Ana Sayfa

















Anatolianrock.com Forum

Forum Ana Sayfa > Güncel > Gazeteler Bugün Neler Yazmış?
 <<Geri  1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   11   12  İleri>>  Son>>
CEVAP YAZ
scasya

Üyelik Derecesi:
  


İsrail Beatles dan 43 yıl sonra özür diler

İsrail, ünlü İngiliz rock topluluğu The Beatles’dan özür diliyor. Yedioth Ahranot gazetesi, İsrail Dışişleri Bakanlığı’nın, 1965’teki konseri iptal etmesi nedeniyle 43 yıl sonra, ’tarihi bir adaletsizliği’ giderme yoluna giderek, Beatles üyelerine özür mektubu iletme kararı aldığını yazdı.
"İsrail’in dünyadaki sorunlu imajını düzeltme misyonunu tamamladıktan sonra, Dışişleri Bakanlığı nihayet, gerçek soruna ayıracak vakit bulabildi: Ünlü rock grubu Beatles’ın konserini yasaklamasından 43 yıl sonra, resmi özür gönderdi" diyen gazete, İsrail Büyükelçisi Ron Prosor’un, dün grup üyesi John Lennon’un kız kardeşi Julia Baird’e, Liverpool’daki The Beatles Müzesi’nde özür mektubunu sunacağını duyurdu. Londra’daki büyükelçiliğin, benzer mektupları, grubun hayattaki üyeleri Paul McCartney’le Ringo Starr ve George Harrison’un akrabalarına da ileteceği belirtiliyor.
"1965’te, İsrail’e davet edildiğinizde kaçırılmış olan tarihi fırsatın yarattığı zararı telafi etmek istiyoruz" denilen mektupta, İsrail devletinin o zaman bütçe yetersizliği nedeniyle konseri gerçekleştiremediği, bazı politikacıların da grubun İsrail gençliğine kötü örnek olacağını düşündüğü yazıyor.
"Şüphesiz bu kaçırılmış büyük bir fırsattı" denilen mektupta, grubun İsrail konserinin arzu edildiği de belirtildi. Prosor’un bu özürden faydalanarak, grubun kalan elemanlarını, bu yıl kutlanacak 60. kuruluş yıldönümü için İsrail’e davet etmesi bekleniyor.


’Babam uzman değildi’
1965’te gerçekleştirilemeyen konserle ilgili farklı görüşler olduğu belirtilen haberde, gençliğe ’kötü örnek olacağı’ endişesiyle bazı siyasetçilerin sert itirazları olduğu hatırlatıldı, eleştirilerin Eğitim Bakanlığı’nın konseri onaylamayan o dönem müsteşarı Yaakov Schneider’da toplandığı yazıldı.
Schneider’ın oğlu eski parlamenter Yossi Sarid’in de babasının Beatles’ın gelişini engellediği yolunda bazı söylentiler olduğunu, ancak doğrulayacak kanıt bulamadığını belirtmesine rağmen, "Sanıyorum babama, ki kendisi bir Beatles uzmanı sayılmazdı, bunların uzun saçlı olduğu, uyuşturucu kullandığı ve İsrail gençliğini yoldan çıkaracağı söylendi" dedi.

                              radikal

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 29 Ocak 2008 11:50 ÖÖ Bu mesaj rahatsız edici
aasiiyim

Üyelik Derecesi:
  


2009’da darbe


Türkiye, darbe tartışmalarından yakasını kurtaramıyor. Ergenekon soruşturmasının muhtevası hakkında yayın yasağı olduğu için çok şey yazılamıyor, söylenemiyor.
Buna rağmen kıyıda köşede sızan bilgiler var ve bunların hemen hepsi tüyler ürpertici özellikler taşıyor. Mesela illegal yapılanmanın asıl amaçlarından birinin Kürt-Türk kavgası olduğunu söylüyor gazeteler. Korkunç bir senaryo! PKK terör örgütü yıllarca bunun için çırpınıp durdu; ama başaramadı. Çünkü insanlar terör örgütü ile "Kürt sorunu"nu birbirinden ayırıyor. Son seçimlerde bu gerçek çok daha net bir şekilde ortaya çıktı. Ne hazindir ki bölücü örgütün yapamadığını "Kuvvacı Ulusalcılar" deniyor; üstelik her iki tarafın öfkesini kabartacak provokasyonlarla.

