Ana Sayfa

















Anatolianrock.com Forum

Forum Ana Sayfa > Güncel > Ders Alınası Konular!
 1   2  İleri>>
CEVAP YAZ
OnunVedasI

Üyelik Derecesi:
  


Çin düşünürü Lao Tzu’nun öyküsü...
Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış... Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at icin ihtiyara neredeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış..
’’Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı’’ dermiş hep. Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: ’’Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmıyacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın’’ demişler...
İhtiyar: ’’Karar vermek icin acele etmeyin’’ demiş. ’’Sadece at kayıp’’ deyin, ’’Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz başlanğıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez. ’’Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler. Aradan 15 gün geçmeden at bir gece ansızın dönmüş... Meğer çalınmamış, dağlara gitmis kendi kendine. Dönerken de vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş bunu gören köylüler toplanıp ihtiyardan özür dilemişler.
’’Babalık’’ demişler, ’’Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var..’’
’’Karar vermek için gene acele ediyorsunuz’’ demiş ihtiyar. ’’Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.
Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yurutebilirsiniz?’’
Köylüler bu defa açıkça dalga geçmemişler ama içlerinden ’’Bu herif sahiden gerizekali’’ diye geçirmişler... Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara. ’’Bir kez daha haklı çıktın’’ demişler.
’’Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın’’ demişler. İhtiyar ’’Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz’’ diye cevap vermiş.
’’O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba nekadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.’’
Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkan yokmuş, giden gençlerin sonununda ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.
Köylüler, gene ihtiyara gelmişler... ’’Gene hakli oldugun ortaya çıktı’’ demişler. ’’Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönmeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması , talihsizlik değil, şansmış meğer...’’
’’Siz erken karar vermeye devam edin’’ demiş ihtiyar. ’’Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde... Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor.’’
Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış:
’’Acele karar vermeyin. Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir.
Karar verdiniz mi akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur.
Buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insani huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracikta oldugunu görürsünüz.’’

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 9 Nisan 2008 8:32 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
nehirdeniz

Üyelik Derecesi:
  


Güncel bölümümüz belli bir süreliğine kapatılmış ve üyelik sözleşmesi ve forum kurallarına aykırı mesajlardan arındırılarak tekrar açılmıştır.

Nezaketinizi koruyarak fikirlerinizi belirtmeniz, karşı tarafa saygı için değil, karşı tarafında size aynı üslubu göstererek saygı göstermesi için gereklidir. Bu nedenle Türkiye şartlarının sizi olmak zorunda bıraktığı fanatik tutumdan kurtulmanızın, kendi fikrinizi topluma daha iyi anlatmak ve yaymak için şart olduğunu hatırlayınız.

Empati kurarak, öncelikle sizin sevdiğiniz saydığınız kişi, görüş ya da düşüncelere nasıl davranılmasını istiyorsanız bunu karşı fikir yada kişilere uygulamalarınızla gösteriniz; örnek olunuz. Örneğiniz karşı taraf için uygulamaya dönüştürülecektir.

Bu açıklamalarımızın aksinde davranış gösteren üyelerimiz mesajlarının silinmesinden rahatsız olmayacaklarını da göstermiş sayılırlar. Eğer herkesin okuması gerektiğini düşündüğünüz bir yazı yazıyorsanız o yazının forumlarımızda sonsuza  kadar muhafaza edilmesini istiyorsanız açıklamalarımızı dikkate alınız.

Bu açıklamalarımıza uymayan üyelerimize ise aynı üslupla cevap vermek yerine nezaketle, üyelik sözleşmesi ve forum kurallarımıza aykırı davranışlar sergilediğini bildirmekle yetindikten sonra "bu mesaj rahatsız edici" linkine tıklayarak üyelik sözleşmesi ve forum kurallarına aykırı olduğuna inandığınız mesajları bize bildiriniz.

Anatolianrock.com Ekibi

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 7 Ekim 2007 8:05 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
ForeveRock__

Üyelik Derecesi:
  


güzel yazılarmış gerçekten..paylaşımlar için teşekkürler!! :))

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 8 Eylül 2007 12:01 ÖÖ Bu mesaj rahatsız edici
mewan

Üyelik Derecesi:
  


AYAKKABICI,
yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokaktaki bir

çocuk onu izlemekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, spor
ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı ama, küçük
bir
dükkan için yeterliydi. Onların en güzelini öntarafa koyunca, çocuk
vitrine
doğru biraz daha yaklaştı. Fakat bir koltuk değneği kullanmaktaydı. Hem
de güçlükle.. Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol
kısmı, dizinin alt kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola
uçuşuyordu. Çocuğun baktığı ayakkabılar, sanki onu kendinden
geçirmişti.Bir
müddet öyle durdu. Daldığı hülyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam
dükkandan dışarı fırlayıp:

- Küçükk!. diye seslendi. Ayakkabı almayı düşündün mü? Bu seneki
modeller
bir harika!.

