|
Üyelik Derecesi:

|
Hayvanlar da düşünür, hayvanların düşünce güçleri insanları geçebilir. Düşünmek sadece insana özgü değildir. Hayvanlar da hayal eder, rüya görür, akıl yürütebilir. Kimileri onların bunu güdüsel yaptığını söyler; ama insanın da güdüleri vardır; ama kimse insana "sen bunu güdülerinle yapıyorsun" demez. Kendimizi diğer canlılardan farklı hissetmek zorunda değiliz, bu bizim içsel gelişimimize bir şey katmadığı gibi yalnızca evrende kendimizi diğer canlılardan üstün hissederek egomuza biraz daha çöp katarak hayatla aramıza duvarlar çekmemize hizmet ederek doğadan ve bu nedenle yaratandan kopmamızı sağlar. Doğayı olduğu gibi kabul eden, kendini olduğu gibi kabul eden, hayatla arasına düşüncelerden oluşmuş setler kurmayan insanların maneviyatları gelişime değişime açıktır.
Descartes bunu düşünürken şüphe etmesinin varlığının temeli olduğu bilgisini kullanmıştı. Şüphe edebildiğin için yaşayabileceğimizi düşünmüştü. İçinde olduğun şeyi sorgulamazsan, bilincin bu durumu idrak etmezse nasıl o şeyin içinde yer aldığını anlayabilirsin? Demek ki insan var olduğunu bilmeye ihtiyaç duyuyor. Sorun burda bu düşünceye varması değil, neden varlığını bilmeye ihtiyaç duyduğudur. Sonraki değerlendirmeleri genel olarak Tanrı’nın bilgisiyle ilgili oldu. Vahiy gibi, doğruluk gibi...
Şüphe etmek özne-nesne ilişkisinin varlığını ortaya koyar. Bilim de böyle gelişir, nesnenin bilincine varamazsan bilimi geliştiremezsin, araç bilgin zayıflar. Aynı şekilde insanın ruhuyla temas kurmasını sağlayan ruhsal araçlar nelerdir? Ruhumuz ve bedenimizi yan yana farketmemizin, ayrı olarak farketmemizin bir yolu, yöntemi var mıdır? Eğer yoksa, bunu deneyimlemeyi bulamıyorsak, beceremiyorsak henüz insan bile olamadık demektir.
(FelsefitepkI tarafından 17 Temmuz 2008 6:20 ÖS tarihinde degiştirildi.)
|