Anatolianrock.com Forum
Üyelik Derecesi:
en son nezman gazete okudum kı ben
"Teenniye davet " İktidar partisinin MHP destekli ’türban/başörtüsü’ konulu yasal düzenleme çabaları hız kazanarak devam ediyor. Üzerinde uzlaşılan formül Anayasa’nın iki maddesinde ve YÖK Yasası’nın Geçici 17. maddesinde değişiklik yapılmasını öngörüyor. Beklenen, bu yeni düzenleme yasalaştığında, üniversite ve yüksek okullarda sürdürülen türban/başörtüsü yasağının sona ermesidir. Sonucu itibariyle toplumun çoğunluğunun paylaştığı hayırlı bir gelişme bu. Ancak, yeni kamuoyu araştırmaları toplumun bu çabalardan kaygı duyduğuna işaret etmeye başladı. Halkın büyük bölümü hâlâ yasağa karşı, başörtülü kızların üniversitelerde okuması gerektiğine destek çok büyük; ancak oranı giderek büyüyen bir karşı-cephe oluştuğu da göze çarpıyor. Bu durumun bir sebebi, kamuoyunun bu sorunun yasa yoluyla çözüleceğinden kuşku duymasıdır. 1990 öncesinde, dönemin iktidarı (ANAP) iki ayrı yasal düzenleme yapmak zorunda kalmış, her iki girişim de sonuçsuz kalmıştı. Bugün de uygulanan yasak herhangi bir yasal boşluktan kaynaklanmıyor; tam tersine, YÖK Yasası’nın yeniden değiştirilmek istenen Geçici 17. maddesinde “Yürürlükteki yasalara aykırı olmamak şartıyla yükseköğretim kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir” diye açıkça yazıyor. Ne kadar takviye ederseniz ediniz o maddeyi, yasağı uygulayanları veya zihniyetlerini değiştiremediğiniz takdirde farklı bir sonuç ortaya çıkmayacaktır. Kaygının temelinde bu kuşku yatıyor. Bir şey daha: Yasada yapılmak istenen değişiklikle belli bir başörtüsü bağlama biçimi tanımlanıyor; ancak o biçime uyulması durumunda eğitim hakkı kazanılabilecek. Bu da, serbestlik getirmek için yola çıkılmışken yeni düzenlemeyle yasak getirilmesini sağlayabilir. Hiçbir yasal dayanağı olmayan bir yasak, Ak Parti ile MHP’nin ortak girişimiyle, keyfi uygulamalara kapı aralayabilecek bir yasal güvenceye kavuşmuş olacak. Yargıtay’ın onursal başkanlarından Prof. Dr. Sami Selçuk nicedir bu yanlışa işaret ediyor. Dün Radikal gazetesinde yayımlanan “Başörtüsünde ’sanal yasak’tan ’gerçek yasak’a gerileme (mi?)” başlıklı kapsamlı ve uyarıcı yazısı hukukî bir mütalaa olarak olağanüstü önemli. Anayasa ve yasalarda ’yasak’ yok; üniversitelerde uygulanan başörtüsü yasağını bu yüzden ’sanal suç’ kavramıyla açıklıyor Sami Selçuk. Uygulama aslında var olmayan bir ’suç’ ile irtibatlı; daha çok da Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının ’yanlış algılanması’ üzerine oturuyor. Prof. Selçuk’un buradan çıkardığı doğal sonuç da şu: Ak Parti ile MHP’nin anayasa ve yasada değişiklik yoluyla yasağı kaldırma çabası yanlıştır; yeni düzenleme başörtüsü konusunu içinden çıkılmaz hale getirebileceği gibi, yasağa yasal bir zemin kazandırma tehlikesini de içinde barındırıyor. Sami Selçuk ne yapılması gerektiğini ve görevin kime düştüğünü de belirtiyor yazısında: “Bir yasak bulunmadığına göre, yukarıdaki hukuksal görüşler doğrultusunda üniversiteler uygulamalarını gözden geçirmelidirler. / Girişim gücü, YÖK’ün elindedir.” Tartışmanın çıktığı ilk günden beri savunduğum görüşle birebir örtüştüğü için değil yalnızca, Prof. Sami Selçuk’un tamamen ’hukukî’ gerekçelere oturttuğu mütalaasına tam da şu ortamda kulak verilmesinin ülke açısından başka rahatlatıcı etkileri olacağına da inandığımdan, Meclis’te iyi niyetli çabalarını sürdürenlerin dikkatini çekmek istiyorum. İyi niyetle yola çıkıldığında varılan yer her zaman başta belirlenen hayırlı sonuç olmayabiliyor. 1989’da ANAP da iyi niyetle yasal düzenleme yapmıştı; sonuç ortada. Üniversite camiasının yasakçılığa karşı çıkışı kısa zamanda 2000’den fazla imzaya kavuştu. Son yapılan türban yasağını kaldırma girişimini protesto amaçlı Üniversiteler Arası Kurul (ÜAK) toplantısına 27 devlet üniversitesi yetkili göndermedi; bir o kadar da özel üniversite... YÖK Başkanı toplantıya katılarak konuya itirazını kayda geçirdi. Bunlar Sami Selçuk’un da tercih ettiği “Sorunun kendiliğinden çözümü” yolunda önemli gelişmeler... Yasağın bir gün daha devam etmemesi hepimizin temennisi; ancak içinden çıkılmaz hale getirmeden ve sühuletle konuyu çözmek varken bu acele neden? FEHMİ KORU http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=05.02.2008&y=FehmiKoru
