Ana Sayfa

















Anatolianrock.com Forum

Forum Ana Sayfa > Felsefe > Cisimleri Beyin Gücüyle Hareket Ettirme
 1   2   3   4   5   6   7   8   9   10  İleri>>  Son>>
CEVAP YAZ
CrimsonDust

Üyelik Derecesi:
  


Evet arkadaşlar. Burada telekinezi, pyrokinezi gibi yetenekleriniz varsa 1 milyon dolar kazanabilirsiniz. James Randi hiçbir hile olmadan iddia edilen olayları gerçekleştirenlere 1 milyon dolar veriyor.

Bu uzun süredir gündemde fakat başvuranların hepsi fos çıkıyor nedense. Kimse büyük ödüle ulaşabilmiş değil. Ve ne yazık ki kimse ulaşamayacak..

Parapsikoloji, astroloji gibi dallar bilim olarak bile kabul edilmiyor diyebiliriz aslında. Ünlü bilim dergilerinde paranormal olayları destekleyen tek bir makale bile yok. Etmeyin eylemeyin.

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 24 Ocak 2013 10:30 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
FelsefitepkI

Üyelik Derecesi:
  


  Parapsikolojinin pratikte işaret ettiği gerçekler ezoterizmin vurguladığı insanın ruhsal evriminden ve temel gelişim prensiplerinden bağımsız olmamalıdır. Yoksa beyninizle havaya kaldırıp bir tarafa fırlattığınız sandalyenin tek başına hiçbir anlamı yok.

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 23 Aralık 2010 7:59 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
gargaris

Üyelik Derecesi:
  


Sevgili FelsefitepkI;

" Tevatür şartları demek, ağızdan ağza dolaşması şartları demek değildir. " şeklindeki cümleme dair getirdiğin eleştiriler , "Peki tevatür nedir? Benim için Türkçe’yi kullanmadan %100 şekilde anlaşılır kıl bu sözcüğü o halde. Merakla bekliyorum. " şeklindedir ve ben bunu neden "Türkçe’yi kullanmadan" anlatmaya çalışayım? Böyle bir şeyi başka bir dille anlatmam gerekir ki, bu da senin için %100 anlaşılır olmaz. Bundan dolayı bu yazının üstteki açıklamalarınla ilişkili olduğunu düşündüm ve zaten
"Hiçbir zaman "tevatür" kelimesi Türkçe olarak anlatılamaz demedim." şeklinde cevap verdim.Açıklamamı istediğin şey "tevatür" kelimesi mi yoksa "tevatür şartları" mı? İkisi farklı şeyler. Ben tevatür şartlarının senin yazdığın şey olmadığını söyledim, tevatür kelimesinin de ilişkili olmakla birlikte tam açıklamadığını belirttim.Bunları iyice ayrıştıralım.

Eğer yine bu konuda ısrarcıysan, yani tevatür şartlarını Türkçe’yi kullanmadan açıklamamı istiyorsan, Arapça olarak sana bu kelimenin terim anlamını yazabilirim, ama ne kadar anlaşılır, ne kadar gerekli olur, bilemiyorum. Senin istediğin şeyin de bu olmadığını tahmin ediyorum.



Geçmişte yaşanılan gerçeğe bir itirazın varmış gibi yazdım, çünkü bu sözcükleri "günümüzde de kullanmayı sürdürmek" anlamında bir şey yazmadığım halde, bu şekilde bir anlam çıkarıp, yazılar yazmışsın. Bende bunu tarihi gerçekliği kabullenememe olarak algıladım.



"Bu durumda bile biz, bazı kesimlerin konuşmalarını anlayamıyoruz ne yazık ki. Çarpıtılmış uyduruk bir dil konuşuyorlar. Gereksiz ve anlamsız. " yazımı yeni nesil ile ilişkilendirirerek, "onların gelecek nesillerde bizi anlamayacakları" şeklindeki düşünceme dayanak olarak yazdım. Bunu Osmanlıca’dan Türkiye Türkçesi’ne geçiş ile ilişkilendirmedim.

