Anatolianrock.com Forum
Üyelik Derecesi:
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ’’Bu ülkede kimse ama kimse demokrasiyi, hukuku sadece kendine hak olarak görmesin, kimse demokrasiyi başkalarından esirgeme yoluna gitmesin, kimse kendisini milli iradenin üzerinde görmesin’’ dedi. devamı.. http://haber.mynet.com/detay/politika/Erdogan-dan-sert-uyari/22Ocak2008/N124817 Yahu neden bizim başbakanımızın bir solediği bir başka sözüyle çelişki içine girmekte?? Yazık çok yazık..
ya şu haberleri şöyle yarım yamalak yazmayın hevesimiz kursağımızda kalıyo :)) link verinde tamamını okuyalım... yeni başkentimiz budapeşte saff bu insanlar yaa...
Charlize Theron’dan çifte gaf ’’Türkiyeye gittim başkenti Budapeşte’ye hayran kaldım.Orada bir film festivali( ist.film festivali) var!o festival,Cannes’ı anlatıyor.’’demiş yuh artık yani
Kün! Hakikaten yazmaktan bunaldık, aynı konuya defalarca değinmekten inanın gına geldi. Siz okurlarımıza da, bizlere de yazık. Ancak görüyorsunuz işte, karşımızda laftan anlamayan bir organizma, kendi içlerindekinin dışında doğruyu bilmeyen, kabul etmeyen bir mekanizma var. Demokrasi sahtekârları, merhamet ikiyüzlüleri, modernizm maskelilerin pişmanlık duyacaklarını sanmam. Ancak en azından minik bir burun ucu kızarıklığı beklemek hakkımız olmalı. Henüz üç gün geçmedi, ’Ne münasebet canım! İftira! Bu ülkede kimse inancından dolayı zulüm görmedi, hakarete uğramadı, baskıya maruz kalmadı!’ demelerinden. Önceki gün İzmir’de sahnelenen rezaletten elbette tek satır bahsetmediler. Bahsedemezlerdi, zira sığındıkları yalanları yüzlerine çarpılmış olacaktı! Çocuklarını sınav için üniversiteye götüren annelere bile tahammül edemediklerini tekrar ve bizzat yaşayarak gördük. Şimdi hangi ikiyüzlülükle, ’yok efendim biz annelerin örtüsüne bulaşmıyoruz, karışmıyoruz’ diyecekler acaba? Ülke yıllardan beri hepi topu yüzde 10 bile etmeyecek azgın bir azınlığın yürüttüğü psikolojik savaş ile bir türlü huzur bulamıyor. Yüzde 10’luklar, zira her Allah’ın günü sokaktayız ve Türk halkının örtünme ile ilgili en ufak bir sorununun olmadığını çok net görüyoruz. Bakınız son olayda evlatlarıyla beraber üniversite kampüsüne alınmayan annelerin yardımına kim yetişti?.. Başı açık başka anneler ve hepsi tepkiliydi bu utanç uygulamasına! Utanması gereken ne o minicik yavrular, ne başı kapalı ne de açık olan anneler. Yüzde onluk azgın azınlık ve onların psikolojik harekâtçılarıdır! Şimdi o sınav öncesi annesini kapı dışarı ettiğiniz çocukların bozulan psikolojisinin, yerle bir olan moralinin vebalini kim ödeyecek? O çocukların ahı tutmayacak mı birilerini? İzmir’in göbeğinde bu zulüm yaşanırken bir CHP’li, inanılmaz bir saldırganlıkla ’örtü Sümerlerde fahişelerin giysisidir’ diyebiliyor. Yine Andıççılar ve ulakçılardan çıt yok. En ufak bir tepki, eleştiri, ’bu kadar da olmaz artık’ diyen yok. Bir başka marjinal ve işi gücü paranoyalarla bu ülkeyi karıştırmak olanlar ise örtülü kadınları rahibelere benzetebiliyor. Yine Andıç medyasından çıt yok! Bu ülkenin Diyanet İşleri Başkanı, ülkenin dinî konulardaki tek yetkili mercii diyor ki: ’Örtü, İslam dininin bir gereği ve emridir.’ Elif’i görse mertek zannedecek yazar-çizer, din alerjisti takımı ise, ’yok efendim Kur’an’da örtünme yok’ diyor hâlâ! Aslında Kur’an’da olan diğer şeyleri de hatırlatıp büsbütün alaşağı etmek mümkün bu zihniyeti. O zaman utanmadan ’Hadi Kur’an’ı tartışalım’ diyebiliyorlar. Bir dine inanan kişinin o dinin kitabını tartışmayacağını, bir dine inanmanın o kitabın kabulüyle başladığından bile habersizler, ne diyelim. Mümin, iman etmiş kişidir. Allah’a ve onun dediklerine iman eder. Hoşuna gitse de gitmese de Allah’ın her dediğini başla göz üstüne kabul eder. Andıç medyası aksini savunuyor, konforları bozuluyor, işlerine gelmiyor diye -haşa- yamultmaya, bozmaya kalkışmaz kalkışamaz. Kendileri köşelerinde, barlarında, pavyonlarında, kulelerinde tartışıp küçümseyebilirler. Ki Kutsal Kitap’ta bu tiplerden de bahsedildiğini biliyoruz. Gizli gizli köşelerinde Allah’ı ve ayetlerini küçümseyip, kamuya çıktıklarında ’yok canım biz de inanıyoruz ama’ diyenlerden bahsedilir Kutsal Kitab’ımızda. Şunu net bir şekilde ortaya koymak gerekiyor: Siz örtülü kadınlara Sümerlerdeki bilmem kimler gibi bakabilirsiniz. O sizin içinizin rengiyle ilgili bir şeydir. Size göre Kur’an-ı Kerim’de örtünme de olmayabilir. Oruç da, namaz da... Kimse size bir şey diyemez, elbette Allah bunlar için de bir randevu vermiştir size. Günü gelince tartışır mısınız, başka bir şey mi yaparsınız bilemeyiz. Ama başkasından kendi inandığınız -ya da inanmadığınız- gibi davranmasını bekleyemezsiniz. Bu hiçbir zaman olmadı ve olmayacak, artık anlamanız lazım. Bir şeyi daha anlamanız lazım: İnanan insan tartışmaz. Allah kelamını, emrini tartışmaz. Onun kutsal kitabının emri gereği, düşünür, akleder, fikir çıkarır ancak tartışmaz. Zira O, ’ol’ der ve ’olur’! Bu kadar... NEDİM HAZAR http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=640372
engin ardıç yine döktürmüş :)) "Hem Kemalist hem Marksist olamazsınız!" isteyenler okuyabilir... http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=105907,10,2
Erdoğan’dan yargıya: Yerini bil RADİKAL - İSTANBUL Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan üniversitelerde türbanın serbest bırakılma girişimlerine çok sert tepki gösteren Yargıtay ve Danıştay’a aynı şekilde karşılık verdi: "Bu ülkede eğer kuvvetler ayrılığı varsa, bu ülkede yasama, yürütme, ve yargı erki birbirine müdahale etmeyecekse, herkes yerini, konumunu gayet iyi bilmeli. Kimse yasama, yürütme organının üstünde kendini göremez, bulamaz. Özellikle de kimse ihsası reyde bulunamaz. Yargı makamı ihsası rey makamı değildir. Onlar da görevini, Anayasa’nın tayin ettiği şartlar içerisinde yapmaya mecburdur. Demokratik hayatın temel unsurları olan siyasi partileri, baskı altına almaya kimse gayret etmesin." Başbakan Erdoğan’ın ’Siyasi bir simge olsa bile üniversitede türban yasak olmamalı’ çıkışının ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya "Partiler, Cumhuriyet’in laiklik niteliğinin değiştirilmesi amacını güdemez, bu yönde faaliyet ve beyanlarda bulunamaz. Bulunursa sorumlu olunur" açıklaması yapmıştı. Başsavcı Yalçınkaya, laikliğe aykırı bu girişimin toplumsal çatışmaya yol açacağını da savunmuştu. Yargıtay Başsavcısı’nın ardından Danıştay’da ’türban uyarısı’ yapmış "girişim Cumhuriyet’in kazanımlarına aykırı" demişti. Yargıdan gelen bu sert eleştirilere yanıt Erdoğan’dan geldi. İstanbul’da partisinin Ümraniye, Beykoz ve Kadıköy kadın kolları kongrelerine katılan Erdoğan özetle şunları söyledi: Onlar kadar Anayasa’yı biliriz: Türkiye’de ihracat 79 senede toplam 1 milyar dolarken, beş yılda bunun üzerine 100 milyar dolar ilave ettik. Medya bunları yazmıyor. Onların işi gücü başörtüsü; şu, bu... Türkiye nereden nereye geldi, bunu yazsana kardeşim. Bu ülkede, milletin kılığıyla kıyafetiyle kimsenin uğraşma hakkı yok. Olmamalı... Bu, insanların, vatandaşların bireysel tercihidir. Bırak, bireysel tercihi olarak nasıl giyiniyorsa öyle giyinsin. Sen ne karışıyorsun buna. Bu ’din ve vicdan özgürlüğü’ne girmezmiş. Ne özgürlüğüne girer? Bizim önümüze ikide bir Anayasa’yı çıkarmasınlar. En az onlar kadar Anayasa’yı biz de biliriz. Kimse ihsası reyde bulunamaz: Bu ülkede eğer kuvvetler ayrılığı