Ana Sayfa


















Text Reklamlar:

Yemek Tarifleri
Sağlık Kütüphanesi
Perde


Anatolianrock.com Forum

Forum Ana Sayfa > Türkçe Rock > Anadolu Rock Devleri....
 1   2   3  İleri>>
CEVAP YAZ
crazyruh16

Üyelik Derecesi:
  


erkin koray
cem karaca

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 29 Şubat 2008 2:05 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
PENTAGRAM669

Üyelik Derecesi:
  


tabiki de erkin koray,barış manco ve cem karacadır

(PENTAGRAM669 tarafından 17 Mart 2007 8:03 ÖS tarihinde degiştirildi.)

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 17 Mart 2007 7:49 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
gulsenizmir

Üyelik Derecesi:
  


gittiler... kalanları da sürünüyor

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 17 Mart 2007 6:33 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
h0LyGirL

Üyelik Derecesi:
  


erkin K.
ajda pekkaN

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 16 Mart 2007 11:12 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
power_kurban

Üyelik Derecesi:
  


http://www.youtube.com/watch?v=3NodjlvA8Ys

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 16 Mart 2007 8:15 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
iron_maiden1

Üyelik Derecesi:
  


erkin baba orda burda çıkıo bildiğim kadarıyla gene...

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 16 Mart 2007 10:27 ÖÖ Bu mesaj rahatsız edici
du_fe_ben

Üyelik Derecesi:
  


ilk aklıma gelenler erkin koray vee cem karaca

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 15 Mart 2007 10:31 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
bolobolo

Üyelik Derecesi:
  


      1957-1969 Bir Müzikal Metamorfoz Hikayatı


Kulağımıza yerleşen her yeni tını, bir öncesinin ortaya koyduğuyla ilintili ve neredeyse onun ortaya koyduğunun bir başka varyasyonundan başka birşey değildir. Ancak bu süreç kimi zaman öylesine bir sıçrama evresine girer ki artık sözkonusu merdivenin basamaklarını değil merdivenin yedeğine yerleştirdiğimiz gökdelen standartlarına uygun asansörü tercih etme konumuna geliriz. Böylece her alanda olduğu gibi müzikte de çağ kapatılıp yenisi açılır. Bu noktada unutulmaması gereken cari dönemin aslında bir yedekleme olduğu, yani ilk elektrik kesintisinde kullanmak zorunda kalacağımız zamanla yosun tutmaya yüz tutmuş bir merdivenin bulunduğudur.

Türkiye’de I920’li yıllarla birlikte başlayıp I933’ten 1950’ye kadar dozu gittikçe arttırılarak devam eden modernite doğmasıyla karşı karşıya kaldı. Bu dozajların gittikçe artan boyutlarda toplumsal bilinci sendelettiği, henüz sona ermemiş bir medeniyetin önüne çıkan bu seti yıkıp yıkmamakta tereddüt ettiği bu ilk batılılaşma deneyimimizin sonlarına doğru yapay verilerle şekillendirilmiş bir cumhuriyet kuşağı bu ülkenin üzerinde kendinden söz ettirmeye başladı.

Bu kuşak ne ’47’liler ne de ’68 kuşağıydı, ama paradoksal olarak 68 kuşağı olarak tabir edilenler de gene onlardır. Bunun nedeni  I968’e kadar belli bir tekamüle ulaşacak olan basamakları onların inşa etmiş olmalarıydı. Bir başka deyişle merdivenden asansöre giden sürecin yapı taşlarını oluşturmalarıydı. Bir şekilde merdivenden başlamaları gerekiyordu, bu kuşak da onu yaptı. Tek farkları dinamizmlerinden kaynaklanıyordu, yani birer birer çıkılan modernitenin merdivenlerinden ikişer üçer çıkarak moderniteyi tüketip öte boyutlarına yani kendilerine ulaşıyorlardı.

İlle de bir milat belirlememiz gerekiyorsa kanımca o milat 1957 yıldır ve sözü edilen gerçekliğe yaklaşanlar da ’57 kuşağından çıkıp diyalektik sıçramalarını gerçekleştiren bireylerdir.