Gelecek nesilde konuşmanın tamamen ortadan kalkacağı senin kişisel düşüncendir, ben düz mantıkla yaklaştım olaya, olasılıklarla konuşmam gerekirdi, bu konuda sana hak vermekle beraber, gelecek neslin konuşacağını düşünmenin çok da mantıksız olduğunu düşünmüyorum.

Sonuç olarak, benim bu yazımda Arapça sözcükler kullanmamın tek nedeni, İslam’ın bir dayanağı olan Hadis biliminin kaynak dilinin Arapça olmasıydı. Genel olarak bir Arap sempatizanlığım yok, zaten yazılarını okuduğum kadarıyla hemen hemen aynı düşünceleri paylaşıyoruz. Kendimi yanlış ifade etmiş, yanlış anlaşılmış olabilirim.

Yazını ciddiye aldım çünkü beni, "kimsenin anlamayacağını bildiği halde, sadece farklı kelimeler kullanmak için bu yazıyı yazan" bir kişiliğe bürüdün.Böyle bir kişilik hiç de bana göre değil.Sanırım açıklamalarımla bunu kanıtlamış oldum.



Açıkçası daha fazla alıntı yapmaya üşeniyorum.Forum tartışmaları konusunda, senin eline su dökemem. Hatta yazılarını okuduğum kadarıyla, seni bu sitenin forum tartışma "uzmanı" olarak nitelendiriyorum :)





 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 19 Aralık 2010 11:42 ÖÖ Bu mesaj rahatsız edici
FelsefitepkI

Üyelik Derecesi:
  


 gargaris


 1.-2.-3. paragraflarını neredeyse tatmin edici bulmakla beraber;

" Tevatür şartları demek, ağızdan ağza dolaşması şartları demek değildir. " şeklindeki cümlene dair getirdiğim eleştirilere tam olarak doyurucu bir cevap aldığımı hala düşünmüyorum ve "ilginç öneri" olarak bulduğun isteğim konusunda ısrarcı olmayı seçiyorum desem, uyar mı?


"Burada şaka yapmıştım, vurgu değil :-) " yazmışsın.

 Şaka yaptığın konu bir dilin özelliklerine ilişkin somut bir örneğe dayanınca şakanın vurguya doğru sapabileceği gerçeği çıkmaz mı hiç karşımıza sence?


<<Türkçe karşılıklarını yazma gereği duymadım.Çünkü;
1 - Karşılıklı yazıştığım ByKarizma arkadaşımız, bu sözcükleri gayet tabii anlayabilecek, bu işlerle ilgili birine benziyordu.
2 - Yazdıklarım bu konuyla çok bağlantılı şeyler olsaydı zaten açıklardım. >> yazmışsın, ben de şunu söyleyebilirim ki bana dikkat etmek zorunda da değildin. Sonuçta benim yaptığım fazladan bir duyarlılıktı içinde eleştiri de bulunan; çünkü forum herkese açık olduğu için şahsen ben anlamak isterim ve anlama isteğime göre çeviriye giriştim, madem o arkadaşınla konu dışına taşan konuşmalar yapıyordun, çevirimin çok da rahatsızlık vermemesi gerekirdi, bana bu yoğun çabandan sonra rahatsız olmuşsun gibi geldi...




"Eskilerin Arapça ve Farsça dillerinden etkilendiğini söylemişim.Bunu kabul etmelisin, çünkü bu tarihi bir gerçektir. Doğru ya da yanlış, etkilendiler mi, etkilenmediler mi, bu soruya cevabın "Evet, etkilendiler." ise burada bitmiştir olay. Yani tarihte yaşanan bazı şeyleri inkar ederek işin içerisinden çıkamayız. Benim kabul ettiğim nokta burasıdır ve bunu azıcık Osmanlıca metin okuyan her kişi bilir, kabullenir.
Eskiler böyle kullandılar diye biz de böyle kullanmak zorunda değiliz. Sen benim bu tarihi gerçeği kabullenişimi "günümüzde de aynı şekilde kullanmak, bu geleneği devam ettirmek" olarak algılamışsın.Ben bunun savunuculuğunu yapmıyorum. Bu anlamda kabul etmen gerektiğini de söylemedim zaten." yazmışsın.