Medyanın ısrarla üzerinde durduğu diğer bir korkunç iddia "2009’da darbe yapılması" ile ilgili. Sabah Gazetesi bu amaca yönelik "6 aşamalı bir plan"dan söz ediyor. Hrant Dink cinayetinden bazı parlamenter ve yazarlara karşı düzenlenecek suikastlara kadar somut hadiselerden bahsediliyor. Cumhuriyet Gazetesi’nin bombalanması da Danıştay’a yapılan menfur saldırı da aynı çeteyle ilişkilendiriyor. "Bir ordan, bir burdan" mantığıyla planlanan eylem haritasının maksadı belli: Halkı birbirine düşürmek ve kaos ortamının neden olduğu bezginlik içinde demokrasiyi rafa kaldırmak.

Neden 2009? Dünkü gazeteler bunu sorguluyordu. Taraf Gazetesi’nde Neşe Düzel’e konuşan Murat Belge "2009’daki darbeden önce kıyamet gibi kan akacaktı." diyor. Belge’nin söylediklerine göre darbe 12 Eylül’den daha kötü olacak ve bazı güçler "evinizin kapısını kırıp, içeride kim varsa temizleyecek". Senaryoya göre "dört-beş gün sonra da ordu kardeş kavgasına son vermek için" müdahale edecekti. İnanası gelmiyor insanın; lakin tutuklanan insanların evinden devletin en gizli belgeleri çıkıyor. Veli Küçük’ün "JİTEM’i ben kurdum; o yüzden bende evrak saklamak alışkanlık oldu." türünden ifadeleri yer alıyor gazetelerde. Bu sözler doğruysa JİTEM ilk defa en yetkili ağızdan itiraf edilmiş demektir. Yeni bilgiler ışığında faili meçhul olayların tekrar araştırılması gerekiyor. Hablemitoğlu cinayetinin bile kuvvacı güçlerle irtibatlı olduğu ifade ediliyor.

’Neden 2009?’ sorusuna Belge, "Büyükanıt 2008 yazında emekli. Darbecilerin dayandığı bir şey olmalı ki 2009 hesabı yapıyorlar." diye cevap veriyor. Dünkü Star Gazetesi’nde Şamil Tayyar da "Darbe planı için neden 2009 seçildi?" başlığıyla kaleme aldığı yazıda benzer bir atıfta bulunuyor ve "2008 yılının şûradan sonraki ilk 6 ayı hazırlık evresi, 2009 yılının ilk çeyreğinden sonraki en uygun takvim de eylem zamanı..." diyor.

Şaşırtıcı yorumlar bunlar! Kızıl Elma ittifakı, Veli Küçük’ün kullandığı bir işyerinin ofisinde yapılmıştı. İki tarafı bir araya getiren Küçük’e ittifak için söz verenlerden biri eski Maocu şimdi kuvvacı bir parti liderinin oğluydu. Eski komünist yeni ulusalcı bu adam uzun bir zamandan beri kışkırtıcılık görevini zaten yapıyor. Ergenekon operasyonundan sonra pürtelaş toplantılar düzenleyerek kontrgerilla taktiği izliyor ve operasyonu yapan güvenlik güçlerini karalamaya yelteniyor. Bilgi kirlenmesi de bir çeşit "özel harp taktiği". Görünen o ki "Ergenekon Terör Örgütü" ve yandaşları suçüstü yakalandı. Şimdi onun uzantıları hedef saptırmak için topu taca atmaya çalışıyor. Oysa ortada komplo teorileri değil adliyeye sevk edilmiş ve tutuklama kararına vesile olmuş somut bilgiler ve belgeler bulunuyor. Ve ister istemez halkın kafasını şu soru kurcalıyor: Ayışığı ve Sarıkız isimleriyle darbe teşebbüsünde bulunmakla suçlanan kendini sivil toplum örgütüne adamış (!) şahısların hesap vermediği yerde 2009’da darbe yapmayı planlayan ve o ana kadar bazı eylemlerde bulunmayı ihmal etmeyen örgüt adalet önünde hesap verecek mi? Ve daha önemlisi, 2009’da darbe ihtimalini konuşmak Türkiye’ye yakışıyor mu? Darbecilerin ve yandaşlarının üzerine cesaretle gidilmezse, değil 2009, 2049’da da 2079’da da darbe konuşulur bu ülkede. Demokratik cesaret, hakperest adalet... Darbe kelimesini lügatlerden silecek kavramlar bunlar; kim bunları hayata geçirirse tarihe adını altın harflerle yazdırır...


