|
Üyelik Derecesi:

|
Güzel olanın sanatsal değeri beni güldürüyor.
Örneğin resimde, ressamların saray resimlerine mecbur olduğu dönemde, güzel resimler sanatsal değer ifade ederken, emperyonist ressamlarla birlikte açılan dönemden sonra, Rembrant’ın yüzülmüş sığır resmi, güzel olanın sanatsal değerlerini yüzüp geçen iyi bir sanatsal örnektir olmuştur.
Bununla birlikte renk devrimi gelmiş, İsa dönemi yeşil, kırmızı, sarı renlerinin dışına da taşan ressamlar özgürleşmiş, kalıplaşmış güzelliğin dışına taşmışlardır.
Güzel yaşamak nedir ki?
Hayat denen atmosfer, her nefesle birlikte, Rembrant’ın sığırı gibi yüzüyorsa; modernizmden yararlanıp yüzülen yerlere sanatsal değerler işlemenin gereksizliğini anlayamamış ya da sanatın bir toplum malı olduğunu unutup, kendini de toplumun bir malı; sürüdeki herhangi bir koyun yerine koyup çobanın götürdüğü otlakların sınırlarını taşırmadan, en taze otları yiyerek, güzel yaşamak sanat olmuştur yani...
Yaşamak için bedenini satan, adam öldüren, hırsızlık yapan, alkolik olan, iyi okullarda yetişememiş, ilkokuldan sonra okula gidememiş ya da hiç gidememiş, okuma-yazma öğrenemeden yazgısına gitmiş, intihar etmiş, öldürülmüş, delirmiş, delirtmiş, başarısızlıklar silsilesine tutulmuş insanların yaşamları da bu durumda "çirkin" oluyor sanırım...
Çirkin, bayağı olanın sanatsal değeri yok mudur?
Sanatı doğuran acıdır;
tüm kaybetmişlikleriyle, yoğunluğundan insanı boğan duygularıyla,
sanattır.
Hiç bir yaşam güzelliklerle var olamayacağına göre,
güzel yaşamaya çalışmak; yapaylaşarak, sanat olma özelliğinin kaybedilmesidir.
Sanat sadece güzel olan olsaydı; insanı anlatmazdı, insana anlatamazdı...
|