|
Üyelik Derecesi:

|
KORO VE TÜRK HALK MÜZİĞİ KOROLARI
Koro kelimesin çıkışını araştırmaya kalkmamız demek M. Ö 5000 yıllarına kadar inmemiz demektir. Yinede fazla detaya inmeden açıklamaya çalışalım ; Aslı M. Ö 500 yıllarda Yunan kültürüne ait olduğu söylenen koro anlayışı aslında Sümerler tarafından çok çok eskiden kullanıldığı birçok kaynakta gösterilmiştir. İnsanların tarihi gelişim süreci içerisinde koni halinde yaşama, birlikte hareket etme anlayışı ve yaşam kültürleri o an yaşadıklarını ezgilere dökme ( bu doğadan bir sesle yada herhangibir araçla taş, demir, sopa vs. ) ya da bu duygularını ifade etmelerini sağlamıştır. Çok iyi bilinmektedirki teknolojinin hayatımıza girmesiyle birlikte insanların birbirleriyle görüşmeleri veya sohpetleri gün geçtikçe azalmaya mahküm olmuştur. Ama biz bunu M. Ö ya da M. S gibi tarihler için söyleyemeyiz. O yıllarda insanların kendilerini savunmaları için birlikte aynı topluluktan uzaklaşmamaları gerekiyordu. Örneğin bir çocuk dünyaya geldiği zaman bunu herkez bir araya gelerek belki bağırarak belki avlanarak duygularını ifade etmişlerdir. Kısacası Sümerler kurdukları bu medeniyeti kendilerinden sonra yaşayacak olan yada yaşamık kavimlerede devretmişlerdir. Koro kelimesini birlikte şarkı yada türkü söylemek olarak değilde birlikte hareket etme olgusu olarak düşünürsek daha doğru olacaktır. Mesela Karadenizde bulunan bir köyde insanların ıslık çalarak haberleşmesi yüzyıllardır süregelen bir gelenek halidir. Yani koro kelimesinin anlamını müzikten ve insanlık yaşamından ayrı bir katagoride değerlendirmek doğru olmayacaktır.
Dünyadaki yerleşim birimleri ve coğrafi yapısına göre değerlendirmek de koro anlayışını anlamamıza büyük neden sağlayacaktır. Bunu küçük örneklerle ele almaya çalışalım ; Hayvancılık ve tarımın çok geniş bir yer tuuttuğu bölgelerde insanlar kıştan çıktıktan sonra yaylalara hayvanları otlatmaya giderken yada tarımla uğraşan bir bölgede hasat mevsimi geldiğinde, hasatın yada hayvancılığın daha kolay ve eğlenceli olarak geçmesi için aileler bir araya gelerek yaylaya çıkmaya, tarlaya hasata gidilir. Bu yaşam tarzının şimdiki kelime anlam İmece olarak bilinmektedir. Tarlada yapılan hasatın daha zevkli geçmesi için yapılan işin ritmine uygun şekilde ( kazma, tırpan yada yürüyüş ) atışmalı veya koro halinde türküler söylenerek zamanın daha eğlenceli geçmesi sağlanmıştır. Bu değişik yaşam tarzları oluştuktan sonra bununla birlikte müzik kültürleride gelişmiştir. Bu müzik kültürleri ritmiyle, konusuyla, ezgileriyle, makamsal yapısıyla yöreden yöreye bütünlük gösterir. Mesela yayla göçünde yaylaya çıkarken söylenen bir ezgiyle düz bir arazide yapılan hasat sırasında söylenen bir imece türküsünün konusu yada ezgisi bir olmayacaktır. Bu yaşam tarzları yöreden yöreye, ilçeden ilçeye değişiklik gösterdiği içinde müzik kültürünün zenginliiği doğmuş olmaktadır. Türkiyede gelişen bu müzik kültürünü araştırma gereği ( derleme ) 1937-1951 yıllarında Muzaffer SARISÖZEN, Nida TÜFEKÇİ, Ahmet YAMACI gibi değerli isimlerin bir araya gelerek düşünülmüş, tasarlanmış vede gerçekleştirilmiştir. Her bölgeye gidilerek, gerekirse köy köy kişilerin ve ozanların, Almanyadan getirtilen bir cihaz ile ses kayıtları alınarak türküler derlenip, dikkatle ve özveriyle notaya alınmıştır. Derlemelerin yapıldığı ilk yıllarda bir toplıluk gereksinimi duyulmuş ve M. SARISÖZEN tarafından 1940 yılında Ankara Radyosuna bağlı YURTTAN SESLER TOPLULUĞU kurularak derlenen bu türküler seçilmiş çeşitli sanatçılar tarafından seslendirilmeye başlamıştır. Daha sonraları geliştirilerek İzmir ve İstanbulda da kurularak geliştirilmiştir. Bu topluluklar günümüzde halen çalışmalarını türkiyenin çeşitli illerinde sürdürmektedir.