varsa, bu ülkede yasama, yürütme, ve yargı erki birbirine müdahale etmeyecekse, herkes yerini, konumunu iyi bilmeli. Kimse yasama, yürütme organının üstünde kendini göremez, bulamaz. Özellikle de kimse ihsası reyde bulunamaz. Yargı makamı ihsası rey makamı değildir. Onlar da görevini, Anayasa’nın tayin ettiği şartlar içerisinde yapmaya mecburdur. Demokratik hayatın temel unsurları olan siyasi partileri, baskı altına almaya kimse gayret etmesin. Patinaj yapan Atatürkçüler: Atatürkçülük üzerinden geçinenler var. Hani muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkacaktık. Ne yaptılar bugüne kadar? Hiçbir şey yapmadıkları gibi, yerinde saydılar, hatta hep patinaj yaptılar. Baykal’a dava açacak: Çıkmış CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ’Bu Ak Parti’nin nedense Ankara’yla derdi var’ diyor. ’Ata-türk’le derdi var’ diyor. Kendisi hakkında bununla ilgili dava açacağım. İş Bankası’nın yönetiminde dört CHP üyesi var. İş Bankası’nın kurucusu kim? Atatürk. İstanbul’a niye getirdiniz? Baykal işi kolaylaştırıyor: Ana muhalefetin başında Baykal gibi bir lider var. Bundan dolayı mutluyum. Çünkü işimiz kolaylaşıyor. CHP zihniyetinin Türkiye’de dikili ağacı yok. Ben kendisine bütçede dedim... ’Antalya milletvekilisiniz, bakan oldun, başbakan yardımcısı oldun. Ne yaptın Antalya’da?’ Kalkıp, ’Şunları ben yaptım’ diyemedi. -------------------------------------------------------------------------------- Rektöre çattı: Otur oturduğun yere Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, konuşmasında bir rektörü de hedef aldı. Erdoğan şöyle konuştu: "Rektör çıkıyor darbe çağrısı yapıyor. Kimsin sen ya, sen önce yerini bil. Otur oturduğun yerde. Sen rektörü olduğun üniversitede, yavrularımızı en iyi şekilde yetiştirmekle mükellefsin. Orduya akıl verme, ordu ne yapacağını senden çok daha iyi bilir. Bu tür atılımlar, bu tür adımlar, maalesef ülkemizde hiç de arzu etmediğimiz bir atmosferi, bir havayı oluşturuyor. Bunlar yanlış." Giresun Üniversitesi rektörü mü? Bugün Gazetesi’nin önceki gün sürmanşetten verdiği Giresun Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Metin Öztürk’ün Ortadoğu konusundaki makalesi nedeniyle, Erdoğan’ın işaret ettiği rektör olabileceği iddia edildi. Emekli Binbaşı Öztürk, ’Ortadoğu’da Oyunun Yeni Adı: Sünni Cephe’ adlı makalesinde şöyle demişti:"Irak’taki Türk varlığının malı, canı, namusu, tarihi hedef alınıp bu ülkedeki Türk izleri silinirken buna seyirci kalınıp, şimdi Şii yayılmacılığını durdurmak adına Türkiye’nin Sünni kimliği ile bölgede ortaya çıkması ve bu kimliği ile olaylara angaje olması, içte rejimi değiştirme ile sonlanabilecek bir süreci tetikleyebileceği asla göz ardı edilmemesi gereken bir ihtimaldir. Türkiye’nin Sünni cepheye dahil olması demek, Türkiye Cumhuriyeti’nin temelinin milli kültür olduğu gerçeğinin görmezden gelinmesi demektir." http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=244970 heeytt bee laflar cuk diye oturmuş yerlerine :))
Şepkee Bir şapka aldım, giymeye çekiniyorum. Çünkü “modası” yok, gülünç olmaktan korkuyorum. Heves ettim aldım, elimde kaldı. Şuna “şapka giymek” mi yoksa “şapka takmak” mı demek gerektiğini de çocukluğumdan beri çözemedim ha... Bizde geçmişi ve geleneği olmadığı için belli bir deyim üzerinde uzlaşma sağlanamamış. Şimdilerde Batı’da tek tük şapka kullanana rastlanıyor ama şapka, aşağı yukarı 1955-1956 yıllarında ortadan kalktı. Tövbe, hepten yokolmadı tabii, boyu kısaldı, kenarları küçüldü, altmışlı yılların başlarında artık ancak morukların, bazı Amerikan memurlarının ve Süleyman Demirel’in giydiği “arkaik” bir şey olmuştu. O aralar bir de “Alamancı