Çocuk, ona dönerek:

- Gerçekten çok güzeller!. diye tebessüm etti. Ama benim bir bacağım
doğuştan eksik.

- Bence önemli değil!. diye, atıldı adam. Bu dünyada her şeyiyle tam
insan
yok ki!. Kiminin eli eksik, kiminin de bacağı. Kiminin de aklı ya da
vicdanı.

Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü:

- Keşke vicdanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik olsa idi.

Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru yaklaşıp:

- Anlayamadım!. dedi. Neden öyle olsun ki?

- Çok basit!. dedi, adam. Eğer yoksa, cennete giremeyiz. Ama ayaklar
yoksa, problem değil. Zaten orda tüm eksikler tamamlanacak. Hatta sakat
insanlar, sağlamlara oranla, daha fazla mükafat görecekler...

Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acılar,
hafiflemiş gibiydi. Adam, vitrine işaret ederek:

- Baktığın ayakkabı, sana yakışır!. dedi. Denemek ister misin?

Çocuk, başını yanlara sallayıp:

- Üzerinde 30 lira yazıyor, dedi. Almam mümkün değil ki!.

-İndirim sezonunu, senin için biraz öne alırım!. dedi adam. Bu durumda
20
liraya düşer. Zaten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira eder.

Çocuk biraz düşünüp:

- Ayakkabının diğer teki işe yaramaz!. dedi. Onu kim alacak ki?

- Amma yaptın ha!. diye güldü asdam. Onu da, sağ ayağı eksik olan bir
çocuğa satarım.

Küçük çocuğun aklı,  bu sözlere yatmıştı. Adam, devam ederek:

- Üstelik de öğrencisin değil mi? diye sordu.

- İkiye gidiyorum!. diye atıldı çocuk. Üçe geçtim sayılır.

- Tamam işte!. dedi adam. 5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri kalır
5
lira. O da zaten pazarlık payı olur. Bu durumda ayakkabı senindir,
sattım
gitti!.

Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasında dükkana girdi. İçerdeki
raflar, onun beğendiği modelin aynısıyla doluydu. Ama adam, vitrinde
olanı
çıkarttı. Bir tabure alıp döndükten sonra, çocuğu oturtup yeni
ayakkabısını
giydirdi. Ve çıkarttığı eskiyi göstererek

- Benim satış işlemim bitti!. dedi. Sen de bana, bunu satsan memnun
olurum.

- Şaka mı yapıyorsunuz? diye kekeledi çocuk. Onun tabanı delinmek üzere.

Eski bir ayakkabı, para eder mi?

- Sen çok câhil kalmışsın be arkadaş.. dedi, adam. Antika eşyalardan
haberin yok her halde. Bir antika ne kadar eski ise, o kadar para tutar.
Bu
yüzden ayakkabın, bence en az 30- 40 lira eder.

Küçük çocuk, art arda yaşadığı şokları, üzerinden atabilmiş
değildi.Mutlaka
bir rüyada olmalıydı. Hem de hayatındaki en güzel rüya. Adamın,
heyecandan terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kağıt paralara göz
gezdirdikten
sonra, 10 liralık banknotu geri vererek:

- Bana göre 20 lira yeterli.. dedi. İndirim mevsimini başlattınız ya!..

Adam onu kıramayıp parayı aldı. Ve bu arada yanağına bir öpücük
kondurdu. Her nedense içi içine sığmıyordu. Eğer bütün mallarını bir
günde
satsa, böyle bir mutluluğu bulamazdı. Çocuk, yavaşça yerinden doğruldu.
Sanki koltuk değneğine ihtiyaç duymuyordu. Sımsıcak bir tebessümle
teşekkür edip:

- Babam haklıymış!. dedi. ’Sakat olduğum için, üzülmeme hiç gerek yok!’
demişti.