Koro zihniyetinin aslında birlikte hareket etme anlamına geldiğini söylemiştik. Kurulan bu koroların birçok güzel yanı olduğu gibi, anlaşılması güç, bir o kadarda anlanmsız yönlerini de görmezlikten gelmemek gerekiyor. Örneğin tek başına söylenmesi gerekirken Türküyü Koro olarak söylemek, Koro halinde söylenmesi gereken türküyü tek başına söylemek, birde en önemlisi bu topluluğu, olmazsa olmaz gibi düşünülen ve onsuz çalışma yapılamayacağını düşünen Koro Şefi zihniyeti... İlerleyen teknolojiyle birlikte insanlığın yozlaşması, Devlet kavramının, yöneten ve yönetilen zihniyetinin çok ağır bastığı ülkemizde ve dünya ülkelerinde nedense koronun başına bir şef, okulda sınıf başkanı, yönetimde ise takım elbiseli bürokrat olması kaçınılmaz olmuştur. Koro çalışmalarında şef olmadığı zaman gürültü, şef varken dilini yutmuş bülbül kesilme, Devletin başında biri varken ( yöneten ) sessizlik ama bürakrasi yıkıldığında ise talan ve yağmacılık... Mesela polisin olmadığını düşünebilirmiyiz : düşünmesi bile hayal kırıklığı. Yada bir koro düşünelim başında bir şef bulunmasın ama ne kadar başarılı ? Neden yüzyıllar önce insanlık bu tip bir gereksinim duymamıştır ? Çünkü insanların yaşamak ve ayakta durmak için savaşları vardı, şimdiki gibi ’’ Ne kadar çok param olursa o kadar iyi’’ zihniyeti değil tabi. Hasat sırasında herkes birlikte imece türküleri söylemişti ilk cümlelerimde, onları da yöneten birileri varmıydı? Yoksa vardı da biz mi bilmiyorduk. Düşünsenize çalışan topluluğun başında, tarlanın bir ucunda bir şef hadi çalışın ve söyleyin mi demişti ? Lafın kısası gelişen Ekonomi ve teknoloji insanlığı o kadar yozlaştırdı ve bilinçsizleştirdiki artık bir araya gelip bir konu hakkında sakince tartışma bile yapamaz duruma geldik. Buna böyle alışmak mı gerekiyor yoksa bu düzene karşı çıkıp şefsiz koro oluşturmak mı gerekiyor bilmiyorum... Bence insanlık önce birlikte yaşamayı, birlikte hareket etmeyi, geçmişteki gibi yaşamayı öğrenmelidir. Bizler başımızda bir şef yada yönetici olmadan çalışmayı beceremedikçe sahnelerde ellerini sallayan, hadi burda girin diyen, üç mezur sonra ritm girecek diyen, birde o muhteşem takım elbisesi ve traşı ile koroya komut veren birileri olacatır.
Oktay ÜST
(SKUDAS tarafından 11 Ocak 2007 6:20 ÖS tarihinde degiştirildi.)
|