|
Üyelik Derecesi:

|
Aldous Huxley’in Türkçe’ye "Cesur Yeni Dünya" adıyla çevrilen, "Brave New World" kitabını okumuştum.Önce birkaç yanlış anlamayı düzelteyim. Huxley’in şöyle bir görüşü yok : "İnsanların kaderi programlanmıştır, ne olacağı bellidir. İnsanlar mahsul gibi, tarlalarda yetiştirilirler"
Yazdığı kurgusal distopya* (olumsuz ütopik eser) eserde, insanlığın geleceğinin bu şekilde olabileceğini söylüyor. Cesur Yeni Dünya’da tasvir edilen yaşam, insani denilen tüm özelliklerin (nefret, aşk, tutku, kararsızlık vd) bastırıldığı ve yokedildiği bir yaşamdır. Merkezi bir yönetim insanları bebekliklerinden itibaren kastlara* ayırır ve toplumsal yaşam her türlü istikrarsızlık ve dengesizlikten arındırılır. Huxley kitabında bu toplumsal yapılanmayı temel olark iki açıdan anlatır. Birincisi bu kastlı sistemin üst basamaklarında olan bir karakterin gözünden. Diğeri karakter ise bu sistemin dışında büyümüş bir "yabaninin" (Günümüz insanı da denebilir) gözünden.
1930’lar Batı dünyası için çok sancılı zamanlardı. Bilim ve teknoloji hızla gelişirken, 1929 Dünya ekonomik bunalımı ile insanları toplumsal düzene olan güveni de sarsılmıştı. 1933 yılında Hitler’in Almanya’da iktidara gelişinin ardından yaşananlar ve Sovyetler Birliğinde yaşanan kimi olumsuzluklar, insanlığa duyulan inancı da sarsmaktaydı. Huxley’in böyle karanlık bir gelecek tablosu çizmesi, Batı Aydınlanmacılığına** duyulan inançsızlığın ilk manifestolarından biridir.Batı Aydınlanmacılığı 17-19. yüzyıllar arasında özellikle etkili olmuş bir düşünceler topluluğu olarak özetlenebilir. Aydınlanma düşüncesi insan aklına, bilimsel gerçekliğe ve ilerleyiş fikrine duyulan inanç üzerine kuruludur. 2. Dünya Savaşında yaşananların ardından Batı’da da sorgulanmaya başlanan Aydınlanma düşüncesi günümüzde pekçok çevre tarafından afaroz edilmiştir.
|