EKREM DUMANLI

http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=644285

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 29 Ocak 2008 10:38 ÖÖ Bu mesaj rahatsız edici
aasiiyim

Üyelik Derecesi:
  


Bir plazadır benim memleketim!


Karşımızdaki organizmanın zihniyeti belli. Şunu demek istiyorlar hep: Bu ülkede her türlü melanet işlensin, rektörler birer ajan gibi fişleme yapsın, yolsuzluk yapan akademisyen ’bizden’ olduğu için üzerine gidilmesin, hatta değişik tiyatrolar ile onları kahraman ilan edelim, ortalıkta vatan kurtaran birtakım aslanlar dolansın, onlara silah, cephane verenlere hiç ilişilmesin, bizler de görmeyelim.
Bunlara mukabil inançlı insanlar sosyal hayatın içinde yer almasınlar. Dindar bir insan bu ülkeyi yönetemesin, cumhurbaşkanı olamasın, çocukları okula gidemesin, onların puanları, oyları normal sayılmasın vs...

Yoksa bu kadar pisliğin fışkırdığı bir toplumda yer yerinden oynamaz mı?

Sözgelimi, bir gazete kendisine atılan bombaların kökenine ulaştığı anda, ’vay anasına, saldırganlar tahmin edemediğimiz kesimden çıktı’ diye dürüstçe söylemek yerine kulaklarının üzerine mi yatar?

Katil beğenmeye, saldırgan seçmeye başladınız mı, kendi pisliğinizin içinde boğulmaya mahkûm olursunuz. Vaktiyle ’şeriatçılar kıydı Kutlar’ımıza’ diye manşet atanların katil seçmesindeki umarsızlıktır bu tabloyu oluşturan. Ki Fazıl Say’ın esasen bu tablodan rahatsız olması, ’bir dakika kardeşim, bu ülkeyi Patagonya’ya benzetemezsiniz’ diye sesini yükseltmesini bekleriz.

Bilmem hangi ilçenin hangi okulunda, bir öğrencinin Kutlu Doğum Haftası nedeniyle bir peygamber sözünü duvara yazması kadar da mı tehlikeli değil, bu manzara söyler misiniz?

Hani nerede manşetleriniz? Eli bombalı, zihni ülkeyi bataklığa çevirmek için kodlanmış zihniyetleri ilkokul müsameresinde başını örten kızlardan daha az tehlikeli gören zihniyetin samimiyeti hakkında nasıl bir kanaate sahip olabiliriz ki?

Bu ülkeyi berbat bir bataklığa çevirmeyi marifet sayan, üstelik bunu birilerinin kucağına oturarak yapmayı ve üstüne üstlük bizlere vatanseverlik olarak yutturmayı deneyenlerin varlığı hiç mi rahatsız etmez bu zihniyeti?

Danıştay saldırısı sonrası ’Türkiye’nin 11 Eylül’ü diyerek manşetten çakanların, toplumu iki kampa bölerek birbirinin üzerine salmayı marifet zannedenlerin zerre kadar samimiyetleri varsa, bu tablonun üzerine gidip ’yeter artık’ demeleri gerekmez mi? Bu ülkenin sifonu çekilirken, ’benim yasadışı örgütüm iyidir’ mantığının bu ülkeye verdiği zararı görmek için daha ne kadar sürüneceğiz?