Durul Gence 1960’ta yayınlanan bir yazısında bu süreci Türkiye’nin ilk grubu olarak tabir ettiği Somer Soyata’nın grubunun I957’de verdiği konsere bağlıyor. (Aynı yazıda I93I-I932 yıllarında Galatasaray Sultani’sinde kurulan, gençlerden oluşan bir gruptan daha söz ediyor.). 1957’deki kadroda Durul Gence’nin bulunuşu ilginçtir. Grubun özelliği Billy Haley & The Comets, Elvis Presley gibi müzisyen ve grupların oluşturduğu, sisteme karşı doğrudan bir protestoları olmasa da kendilerinin geçmiş kuşaklardan farklı olduklarını sahne tavırlarıyla ve yaptıkları zenci menşeili müzikle dolaylı yollardan ifade eden bir tavrın uzantısı olmalarıydı. Somer Soyata Orkestrası’nın da içinde bulunduğu bu tavır taleplerin somutlaşlaşması ve müziğin de bu yeni duruşla birlikte sisteme eklendi ve çıkış noktasını ileriki yıllarda kaybetti.  

1957 yılında Galatasaray Lisesi’nde konser veren Alman Lisesi’nden bir grup da aynı tavırla yola çıkmıştı. Ancak grubun şefi olan 16 yaşındaki genç müzisyen o konserle birlikte yaşamında yepyeni bir arayış dönemine girdi. Benliğine ulaşmak için o sıralar etrafında bulunan ve dünyayı kavramasında dogma olarak gördüğü pek çok engeli zihninden temizledi. (Bunların arasında evi terketmesi de var). Ulaştığı yer ise Beatles’in ulaştığı Hint değil tamamen bizim ait olduğumuz doğuydu, yani Cemil Meric’in "yobaz biziz" dediği insanların doğrusuydu. Sözünü ettiğimiz müzisyen de Türkiye’deki pek çok ilkin başarılı uygulayıcısı Erkin Koray’dı. Erkin Koray ve Ritmcileri piyano başında Erkin Koray’ın liderliğinde dönemin dans ritmlerine göre oldukça sert bir stil olan rock’n’roll’u başarıyla uyguluyor ve ilk önce Galatasaray Lisesi’ni ve daha sonra ülkenin diğer büyük şehirlerinde rock’n’roll fenomenini başlatıyordu.

1958  yılında müziğe ilk adımlarını atan Barış Manço da Kafadarlar’ıyla birlikte 68’e giden yolu       muştuluyordu. Galatasaray Lisesi’nden arkadaşlarıyla birlikte atıldığı bu yolculukta yetmiş kilonun hayli üstündeki bu yeni yetme müzisyenin yol göstericileri diğerlerinde olduğu gibi Elvis Presley, Jerry Lee Levvis, Bili Haley gibi proto-beat kuşağının temsilcileriydi.

Bu ilkleri doğaldır ki Ankara’da, İstanbul’da ve hatta Anadolu’da ortaya çıkan, orkestra ve grup geleneğinin sentezinde kendilerini ifade eden gruplar izledi.

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 17 Ocak 2007 9:25 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
bolobolo

Üyelik Derecesi:
  


1959  yılında Ankara’da kurulan ve I962’ye kadar varlığını sürdüren Blue Jeans grubu, sonları "Devrimci Müzik" konusunda manifesto verebilecek kadar Ruhi Su’nun anlayışıyla sivrilen; oyun müziği, marş, film müziği bestecisi olduğu kadar iyi bir aranjör olarak da kendinden söz ettiren Sarper Özhan’ı müzik platformuna taşıyordu.
Kuyrukluyıldızlar vakol grubu 1961 -1962 arasında Umur-Rüştü-Oktay-Şanar’dan kurulu kadrosuyla grup müziğinin önemli bir kolunu oluşturan vokal müziğinde çok sesliliğin derinliğini dinleyicisine enjekte ediyordu. Kuyrukluyıldızlar zamanla Doruk Onatkut’un Kentet Dogo’suyla kaynaşacak ve Ayhan Karataş, Utku Demirseren, Doruk Onatkuk, Şanar Yurdatapan biçiminde bir kadroyla son demlerini yaşayacaktı.

Kanat Gür dönemin bir başka vagonun oluşturuyordu. Özellikle 1962 Aralık ayında Okay Temiz’in de gruba dahil olmasıyla birlikte Kanat Gür Orkestrası Türkiye’nin müziksel potansiyelini oluşturan zihinlerin de şekillendiği bir okula dönüşüyordu.

Durul Gence Somer Soyata’dan sonra 1959 yılında Süeterliler (nam-ı diğer Sweaters) grubuyla çalışmalarına devam ediyordu. Rock’n’Roll ve Jazz coverlarından oluşan Sweaters grubu repertuarını Murat Sungar, Caner Türeman, Burak Gürsel, Alp Arıkoğlu ve tabii ki Durul Gence’den oluşan kadrosuyla icra ediyordu.