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 28 Ocak 2007 5:04 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
lasrocas

Üyelik Derecesi:
  


Evlendiğinden beri evinde kalan babası yüzünden eşiyle
sürekli tartışıyordu. Eşi babasını istemiyor ve onun evde
bir fazlalık olduğunu düşünüyordu.
Tartışmalar bazen inanılmaz boyutlara ulaşıyordu.
Yine böyle bir tartışma anında; eşi, bütün bağları kopardı ve
"Ya ben giderim, ya da baban bu evde kalmayacak"
diyerek rest çekti... Eşini kaybetmeyi göze alamazdı.

Babası yüzünden çıkan tartışmalar dışında mutlu bir yuvası,
sevdiği ve kendini seven bir eşi ve birde çocukları vardı.
Eşi için çok mücadele etmişti evliliği sırasında.
Ailesini ikna etmek için çok uğraşmış ve çok sorunlarla
karşılaşmıştı. Hâlâ onu ölürcesine seviyordu.


Çaresizlik içinde ne yapacağını düşündü ve
kendince bir çözüm yolu buldu. Yıllar önce
avcılık merakı yüzünden kendisi için yaptırdığı
kulübe tipi dağ evine götürecekti babasını.
Haftada bir uğrayacak ve ihtiyacı neyse karşılayacak,
böylelikle eşiyle de bu tür sorunlar yaşamayacaktı.

Babasına lâzım olacak bütün malzemeleri hazırladıktan
sonra yatalak babasını yatağından kaldırdı ve
kucakladığı gibi arabaya attı. Oğlu Can,
"Baba bende seninle gelmek istiyorum" diye ısrar edince
onu da arabaya aldı ve birlikte yola koyuldular.

Karakışın tam ortalarıydı ve korkunç bir soğuk vardı.
Kar ve tipi yüzünden yolu zor seçiyorlardı.
Minik Can, sürekli babasına "Baba nereye gidiyoruz ?"
diye soruyor ama cevap alamıyordu.
Öte yandan; nereye götürüldüğünü anlayan
yaşlı adamsa gizli gizli gözyaşı döküyor oğlu ve
torununa belli etmemeye çalışıyordu.

Saatler süren zorlu yolculuktan sonra dağ evine
ulaştılar. Epeydir buraya gelmemişti. Baraka tipindeki
dağ evi artık çürümeye yüz tutmuş, tavan akıyordu.
Barakanın bir köşesini temizledi hazırladı ve
arabadan yüklendiği yatağı oraya itina ile serdi.
Sonra diğer malzemeleri taşıdı en son da
babasını sırtlayarak yatağa yerleştirdi.

Tipi, adeta barakanın içinde hissediliyordu.
Barakanın içinde fırtına vardı adeta.
Çaresizlik içinde babasını izledi. Daha şimdiden
üşümeye başlamıştı.Yarın yine gelir bir yorgan ve
birkaç battaniye getiririm diye düşündü.

Öyle üzgündü ki, dünya başına göçüyor gibiydi.
O, bu duygular içindeyken babası, yüreğine bıçak
saplanmış gibiydi. Yıllarca emek verdiği oğlu tarafından
bir barakaya terk ediliyordu. Gururu incinmişti,
içi yanıyordu ama belli etmemeye çalışıyordu.
Minik Can ise olanlara hiçbir anlam veremiyordu.
Anlamsızca ama dedesinden ayrılacak olmanın
vermiş olduğu üzüntüyle sadece seyrediyordu.

Artık gitme zamanıydı. Babasının yatağına eğildi,
yanaklarını ve ellerini defalarca öptü.
Beni affet der gibi sarıldı, kokladı. Artık ikisi de
kendine hakim olamıyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.
Buna mecburum der gibi baktı babasının yüzüne ve
Can’ın elini tutup hızla barakayı terketti.
Arabaya bindiler.

Can yola çıktıklarında ağlamaya başladı,
neden dedemi o soğuk yerde bıraktın diye.
Verecek hiçbir cevap bulamıyordu,
annen böyle istiyor diyemiyordu.
Can: "Baba, sen yaşlandığında ben de seni
buraya mı getireceğim?" diye sorunca dünyası
başına yıkıldı. O sorunun yöneltilmesiyle birlikte
deliler gibi geri çevirdi arabayı.
Barakaya ulaştığında "Beni affet baba." diyerek
babasının boynuna sarıldı. Baba oğul sıkı sıkı sarılmış
çocuklar gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı.
Oğlu: "Baba beni affet! Sana bu muameleyi yaptığım
için beni affet!" diye hatasını belli ediyordu...
Babası oğlunun bu sözlerine en anlamlı cevabı veriyordu...
"Geri geleceğini biliyordum yavrum. Ben babamı
dağ başına atmadım ki, sen beni atasın...
Beni bu dağda bırakamayacağını biliyordum."