O zaman da yazdık kızdılar, şimdi de hem kızıyorlar hem görmezden geliyorlar. Ellerine geçen ilk fırsatta da aksini ispatlamaya çalışan şeyler yapıyorlar. Bir lisenin bodrum katındaki küçük odada ibadet eden gençleri baz morfin imalatçısı gibi lanse edenlerin, çeteleri, kirli ilişkileri, şer merkezlerini ’laf olsun’ kabilinden geçiştirmesine ne buyrulur?

Şimdi de utanmadan, sıkılmadan TRT üzerinden yapıyorlar saldırılarını. Ne imiş efendim ’TRT’de türbanlı konuk’muş? Ne olacak peki? Namussuzu, haramzadesi, liboşu, kartelcisi, ulakçısı, darbe yalakası, ulusalcısı bilmem nesi TRT’de cirit atacak, bir sosyolog fikirlerini söylemek için TRT’ye çıkamayacak öyle mi? Niye bu kadar ağırlarına gidiyor anlamak mümkün değil? TRT, bu milletin değil, azgın bir azınlığın geyik muhabbeti çevirdiği bir iletişim meyhanesi midir?

Aşağılamanın iğrençliğine bakar mısınız; ’türbanlı sosyolog’! Aksini muhafazakâr kesimden biri söylese ipe çekerler; ’mini etekli felsefeci, türbansız bilmem kim’. Vicdan yok, hiç olmazsa az buçuk utanma filan olur!

İstiyorlar ki tüm Türkiye kendi gazeteleri, televizyonları gibi olsun! Tek bir inançlı insan, örtülü insan, dindar insan olmasın. Herkes gerektiği zaman demlenen, jakoben laik, tek açılı, at gözlüklü olsun. Tüm ülkeyi koca bir ’andıç medyası’ plazasına dönüştürmek istedikleri için, bir çuval sakalı olan zır cahil adam bile bu yaştan sonra tefsirciliğe kadayıflanıyor.

Ve bir yandan da, bu ülkenin bağırsaklarındaki tüm parazitler birer birer uç veriyor. Kartel ve Andıç medyasının çok hoşuna gitmese bile! Bu utanç onlara ait olacaktır. Dün ve bugün olduğu gibi gelecekte de!


NEDİM HAZAR

http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=643781




 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 28 Ocak 2008 11:23 ÖÖ Bu mesaj rahatsız edici
aasiiyim

Üyelik Derecesi:
  


bekleme boşuna yazmaz-yazamaz  :)

onlar alevilerle bektaşilerle kafa bulandırmayı bilir ancak...

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 28 Ocak 2008 10:21 ÖÖ Bu mesaj rahatsız edici
AnTiKoLpA

Üyelik Derecesi:
  


Adam yazmış işte. :) Teşekkürler paylaşım için.

Bu arada bende İhan Selçuk şu ergenekon destanı yazmaya çalışan adamları yazsa da buraya alsam diye bekliyorum ama bir türlü yazmıyor. :)

Sözde ulusalcı, laik vatan kurtarıcı çetelerin neler yaptıklarını ve ilhan Selçuk’un bunları kullanarak kimlere saldırdıklarını ve en azından bu çetenin yaptığı eylemleri yamadığı kişi/kurumlardan bir özür dileme yazısı bekliyoruz ama yazmıyor. gitmiş alevileri yazmış bektaşi fıkrası anlatmış. :))

Şu çıkgın İlhan Selçukgiller. Sözde ulusalcı çeteye bir laf edemiyor

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 28 Ocak 2008 9:56 ÖÖ Bu mesaj rahatsız edici
aasiiyim

Üyelik Derecesi:
  


Bana “kaybolan laikliklerimi” verseler…


Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, AKP ve MHP’yi yakın takibe almış... İki partinin türban yasağını çözmek için yürüttüğü çalışmalara karşılık, Yargıtay da başlattığı incelemeyi derinleştiriyormuş…

AKP’den gelen türban açıklamaları “iktidar partisinin sicil dosyası”na ekleniyormuş!

