Ana Sayfa

















Anatolianrock.com Forum

Forum Ana Sayfa > Bilenler Bilmeyenlere Anlatsın > Denizde Yüzmenin Tarihi
 
CEVAP YAZ
ixtab__

Üyelik Derecesi:
  


önce türk tarihini örenn gözünüz yükseklerde olmasın edebinizle oturun yüzmeyin su yutarsınız kulaanıza kaçar ben böle tarihi

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 12 Mayıs 2008 10:34 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
Sellukas

Üyelik Derecesi:
  


İlginçmiş..

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 12 Nisan 2008 9:22 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
witamin1x1

Üyelik Derecesi:
  


hiç aralıksız saatlerce yüzüp denizde sırt üstü dinlenmesi süper ya valla bilinçsizce yanmamak şartıyla..


dalqasız denize deniz demem!

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 11 Nisan 2008 9:33 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
aysen16

Üyelik Derecesi:
  


güzel bir yazı...

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 20 Mart 2008 10:17 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
kajmeraaan

Üyelik Derecesi:
  


3 defa boğulma  tehlikesi geçirdiğim  halde  babamın hala  beni  denize  sokma  gayretlerini  anlamamakla birlikte  insanlar  neden  yüzer  anlamıyorum.  

su  seviyesi  belimi  geçtiği an  titremeye başlıyorum  kardeşim  panik oluyorum. hatta  bir ara  banyoya  bile girmekten korkar oldum.  neyse ki bu korkuyu attım  banyoya tırsmadan girebiliyorum..

ee  sonra :)))

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 12 Şubat 2008 4:25 ÖÖ Bu mesaj rahatsız edici
karanlksokak

Üyelik Derecesi:
  


şimdi iki saat yok teperek denize girmeye çalışıyoruz nerde florya nerde cennet plajı

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 10 Şubat 2008 12:09 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
daha_on7

Üyelik Derecesi:
  


"Florya kıyılarında denize ilk girenler, Bolşevik devriminden kaçarak 1920’lerin başında İstanbul’a gelen beyaz Ruslardı."

bilmiyordum, teşekkür ederim.

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 10 Şubat 2008 6:09 ÖÖ Bu mesaj rahatsız edici
kaya_0684

Üyelik Derecesi:
  


yuzme bılen bana yuzme ogretsın:))))

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 29 Aralık 2007 1:01 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
fatalscratch

Üyelik Derecesi:
  


paylasım için tesekkürler...

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 7 Eylül 2007 12:23 ÖÖ Bu mesaj rahatsız edici
psikomath

Üyelik Derecesi:
  


Sıcak bir temmuz gününde, İstanbul sokaklarında yürürken aklıma geldi aniden; biz, yolumuz belki deniz kıyısına düşer diye içimize mayo giyerdik bir zamanlar. Aklımızda denize girmek olmasa bile "n’olur, n’olmaz" diyerek mayoları çekerdik içimize. Boğaz’ın kıyısından denize girmek, acıktığımızda taşlar arasında ateş yakarak üstüne koyduğumuz peynir tenekesinin kapağında midye pişirmek olağandı bizim için. Ne var ki bugün, yaşadığımız kentte denize girilemeyeceğini kanıksattılar hepimize.

Yaşadığımız kentte kulaç atamamamıza tepkisiz kalmamızın bir tek açıklaması olabilir; biz, ne de olsa gemileri karadan yürütmesiyle övünen, Cemal Süreyya’nın deyişiyle "deniz kaçkını bir ulusun" çocuklarıyız!.. Tarih derslerinde Yavuz Sultan Selim, II. Osman ve IV. Murat’ın Boğaz sularında yüzmeyi çok sevdikleri, hatta Yavuz’un Mısır seferi sırasında Nil Nehri’nde kulaç attığı öğretilmez.

Oysa, insanlığın denize kavuşması hiç de kolay olmamıştır. Yüzyıllar öncesinde kuduz hastaları tedavi amacıyla sokulurdu denize. Bu yanlış inanç Pasteur’un kuduz aşısını bulmasıyla unutulur.
Bunun dışında, kendini suların serinliğine bırakan insana deli gözüyle bakılırdı. Hatta doktorlar, denizde uzun süre kalanların aklını kaybedeceği konusunda uyarılar yaparlardı. Konulan bu yasakta bile kadınların aşağılandığını görürüz. Denize giren bir erkeğin 8-12 dakika sonra delireceğine inanılırken, bu sınır kadınlarda 4 dakikaya kadar iner! Ortaçağ kafasından söz ediyoruz; ama günümüzde karısını değil dört dakika, bir saniye bile denize sokmayan kafalar aramızda yaşıyor!..

’ORTAÇAĞ KALESİ’

Çocukların, suya dizlerine kadar girmesine izin verilirdi. Denizden çıktıktan sonra, kumlara uzanıp güneşlenen birine hiç rastlanılmazdı. Bunun nedeni, insan bedeni üstündeki deniz suyunun buharlaşmasına izin verilmesinin sağlık açısından son derece sakıncalı olduğu inancıydı.

