Anatolianrock.com Forum
Üyelik Derecesi:
Sen ölürsün de yapamazsın bunu Öldüremezsin bataklıkta kayık yüzdüren Sabahların altın saçlı çocuğunu Kimseyi umudundan edemezsin Toprağa ekemezsin ölüm korkusunu Sevinçleri kökünden sökemezsin Değirmende kimsesiz bırakamazsın unu Sen ölürsün de yapamazsın bunu Vuramazsın kıyıda uzakları gözleyen Sabahların gül yüzlü çocuğunu Afşar TİMUÇİN
Barış Koyun Çocukların Adını Oyunu sever bütün çocuklar birdirbir, uzun eşek, körebe bu yüzden anlamı aynıdır, değişmez oyun sözcüğünün halkların dilinde (Oyun koyun çocukların adını) Savaşa karşıdır bütün çocuklar kışın: kar altında her sabah tükenip erise de solgun nefesi yazın: göğsü sırmalı fabrikalarda çarkları döndürse de yoksul alevi savaşa karşıdır bütün çocuklar nice ölümlerden geçmişlerdir nice rüzgarlar içmişlerdir gelincik tarlası çocuklar (Emek koyun çocukların adını) Gökyüzünün penceresinden şimdi bir kuş havalansa kanat çırpışlarında hayatın yağmalanmış sevinci - Kuş uçar rüzgar kalır (Sevinç koyun çocukların adını) Uzay denizlerinde şimdi bir balık ağlasa gözyaşı billurlarında yüz bin umut kıvılcımı - Alev uçar nazar kalır (Umut koyun çocukların adını) Çocuk bahçelerinde şimdi bir çiçek açsa hüzün sevince dönüşür sevinç çiçeğe - Ölüm uçar çocuklar kalır (Mutluluk koyun çocukların adını) Barıştan yanadır bütün çocuklar sabah: kuşatılmış bir toplama kampında ayrılığın tetiğini okşasa da elleri akşam: yıldızların mor orağıyla sessizliği devşirse de yetim öksüz sesi barıştan yanadır bütün çocuklar nice çığlık emmişlerdir nice korku gezmişlerdir yürekten hisli sevmişlerdir güvercin harmanı çocuklar (Devrim koyun çocukların adını) Barışı sever bütün çocuklar beştaş, saklambaç, elim sende bu yüzden anlamı aynıdır, değişmez barış sözcüğünün halkların dilinde (Barış koyun çocukların adını) Refik Durbaş
KORE’DE ÖLEN BİR YEDEK SUBAYIMIZIN MENDERES’E SÖYLEDİKLERİ DİYET Gözlerinizin ikisi de yerinde, Adnan Bey, iki gözünüzle bakarsınız, iki kurnaz, iki hayın, ve zeytini yağlı iki gözünüzle bakarsınız kürsüden Meclis’e kibirli kibirli ve topraklarına çiftliklerinizin ve çek defterinize. Ellerinizin ikisi de yerinde, Adnan Bey, iki elinizle okşarsınız, iki tombul, iki ak, vıcık vıcık terli iki elinizle okşarsınız pomadalı saçlarınızı, dövizlerinizi, ve memelerini metreslerinizin. İki bacağınızın ikisi de yerinde, Adnan Bey, iki bacağınız taşır geniş kalçalarınızı, iki bacağınızla çıkarsınız huzuruna Eisenhower’in, ve bütün kaygınız iki bacağınızın arkadan birleştiği yeri halkın tekmesinden korumaktır. Benim gözlerimin ikisi de yok. Benim ellerimin ikisi de yok. Benim bacaklarımın ikisi de yok. Ben yokum. Beni, Üniversiteli yedek subayı, Kore’de harcadınız, Adnan Bey. Elleriniz itti beni ölüme, vıcık vıcık terli, tombul elleriniz. Gözleriniz şöyle bir baktı arkamdan ve ben al kan içinde ölürken çığlığımı duymamanız için kaçırdı sizi bacaklarınız arabanıza bindirip. Ama ben peşinizdeyim, Adnan Bey, ölüler otomobilden hızlı gider, kör gözlerim, kopuk ellerim, kesik bacaklarımla peşinizdeyim. Diyetimi istiyorum, Adnan Bey, göze göz, ele el, bacağa bacak, diyetimi istiyorum, alacağım da. 25 Haziran 1959