"Aptallar olmasa ekmek bulamayız " Don Martin miydi, yok yok, Al Jaffee galiba, ünlü Mad dergisinde çizmişti, “snappy answers to stupid questions”... Aptal sorulara hınzır yanıtlar... Adam soruyor, “May I smoke?”... Öteki de ona soruyor: “Why? Are you on fire?”... Yanıyor musun? İngilizce’de “to smoke” fiilinin hem “sigara içmek” hem de “dumanı tütmek” anlamına gelmesi üzerine kurulmuş nefis bir kelime oyunu. Adam elinde oltası ve kocaman bir balıkla gidiyor... Soruyorlar: Bu balığı sen mi tuttun? Yanıt: Hayır, teslim olması için ikna ettim! Adam kadına soruyor: Bu dansı bana lütfeder misiniz? Kadının yanıtı: Elbette, alabilirsiniz, ben kullanmıyorum! Bilirsiniz, bendeniz her türlü aptallığa bayılırım. Ülkemiz çok şükür aptal darlığı çekilen bir yer olmadığından, ben de gülüp eğlenmekte hiç sıkıntı çekmedim. Ayrıca, nasıl bayılmam, ekmeğimi onlardan çıkarıyorum! Kapıyı çalarsın, “geldin mi” diye sorarlar... Verilecek yanıt şu olmalıdır: Hayır, daha gelmedim, yoldayım, şu anda hayal görmektesin! Aptal anketleri daha da çok severim. “Sizce bu maç kaç kaç biter” sorusu, içimde soranı dövme isteği uyandıran özel bir aptallık örneğidir. Internet’te bir anket düzenlemişler, yok, Türk değil bunu yapanlar, ecnebi aptallar... Soru şu: Tanrı’nın dünyaya kimi yeniden göndermesini isterdiniz? Lenin’den Gandhi’ye, Bruce Lee’den Elvis Presley’e, Shakespeare’den Beethoven’e birçok “ünlü ölü” yarıştırılıyormuş... Düzenleyenler ecnebi ama Türk aptalları da konuyu sevmişler, iki yüz bin kadar kişinin katıldığı yarışmada Atatürk “açık ara” önde gidiyormuş! Kimi akıllı meslekdaşlarımız bunu “bütün dünyanın Atatürk’e hayran olması ve onu çok özlemesi” şeklinde yorumladılar; oysa, Türkiye’de toplam bin sekiz yüz adet satan TIME dergisinin “yüzyılın adamı” anketine Türkiye’den yetmiş bin kadar oy gönderilmesi gibi bir durum sözkonusu... Oylarını yağdırmışlar gene bizimkiler, yağdırmışlar! Üzülmeyin, bu tür işleri yapan siteler esas itibarıyla “çoluk çocuk mekânları” olduğundan, bu sefer rezil olma tehlikesi yok. Atatürk yüzde 90 oy toplamış, Albert Einstein, sıkı durun, toplaya toplaya yüzde 4... Atatürk geri gelsin, Einstein gelmesin. Gelip de, ortaya çıkarmaya ömrünün yetmediği “birleşik alan teorisi” üzerinde çalışmaya, bıraktığı yerden devam etmesin. Buna karşılık memleket batsın, Atatürk gelip kurtarsın. Sanırım öbür dünyada böyle bir “masa” kurulmuş, bu dünyadan gelen talepleri değerlendiriyorlar, gazino şarkıcılarının “istek parçası” söylemeleri gibi, isteğe bağlı olarak birilerini geri gönderiyorlar. Yeter ki oy toplasın. Beni en çok eğlendiren de, haberi veren siteye “blog” yazan genç bir Türk budalasının “Lenin’i istemesi” oldu! Gelip devrim yapacakmış. Arkadaş komünist ve ateist, fakat Tanrı’nın Lenin’i göndermesini bekliyor. Merak ederim. Acaba geçen gün Anıtkabir’de “222-A” eylemini koyanlar arasından kaç kişi, bu ankete ciddi ciddi katılır, Atatürk’ün geri gelip dincileri kovalamasını isterdi? Ortaya öyle yüksek bir oran çıkar ki, ağzınız açık kalır! Sözünü ettiğim aptallar için özel not: Bu yazı Atatürk’ü eleştiren bir yazı değildir. ENGİN ARDIÇ http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=107498,10,2 :)) :)) :))
(aasiiyim tarafından 4 Şubat 2008 3:00 ÖS tarihinde degiştirildi.)
