler. Genellikle silahlı olarak canlandırılır. · APOLLON: Güneş tanrısı olan Apollon, Zeus ve Leto’nun oğludur. Aynı zamanda müzik ve şiir tanrısıdır. Tanrıların en yakışıklısıdır. · ARTEMİS: Av tanrıçası olan Artemis, Apollon’;un kız kardeşidir. El değmemişliği simgeler. Ok ve yay taşır, bir dişi geyik ve köpeklerle dolaşır. Simgesi hilaldir. · HERMES: Zeus ile Maia’nın oğlu olan Hermes yolları ve onların üzerinde seyreden habercileri gezginleri, satıcıları ve gerektiğinde de hırsızları korur. Becerikli ve kurnaz bir tanrıdır. · HEPHAİSTOS: Ateş tanrısıdır. Demircilik ve madencilik ustasıdır. Hera’nın oğludur. Aphrodite ile evlenmiştir. İki ayağıda topal olan Hephaistos yer altında tanrılara silah yapar. · ARES: Savaş tanrısıdır. Acımasız ve kavgacı bir tanrı olduğu için kimse tarafından sevilmez. · APHRODITE: Aşk tanrıçasıdır. Hephaistos’un sadık olmayan eşidir. Anadolu’da büyük saygı görmüş adına kentler ve tapınaklar yapılmıştır. · DEMETER: Bereket ve ekili topraklar tanrıçası, Kronos ve Rhea’nın kızıdır. · POSEİDON: Denizler tanrısıdır. Denizciler iyi bir yolculuk için Poseidon’a yakarırlardı. Zeus’un erkek kardeşidir. · HADES: Ölüler dünyasının ve yeraltının tanrısıdır. Kendisini görünmez yapan bir başlığı vardır. · ASKLEPİOS: Asklepios sağlık ve hekimlik tanrısıdır. Yaygın kanıya göre Apollon ve nymphe (su perisi) Koronis’in oğludur. Genelde elinde yılanlı bir asa ile betimlenir. Zeus tarafından öldürülmüştür. · DİONYSOS: Şarap, sarhoşluk ve bağcılık tanrısı olan Dionysos, Zeus ve Semele’nin oğludur.Simgesi çam ve sarmaşıktır. Genellikle elinde kantharos adı verilen testiyle canlandırılır. · HESTİA: Ocak tanrıçası, evli kadın ve yeni doğmuş çocukların koruyucusu Hestia, Kronos ve Rhea’nın bakire kızıdır. Onuruna her sitenin prytaneionunda sürekli olarak kutsal ateş yakılırdı. · THYKE: İyi ve kötü talih tanrıçası. Çoğunlukla taç ve elinde bereket boynuzuyla betimlenir. · NEMESİS: Nyks’in kızıdır. Tanrısal öcü simgeler. Zeus’tan kurtulmak için kaza dönüşmüştür, fakat Zeus da bir kaza dönüşerek Helene ve Dioskurları doğurmasına sebep olmuştur. · HYGİEİA: Sağlık tanrıçasıdır. Asklepios’la ilişkilendirilir. Hayvanı yılandır. · HYPNOS: Uyku tanrısıdır. Erebos ve Nyks’in oğludur. Oğulları Morpheos, İcelos ve Phantasos düşleri yaratır. Yaşadığı mağaradan unutkanlık ve kayıtsızlık ırmağı Lethe’nin suları geçer. · HYMENAİOS: Evlilik tanrısıdır. Genellikle Apollon ve Kalliope’nin oğlu olduğu kabul edilir. · EROS: Aşkın ve üremenin tanrısıdır. Önceleri genç olarak betimlenen Eros daha sonra Hellenistik dönemde kalpleri ok ile yaralayan kanatlı bir çocuk olarak betimlenmeye başlanmıştır. · PAN: Kırlar, çobanlar ve ormanların tanrısıdır. Keçi ayaklı, sakallı ve boynuzludur. Zevk düşkünü bir tanrıdır. Syrinks (pan flüt) çalar, tepelerde dolaşır ve sürüleri korurdu.