 Benim geçmişte yaşanılan gerçekliğe bir itirazım varmış gibi yazmışsın; ama o noktada bir itirazda bulunmadığımı zaten bir sonraki paragrafında kendin belirtiyorsun. Neyi eleştirdiğimi anladıysan neden benim vurgu yapmamış olduğum "tarihsel gerçeklik" üzerinden yorum yapıyorsun o halde? Bazı şeyleri inkar etmek noktasına taşıman gereken hiçbir eleştirim olmadı önceki mesajımda; yani alıntıladığım ilk paragrafın senin kendi içinde kalmış bir tartışma oluyor, benden kopuk.

  İkinci paragrafında savunculuğunu yapmadığını söylediğin şeyi;

 "Bu durumda bile biz, bazı kesimlerin konuşmalarını anlayamıyoruz ne yazık ki. Çarpıtılmış uyduruk bir dil konuşuyorlar. Gereksiz ve anlamsız. "

 gibisinden cümlelerle tamamlamayı mı uygun buldun? Bana kendini pek ifade edemiyormuşsun gibi geldi...




<<Bir sonraki neslin konuşacağını düşünüyorum, bundan emin olamam, ama bu bir düşünce. Günümüze kadar konuşulduysa bir sonraki nesil neden konuşmasın? Bu durumda sanırım senin önermen daha mantıksız görünüyor.>> yazmışsın...

 "Şimdi bizler eski insanlarımızın Arapların etkisinde kalmış dillerini anlayamıyoruz, bir sonraki nesil de bizim konuştuklarımızı anlayamayacak."; bu da önceki mesajından.

  Öncekiler konuştu diye, sonrakiler de konuşacak diye bir gerçeklik sadece düz mantıktır. Üstelik "anlamayacak" diye bir kesinlik kullanmışsın; fakat ben ne demişim; "Bir sonraki nesil bu kadar çok konuşmayabilir diyorum, sen konuşacaklarından eminsin sanırım.", ben senin kadar kesinlik taşıyan bir ifade seçmedim gördüğümüz gibi. "-ebilmek" olarak çekimledim orada eylemi.

   Eskiden insanlar arasında telepati, jest ve mimikler, hisler, 3. göz dediğimiz hususa ilişkin durumlar şimdiki kadar gelişmiş miydi? Bununla ilgili şimdiki kadar ciddi çalışmalar yapılıyor muydu? Hayır, demek ki konuşmadan anlaşabileceğimiz bir dünya gerçekliğine gidiyor olabiliriz.



"... Bir şeyin var olması, tabii ki onu kabul etmemiz gerektiği anlamına gelmez. Ama bu gerçeği kabullenemememiz o şeyin var olmadığını da göstermez. Var olduğunu dile getirmek, senin söylediğin anlamda bir kabulleniş değildir. " yazmışsın.

 Bir önceki mesajına bakalım;

1-b "Bu durumda bile biz, bazı kesimlerin konuşmalarını anlayamıyoruz ne yazık ki"

 Burada "ne yazık ki" ifadesini seçmişsin. Bu ifadeyi seçtiğin cümlenin bir öncesine bakalım;
1-a  "Şimdi bizler eski insanlarımızın Arapların etkisinde kalmış dillerini anlayamıyoruz, bir sonraki nesil de bizim konuştuklarımızı anlayamayacak."

  Bu  1-a ve 1-b ard arda olup aynı paragrafta geçiyor, aralarındaki bağlantıyı yok sayamam.