‘Kin ve düşmanlığa tahrik’ suçu başka nasıl işlenir? Bir Mesut Parlak cümlesidir: “Türbanlı öğrenciye hak ettiği notu veremeyebiliriz...” Mesut Parlak, İstanbul Üniversitesi’nin rektörüdür. Malatyalıdır. Bir zamanlar, yani Kemal Alemdaroğlu’nun devr-i saadetinde, Malatyalılığından aldığı asabiyyetle cari uygulamaları eleştirir, başörtülü öğrencilere reva görülen zulmü anlatırdı yürek sızlatan bir dille... “Onlar da bizim kızlarımız... Onlar da bizim yavrularımız...” cümlelerini araya sıkıştırmayı ihmal etmeden tabii. Böyle pek çok demeci vardır... Birkaç yıl öncesine kadar, birçok gazete için (özellikle Vakit gazetesi için) görüşlerine başvurulacak yegane “muhalif kaynak”tı. Başarılı bir öğretim görevlisiydi, CHP’liydi, laikti, belli hassasiyetleri gözetme konusunda “kararlılığını” muhafaza ediyordu ama, bu kadar da olmazdı ki canım, İstanbul Üniversitesi kötü yönetiliyordu, Alemdaroğlu da ne yapmaya çalışıyordu böyle? İsyanı bununla da sınırlı değildi... Bir zamanlar (dekanlık yaptığı dönemde), kendisinden “başörtülüleri okula sokmaması” istenmiş... O da haklı olarak isyan ediyordu: Bu kadar da olurmuymuş canım, dekanlık mı yapacakmış, polis şefliği mi? Böyle bir adamdı işte Mesut Parlak... Hem böyle bir adamdı, hem de muhalefetini spesifik olarak Alemdaroğlu yönetimi üzerine kurduğu için pek çok ayrıntıyı gözlerden kaçırabiliyordu. Zaten hiçbir şey değişmeyecekti. Alemdaroğlu gidecek, onun yerine bir benzeri gelecekti. O “bir benzer”in Mesut Parlak olması ise, sadece kaderin garip bir cilvesidir. Çünkü, rektörü değiştirmek, cari sıkıntıları gidermeye yetmiyordu. Asıl, üniversiteleri bilim yuvası olmaktan çıkarıp “kışla”ya dönüştüren zihniyeti değiştirmek gerekiyordu. Yani, üniversitelerde bir “zihniyet dönüşümü” şarttı. Bu zihniyet dönüşümünün ilk basamağı olarak da, cari sıkıntıların kaynağını oluşturan yasanın, rektörlere neredeyse Padişah yetkisi veren YÖK Yasası’nın ortadan kaldırılması gerekiyordu. Hiçbir şeyin değişmediği görüldü zaten. Üstelik, bir zamanlar “muhalifmiş gibi” yapan ve insanların buna inanmasını sağlayan Parlak daha dişli bir statükocu çıktı. Mesela, yönettiği üniversitenin Yaşar Kemal ve Orhan Pamuk gibilere kapalı olduğunu söyleyebildi. Bu kadarını önceki bile akledememişti. Hayır, “Ey Mesut Parlak! Sen geçmişte böyle diyordun. Şimdi bunları bunları söylüyorsun? Ne oldu da, bir zamanlar eleştirdiğin Alemdaroğlu gibi yasakçılıkta ifrat noktasına geldin?” demiyorum. Demeyeceğim de... Bunun muhasebesini, kıymetli rektör kendi vicdanında yapsın. Şunu söylüyorum: Meşruiyetini hangi yasadan, hangi vicdani kanaatten, hangi ahlak ve moral değerlerden alıyorsun da, “türbanlı öğrenciye hak ettiği notu” vermiyorsun, vermeyebileceğini söylüyorsun? Kıyafet, akademik değerlendirme ölçütü müdür? Demek ki öğrencileriniz “devrim yasaları”nın icbar ettiği kıyafetle karşınıza çıksalar, örneğin “fötr şapka” filan taksalar, her dersten 100 notunu çakacaksınız. Öyle mi? Bu mudur akademyanın tarafsızlığı ve bağımsızlığı? Böyleyse, neden size “akademisyen” diyoruz ki? Kıyafet tercihlerinize uygun bir “mesleki sıfat” edinebilirsiniz ve böylece devrimlerin geleceğini de garanti altına almış olursunuz. Hadi, dünün muhalif rektör adayı Mesut Parlak böyle diyor... Peki, “hukuk” ne diyor? Bizim ünlü “kin ve düşmanlığa tahrik” maddeleri ne işe yarıyor? Sadece “kral çıplak” diyen muhalifleri susturmaya mı? Ahmet KEKEÇ - Star Gazetesi...