Bahar aylarında, havaların ısınmasıyla birlikte, uzun donlu adamlar, denize çaktıkları kazıkların arasını tahtalarla örerlerdi. Evinin penceresinden deniz görünmese bile, keser seslerini duyan bir İstanbullu deniz hamamının hazırlanmaya başlandığını anlardı. 19. yüzyılın ortalarında görünmeye başlayan deniz hamamları, kıyıya iskeleyle bağlıydı. Ne var ki,  deniz hamamının bekçileri de sandal içinde pusuya yatar, balık tutma numarasıyla yaklaşan erkekleri düdük sesiyle uyarırlardı. Ahlak bekçilerinin hepsi de tabi ki erkekti!..

Erkeklerin yüzmek için giydiklerine "deniz banyosu donu", kadınların giydiklerine ise "denizlik" denilirdi.
Çatılarına kurutulmak üzere bayrak gibi asılan peştemal ve donlarıyla deniz hamamlarını birer "Ortaçağ kalesi"ne benzeten yazar Ekrem Işın, kadınların giydiği denizliği şöyle tanımlar: "Bir tek feracesi eksik olan bu deniz kıyafeti, kadının boğazına kasnak gibi oturur, kolları dirseğe kadar örterek dizaltına, bazen de ayak bileklerine kadar uzanırdı. Bu tür bir kıyafetle denize girmek, sokağa çıkmaktan farksızdı."

Deniz hamamları Moda, Fenerbahçe, Yeşilköy, Bebek, Salıpazarı’nda kurulurdu. En ilginci ise Galata rıhtımı, evet yanlış okumadınız Galata rıhtımında kurulan deniz hamamıdır. Giriş 60 para, loca 100 paraydı. Yok ille de lüks loca isterim derseniz, girişteki kulübede oturan bekçiye 5 kuruş ödemeniz gerekirdi.

MAYOYA BAKIŞ

Zaman geçtikçe, deniz hamamlarının plajlara dönüştüğünü görürüz. Bu geçişi, 1923 devrimine borçlu olduğumuzu yazmamıza sanırım gerek yoktur. Cumhuriyet sonrasında, yıldızı parlayan yerlerin başında Florya kıyıları gelir. Denize girmek tutkusu insanların yüreğinde dalgalanmaya başlamadan önce, Florya kıyılarının İstanbullu için ne anlama geldiğini öğrenmek üzere şair Ziya Osman Saba’nın anılarına bir göz atalım: "O zamanların Arap harfleriyle Fulurya’sının berisinde uzanan, bugünün Latin harfleriyle Florya’sı ise, ’başınıza güneş geçer’ tehdidiyle gitmemiz, ilerlememiz men edilen, merak veye cesaret edip birkaç adım atacak olsak, süslü iskarpinlerimizin içine, kabahatimizi ne de çabuk meydana çıkaracak, bizi hemen de ele verecek müzevir kum tanelerinin doluverdiği, zaten bir iki adımdan sonra ilerleyemez olduğumuz, gözlerimiz kamaşmış, tabanlarımız kızışmış, kendimizi hemen çayırların ’sahil-i selameti’ne attığımız, yasak, yalnız yasak mı, yasak olduğu kadar da korkunç bir bölgeydi."

Florya kıyılarında denize ilk girenler, Bolşevik devriminden kaçarak 1920’lerin başında İstanbul’a gelen beyaz Ruslardı. Bu semte yerleştirilen Rusların sıcak yaz günlerinde denize girmeleriyle Florya, erkeklerin gözdesi oluverir. Anastas adlı bir Rum’un açık hava meyhanesi kurmasıyla hareketlenmeye başlayan Florya, yine Rum’lar tarafından açılan "Solaryum" ve "Haylayf" plajlarıyla mayosunu kapanın koştuğu bir semte dönüşür. 1936 yılının, sıcak bir haziran gününde, Florya’nın denizi gören sırtında üç araba durur. Yolculardan biri şu soruyu sorar yanındakilere: "Bu deniz bize küskün görünmüyor mu?"... Atatürk’ün bu sorusu kaderini değiştirir Florya’nın. Yaptırılan deniz köşkünde denize girmeye başlamasıyla da toplumun mayoya olan bakışı değişir..

                                  Sunay AKIN

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 14 Ağustos 2007 9:14 ÖÖ Bu mesaj rahatsız edici
CEVAP YAZ
 
 

Forum | Aktif Üyeler | Sohbet | Mesaj Merkezi | Müzik Dinle | Müzik Listelerim | Video İzle

Yerli Gruplar | Yabancı Gruplar | Amatör Gruplar | Demolar

Biyografiler | Diskografiler | Sanatçı Fotoğrafları | Şarkı Sözleri | Akorlar ve Tablar | Basın Bilgileri

Üyelik | Ayarlar | Üye Ara | İletişim | Reklam



Site içerisindeki materyallerin kaynak gösterilmeden kopyalanması ve yayınlanması yasaktır.
Copyright © 2007 Anatolianrock.com