Döğüşelim Barış İçin Soğuk harp bitti. Sıcak savaşlar başladı. Memleketim de bir iç savaş halinde. Memleketim bir içkanamada. Mezralar yanıyor. Köyler yanıyor. İçim yanıyor. Çocuklar ağlıyor. Analar ağlıyor. Anamız ağlıyor. İçerde onbin aç, Dışarda yüzbinlerce çıplak. Barış için döğüşelim Döğüşelim Barış için Can Yücel
BİR DÜNYA ARIYORUM Bir dünya arıyorum Gitmek için kendime Şöyle içten barış dolu Sevgi yolu Kötülüklerle savaşan İnsanların olduğu Şöyle içten barış dolu Sevgi yolu Hırsızlık yok kavga yok Gam yok keder yok Sanki bir gün varolup Doğacak gibiyim Ahmet Karaferya - KRAMP
BARIŞ Çocuğun gördüğü düştür barış. Ananın gördüğü düştür barış. Ağaçlar altında söylenen sevda sözleridir barış. Akşam alacasında, gözlerinde ferah bir gülümseyişle döner ya baba elinde yemiş dolu bir sepet; ve serinlesin diye su, pencere önüne konmuş toprak testi gibi ter damlalarıyla alnında... barış budur işte. Evrenin yüzündeki yara izleri kapandığı zaman ağaçlar dikildiğinde top mermilerinin açtığı çukurlara, yangının eritip tükettiği yüreklerde ilk tomurcukları belirdiği zaman umudun, ölüler rahatça uyuyabildiklerinde, kaygı duymaksızın artık, boşa akmadığını bilerek, kanlarının, barış budur işte. Barış sıcak yemeklerden tüten kokudur akşamda yüreği korkuyla ürpertmediğinde sokaktaki ani fren sesi ve çalınan kapı, arkadaşlar demek olduğunda sadece. Barış, açılan bir pencereden, ne zaman olursa olsun gökyüzünün dolmasıdır içeriye; gökyüzünün, renklerinden uzaklaşmış çanlarıyla bayram günlerini çalan gözlerimizde. Barış budur işte. Bir tas sıcak süttür barış ve uyanan bir çocuğun gözlerinin önüne tutulan kitaptır. Başaklar uzanıp, ışık! Işık! - diye fısıldarlarken birbirlerine! Işık taşarken ufkun yalağından. Barış budur işte. Kitaplık yapıldığı zaman hapishaneler Geceleyin kapı kapı dolaştığı zaman bir türkü ve dolunay, taptaze yüzünü gösterdiği zaman bir bulutun arkasından cumartesi akşamı berberden pırıl pırıl çıkan bir işçi; barış budur işte. Geçen her gün yitirilmiş bir gün değil de bir kök olduğu zaman gecede sevincin yapraklarını canlandırmaya. Geçen her gün kazanılmış bir gün olduğu zaman dürüst bir insanın deliksiz uykusunun ardı sıra. Ve sonunda, hissettiğimiz zaman yeniden zamanın tüm köşe bucağında acıları kovmak için ışıktan çizmelerini çektiğini güneşin. Barış budur işte. Barış, ışın demetleridir yaz tarlalarında, iyilik alfabesidir o, dizlerinde şafağın. Herkesin kardeşim demesidir birbirine, yarın yeni bir dünya kuracağız demesidir; ve kurmamızdır bu dünyayı türkülerle. Barış budur işte. Ölüm çok az yer tuttuğu için yüreklerde mutluluğu gösterdiğinde güven dolu parmağı yolların şair ve proleter eşitlikle çekebildiği gün içlerine büyük karanfilini alacakaranlığın... barış budur işte. Barış sımsıkı kenetlenmiş elleridir insanların sıcacık bir ekmektir o, masası üstünde dünyanın. Barış, bir annenin gülümseyişinden başka bir şey değildir. Ve toprakta derin izler açan sabanların tek bir sözcüktür yazdıkları: Barış Ve bir tren ilerler geleceğe doğru kayarak benim dizelerimin rayları üzerinden buğdayla ve güllerle yüklü bir tren. Bu tren, barıştır işte. Kardeşler, barış içinde ancak derin derin soluk alır evren. tüm evren, taşıyarak tüm düşlerini. Kardeşler, uzatın ellerinizi. Barış budur işte.