Anıtkabir’de türban protestosu Kadın derneklerinin öncülüğünde 50’yi aşkın sivil toplum kuruluşu, türban düzenlemesini protesto için Anıtkabir’de biraraya geldi ANKARA - Cumhuriyet Kadınları Derneği ile Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin (ÇYDD) önderliğinde ve “14 Nisan Çalışma Grubu” adı altında bir araya gelen 60 sivil toplum örgütünün temsilcileri ile Türkiye’nin değişik yerlerinden gelen vatandaşlar, “222A-Laik Cumhuriyet İçin Anıtkabir’deyiz” sloganıyla Anıtkabir’de Ata’nın manevi huzuruna çıktı. Ellerinde Türk bayraklarının yanı sıra “Atatürkçüyüz”, “Ömrümüzün Yettiği Yere Kadar Ata’m İzindeyiz”, “Uyan Ata’m, Sen Olmasaydın Adımız Corç Olacaktı”, “Çanakkale Geçilmez” yazılı dövizler de taşıyan katılımcılar, öğle saatlerinde Anıtkabir’de toplandı. Başlarına “Atam İzindeyiz” yazılı bantlar da takan katılımcılar, “Ya istiklal ya ölüm, tam bağımsız Türkiye”, “Türkiye laiktir, laik kalacak”, “Mustafa Kemal’in askerleriyiz”, “Ata’m izindeyiz”, “Hükümet istifa” şeklinde sloganlar attı. ASKERLERE SEVGİ GÖSTERİSİ Bu sırada Anıtkabir’in önünde babasının kucağında Türk bayrağı sallayan küçük bir çocuk uzun süre alkışlanırken, Anıtkabir’de görevli askerler de “En büyük asker bizim asker” sloganı eşliğinde selamlandı. Nöbet değişim töreni yapan askerler de avluda toplanan kalabalık tarafından alkışlandı. Öte yandan, Anıtkabir’i ziyarete gelen kimi türbanlı vatandaşlara grupta yer alanlardan bazılarının tepki gösterdiği görüldü. ‘LAİK CUMHURİYET İÇİN’ ÇELENK Anıtkabir’in avlusunda ellerinde Türk bayraklarıyla toplanan katılımcılar, daha sonra Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Ankara Şube Başkanı Ülkü Günay başkanlığında Ata’nın manevi huzuruna çıkarak saygı duruşunda bulundu. Bu arada, Anıtkabir görevlileri el ele tutuşarak, kalabalık grubun aynı anda mozoleye çıkmaması için önlem aldı. Topluluğun bir kısmı, mozoleye doğru çıkarken “Dağ Başını Duman Almış” marşını söyledi. Ata’nın kabrine “Laik Cumhuriyet İçin” yazılı kırmızı-beyaz karanfillerin yer aldığı bir çelenk bırakan grup, saygı duruşunda bulundu. İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından gruptakiler, uzun süre alkış tuttular. ’ EMPERYALİZM LAİKLİĞİ ORTADAN KALDIRMAYA ÇALIŞIYOR’ Daha sonra Ülkü Günay, Misak-ı Milli Kulesi’ne geçerek topluluk adına Anıtkabir Özel Defteri’ne şunları yazdı: “Yüce Atatürk, Güzel yurdumuz, zorlu bir dönemeçten geçiyor. Cumhuriyetimizin temelini oluşturan kazanımlarımız iktidarın ve yandaşlarının siyasi emellerine kurban edilmek isteniyor. Ulus devletleri milliyetlere ve inançlara bölerek birbirine düşürmek isteyen emperyalizm, şimdi de ülkemizde kutsal din duygularını araç edinerek, Cumhuriyetimizin temel ilkelerinden olan laikliği ortadan kaldırmaya çalışıyor. Devrimlerimizle, karanlıktan aydınlığa çıkmayı başarmış olan kadınlarımız, esaret simgesi olan türbana mahkum edilmek isteniyor. Bu esaret de özgürlük gibi gösteriliyor. Biz bu oyunun farkındayız. Ülkemizi karşı devrimin işgaline teslim etmeyeceğiz. Sizden güç alarak