  Bir taraftan da "kabul etmemiz" gerekmez diyorsun, hem bir üzüntü var hem de "olmasa da olur" anlamı var; bu tam bir çelişkidir. Dolayısıyla yakınmana örnek olarak gösterdiğin o "yeni kesimler" bence tam olarak öncesindeki cümlenin etkisinden sıyrılamıyor burada, yeni nesillerle ilgili anlattıkların kısmen sıyrılıyor. Sanki eskiyle bağlantı daha sıkı olsa bu seni daha çok tatmin edecekmiş gibi kurmuşsun cümlelerini ve bunu çok net hissettiğim için "günümüzde de kabul etmek gerekli değil" noktasına taşıdım cümlemi. Üstelik "var olmadığını" göstermez diyerek tekrar tekrar dile getirdiğin düşüncenin benimle bir ilgisi bulunmuyor; çünkü geçmişte yaşanılmış bir süreci reddettiğim, o insanların geçmişte neden o dili kullandıklarına dair bir sitemim hiç olmadı, o yüzden tekrar tekrar, "var olduğu gerçeğini değiştirmez" yazman beni anlamamış olduğunu gösterip duruyor.

 


<<Bu biçem ne anlamda? Ben ne için yakınıyorum?
Anlayamadığımız kesimler, yeni neslin kendi kafasından uydurduğu bir çeşit uyduruk yazı ve konuşma biçimi. Nesil böyle geliyor ve bunun için üzülüyorum. En yakın örnek; lise çağında olan kuzenlerimin konuşmalarını anlamakta zorluk çekiyorum.">>

  Bu yazdıklarının ne Türk Dil Devrimi ile ilgisi var ne de eski dilden kopmuş olmalarıyla. Bu dil daha iyi yerlere gelebilirdi; çünkü Türkiye Türkçesi’nin dünyada dev bir tarihsel mirası var; buraya bakmayı düşünemeyen ve dile çok daha uygun sözcükler üretemeyen beceriksiz kurumlara ve insanlarına kızmalısın. Geçmişin dili üzerinde oynanmasaydı belki gelişmiş devletler ile entegrasyon konusunda da sorunlar yaşamaya devam edecektik, şükretmemiz gereken bir haldeyiz. Yeni nesilin konuşmayı seçtiği dil, bu dilin anlamsız halleri (yanlış bile olsa "gereksiz" diyemem) kültürel emperyalizmin bir sonucudur, Osmanlıca’dan Türkiye Türkçesi’ne geçişle ilgili değil bu durum.


  Umarım daha iyi anlatabilmişimdir, daha iyi anlamışsındır...


(FelsefitepkI tarafından 19 Aralık 2010 7:19 ÖÖ tarihinde degiştirildi.)

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 19 Aralık 2010 7:13 ÖÖ Bu mesaj rahatsız edici
gargaris

Üyelik Derecesi:
  


 "Bu kesimler hangi kesimler, ne tür kesimleri anlamamız gerekiyor? Sence yeniler eskileri daha çok mu anlamalı ve bu "anlamak" onlara tamamen uymak mı olmalı? Bir yakınma biçemi görüyorum. "

Yakındığım bir biçem var evet, ama bu biçem yenilerin eskilere uyması anlamında değil, bunu aşağıdaki yazımda da belirttim, bu konudaki düşüncelerimi açıkça ifade ettim. Bir şeyin var olması, tabii ki onu kabul etmemiz gerektiği anlamına gelmez. Ama bu gerçeği kabullenemememiz o şeyin var olmadığını da göstermez. Var olduğunu dile getirmek, senin söylediğin anlamda bir kabulleniş değildir.

Bu biçem ne anlamda? Ben ne için yakınıyorum?
Anlayamadığımız kesimler, yeni neslin kendi kafasından uydurduğu bir çeşit uyduruk yazı ve konuşma biçimi. Nesil böyle geliyor ve bunun için üzülüyorum. En yakın örnek;  lise çağında olan kuzenlerimin  konuşmalarını anlamakta zorluk çekiyorum.Belki de sen bunu düşünüp gelecek neslin fazla konuşmayacağını söyledin, bilemiyorum.
Sanırım bu kesimler derken, kimlerden bahsettiğimi daha iyi açıklamış oldum."anlamsız ve gereksiz" dediğim de bu tip insanların konuşmalarıydı.