Durul Gence’nin Sweaters ve Somer Soyata orkestrası arasındaki misyonu burada da bitmedi. 1960 yılında Somer Soyata grubunu Genç denizciler adıyla ve Somer Soyata (piyano), Bülent Ateş (davul), Gürkan Bilgutay (sax), Erkut Taçkın (gitar, vokal), Güngör Yücel (vokal), Ersin Yücel (elektro-gitar, vokal), Özden Ulugün (gitar) kadrosuyla yoluna devam ediyordu. Sweaters ise dağılmanın eşiğine gelmişti. Durul Gence bu iki gruptan da birbirlerini tamamlayacaklarını düşündüğü arkadaşlarını tanıştırdı ve sonuçta dönemin ses getirmiş topluluklarından biri olan SSS Sextet ortaya çıktı.

1960 Mart’ında ise usta gitarist Tarık Öcal ilk grup deneyimini yaşıyordu. Solist Nail Tekcan’ın şefliğinde kurulan grup gitarda ve pianoda Şevki Akay, bateride Üstün Önural, basta Ongun Söğütlüğü, vokalde Aydın Veziroğlu’ndan oluşuyordu. Grubun adı Vikingler’di ve dönemin yerli oluşumlarına pek yüz vermeyen Hayat dergisinde yeralacak kadar müzikleriyle İstanbul gündemine yayılmayı başarmışlardı.

Gene 1960 yılında Mehmet Soyarslan, Sadık Bütünley, Leon Habib, Çeki Koro biraraya geliyor ve sokak serserisi anlamına gelen Apache (Apaşlar) grubunu kuruyorlardı. Bu kadro bir buçuk sene sonra dağılıyor, çok geçmeden Michel Behar (piyano), Sadık B (solist), Suat (bas) ve Leon Habib (davul)’den müteşekkil bir kadroyla yeniden kuruluyorlardı, ikinci kadronun ilk konseri 1963 Ocak ayında gerçekleşti.

1960 yılının bir diğer süper grubu da Gökçen Kaynatan Orkestrası ismini taşıyordu. Bu orkestra yayıldığı 6-7 yıllık süre boyunca müzisyen yetiştiren bir okul gibi oldu. Sadık Bütünley (Apaşlar), Cem Karaca, Mesut Aytuaca (Silüetler’in kurucusu, solo gitaristi), Gökçen Kaynatan okulunun en ünlü öğrencileriydi. Gelgelelim bu değişken kadrolu orkestrasının sembolik olarak seçtiğimiz 1964 kadrosuna; Gökçen Kaynatan (solo gitar), Timur Altoğan (davul), Aslan Süllam (org), Onur Tarhan (ritm gitar), Fahir Oltulu (bas), Osman Onur (solist) ve kısa bir süre aralarına katılan Kıymet Karaköse (solo gitar) yer alıyordu bu kadroda. Gökçen Kaynatan’ın 1972’den itibaren ilk tape-music’i yapması da başka bir yazıya konu olacak kadar ilginç ve öncü bir tavırdır.

1962 yılında Dünya’da ve Türkiye’de epidemik bir Twist akımı oluşmuştu. Grup ve orkestralar repertuarlarını yeniden gözden geçirip bu yeni akımı dinleyicilerine lanse ediyorlar belki de zaten varolan bir talebe cevap vermeye çalışıyorlardı.

Bu yılın bir bereketi de kimi grupların türküleri dönemin gözde ritmi twist ve batı akor sistemiyle düzenlemeleriydi. 1962’de twist salgınıyla başlayan bu sıçramaya ilk dahil olanlar Erkin Koray ve Barış Manço Harmonilerdi. Erkin Koray çekirdeğini Özgül Günay (gitar) ve Korkut Koray (davul)’in oluşturduğu grubuyla ortaya "Ceviz Oynamaya Geldim Odana" düzenlemesini koyuyordu. Bu türkü aranjesiyle proto-Anadolu Rock’ın ilk örneğini verirken 1963 yılında askere gitmeden önce plak yaptığı "Bir Eylül Akşamı"yla yerli beste tavrını da Türkiyelilere lanse ediyordu.

Barış Manço ile Batur Pere (davul), Asaf Savaş Akat (sax), Mehmet Şahinbaş (elektro-gitar), Sanal Pınar (eletro-gitar), Osman Önder (bas, piyano)’dan teşekkül eden Harmoniler’iyle birlikte "Çıt Çıt Çetene" adlı türküyü "Çıt Çıt Twist" adıyla seslendiriyor ve plaklaştırıyordu. Aynı dönemde Manço çok sonraları plak yapacağı 9/8’lik bir ritm yapısına sahip olan "Kızılcıklar"ı da konser repertuarına almıştı.