buradayız. Ayakta ve uyanık olmaya devam edeceğiz. Saygılarımızla...” PANKART ALINMADI Öte yandan, ziyarete gelenler Anıtkabir girişinde uzun kuyruklar oluştururken, vatandaşlar X-Ray cihazından geçirilerek Anıtkabir’e alındılar. Anıtkabir çevresindeki binalarda yaşayanların Türk bayrakları ve Atatürk posterleri astığı görüldü. Kadınların çoğunlukta olduğu eylemde, her yaş grubundan katılımcılar, ellerinde Atatürk posterleri ve Türk bayrakları taşıdılar. Anıtkabir’e Türk bayrağı ve Atatürk posteri dışında döviz ya da pankart alınmadı. ‘PKK MECLİS’TE ONA EGEL YOK, BİZE VAR’ Törenin ardından Anıtkabir’den ayrılanların bir bölümü daha sonra TBMM yönüne yürüyüşe geçtiler. Gruptakiler, Gençlik Caddesi ile Necatibey Caddesinin kesiştiği noktada polis tarafından durduruldu. Burada da “Türkiye uyuma devletine sahip çık”, “Mollalar İran’a” sloganları atıldı. Polis barikatını aşarak yürüyüşe devam eden gruptakiler, Necatibey Caddesi’nin İnönü Bulvarı’na çıktığı noktada yeniden durduruldu. Bunun üzerine, gruptakiler, Gençlik Marşı’nı okudular. Polis, eylemin yasal olmadığı konusunda uyararak, gruptakilerin dağılmasını istedi. Gruptakiler, uyarıya ıslıkla karşılık verdi. Gruptaki bazı kişiler, “PKK Meclis’te ona engel yok. Bizi engelliyorsunuz” diye tepki gösterdiler. HÜKÜMETE TEPKİ Burada da saygı duruşunda bulunup İstiklal Marşı okuyan gruptakiler, hükümet aleyhine sloganlar attılar. Bu sırada gruptakilerden bazılarının, “Bu, Atatürk ilke ve devrimlerine yönelik yapılmış bir karşı devrimdir. Laik Türkiye savunucuları buna asla müsaade etmeyecektir. Gelecek Cumartesi Meclis önünde olacağız” dediği duyuldu. http://www.ntvmsnbc.com/news/434237.asp
Birkaç yıl sonra bizimde oluvereceğimiz bu... NASA, kainata Beatles dinletecek Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), 4 şubatta, NASA’nın ve ünlü grup Beatles’ın kuruluşunun 50. yıl dönümünü kutlamak için, kainata Beatles’ın ’’Across The Universe’’ şarkısını çalacak. NASA’nın internet sitesindeki açıklamaya göre, şarkının yayımı, pazartesi günü GMT 00.00’da (TSİ 02.00) başlayacak. Dünya’dan 431 ışık yılı uzakta bulunan Kutup Yıldızına ulaşması planlanan şarkı, evrende saniyede 307 bin kilometre hızla ’’yolculuk edecek.’’ Eski Beatles üyelerinden Paul McCartney, bu girişimden memnuniyet duyduğunu ifade ederken, cinayete kurban giden şarkının bestecisi John Lennon’ın eşi Yoko Ono, ’’bunu yeni bir çağın başlangıcı olduğunu ve bir gün milyarlarca gezegenle iletişime geçileceğini’’ söyledi. Bu, NASA’nın bir Beatles şarkısını ilk kullanışı değil. Paul McCartney, 2005 yılının kasım ayında, Uluslararası Uzay İstasyonu’ndaki (UUİ) 3 astronota dünyadan canlı konser vermişti. Nasa’nın açıklamasında, 4 şubatta dünyadaki tüm Beatles hayranlarının ’’Across The Universe’’ şarkısını çalmaları istendi. http://www.sabah.com.tr/haber,ABF0F248B4B5497882BC0D489A2C9DA7.html
