Anatolianrock.com Forum
Üyelik Derecesi:
ya ruhta ki kara delikler...
DEVAMI Şu ana kadar tespit edilen karadeliklerin arasında Cygnus X-l, LMC X3 ve A0620-00 yıldızları sayılabilir. Bunların tesÂpit edilmesi X-ışınları yardımıyla olmaktaÂdır. Yüce Yaratıcı’nın bizlere ihsan ettiği atÂmosfer tavanı, X-ışınları gibi zararlı radÂyasyonun dünyaya ulaşmasına mani olur. Bu yüzden dünya yörüngesine yerleştirilen uydulardaki teleskoplar ve hususî cihazlar yardımıyla karadeliklerin neşrettikleri X-ışınları tespit edilmiştir. Bu ışınlar karadeÂliklerin, yasak bölgeyi geçen maddeleri yutÂması sırasında ortaya çıkan büyük enerjiden arta kalan ışımalar şeklindedir. Ayrıca, geÂnellikle çift halde bulunan yıldızlar da kaÂradeliklerin tespit edilmesine vesile olÂmaktadır. Zira bir karadelik, komşusu olan normal yıldızın ışınlarını, çekim kuvvetiyle saptırdığı için mevcudiyetini ihsas etmekteÂdir. Karadeliklerle ilgili birkaç husus üzeÂrinde durmak istiyoruz. Birincisi, “Hawking Radyasyonu.” Stephen Hawking’in ortaya attığı bu teoriye göre bir karadeliğin yasak bölgesinin yakınlarında yaratılan parçacıkÂların karadeliğin çekim kuvvetinden kurÂtularak ışıması muhtemeldir. Boşluk gibi görülen, fakat aslında esir, karanlık madde ve anti-madde gibi çoğu görülmeyen madde veya maddeye benzer mahiyeti meçhul şeyÂlerle dolu olan fezada, her an, her mekân ve zamanda yaratılış devam eder. “Göklerde ve yerde kim varsa ihtiyacını O’ndan ister. O her an bir tasarruftadır.”(Rahman,55/29) ayeti de bu hakikata işaret eder). Karadeliklerin etrafındaki o boşluk gibi mekânlarda da, Kuantum Mekaniğinin de tasdik ettiği gibi, madde-antimadde çiftleri yaratılmakta madde-enerji dönüşümleri saklambaç oynar gibi devam edip durmaktadır. Yoktan var, varÂdan yok eden Allah’ın kudreti idrak edilemeyecek kadar büyük değil mi? Yaratılan bu parçacıklar, karadeliğin enerjisinden ödünç alarak bir an için de olsa İlâhî isimlerin tecellisine mazhar olur ve bu mazhariyetin ardından sahneyi diğerlerine bırakırlar. Bu parçacıkların bir kısmı karadelik tarafından çekilirken bir kısmı da karadeliklerin çekÂmesinden kurtuluyor olabilir. İkinci husus, Einstein’ın izafiyet teorisi hakkındadır. Bu teoriye göre ışıktan hızlı hiçbir şey olamaz, o halde karadeliklerden hiçbir şey kurtulamaz. Tabii neticede bu bir teoridir. Değişmesi, yeni tespitlerle şekil deÂğiştirmesi, belli durumlar için geçerli olduğu halde, hususî şartlar dahilinde geçerliliğini yitirmesi muhtemeldir. Bu yüzden nasslar ışığında şöyle bir teklifte bulunabiliriz: IşıkÂtan hızlı varlıkların mevcut olmadığı iddia edilemez. Melekler gibi birtakım nuranî ve ruhanî mahlûkların ışıktan hızlı hareket etÂmesi mümkündür. Nur isminin cilvesiyle bu mahlûkların, maddenin dar kalıpları içinde değil de mekân ve zaman sınırlarını aşan bir mahiyette hareket etmeleri imkânsız deÂğildir. Zira maddî olarak birkaç buud içine hapsolunmuş biz fanî yaratıkların “hareÂket” , “mekân” ve “zaman” anlayışları da çok sınırlıdır. Görülen şahadet ve mülk âleminin ötesinde (ama çok uzağında değil belki de çok yakınında) bir gayb ve melekût âlemi vardır. Görülen âlem, maddî gözlerle görülmeyen âlemlerin üzerinde tenteneli bir perde gibidir. Yani minik de olsa bazı menÂfezler bu âlemleri