O dönemde (sonraları sıkı bir Anadolu Rock solisti olan) Cem Karaca ise Dinamitler grubuyla rock’n’roll coverları yapmayı sürdürüyordu.

1963 yılında özellikle orkestra bazında türkü düzenleme akımı kendini göstermeye başlamıştı.
Alpay, Doruk Onatkut’un Kentet Dogo’suyla radyoda emisyonlar yapmaya başlamış ve bunların arasında bulunan "Kara Tren" ve "Yana Yana Kül Oldum" türküleriyle bir anda sivrilmişti. Düzenlemelerini Doruk Onatkut ve Şanar Yurdatapan’ın yaptığı bu çalışmaların kayıt aşamasına Yurdaer Doğulu da gitarıyla katkıda bulunmuştu.

Tülay German gene Kentet Dogo’yla "Burçak Tarlası" plağını yapmış ve bir anlamda yaşanılan sürecin adını koymuştu.

Şevket Uğurluel ve Arkadaşları (basta Vural Cantürk, ön vokaller ve basta Haldun Özdenizmen, piyano ve vokalde Şevket Uğurluel ve davulda Aydın Erdener) aynı dönemde "Ana Beni Eversene" düzenlemesiyle, İlhan Feyman Orkestrası, Boğaziçi Müzik Festivali’nde dereceye girmiş olan "Kundurama Kum Doldu"yla, Erol Büyükburç ve Ayla Dikmen Balkan Müzik Festivali’nde başarı kazandıkları "Karakaş Gözlerin Elmas" ve ’Niksar’ın Fidanları’ yla ilk dönem folk düzenlemeleri akımına imzalarını atıyorlardı.

 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 17 Ocak 2007 9:24 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
bolobolo

Üyelik Derecesi:
  


Türkiye’nin medeniyetini oluşturan kaynaklara dönüşünün bu ilk sinyalleri Hürriyet Gazetesi’ni dönüşüm açısından oldukça misyonerce bir tutuma yöneltti: Altın Mikrofon Yarışmaları. İlki 1965 yılında yapılan yarışmanın temel aldığı kıstas yarışmacıların ortaya koyduğu yapıtların Türkiye’li köklere dayanması yani ya yerli beste ya folk ya da klasik Türk müziği düzenlemesi olmasıydı.

1965  yılında yapılan Yıldırım Gürses, Ferdi Özbeğen Orkestrası, Cahit Oben Dörtlüsü, Metin Alkanlı Orkestrası, İlham Gencer Orkestrası, Selçuk Alagöz Orkestrası ve Silüetler’in finalist oldukları yarışmada, Yıldırım Gürses "Geçti Gençlik Yılları" bestesiyle birinci olmuştu. Bu finalistlerin özelliği genellikle orkestra anlayışında kurulmuş olmalarıydı.

1966  yılına geldiğimizde ise grup müziği anlayışına sahip toplulukların niceliklerinin arttığını görürüz. Ali Atasagun 4’lüsü (Haramiler), Mavi Işıklar, Selçuk Alagöz Orkestrası (poli-ritmik düzenlemeleri; örneğin "Bahçelere Geldi Bahar" ilginç bir denemedir), siluetler, TPAO Batman Orkestrası, Cahit Oben 4’lüsü 1966’nın finalistleriydi, Siluetler birinci olurken onu Mavi Işıklar ve Cahit Oben’in izlemesi grup anlayışının dominantlaşma yolunda ilerlemesinin göstergelerinden biridir. Finale kalamayan Erkin Koray Dörtlüsü ve Mavi Çocuklar’ın denemeleri ise bu yarışmayı daha da ilginç kılmaktadır.

1967 yılında yarışmanın birincisi gene bir grup, hem de 1966’da finale kalamamış bir grup: Mavi Çocuklar. Ancak bu gerçek yengiyi kazanan grup bir ilde kaza sonucu hiç oy alamadığı için ikinci olan Cem Karaca & Apaşlar’dı. İlk kez I960’ta kurulan ve muhtelif defalar dağılıp birleşen Apaşlar ile daha önce Gökçen Kaynatan, Dinamitler, Jagurlar’da vokal yapan ve I962’de İlham Gencer tarafından müzik dünyamıza kazandırılmış olan Cem Karaca "Emrah" ile Türkiye Popüler Müziğinde yeni bir dönemi muştuluyordu. "Emrah"ın özelliği sözlerinin bir halk ozanımızdan alınmış olması ve Akdeniz etkileri çokça hissedilse de ortaya konulanın bir yerli beste olmasıydı.