Kadın hakları raporu dağıttı idama mahkum oldu Said Pervez Kambas… Afganistan’da 23 yaşında bir üniversite öğrencisi… Suçu: İnternetten kadın haklarını içeren bir raporu indirip arkadaşlarına dağıtmak… Cezası: İdam ve onaylandı… Kambas şimdi ölümü bekliyor… Afganistan’da internetten kadın hakları ile ilgili rapor indirip dağıtan gazetecilik öğrencisi genç İslamcı mahkeme tarafından ölüme mahkum edildi. The Independent gazetesi serbest bırakılması için kampanya başlattı. Kadınları yok sayan Taliban iktidarı, ABD’nin opersyonuyla birlikte yok oldu. Ama Afganistan’da o günden sonra çok az şey değişti. Kadınlar hala burkasız sokağa çıkamıyor, kız çocukları hala okullara gidemiyor. Birçok bölgede her türlü davaya şeriat mahkemeleri bakıyor. Son olarak yaşanan olay ise Taliban düzeninin tam gaz sürdüğünü bir kez daha ortaya koydu. İnternetten kadın haklarıyla ilgili bir rapor indirip dağıtan gazetecilik öğrencisi genç, İslamcı mahkeme tarafından ölüme mahkum edildi. İngiliz The Independent gazetesi, öğrencisi gencin serbest bırakılması için kampanya başlattı. İngiliz The Independent gazetesinin manşetine taşıdığı haberinde, Afganistan’da gazetecilik öğrencisi Said Pervez Kambas adlı gencin internetten kadın hakları ile ilgili rapor indirdiği için İslamcı mahkeme tarafından ölüme mahkum edildiği belirtilerek gencin serbest bırakılması için kampanya başlatıldığı duyuruldu. KARZAİ HÜHÜMETİ PARMAĞINI OYNATMADI Raporu indiren gencin ölüme mahkumiyetinin ülkenin yetkililerince onaylandığının kaydedildiği haberde Afganistan’ın artık Taliban döneminde olmadığı, Taliban’dan kurtuluşundan 6 yıl sonra, Batı’nın müttefiki olan Devlet Başkanı Hamit Karzai tarafından demokratik kurallara göre yönetildiği vurgulandı. 23 yaşındaki Kambas’ın Balkh Üniversitesi’ndeki arkadaşlarına konu üzerinde tartışmak için raporu dağıttığı ancak şikayet edilerek tutuklandığı belirtildi. Yakın dönemde Said Pervez Kambas’a ölüm cezası verilmesini sivil haklarına yapılan bir hakaret olarak değerlendiren Independent gazetesi, Kambas’ın adil yargılanmasını sağlamak için bugün bir kampanya başlatıyor. Birleşmiş Milletler, İnsan Hakları grupları, gazeteciler ve Batılı diplomatlar duruma engel olmak ve serbest bırakılması konusunda Karzai hükümetini uyardılar. Ancak dün Afgan senatosu ölüm cezası hükmünü onayladı Sanki yüzlerce yıl öncesinden ortaçağın "cadı avı" dönemlerinden bir haber gibi… İşte buna isyan ediyoruz… Eğer kadın hakkını savunmak idam cezası gerektiriyorsa, bizim askerimizin orada ne işi var. BM ve NATO orada ne yapıyor… İngiliz The independent Gazetesi 23 yaşındaki üniversite öğrencisinin idam kurtarılması için bir kampanya başlattı. İngiliz Hükümeti’nin müdahalesi için okurlarını imza atmaya çağırdı. Biz de katılıyoruz. Eğer bu idamı durdurabilirsek; büyük bir insanlık suçunu önlemiş olacağız. Eğer sizin de kurtarılacak bir hayatta ufak bir payınız olsun isterseniz aşağıdaki kısa metnin Türkçe ve İngilizcelerini tıklayın… Bu metin, Türk Dışişleri Bakanlığı’na orada askerimiz bulunduğu için Genelkurmay İnternet sitesine ve Birleşmiş Milletlere gidecek… Bir "tık" bir "hayat" kadar yakındır… http://www.hurriyet.com.tr/dunya/8143108.asp?gid=229&sz=55777 Hürriyet.