birbirine bağlar. Şimdi şu hususları da hatırlatalım. Hayat, kâinattan süzülen bir hülasadır. Şuur da hayattan daÂmıtılan bir özdür. Ruh da çekim kuvveti, elektromanyetik kuvvet, zayıf kuvvet gibi İlâhî bir kanundur, hem de şuurlu bir kanun. Demek kesafetten, maddîlikten ülfet peyda ettiğimiz için ötesini bir türlü hayal edeÂmediğimiz görülen buudlardan uzaklaştıkça nuraniyet ve şeffafiyet sırlarıyla hayat, şuur irade ve ruh gibi kutsî ve hususî, bir o kadar da esrarlı kanunlar tebarüz ve tebayün ederÂler ve bu tür hususî kanunlar ve varlıklar ünsiyet ettiğimiz şekilde davranış göstermezÂler, alıştığımız hareketleri yapmazlar. MeÂleklerin, süpermen gibi fezada uçtuklarını tahayyül etmemiz, daha ötesini tasavvur etÂmeye alışmadığımızdandır. Hâlbuki melekÂlerin uzaklık-yakınlık mefhumlarının olmaÂdığı melekût âleminde zamansız yer deÂğiştirmeleri, buud atlamaları, aldıkları emirÂleri itiraz etmeden yerine getirmek için maÂhiyeti meçhul bir “hareket” göstermeleri mümkün değil midir? (Gaybı Allah bilir. Bize düşen ise Kur’ân’a ve hadîslere ters düşmeyecek akıl yürütmelerle O’nun kudret ve azametini tasdik ve ilan etmektir). Görmemek olmamağa delil olamayacağı için, melekler gibi nuranî varlıkların ışıktan hızlı hareket ettikleri için görünmemeleri, onların yok olduğunu ispatlamaz. Son olarak da şu hususa dikkat çekmek istiyoruz: Karadelik perdesinin önündeki “geÂri dönülmez” işareti bizlere berzahı hatırlaÂtıyor. Ölünce maddiyattan azat edilen ruhuÂmuzun böyle bir berzahı geçmesi ve geriye dönememesi ayetlerle sabittir. (Mü’minun. 23/99-100) Karadeliklerin böyle bir berzah vazifesi gördüğü ihtimali de akıldan uzak tutulmaÂmalıdır.
Geceleri göz kırpan, YaÂratıcısına ışık parmakÂlarıyla işaret eden, seÂmanın çiçekleri yıldızların belirli bir ömrü vardır. Meselâ, Yüce Kudret’in bir ısı ve ışık kaynaÂğı olarak yarattığı Güneş, en son teorilere göre, bunÂdan yaklaşık 5 milyar yıl önce bir nebula (bulutsu) içindeydi... Zaman geçtikÂçe birtakım İlâhî kanunÂların tesiriyle bünyesindeÂki sıcaklık artmış ve nükÂleer reaksiyonların meydaÂna gelebileceği bir zemin hazırlanmıştı. Daha sonra Güneş’in temel yakıtı olan hidrojenin, helyuma döÂnüşmesi başladı. Her 4 biÂrim hidrojenden 1 birim helyum yaratılıyordu. Bu arada da küçük bir miktar kütle, enerji şeklinde serÂbest kalıyor, yani etrafa yayılıyordu. Her saniye, 4 milyon tonu enerjiye döÂnüşen bu kütle vasıtasıyla bizler lütuf olarak Güneş’ten ısı ve ışık elde ediyoruz. Peki, Güneş’in yakıtı bittiği zaman ne olur? Kıyamet kopmaz da aradan birkaç milÂyar yıl geçerse önce dev bir kızıl yıldız haÂline gelecek olan Güneş, daha sonra bir beÂyaz cüce ve en sonunda da kara cüce şeklini alacaktır. Eğer bir yıldızın kütlesi Güneş’ten 1.4 kat daha fazla ise, bu yıldızın akıbeti, önce bir süpernova (kısa bir süre için milÂyarlarca yıldız parlaklığında ışık neşreden dev bir yıldız) sonra da bir nötron yıldızı haÂline gelmektir. Nötron yıldızı, yakıtı tükeÂnen bir yıldızın çekim kuvvetinin tesiriyle içine çökmesi, bu arada yüklü parçacıklar olan proton ve elektronların etrafa saçılarak geriye sadece nötronların kalmasıyla meyÂdana gelir. Bu yıldız o kadar yoğundur ki bir çay kaşığı nötron yıldızı maddesi en az dolu bir petrol tankeri ağırlığındadır Yengeç Nebulasında tespit edilen bir Süper nova enkazından şu gerçekleri öğrenmekteyiz: Bu enkaz, ancak 1054 yılında görülen patlamadan kalmıştır. Yıldız bize yaklaşık 6 bin ışık yılı uzaklıktadır. Demek ki patlama M.