|
Üyelik Derecesi:

|
Jung’un teorisi, insan zihnini 3 bölüme ayırır. Bunlardan ilki
Jung’un bilinçli akıl olarak tanımladığı ego’dur.Bununla
yakından bağlantılı ikinci bölüm ise kişisel bilinçaltıdır ve
o an için bilinç düzeyinde olmayan ama bilinç düzeyine
çıkabilecek herşeyi içerir. Kişisel bilinçaltı pek çok kişinin
algıladığı bilinçaltı şekline benzer; akla kolayca getirilebilecek
olan anıları ve bastırılmış olan diğerlerini kapsar. Ama içgüdüler,
Freud teorisinin aksine, bunun dışındadır.
Jung’un insan zihni hakkındaki teorisine eklediği üçüncü bölüm aynı
zamanda teorisini diğerlerinden çarpıcı bir biçimde ayırır;
kollektif bilinçaltı. Bunu ruhsal kalıtım olarak da
adlandırabiliriz. Burası bir tür olarak edindiğimiz tüm
deneyimlerin depolandığı yerdir; hepimiz bu bilgiyle doğarız.
Yine de hiçbir zaman doğrudan bunun bilincinde olamayız. Burası tüm
deneyimlerimizi ve davranışlarımızı etkiler, en çok da duygusal
olanları. Fakat biz bunu ancak dolaylı olarak, etkilerini görerek
anlayabiliriz.
Kollektif bilinçaltının etkilerini diğerlerinden çok daha açık bir
şekilde gösteren bazı deneyimler vardır: İlk görüşte aşk, deja vu
(o anı daha önce yaşamışsınız hissi) ve birtakım sembolleri ve
bazı mitlerin anlamını hemen farketme gibi deneyimlerin tümü dış
gerçekliğimizin kollektif bilinçaltıyla ani kesişimi olarak
düşünülebilir. Daha geniş anlamda düşündüğümüzde, tüm dünyadaki
ve tüm zamanlardaki sanatçı ve müzisyenlerin paylaştığı yaratıcı
deneyimler, tüm dinlerdeki mistiklerin ruhsal deneyimleri ya da
rüyalardaki, fantazilerdeki, mitolojilerdeki, peri masallarındaki ve
edebiyattaki parallellikler kollektif bilinçaltına birer
örnektir.
Buna güzel ve son zamanlarda oldukça tartışılan bir örnek de
ölüme yaklaşma deneyimleridir. Ölüme oldukça yaklaştıktan
sonra hayata döndürülen pek çok farklı kültürel altyapıya sahip bir
çok insan birbirine oldukça benzeyen deneyimlerden söz etmiştir;
bedenlerini terk ettiklerinden, bedenlerini ve onları çevreleyen
olayları net olarak gördüklerinden, ucunda parlak bir ışık olan uzun
bir tünele itildiklerinden ve kaybettikleri yakınlarının ya da
dinsel figürlerin onları beklediğinden ve bu mutlu anı yaşarken
bedenlerine geri dönmekten duydukları düş kırıklığından
bahsetmişlerdir.belkide hepimiz bu biçimi deneyimlemek üzere yapıldık..
|