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 12 Eylül 2005 9:58 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
mewan

Üyelik Derecesi:
  


kimsenin yazacak iyi bir hikayesi yokmu ya
sırf öğrenme ve merak benimkisi
saygı ile

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 1 Eylül 2005 3:43 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
mavi_siyah_3

Üyelik Derecesi:
  


 cok güzel arkadslar bu tarz kısa khikayeler lütfen devam edin ...sizlerin hikayelerini başkalarına da anlarak faydalanmalrını da aglıyoruz sag olun

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 16 Ağustos 2005 8:14 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
freedomxxx

Üyelik Derecesi:
  


YAŞLI MARANGOZUN emeklilik çağı gelmişti.işverenine çalıştığı konut işinden ayrılmak eşi ve büyüyen ailesiyle birlikte dha özgür bir yaşam sürmek düşüncesinden söz etti.müteahhit iyi işçisinin ayrılmasına üzüldü.ve ondan kendisine son bir ev daha ypmasını rica etti.marangoz kabul etti ve işe girişti ne var kigönlünün yaptığı işte olmadığını görmek çok kolaydı.baştan savma bir işçilik çıkardı ve kalitesiz malzeme kullandı.kendini adamış olduğu mesleğine böyle bir son vermek ne şanssızlıktı.işini bitirdiğinde,işvren evi gözden geçirmek için geldi.dış kapının anahtarını marangoza uzattı ve bu ev senin dedi.sana benden armağan.marangoz şaşırdı bir o denli de utandı.MARANGOZ SİZSİNİZ.HER GÜN BİR ÇİVİ ÇAKAR BİR TAHTA KOYAR YA DA İR DUVAR DİKERSİNİZ.BUGÜN YAPTIĞINIZ DAVRANIŞ VE SEÇİMLER.YARIN YAŞAYACAĞINIZ EVİ KURAR.ÖYLEYSE ONU AKILLICA KURUN...

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 16 Ağustos 2005 12:54 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
freedomxxx

Üyelik Derecesi:
  


YAŞAMIN ANLAMINI kavramak için dünyayı dolaşmaya çıkan bir genç,gezdiği ülkelerden birinde ünlü bir bilgeyi ziyarete gitmişti.gezgin genç bilgenin yaşadığı evde tüm duvarların kitaplarla kaplı olduğunu göedü.fakat evidikkatle gözden geçirdikten sonra yerde bir kilim duvar dibinde yatak olarak kullanılam bir sedir ortada ise bir masa vesandalyeden başka evde hiçbir eşyanın olmadığını gördü ve merakla sordu:’neden hiç eşyanız yok?!dedi!koltuklarınız kanepeleriniz büfeleriniz...onlar nerede?’bilge bu soruya karşılık olarak kendi bier soru sordu gezgin gençe:seninde yalnızca sırtında taşıdığın küçük bir çantan var yavrum dedi.peki senin eşyaların nered?gezgin genç kendini savunurcasına yanıtladı bu soruyu:’ama görüyorsunuz ..ben yolcuyum.’ünlü bilge konuğa hak verircesine güldü:’ben de öyle yavrum’dedi.’ben de öyle’

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 15 Ağustos 2005 2:34 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
mewan

Üyelik Derecesi:
  


evet

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 10 Ağustos 2005 2:04 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
CEVAP YAZ
 1   2  İleri>>
 

Forum | Aktif Üyeler | Sohbet | Mesaj Merkezi | Müzik Dinle | Müzik Listelerim | Video İzle

Yerli Gruplar | Yabancı Gruplar | Amatör Gruplar | Demolar

Biyografiler | Diskografiler | Sanatçı Fotoğrafları | Şarkı Sözleri | Akorlar ve Tablar | Basın Bilgileri

Üyelik | Ayarlar | Üye Ara | İletişim | Reklam



Site içerisindeki materyallerin kaynak gösterilmeden kopyalanması ve yayınlanması yasaktır.
Copyright © 2007 Anatolianrock.com