Ö. 5000 yıllarında vuku bulÂmuştur. Yani patlama anında ortaya çıkan parlak ışıkların bizlere ulaşması için 6 bin sene fezada yol alması gerekmiştir. Öte yandan, eğer bir yıldızın kütlesi Güneş’ten 1.4 kat değil de daha fazla olursa, bu yıldızın akıbeti çok daha farklı olur. GitÂtikçe küçülen yıldızın yoğunluğu artmaya başlar. Bu arada “kaçış hızı” da artar. Kaçış hızı, çekim kuvveti olan bir gezegen veya yıldızdan kurtulmak için gereken hızdır. Meselâ Dünya için bu hız saniyede 11 km’dir. Bu hıza ulaşamayan bir roket DünÂyanın çekim kuvvetinden kaçıp kurtulamaz. Böyle bir yıldızın kaçış hızı artarak sonunda saniyede 300 bin km hıza erişir. Bu hız ışık hızıdır. Yani ışığın hızı bile kaçmak için yeÂtersiz kalır. Neticede ışığın bile kaçamadığı ve bu yüzden de görülemeyen bir şey yaÂratılmıştır: Karadelik. Bu tür bir karadeliğin etrafında 34 m çapında bir “yasak bölge” mevcuttur. Bu bölgeyi geçen ışık dahil her türlü maddî varlık dönüşü olmayan bir yolÂculuğa çıkar. Yasak bölgenin sınırlarına “olay ufku” denir. Bu ufku geçerek “köprüler yıkan” maddeler, zaman ve mekân anlayışÂlarımızın çok değiştiği ve ancak faraziyeÂlerle hayal ettiğimiz bir ortama düşmüşÂlerdir. Bundan sonra başlarına neler geldiği, karadeliğin bir tünel gibi başka bir âleme “akdelik” olarak açılıp açılmadığı şimdilik meçhuldür.
Yorumsuz!
büyük yıldızların ömürlerini bitirdikten sonra üzerlerine çökmeleriyle oluşurlar.kara deliklerin yoğunlukları çok fazladır.yani güneşin kütlesindeki bir cismin bir portakal hacminde olması gibi.bu büyük yoğunlıktan dolayı çok büyük bir çekim gücüne sahiplerdir.Nitekim, kara delikleri göremez; varlıklarını ancak çevreleri üzerindeki etkileri ile saptarız
bence sadece enerjii içine hızla cisimleri çker cisimler o hızdan dolayı yok olma deredesine gelir ki karadelikten ışık bile kurtulamaz... tabiki benceee
Bu konu hakkında bi bilgim yok. Ama burda yazılanlardan aklıma şöyle bi soru takıldı. Acaba karadelikler uzayda oluşan hortumlar mıdır?
http://www.biltek.tubitak.gov.tr/postervekitapciklar/posterler/karadelik.pdf ve yeni haberler içinde http://www.biltek.tubitak.gov.tr/haberler/gokbilim/99-07-3.pdf adreslerine tıklamanız yeterli
karadelikler yıldızların patlamarı sonucu açıya çıkan enerjinin soğurumu sonucu ortaya çıkan neredeyse sonsuz (a doğru) kütleli şeylerdir.90* kavis yapan ışık bile kurtulamaz ve kaaradeikler enerji soğurumundan oluştukları için sürekli olarak başka bir uzay veya zamana açılan bir kapıdır
bnm biLdiim şu: karadelikler yıLdızları içine alark büyüyoLarmış..böleCe daha çok büYüyerek ilerlioLarmış..
Forum | Aktif Üyeler | Sohbet | Mesaj Merkezi | Müzik Dinle | Müzik Listelerim | Video İzle Yerli Gruplar | Yabancı Gruplar | Amatör Gruplar | Demolar Biyografiler | Diskografiler | Sanatçı Fotoğrafları | Şarkı Sözleri | Akorlar ve Tablar | Basın Bilgileri Üyelik | Ayarlar | Üye Ara | İletişim | Reklam Site içerisindeki materyallerin kaynak gösterilmeden kopyalanması ve yayınlanması yasaktır. Copyright © 2007 Anatolianrock.com