MUDURE GELINCE BOYLE MI???? Galatasaray posterine ateş ederek arkasında oturan evlilik hazırlığındaki 33 yaşındaki Hüseyin Gökhan Kaygusuz’u öldüren oto galericisi ile silah satan emekli emniyet müdürü hakkındaki soruşturma tamamlandı. Savcı, olayı kaza olarak nitelendirdi. Kaygusuz’un ölümüne neden olan galerici ve emniyet müdürü, hapis bile yatmadan kurtulabilecek. GALATASARAY POSTERİ İDDİANAMEDE Temmuz 2007’de meydana gelen olayla ilgili Sincan Cumhuriyet Savcısı Abdi Cengiz’in hazırladığı iddianamede olay, "bilinçli taksirle ölüme neden olma" olarak nitelendirildi. Savcı Cengiz, Galatasaray posterine ateş edildiğine de değindiği iddianamede şu görüşlere yer verdi: SİLAHLARI DENEDİLER "Şüpheli Kemal Özcan’ın emekli emniyet müdürü olduğu, ruhsatlı tabancalarından birini şüpheli Mehmet Ergezer’e satmak istediği, onun da kabul etmesinin ardından 8 Temmuz 2007 günü olayın geçtiği dernek lokalinde buluştukları anlaşılmıştır. Şüpheli Özcan iki adet toplu tabancasını bürodaki masa üzerine çıkararak Ergezer’e tanıtmış, ardından Ergezer’in duvara doğru tetik düşürmesini ve tabancaların sarsma yapıp yapmadığını denemesini istemiştir. Ergezer ise tetik düşürerek silahları denemiştir. POSTERİ NİŞAN ALDI Özcan daha sonra CZ marka beylik tabancasını çıkararak masa üzerine bırakmış, Ergezer’e tabancayı vererek denemesini istemiştir. Özcan’ın, oturdukları yerin karşısında bulunan Galatasaray posterini göstererek Ergezer’in bu yöne doğru tetik düşürmesini istediği, Ergezer’in tetik düşürmesiyle tabancanın patladığı, karşı duvarın alçıpanla bölünmüş duvar olması nedeniyle duvarı delip geçen merminin, lokalin idare masasında oturan Hüseyin Gökhan Kaygusuz’un sırt kısmından girerek köprücük kemiğinden çıktığı ve ölümüne neden olduğu anlaşılmıştır." HAPİS DAHİ YATMAYABİLİRLER Olayın failleri Ergezer ve Özcan bilirkişi raporlarında asli kusurlu olarak gösterilmelerine rağmen kamu adına talep edilen 4 yıldan 8 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanacak. İki zanlı, cezayı alt sınırdan alırsa yaklaşık bir yıl, üst sınırdan alırsa en fazla 3 yıl hapis yatıp çıkacaklar. Zanlıların aldığı cezalar mahkemenin takdiriyle para cezasına da çevrilebilecek. ANNE İKİNCİ KEZ YIKILDI Oğluna damatlık giydirmeye hazırlanırken kefen giydirdiğini söyleyerek tüm Türkiye’yi ağlatan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Tayip Erdoğan’a mektup yazarak yardım isteyen anne Aysel Kaygusuz, savcılık iddianamesiyle bir kez daha yıkıldığını belirtti. Hürriyet’e konuşan Kaygusuz şunları söyledi: MAGANDALARIN YANINA KAR KALDI "Kamu adına görev yapan sayın savcı, bu kez kamu vicdanını rahatlatan bir ceza talep etmedi. İki maganda silah alış verişi yaparken oğlumu öldürdü ve bunun adı kaza olarak nitelendirdi. Biri çıksın ve bu olayın adının nasıl kaza olarak hukuk kitaplarında yer aldığını bana anlatsın. Mahkemeden savcının talep ettiği yönde karar çıkması halinde davayı AİHM’e kadar taşıyacağım." OLASI KASIT YERİNE BİLİNÇLİ TAKSİR Maganda kurşunlarıyla ilgili Yargıtay’ın onadığı birçok kararda zanlılara, "olası kasıt" suçundan 10 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası veriliyor. Ancak savcı, Kaygusuz’un ölümüne neden olayı, "Olası kast" yerine "bilinçli taksir" olarak nitelendirdi. Savcılık, TCK’nın 85. Maddesi’nde yer alan, "Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, üç yıldan altı yıla kadar hapis cezasıyla yargılanır" hükmüne ve TCK’nın 22. Maddesi’nin 2, 3 ve 4. bendlerinde yer alan "bilinçli taksirle işlenen suçlarda ceza üçte birden yarısına kadar artırılır" hükmüne dayanarak zanlıların yargılanmasını talep etti. (hurriyet)