BARIŞ Ekmek kırıntıları serpiyorum cephede kumtorbaları üstüne, su verirken evinde generalim kuşkonmaz çiçeğine.. Sunay Akın
Barış İçin Bir kış sabahı açarken gözlerimi sabaha Güzel yüreğimle gülümsedim anama Anam sımsıcak kollarıyla sardı beni Kardeşlerim bir başka baktı yüzüme Kış sabahıydı, dışarısı soğuktu Oynamak için dışarıya çıkamadık Anam bize yemek yaparken, biz de senin yaptığın oyuncak tüfekle oynuyorduk Sen evde yoktun Burnuma güzel bir çorba kokusu geldi Çorba kokusuna karışmış bir tutam sevgi Mutfak kapısının aralığından şöyle bir baktım anama; Bugün bir başka güzel görünüyordu. Çevirdi ay yüzünü yüzüme Baktı deniz gözleriyle gözlerime Utandım, senin ne vakit geleceğini sordum Bir - iki saate kadar, dedi Ben ardından salona geçtim Anamın gözleri arkamda Bir başka güzel bakıyordu bugün Seni bekliyordu baba Seni bekliyorduk biz çocukların da Senin yerine haberinin geleceğini bilemezdik Az sonra dışarıdan sesler gelmeye başladı Bunlar neyin sesiydi anlayamadık Anamın korkulu gözlerinde aradık cevabı. Anam yaşaran gözleriyle sarıldı boynumuza Dışarıda savaş oyunu mu oynuyorlardı Bizim elimizde oyuncak silahlar, onların elindeyse gerçekleri Her atılan kurşunun sesi Kulaklarımda çınlıyordu Her kurşun seni bizden biraz daha uzaklaştırıyordu Ağlamak geldi içimden Seni yanımda istedim baba Oyuncak tüfeğimi elimden alıp bana barış çiçeğini uzatmanı bekledim Olmadı baba Hiç bitmeyecek gibi geldi saatler Zaman kurşun sesinde donup kaldı Geçmiyor bir an Gelmiyorsun baba Bir süre önce duran seslerin yorgunluğunu yaşarken Kapı çalmaya başladı aynı hızda Susan tüfeklerin yerine kapılar çalındı delicesine Bu gelen sen misin yoksa? Feryatlar yükselmeye başladı her yana Tüfekler kurşun sıkıyor beynimin her yanına İnanamıyorum duyduklarıma Sen gitmedin değil mi baba? * Dün gibi aklımda içemediğimiz o çorba Sesin de hala kulaklarımda Bir gün oğlum barış yayılacak her yana Barış çiçeklerini taşıyacağız huzurla Her şeyi yapacağız bunun için inan bana deyişin Hep aklımda. Evet baba, Çorbamızı içemedik Sevgimizi diyemedik ama Şimdi sevgimiz toprakta Yeşerecek her doğan bebekle Ve barış dolacak her taraf sonunda. Sen, barış için öldün değil mi baba? Barış için baba… Dervişe Güneyyeli
Yüreğimden yüreğine kuş kanatlandırdım. Paçasında name yok, gözlerindedir mesajım. Ben sevgiyi kuşların bakışında anlatırım. Ok çektiler kuşlara yüreğinden vurdular. Şimdi barış diye ağlıyor bütün güvercinler. Tınılar buluşmuş mısralarla. Alkışlar tutmuşlar şarkılara. Doğruyu söyleyen ağızlara. Kılıç vurulmuş, ip takılmış boyunlara, Şimdi barış diye ağlıyor bütün ozanlar. Yolları dar eden pusular kurulmuş, Dağları yıkan silahlar yapılmış, Yaşı daha yirmi askere alınmış, Dur diyen kafalara kurşun sıkılmış, Şimdi barış diye ağlıyor bütün insanlar. Söz:fatih mehmet güldiken Müzik:daha bestelenmedi :))))
pardon arkadaşlar bozuyorm ama kendi yazdığımız şiirleride yazabiliyormuyuz mesela ben birazdan düşünsem ve yazsam uygunmu ?
Forum | Aktif Üyeler | Sohbet | Mesaj Merkezi | Müzik Dinle | Müzik Listelerim | Video İzle Yerli Gruplar | Yabancı Gruplar | Amatör Gruplar | Demolar Biyografiler | Diskografiler | Sanatçı Fotoğrafları | Şarkı Sözleri | Akorlar ve Tablar | Basın Bilgileri Üyelik | Ayarlar | Üye Ara | İletişim | Reklam Site içerisindeki materyallerin kaynak gösterilmeden kopyalanması ve yayınlanması yasaktır. Copyright © 2007 Anatolianrock.com