Lilith--Tarihin ilk Feministi-3 Gılgamış’ta da adı geçiyor Lilith, Sümerlere ait taş kabartmalarda yarı kuş, yarı insan olarak tasvir edilir. Döneme ait kazılarda, bu öyküden dolayı olsa gerek, bebeklere takılan nazar boncukları bulunur. Gılgamış Destanı’nda da adına rastlanan Lilith, Babil mitolojisine ait bir figür.
Lilith--Tarihin ilk Feministi-2 Tanrı balçıktan yaratmıştı Âdem’le Lilith’i. Ruhlarını kendi nefesinden vermişti. Birbirlerine eş olur Âdem’le Lilith. Ancak Âdem cinsel ilişkide üstte olmak ister. Lilith karşı çıkar Âdem’in bu üstünlük ve ayrıcalık isteğine. "Tanrı ikimizi de eşit yarattı" diyerek itiraz eder. Aralarında tartışma çıkar. Lilith, Adem’in kendisine karşı şiddet kullanacağını anlar ve Tanrı’nın yanına kaçar. Tanrı Lilith’in güzelliğinden o kadar etkilenir ki ona kendi gizli adını söyler. Tanrı’nın gizli adını bilmek, artık büyük güce sahip olmak ve istekleri Tanrı tarafından mutlaka yerine getirilmek anlamına gelmektedir. Bunu bilen Lilith Tanrı’dan kanat ister. Tanrı da verir. Lilith artık kanat sahibidir. Uçarak Kızıldeniz’e gider ve orada yaşamaya başlar. Ancak olay burada böyle bitmez. Çünkü Âdem hâlâ Lilith’i geri istemektedir. Tanrı üç melek görevlendirir. Melekler Lilith’i geri dönmeye ikna edecektir. Kızıldeniz’e gider melekler. Önce yumuşaklıkla ikna etmeye çalışırlar. Ama kararlıdır Lilith. Geri dönmeyi kabul etmez. Lilith’in bu tavrını gören melekler tatlı dili bir yana bırakıp bu kez Lilith’i Kızıldeniz’de boğmakla tehdit ederler. Ama Lilith gücünün farkındadır. Tanrı’nın gizli adını bildiğini, ona güçlerinin yetmeyeceğini söyler, onu rahat bırakmazlarsa gelecekte doğacak tüm bebekleri öldürmekle tehdit eder. Sorunun çözümünde tek bir yol kalmıştır; uzlaşmak. Aralarında bir anlaşmaya varırlar. Buna göre Lilith çölde yaşamayı sürdürecek, bunun karşılığında da üzerinde ’Lilith’ figürlü nazar boncuğu taşıyan bebeklere dokunmayacak, onları asla öldürmeyecektir. Artık anlaşılmıştır ki Lilith’ten Âdem’e yâr olmayacak. Yeni bir kadın yaratmaktan başka bir yol kalmaz ve Tanrı Havva’yı yaratır. Ama Tanrı’nın başı Lilith’den dolayı bayağı ağrımıştır. Bu yüzden Havva’yı Lilith gibi Âdem’le aynı maddeden yani balçıktan yaratmaz. Âdem’in kaburga kemiğinden yaratır ki Havva, Âdem’e karşı çıkmasın, eşitlik iddia etmesin, itaatkâr olsun. Lilith gibi asi olmasın.
Forum | Aktif Üyeler | Sohbet | Mesaj Merkezi | Müzik Dinle | Müzik Listelerim | Video İzle Yerli Gruplar | Yabancı Gruplar | Amatör Gruplar | Demolar Biyografiler | Diskografiler | Sanatçı Fotoğrafları | Şarkı Sözleri | Akorlar ve Tablar | Basın Bilgileri Üyelik | Ayarlar | Üye Ara | İletişim | Reklam Site içerisindeki materyallerin kaynak gösterilmeden kopyalanması ve yayınlanması yasaktır. Copyright © 2007 Anatolianrock.com