Umarım daha iyi anlatabilmişimdir, ve daha iyi anlamışsındır.


(gargaris tarafından 18 Aralık 2010 10:14 ÖS tarihinde degiştirildi.)

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 18 Aralık 2010 10:13 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
gargaris

Üyelik Derecesi:
  


Sevgili FelsefitepkI;



Senin "tevatür" kelimesi ile ilgili yazdıklarının o sözcüğü tam olarak anlatamaması, Türkçe’nin yetersizliğinden dolayı değildir. Senin yazdığın kadarından daha fazlası gerekir ki, ben yazımda  "Arapça da bir sözcük bunca şeyi karşılarken, Türkçe de işte böyle sayfalar yazmamız gerekiyor." cümlesini bunu açıklamak için kullandım. Hiçbir zaman "tevatür" kelimesi Türkçe olarak anlatılamaz demedim. Sen yazılarımdan böyle bir şey çıkarmış olmalısın ki, Türkçe’yi kullanmadan bu kelimeyi anlatmamı istemişsin. Bu da ilginç bir öneri tabi :)

Ayrıca bu kelime Türkçe de bir veya iki cümleyle ifade edilebilir. Benim üzerinde durduğum şey dildeki anlamı değildi. Bunu da belirtmiş olduğum halde, istediğin şekilde algılayıp yorumlamışsın. Terim anlamı olduğunu söylediğim cümle;

"Demek istediğim, sözlükten bulduğun bu kelimeler, senin de bildiğin gibi, yazıda yazan kelimelerin terim anlamı değil, dildeki karşılığıdır. "


" O halde sözcük dersin :-) zaten kullanmışsın "sözcük" biçiminde, buna vurgu yapman anlamsız olmuş açıkçası. "

Burada şaka yapmıştım, vurgu değil :-)


Türkçe karşılıklarını yazma gereği duymadım.Çünkü;

1 - Karşılıklı yazıştığım ByKarizma arkadaşımız, bu sözcükleri gayet tabii anlayabilecek, bu işlerle ilgili birine benziyordu. Onun yazılarından bunu çıkarttım, yanılmış da olabilirim.



2 - Yazdıklarım bu konuyla çok bağlantılı şeyler olsaydı zaten açıklardım.Konuyla alakasız olduğu için konuyu dağıtmak istemedim. Bunu da özel olarak belirtmişim zaten. Sadece aklıma geldi, söylemek istedim. İşte belirttiğim bölüm;


"Aklıma hadis rivayetleri, ravilerin durumu, tenkidi gibi alakasız konular geldi nedense :) Konudan konuya atlayıp, açtığın konuyu amacından saptırmadan"


Eskilerin Arapça ve Farsça dillerinden etkilendiğini söylemişim.Bunu  kabul etmelisin, çünkü bu tarihi bir gerçektir. Doğru ya da yanlış, etkilendiler mi, etkilenmediler mi, bu soruya cevabın "Evet, etkilendiler." ise burada bitmiştir olay. Yani tarihte yaşanan bazı şeyleri inkar ederek işin içerisinden çıkamayız. Benim kabul ettiğim nokta burasıdır ve bunu azıcık Osmanlıca metin okuyan her kişi bilir, kabullenir.

Eskiler böyle kullandılar diye biz de böyle kullanmak zorunda değiliz. Sen benim bu tarihi gerçeği kabullenişimi "günümüzde de aynı şekilde kullanmak, bu geleneği devam ettirmek" olarak algılamışsın.Ben bunun savunuculuğunu yapmıyorum. Bu anlamda kabul etmen gerektiğini de söylemedim zaten.

"Bir sonraki nesil bu kadar çok konuşmayabilir diyorum, sen konuşacaklarından eminsin sanırım."