Dosya deyince…

Geçen hafta gözlerden kaçan bir haberdeki ilginç bir dosyayı hatırlayıverdim…

Süleyman Bey’in yeğeni, Egebank’ın eski sahibi Murat Demirel’le ilgili “kaybolan” bir dosya, bu…

Yeğen Demirel’in “bankacılık yasasına muhalefet ettiği için 1 yıl hapis ve 1 milyon 520 bin lira para cezasına çarptırıldığı” dava dosyası…

Buraya dikkat: Zamanaşımına uğradıktan sonra ancak bulunabilmiş!

Yargıtay, önce Demirel hakkındaki kararı onadığı halde sonradan zamanaşımı gerekçesiyle geri adım atıvermiş…

Dosya, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiş ancak başsavcılık incelemek istediği bu dosyayı bulamamış!

M.Demirel’in yargılandığı davanın 11 klasörlük dosyasının ekleri bir çuvalın içinde mevcutken, ana dosya nedendir bilinmez kuş olup uçmuş…

Dava zamanaşımı nedeniyle düştükten sonra dosyamız da birdenbire yerine dönmüş!

İki yıl kadar önce “Arabistanlı Lawrence”ın yerli versiyonunda oynayıp, filmin bir sahnesinde “Türbanlılar Arabistan’a gitsin” diyen Süleyman Demirel’in sevgili yeğeni de böylelikle kurtulmuş…

Sağlık olsun! Yargıtay Başsavcılığı türban yasağını kaldırmaya çalışan iki parti hakkında oluşturduğu “sicil dosyalarını” gayet iyi takip ediyor ya; siz ona bakın!

Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya kısa bir süre önce AK Parti ve MHP’ye “laiklik abası altından kapatma sopası” göstermişti…

“Türban yasağını kaldırmaya niyet etti” diye partilere kapatma imasında bulunmak ve bu amaçla partileri takibe alıp “sicil dosyası” tutmak; kimi yargı adamlarının “demokrasi sicili” hakkında yeterince fikir veriyor…

Bir de Yargıtay Onursal Başsavcısı “367 Sabih Kanadoğlu” var…

Emekli olduğuna bakmayın; Sabih Bey de AKP’yi “dışarıdan” kapatmaya çabalıyor: Hani mevcut başsavcı kapatamazsa, “367 Sabih” tahtaya çıkıp kapatacak!

“Dinci dikta rejimine gidiyoruz” feveranıyla kamuoyunu yanıltmaya özen gösteren, “Eski Ayran Kabartıcılardan Kim Kaldı”ların Sabih Beyefendi’ye minik bir hatırlatma yapacağım…

Anayasa Mahkemesi “367 Hurafesi”nin lehinde (9-2) karar verdikten sadece bir ay sonra 367’nin de içinde bulunduğu Anayasa değişikliği paketi hakkındaki itirazı neden reddetti (6-5) acaba?

Bakınız, Anayasa Mahkemesi’nin 367 hakkında tam tersi bir karar verdiğinden söz ediyoruz!

Rejim krizine oynayanlara yardımcı olmak gayesiyle kimi yargı adamlarının hukuku siyasileştirmeleri sonuçta ters tepiyor, görüyorsunuz…

Şimdilerdeki “kapatırız ha!” çıkışlarını da; türban aleyhindeki kanunsuz mahkeme kararlarını da bu bağlamda değerlendiriniz.


* * *
“Ce Ha Pes Başsavcısı” Deniz Sabih Baykal türban yasağı üniversitelerde kalkacak diye tutuşmuş; eline bir kez daha benzin bidonu almış, “Türkiye din devletine gidiyor” çıkışıyla rejim krizi totosu oynamakta…

Hangi Baykal, bu? AKP iktidarının ilk yılı boyunca birebir görüşmelerimizde “Türban, üniversitelerde yasak olmamalıdır” diye konuşan Baykal!

CHP Grup Başkan Vekili Hakkı Süha Okay ise tam manasıyla uçuşa geçmiş durumda: AKP ve MHP’nin türban yasağı teklifi dahi veremeyeceklerini iddia ediyor!

Süha Bey, Anayasa’nın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek “laiklik maddesi”ni öyle bir yorumluyor ki; böylesine muhteşem bir yorumla inanın nefes almak bile laikliğe aykırı hale gelir!