şapkası” modası çıkmıştı, kenarı tüylü “Tirol” şapkası hani, fakat bunu kullananlar genellikle ellerinde bir de, sesi dibine kadar açılmış, bangır bangır bağıran “transistorlu radyo” taşıyorlardı, yıllık izine gelirken getirmişlerdi... (Sonra bu görevi, bu kez müzik setini omuzlarına alıp dolaşan zencilere bıraktılar.) Ben geniş kenarlı şapka severim. Otuzlu ve kırklı yılların iyice “rölöve” modeli olacak, şimdi “George Raft ya da James Cagney tarzı” desem bir tek Atilla Dorsay anlar ama “Humphrey Bogart şapkası” dersem belki daha geniş bir kitleye seslenirim. Yumuşak fötr olacak, bulursan Borsalino marka, gangster tipi. Hatta, bin dokuz yüz onların sonları, bin dokuz yüz yirmilerin başlarının iyice kalkık, iyice geniş kenarlı ressam ya da şair şapkaları da keyiflidir, ama onlar azıcık “mütareke” kokarlar. Berikilere de “republican” tabir edilir, cumhuriyetçi yani! Silindir şapkadan, melon şapkadan ayırdetmek için denilmiştir sanırım, her sıradan erkeğin giyebileceği “demokratik” serpuş. (Eee, söyle bakalım, cumhuriyetçi misin, demokrat mı, yoksa bu ikisinden birini seçmek ve ötekini reddetmek gerektiğini sanacak kadar hıyar mı?) Yeni aldığım şapka o kadar geniş kenarlı değil ama kendine elverir. Fakat rengi siyah, şimdi keçi sakal da bıraktım, suratımı büsbütün karartıyor. Aslında “sıçan kuyruğu” alacaktım, bulamadım. Kahverengi de bana hiç gitmez. Evde giyip deneyecek oldum, kedim korktu, koltuğun altına saklandı. Sokakta giyersem “DYP seçmeni taşra taciri” gibi görünmekten korkuyorum ben de. Fakat, fes giymenin yasak olduğu gibi, şapka “giymemenin” de yasak olduğunu biliyor muydunuz? İlgili devrim yasasına göre bu böyle. Yani bütün yetişkin erkekler, hepimiz her gün suç işlemekteyiz! Bu konuda Atatürkçülük etsem, bu sefer de gülünç olma tehlikesi var. En iyisi, doksan dokuz liraya 1935 modeli baklavalı kazak alıp onunla yetinmek mi acaba? Kuzum geliniz, kazak kesmiyor, şu “avcı ceketi”, “golf pantalon” ve “iki renkli Sakson ayakkabı” modasını da yeniden ortaya atınız... Yok mu, Cemil İpekçi’yle başa çıkacak bir babayiğit modacı? Ki ben de şapkamı gönül rahatlığıyla giyebileyim, görenler “dönem filmi çeviriyorlar galiba, şimdi arkadan tramvay da geçer” demesinler. Hanımlara da oturak şapka, tilkili yaka kürkü, kalın ipek çorap, bantlı iskarpin, iki sıra inci gerdanlık uydurursak memleket kurtulur. Birbirimize de, “bonjur bay, bonjur bayan, komantale vu, jö vuz an pri, mil mersi” diye sesleniriz, türbancılar şişer kalırlar. O zaman oyumuz da elbette Kamubuyurum Tüz Bölemi’ne, kamutaya saylav seçmeye! Sıkıysa verme, elin mecbur kalacak, çünkü ortalıkta başka parti bulunmayacak. ENGİN ARDIÇ-AKŞAM http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=105810,10,2 :))
bewjojo bu bölüme haberler öyle senin yazdığın gibi ağızdan yazılmıyo,haberi kopyala buraya koy bizde direk okuyalım. öğğ falan gibi kelimelerle bizim de midemiz bulanmasın :)) haberi nerden aldığınıda yazarını...vs eklemeyi unutma... saygılar...
öğğ iğrenç..çinde 16 yaşındki kız domuz eti yedikten sonra beyninde kurtçuklar meydana gelmiş..ıyy hemde 10 tane... delirmiş we beyaz köpükler kusmuş kızçağız...aman allam iğrenç bişii...
Adam yazmış doğru söze ne denir?..Teşekkür edilir. :)
Forum | Aktif Üyeler | Sohbet | Mesaj Merkezi | Müzik Dinle | Müzik Listelerim | Video İzle Yerli Gruplar | Yabancı Gruplar | Amatör Gruplar | Demolar Biyografiler | Diskografiler | Sanatçı Fotoğrafları | Şarkı Sözleri | Akorlar ve Tablar | Basın Bilgileri Üyelik | Ayarlar | Üye Ara | İletişim | Reklam Site içerisindeki materyallerin kaynak gösterilmeden kopyalanması ve yayınlanması yasaktır. Copyright © 2007 Anatolianrock.com