Bir sonraki neslin konuşacağını düşünüyorum, bundan emin olamam, ama bu bir düşünce. Günümüze kadar konuşulduysa bir sonraki nesil neden konuşmasın? Bu durumda sanırım senin önermen daha mantıksız görünüyor.


(Devamı var, yemeğe gidiyorum:)

(gargaris tarafından 18 Aralık 2010 9:27 ÖS tarihinde degiştirildi.)

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 18 Aralık 2010 7:21 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
FelsefitepkI

Üyelik Derecesi:
  


 gargaris


 Peki "tevatür" sözcüğünü gördüm ve anlamadım, benim yazdıklarım da tam anlatmıyor diyorsun, Türkçe düşünen biri Türkiye’de yaşayan biri Arapça olmadan bu sözcüğün tam olarak ne anlama geldiğini nasıl anlayacak?

  Arapça bile öğrensen "tevatür"ün ne anlattığını anlayamamış olursun tam olarak. İstersen 10 cümle yaz bu sözcük için; ama ancak sen bu açıklamayı yaptığında o sözcük anlaşılır olacak.

  " Tevatür şartları demek, ağızdan ağza dolaşması şartları demek değildir. "

  Peki tevatür nedir? Benim için Türkçe’yi kullanmadan %100 şekilde anlaşılır kıl bu sözcüğü o halde. Merakla bekliyorum.

 "Farkında mısın bilmiyorum ama bizim Türkçe diye konuştuğumuz dilde birçok kelime zaten Arapça. Kelime kelimesi bile :) "

 O halde sözcük dersin :-) zaten kullanmışsın "sözcük" biçiminde, buna vurgu yapman anlamsız olmuş açıkçası.




  "Dil, canlı bir olgudur. Eskiler bu şekilde konuşuyorlardı,  dilimiz Arapça ve Farsça’nın etkisi altındaydı. Günümüzde ise daha çok İngilizce ve Fransızca’nın etkisi altında. Şimdi bizler eski insanlarımızın Arapların etkisinde kalmış dillerini anlayamıyoruz, bir sonraki nesil de bizim konuştuklarımızı anlayamayacak.Bu durumda bile biz, bazı kesimlerin konuşmalarını anlayamıyoruz ne yazık ki. Çarpıtılmış uyduruk bir dil konuşuyorlar. Gereksiz ve anlamsız." demişsin.


   Ravi’nin yanında rivayetçi yazsaydın anlamam gerekeni ben veya bir başkası anlayamayacak mıydı, bunu garanti ediyor muydun? Kullandığın sözcüklerin başka bir dile ait olması tek sorun değil, bunlar arasında yaptığın tercihlerin bile önemi var; ama senin buna da dikkat etmediğini görüyorum.


   Eskiler belli şekillerde konuşuyor olabilirler, bilim dili, edebiyat dili olarak Farsça, Arapça etkili olabilir. Peki ben bunu kabullenmek zorunda mıyım? Bunu senin gibi kabullenseydim, kültürel yozlaşmanın savurduğu toprak parçalarından biri olmaz mıydım? Senin gibi kabul etmiyorum basitçe. Evet ben de Farsça ve Arapça sözcükleri de dahil, yabancı dillerden sözcükler kullanıyorum; ama eskiler kullanıyordu diyerek sabit kalmayı tercih etmiyorum.


  "bir sonraki nesil de bizim konuştuklarımızı anlayamayacak"

  Bir sonraki nesil bu kadar çok konuşmayabilir diyorum, sen konuşacaklarından eminsin sanırım.


 "Bu durumda bile biz, bazı kesimlerin konuşmalarını anlayamıyoruz ne yazık ki"

  Bu kesimler hangi kesimler, ne tür kesimleri anlamamız gerekiyor? Sence yeniler eskileri daha çok mu anlamalı ve bu "anlamak" onlara tamamen uymak mı olmalı? Bir yakınma biçemi görüyorum.