CHP’li Okay’a göre; türbanla ilgili bir teklif “Anayasa’nın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek 2. maddesinin arkasına dolanan bir teklif olacağından Anayasa’ya aykırı imiş…

Güreş müsabakası gibi! Ama, tabii “laik” güreş!


TAMER KORKMAZ

http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=28.01.2008&y=Tamer_Korkmaz


:))   :))




 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 28 Ocak 2008 9:33 ÖÖ Bu mesaj rahatsız edici
aasiiyim

Üyelik Derecesi:
  


aman allahım bu forumda tartışma meydanı oldu

ne güzel haber okuyoduk önceden
mazide mi kaldı ne :)

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 27 Ocak 2008 10:19 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
m_ikrop

Üyelik Derecesi:
  


yine insanlık dramları
"benden değil diye öldürdüğü oğlu DNA testi sonucu kendi oğlu çıktı" buna ne denir bilmioum ama türkiye gerçekleri yargısız infaz örneği...

yine türkiye gerçekleri
insanlar açlıktan sefillikten işsizlikten dert yanarken gazetelerin ikinci sayfaları CEM YILMAZ’ın A.R.O.G.’undan HÜLYA AVŞAR’dan TARKAN’dan bahsederken Türkiye’nin gerçekleri arka sayfalarda kalırken ne demeli bilmem!!!...

(m_ikrop tarafından 28 Ocak 2008 9:03 ÖS tarihinde degiştirildi.)

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 27 Ocak 2008 8:58 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
ata_turk

Üyelik Derecesi:
  


her zaman ki gibi kolpa..

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 27 Ocak 2008 12:58 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
AnTiKoLpA

Üyelik Derecesi:
  


Nişantaşı çocukları  




Şehir demek, cadde demektir. O caddeler üzerinde mağazalar, lokantalar, kahvehaneler, sinemalar falan bulunacaktır ve o kaldırımlarda yürünecektir.

Yani, gidip de “alışveriş merkezine” tıkılınmayacaktır, bu tür yerler genellikle uzakta, şehir dişında olurlar, arabayla gidilir, birşeyler yüklenip gelinir. Gitmişken birşeyler de yenir, aç kalmamak için, o kadar. Ikea’nın köftesi, falan.

Alışveriş merkezinin sınırlı “kulvarlarında” dolanmaya yürüyüş denmez. Gezinti, hiç denmez.

Son yıllarda kuytu gecekondu vadilerine kurulan fiyakalı merkezlerde iliklere işleyen kuru ayazı yemeye ne denir, onu bilmem. Enayilik dense gerektir...

Lafı şuraya getireceğim: 1964, 1965, 1966, 1967 yıllarını yaşadığım Nişantaşı’na uzun bir süre, çok uzun bir süre uğramadım. 1981, 1982, 1983 yıllarını da oralarda yaşadım. Sonra pek yolum düşmedi o taraflara.

Bir dönem, o zamanlar “Teşvikiye Yokuşu” dediğimiz Hüsrev Gerede Caddesi’nde oturduğum oldu, bir dönem Topağacı’nda. Sonra ayağımı kestim.

İki yıl önce gördüm ve tanıyamadım: İnsan ve otomobil sayısı inanılmaz ölçüde artmış, eski dinginliğin yerini yorucu bir karmaşa almıştı. Eskiden de daracık olan kaldırımlarda, bırakın gezinmeyi, kimseye çarpmadan doğruca yoluna gitmek bile mümkün değildi. Otomobillerin arasından geçit bulmaya çalışmak, çekirgelik etmeyi, zıp zıp zıplamayı gerektiriyordu. Çevre, zengin ve çirkindi.

Evet, artık kalorifer dumanı yoktu ama egzost dumanı vardı.

Bu keşmekeşi de “lüks” sanan, “çağdaş” sanan birsürü budala var.

Basında da oralarda tepişen bir “kıloğlanlar grubu” türedi ve Nişantaşı efsanesi, bunların yalak yazılarıyla da köpürtülüyor.

Eskiden çulsuz gezip de cebi yeni para görenler, Nişantaşı’na “takılmayı” sınıf değiştirmenin olmazsa olmaz koşulu gibi algılıyorlar.