Ben karamsarım: Bu hakem golü vermez Özellikle AKP ve MHP’nin oylarıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi, türbanlı bir öğrencinin üniversitede rahatça okumasını sağlayacak değişiklikleri yaptıktan sonra ne olacak? Yani sorun çözülecek mi? Sanmıyorum. Tahminim şu: Büyük olasılıkla CHP, Anayasa Mahkemesi’ne bu değişikliklerin Anayasa’ya aykırı olduğuna ilişkin başvuruda bulunacak. Mahkeme de bu başvuruyu haklı bulacak, " Yasağın kaldırılması laiklik ilkesine aykırıdır " diyecek. Böylece başa dönülmüş olacak. Yani yasağın yol açtığı sıkıntıların yanı sıra, ortaya çıkardığı gülünç durum da devam edecek. Niye mi "gülünç" diyorum? Biliyorsunuz "türban siyasi simgedir" diyenler var. " Simge olsa ne yazar " dediğimizde... ( Ara notu: Biz bunu taa 1990’larda söyledik; ayrıca " velev ki " demiyoruz, sokağın dili daha çok hoşumuza gidiyor...) Nerede kalmıştık... Evet, "simge olsa ne yazar" dediğimizde şu cevabı veriyorlar: " Türban ’ şeriat ’ talebinin simgesidir. Dolayısıyla yıkıcılığı simgeleyen bir işaret üniversiteye giremez. " Herhalde her makul insan kabul eder ki her türbanlı kızla, aynı fikirde olan en az bir erkek öğrenci şu anda üniversitede okumakta. Yani " şeriatçı " erkek öğrenci üniversiteye devam ediyor. Simgesi türban olan "şeriatçı" kız öğrenci ise dışarıda kalıyor. Gülünçlük bu kadarla bitmiyor: Kızların, bir bölümü başını açarak, bir kısmı da peruk filan takarak üniversiteye gidiyor. Yani " şeriatçı zihniyeti engelleyeceğiz " diye koydukları " yasak ", pratikte pek işe yaramıyor. "Yasak" sadece, üniversiteye gitse de, gitmese de, rejime düşman kesilen, yüksek yargıya diş bileyen, laikliği öcü gibi gören insanların yetişmesine yol açıyor. Bu insanların "rövanş" duygusuyla yanıp tutuşması için gerekli şartlar hazır. Hatırlarsınız: 22 Temmuz seçimlerinden sonra " rövanşist olmayın " denmişti. Yani: "Rövanş alma duygusuyla hareket etmeyin." Yok ya!.. Sen elinden gelen zulmü (yasak, yalan, aşağılama, vb.) bana uygula... Sonra elime fırsat geçtiğinde ben sana gününü göstermeyeyim... İyi valla! İşin ilginç yanı ne biliyor musunuz: Bu kadar baskıya rağmen, insanlar isyan etmedi. Tevekkül ne büyük güç! Bu arada ironiye bakar mısınız: Cinayetleri işleyenler, " zulüm görenler " değil, " daha fazla zulüm edebilmek " için suikast düzenleyen Kuvvacı çeteler oldu. Velhasıl karamsarım . Tahminim şöyle: AKP’nin ve MHP’nin hamlesi bir işe yaramayacak. Top ağlarla buluşacak ama hakem golü vermeyecek. Peki maç burada biter mi? Hayır. Şöyle yapacaklar: Başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere yüksek yargı organlarının kompozisyonunu değiştirecek yasaları Meclis’ten geçirecekler. Buna mecburlar. Çünkü... Daha önce de yazdım... Yüksek yargı, Frenklerin tabiriyle " juristocracy " olmaya soyunuyor. Yani: " Yargı iktidarı ". Daha dava dosyası önlerine gelmeden fikir açıklamak, " biz buna izin vermeyiz " demek, başka ne anlama gelir; söyler misiniz? Kendini yasamanın ve yürütmenin üstünde gören... Siyasi iktidar karşısında " denge rolü " oynamaya heveslenen bu zümrenin dengelenmesi artık şart oldu. Gerilimi bitirmek için, Anayasa değişikliği ile yeni üyeleri heyetlere katarak, bu takımın zihniyet yapısını değiştirmek gerekiyor. EMRE AKÖZ-SABAH http://www.sabah.com.tr/akoz.html
kuzey ıragı jetlerimiz gene vurdu
Forum | Aktif Üyeler | Sohbet | Mesaj Merkezi | Müzik Dinle | Müzik Listelerim | Video İzle Yerli Gruplar | Yabancı Gruplar | Amatör Gruplar | Demolar Biyografiler | Diskografiler | Sanatçı Fotoğrafları | Şarkı Sözleri | Akorlar ve Tablar | Basın Bilgileri Üyelik | Ayarlar | Üye Ara | İletişim | Reklam Site içerisindeki materyallerin kaynak gösterilmeden kopyalanması ve yayınlanması yasaktır. Copyright © 2007 Anatolianrock.com