 

  "Çarpıtılmış uyduruk bir dil konuşuyorlar. Gereksiz ve anlamsız"

   Çarpıtılmış ve uyduruk bir dil konuşuyoruz, kabul ediyorum; ama bu haliyle bile dilimiz şaşırtıcı eserler çıkarmaya, felsefenin sınırlarını zorlamaya, bilimsel alanda ilerlemeye devam ediyor. Yeterince ilgi görmemesi, mantıksal tutarlılık konusunda duyarlı olunmaması dili gereksiz ya da anlamsız kılmıyor. Anlamsız buluyorsan, bugüne kadar bütün hayatın anlam yoksunu olarak seyretmiş demektir ya da birileri seni hiçbir zaman konuşurken tatmin edememiş olmalı. Ben burada katı bir önyargı görüyorum, yanlış bir koşullandırılmışlık...


   Ayrıca aşağıda görüldüğü üzere gerekli olduğunda en ince detayına kadar açıklama yapabilecek duruma gelen senin gibi biri, herkesin bilmediğini gayet iyi bildiğin konulara ve bu konulara ilişkin cümlelere dair istese çok net açıklamalar yapar, yazısının anlaşılır olmasını sağlardı.

  Bu en son yazdığın çok açıklayıcı ve bütün açık tarafları kapatarak karşı tarafı tatmin etme amacına yönelik mesajından sonra ilk mesajının bilerek ilk anda anlaşılmayan akademik dille yazılmış olduğundan kesinlikle emin oldum. Bunu sağlayan geliştirilmiş mesajların için teşekkürler.




   Bu yazdıklarım anlamsız ve gereksiz görünebilir, İngilizce çeviri yaparsam belki doyurucu hale gelebilir.


 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 17 Aralık 2010 11:24 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
gargaris

Üyelik Derecesi:
  


Sevgili FelsefitepkI;


Arapça kullandığım kelimeler için Osmanlıca çeviri yapmanın çok anlamsız bir davranış olduğunu ben de düşünmüyorum, hatta bu alanda kısıtlı  araştırma yapabilen bir araştırmacı için zekice bir yöntem. Ama bu yöntem çok anlamsız olmamakla birlikte gerçek sonuçlara götüren sağlıklı bir yöntem değil.

Çünkü "tevatürat" kelimesiyle ilgili senin açıklamaya çalıştığın şey, benim anlattığım şey değildi. Tevatür şartları demek, ağızdan ağza dolaşması şartları demek değildir.

Bu sözcükler o alan için kalıplaşmış terimlerdir. Arapça da bir sözcük bunca şeyi karşılarken, Türkçe de işte böyle sayfalar yazmamız gerekiyor. Heralde sadece farklı kelimeler kullanmak için yazmadım o kelimeleri, sanırım sen öyle algılamışsın. Ayrıca yazı dilinde Arapça kelimelerden çok Türkçe kelimeleri kullanmaya çalışıyorum. Farkında mısın bilmiyorum ama bizim Türkçe diye konuştuğumuz dilde birçok kelime zaten Arapça. Kelime kelimesi bile :)

Dil, canlı bir olgudur. Eskiler bu şekilde konuşuyorlardı,  dilimiz Arapça ve Farsça’nın etkisi altındaydı. Günümüzde ise daha çok İngilizce ve Fransızca’nın etkisi altında. Şimdi bizler eski insanlarımızın Arapların etkisinde kalmış dillerini anlayamıyoruz, bir sonraki nesil de bizim konuştuklarımızı anlayamayacak.Bu durumda bile biz, bazı kesimlerin konuşmalarını anlayamıyoruz ne yazık ki. Çarpıtılmış uyduruk bir dil konuşuyorlar. Gereksiz ve anlamsız.

Neyse uzar gider bu, daha fazla açıklama yapıp bir yerden sonra kendimi tekrar etmek ve sıkmak istemiyorum.

Yazımla ilgilendiğin için teşekkür ederim :)

(gargaris tarafından 17 Aralık 2010 5:28 ÖS tarihinde degiştirildi.)