Dapdaracık ve delik deşik kaldırımlarda itiş kakış yürümeye çalıştıklarında, kendilerini bir “Paris bulvarında” falan sanıyorlar.

Tek karış boş yer bırakmamış arabaların arasından hoplaya zıplaya geçmeye çalıştıkları zaman da memleketin kalkındığını düşünüp seviniyorlar.

Bangır bangır “rock” müziği eşliğinde, sürekli cep telefonuyla konuşan ve burjuva olduğunu sanan zengin veletlerinin kulak tırmalayıcı şamataları içinde, yemek mi dayak mı yedikleri belli olmadan birşeyler tıkınıp çuvalla para ödedikleri zaman da “çağdaş sırasına” girdiklerini...

Elbette herkes istediği eziyeti çekmekte özgürdür. Sıkıntıdan hoşlanan sapık, bu tutkusunu yaşayabilmelidir. Karışamayız.

Fakat okuyucu küfür ediyor, bir kere onu bilsinler.

İkincisi de, Türkiye’yi Nişantaşı sanıp boş düşlere kapılmasınlar ve sonra da “bizim parti seçimi niçin kazanamadı” sorusuna “halk cahil, kandırılmış, oyunu bir çuval kömüre satıyor, bunlar adam olmaz” gibi yanıtlar ve bahaneler aramaktan vazgeçsinler.

Yok efendim, burada ne “nostalji” yapıyorum, ne de “garibanizm”...

Ömür Pastanesi’nde dondurma yiyip uzaktan da “semtin bomba kızı” Arzu Okay’ı kestiğimiz günler, “Dilberler’in köşesinde” buluşup Konak Sineması’na gittiğimiz günler geri gelmezler. Üçgen Kitabevi’nden De Yayınları’nı, rahmetli Nejat Yalkı’dan beş yüz yirmi beş kuruşa Penguin yayınlarını aldığımız, rahmetli Hadi Bey ile oğlunun, sınıf arkadaşım Muzaffer’in dükkânında, Akademi Kitabevi’nde “kaynattığımız” günler de geri gelmezler.

Yok efendim, ben Nişantaşı’nın “köşklü konaklı” devrini de bilmem, yaşım tutmaz, Damat Ferit Paşa nerede otururdu, anlamam.

Cebi paraya kavuşunca burjuvalığa terfi ettiğini sananlara ve onlardan sebeplenen gazeteci takımına bir tek şey söyleyeceğim. Pardon, üç.

Sizin üç yüz yeni lira ödediğiniz Beaujolais Villages şarabı, Paris bakkallarında beş, bilemedin on avroya satılır, bu bir.

O etiketteki Villages kelimesi “bu şarabın kelek cinsi” anlamına gelir, yani şatoların bağlarında falan değil, köylülerin kendi arazi parçalarında ürettikleri “ikinci sınıf Beaujolais” demektir, hani odun ateşine karşılık elektrikli fırında pişirilmiş “rüstik pizza” ya da “tepsi pizzası” gibilerden, bu iki.

Beaujolais şarabı yemekte içilmez! Fındık fıstıkla, peynirle falan, eh... Üstelik tazesi makbuldur, “primeur” olacak, hem eskisini hem de yemekle içene, hem de kendini kazıklatana kıro derler, bu da üç olsun.

http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=106571,10,2#

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 27 Ocak 2008 10:01 ÖÖ Bu mesaj rahatsız edici
CEVAP YAZ
 <<Geri  1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   11   12  İleri>>  Son>>
 

Forum | Aktif Üyeler | Sohbet | Mesaj Merkezi | Müzik Dinle | Müzik Listelerim | Video İzle

Yerli Gruplar | Yabancı Gruplar | Amatör Gruplar | Demolar

Biyografiler | Diskografiler | Sanatçı Fotoğrafları | Şarkı Sözleri | Akorlar ve Tablar | Basın Bilgileri

Üyelik | Ayarlar | Üye Ara | İletişim | Reklam



Site içerisindeki materyallerin kaynak gösterilmeden kopyalanması ve yayınlanması yasaktır.
Copyright © 2007 Anatolianrock.com