|
Üyelik Derecesi:

|
İnsan tarihin asli unsuru, öznesi, oluşturucusu, değiştiricisi, dönüştürücüsü ve hatta yıkıcısıdır. İnsan bana göre herşeyden önce tarihsel bir varlıktır. İnsan ile tarihi ayrı ayrı ve birlikte düşünürsem eğer şu cümleleri kurabilirim.
İnsan tarihin öznesidir. Tarihsel bir varlıktır, tarihin oluşumuna en hatırı sayılır katkıyı yapan, ve tarihin merkezinde duran ya da daha genel bir biçimde söylersem tarihi öneme sahip tek varlıktır. Tarihi oluşturan insan aynı zamanda tarihi yazan insandır. Tarihsel açıdan bakmak bizim kendimize kendi açımızdan bakmamızdır. Tarih bizimle vardır. Bana göre insandan bağımsız olarak ne ağaçların ne kuşların ne dağların tarihi olabilir. İnsan, zamanı bilinçsel bir gerçeklik olarak yaşar. Biz onlara yani dışımızdaki nesnelere gerektiğinde nesnel zamanın koşullarını uygularız. Bizim zamanımız öznel zamandır, kendi zamanımızdır. Nesnelere ise zamanı şematik bir biçimde yansıtıyoruz. Nesnel zaman olsa olsa bir tasarımdır. Başka bir şey değildir. Nesneler ve dünyası ancak ve ancak bizimle, insanla tarihseldir. ""Asırlık çınar" deriz örneğin. Böylece çınarı yüz yıllık bir tünelin içine koymuş oluruz. Ona bir tarih biçeriz. Nesneler zamanla değişime uğrasalar da, kayalar ufalansa da, sular çekilse de, zamanda bizim gibi kendileri olarak dönüşüme uğramazlar.
Kendi olmak insan olmanın bir koşuludur. Çernişevski’nin o çok sevdiğim ve sıkça kullandığım cümlesiyle, "Özgün olmak için verilen uğraş, özgünlüğün asıl düşmanıdır."
Su aktığını bilse neler duyardı kim bilir...
Tarihsiz olmak bilinçsiz olmaktır, tarihsel bir varlık olmanın tek koşuluda bilinçli olmaktır. Tarihsiz varlıklar sezmezler, acı çekmezler, seçmezler, öngörmezler, iğrenmezler, yalan söylemezler yani hiçbir şey yapmazlar. İnsan hep arzular, hep bir eksiklikte algılar kendini ve bir tamlama kavgasının içindedir. İnsan kendini tamamlama çabası içinde yaşar ve ölür. İflah olmaz bir açlıktır bu, sonu gelmez bir doymazlıktır. Bu yüzden insan hep kendi dışına çıkmak ister.
|