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 17 Aralık 2010 4:48 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
FelsefitepkI

Üyelik Derecesi:
  


gargaris


  Yazında Türkçe’si bulunan sözcükler için Arapça olan ve benim de dahil, herkesin bilmediği sözcükler kullandığını gördüm. Bu girişimimi yönlendirmek istemeni doğal karşılıyorum ve gerekli buluyorum.


   Forumda Arapça kullandığın cümleler için Osmanlıca çeviri yapmamın çok da anlamsız olduğunu sanmıyorum :-) Yani "tevatürat" Osmanlıca olsa bunun bir sorun olmaması gerekir kullandığı sözcükleri Arapça’dan tercih eden birine.

   Örneğin; "ravi" sözcüğünün yanında parantez içinde "(rivayetçi)" gibi bir şeyler yazmış olsaydın, zaten o girişime gerek kalmayacaktı.


(FelsefitepkI tarafından 17 Aralık 2010 3:09 ÖS tarihinde degiştirildi.)

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 17 Aralık 2010 3:07 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
gargaris

Üyelik Derecesi:
  


Sevgili FelsefitepkI;


Noktalama işaretleri ve yazım kuralları ile ilgili hassasiyetini anlıyorum. Yine de birkaç noktaya değinmek istiyorum.

Osmanlıca-Türkçe sözlükten baktığın kelimeler, Osmanlıca da kelimenin tam anlamıyla karşılığını ifade ederler. Oysa biz kelimeleri belli bir alan için kullandığımızda farklı anlamlara gelebildiğini biliyoruz. Demek istediğim, sözlükten bulduğun bu kelimeler, senin de bildiğin gibi, yazıda yazan kelimelerin terim anlamı değil, dildeki karşılığıdır. Ben bu kelimeleri Hadis alanı için kullandım.Açıklayıcı olmak istiyorsan bu şekilde yazman daha doğru olabilirdi. Senin yazdığın anlamlar kelimelerle ilişkili olmakla beraber, kelimelerin gerçek anlamlarını ifade etmiyor.

Ayrıca Osmanlıca ve Arapça  benzer, ama farklı dillerdir. Tevatürat kelimesi Osmanlıca da tevatürün çoğulu olarak gelebilir. Benim burada kullandığım anlamıyla tevatür kelimesi mastardır. Mastarın Türkçe de karşılığı "kök" kelimesidir. (İsim kökü, fiil kökü gibi) Haliyle kök türünde kelimelerin çoğulu olmaz, isimlerin çoğulu olur.

Bunların dışında yaptığın düzeltmede gözüme çarpan bir şeyi daha söyleyeceğim: "tabii nakledenler ağızdan ağıza dolaşması şartlarına(tevatürat) uygun niteliklere sahip olmalılar. " cümlesinde "ağıza" kelimesi "ağza" şeklinde yazılır. Sanırım nedeninin ünlü düşmesi olduğunu söylememe gerek yok.Bu da bir yazım yanlışıdır.

Zaten alakasız olduğunu belirtmiştim, bu konu üzerinde neden böyle ayrıntılı bir şekilde durduğunu da anlayamadım.

?

(gargaris tarafından 17 Aralık 2010 2:38 ÖS tarihinde degiştirildi.)

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 17 Aralık 2010 2:34 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
CEVAP YAZ
 1   2   3   4   5   6   7   8   9   10  İleri>>  Son>>
 

Forum | Aktif Üyeler | Sohbet | Mesaj Merkezi | Müzik Dinle | Müzik Listelerim | Video İzle

Yerli Gruplar | Yabancı Gruplar | Amatör Gruplar | Demolar

Biyografiler | Diskografiler | Sanatçı Fotoğrafları | Şarkı Sözleri | Akorlar ve Tablar | Basın Bilgileri

Üyelik | Ayarlar | Üye Ara | İletişim | Reklam



Site içerisindeki materyallerin kaynak gösterilmeden kopyalanması ve yayınlanması yasaktır.
Copyright © 2007 Anatolianrock.com