1967’nın diğer finalistleri TPAO Batman Orkestrası, Haramiler, Selçuk-Rana Alagöz Orkestrası, Yabancılar idi. Çoğunluk gene grupların elindedir ve hava dönmüş, yel grup müziğinin arkasından esmektedir.

1968 yılında başlangıcından bu yana Altın Mikrofon’a iştirak eden TPAO Batman Orkestrası yarışmanın birincisi oldu. Finalistler arasında orkestra sayısı minimize edilmiş, muzaffer TPAO’nun dışındaki tüm gruplardan oluşmaktaydı. Haramiler, Moğollar, Sis 5’lisi, Erkin Koray 4’lüsü yarışmanın diğer finalistleriydi. Tıpkı 1967’de olduğu gibi yarışmadan asıl karlı çıkan birinci olan orkestra değil, diğer finalistler arasından bir gruptu: Moğollar.

Moğollar ilk kez 1967’nin Eylül ayında izmir’de o sıralar Silüetler’den yeni ayrılmış olan Murat Ses, Aziz Azmet ve Aydın Daruga’nın yanlarına Neco’yu da alarak kurdukları, çoğunlukla Animals şarkıları çalan bir gruptu. Murat Ses ve Aziz Azmet çocukluktan başlayan yol arkadaşlıklarını 1963-1966 arası Meteorlar grubunda 1967’de ise Silüetler’de yaptıkları müziğe taşımışlardı. Murat Ses, o zamanlarda Nihal Ses’in ona hediye ettiği Binali Selman plaklarıyla yüzünü doğuya çevirmeye başlamış, Anadolu Pop’un ilk teorilerini kafasında şekillendirme yönünde önemli adımlar atmıştı.

Ses’in düşünceleri belirginleştikçe ilk Moğollar kadrosuyla devam edemeyeceğini anladı. Bunun üzerine Aziz’i de yanına alarak kendine yeni yol arkadaşları aradı ve aradığı ivmeyi Selçuk Alagöz Orkestrası’ndan yeni ayrılmış olan Cahit Berkay (gitar), Hasan Sel (bas) ve Engin Yörükoğlu (davul’) nda buldu. İlk plaklarının hemen ardından katıldıkları Altın Mikrofon’da Ses progresif bir düzenlemeyle kendini gösterdi: İlgaz.

Bu tarihi yarışmayla birlikte Türkiye koyun postlu elbiseleri, uzun saçları ve sakallarıyla o zamana kadar alışılmamış bir görüntü sunan ve psychedelic beat olarak tabir edilebilecek bir sesörgüsüyle ortaya çıkan Mogollar’ı kendi gerçekliklerinden biri olarak tanıdı. Ancak Moğollar’ın ülkenin grup müziği potansiyelini ön plana çıkarıcı misyonu, dönemin piyasa koşullarından ve Moğollar’ın ideallerinin anlık bir yanılsamaya kurban gitmesinden dolayı I969’un sonlarına kadar baskın bir özellik gösteremedi.

Grup müziğinin dönüşüm sürecinin seyri yalnız Altın Mikrofonla olmadı. 1957 kuşağı olarak isimlendirdiğimiz bu çok yönlü güruhun o dönemde de öncülüğünü yapmış iki müzisyeni Barış Manço ve Erkin Koray 1969 sonrası olgunlaşma grup müziğine giden süreci bu yarışmanın ortaya koyduğu çizginin dışında sürdürdüler.

Barış Manço için dışındalık çok doğaldı çünkü Manço 1963’te Belçika’ya gitmiş ve kesin dönüşü I970’in başında gerçekleşmişti. Manço bu izolasyon sonucu mağarada tefekkür eden bir derviş gibi uzak olduğu memleketinde olup bitenleri yaşadığı ortamın algısal kalıplarıyla algıladı. Bu da onu yapılanların dışında bir Manço sound oluşturmaya yöneltti. Bebek, Flower of Love, Kağızman, Anadolu % I 00  Barış Manço zihninin ürünleri olarak geçiş sürecinin son evresine damgasını vurdu.

Erkin Koray askerlik dönüşü İngiltere ve Almanya’da kendi deyimiyle "felsefe ziyaretleri" yaptıktan sonra üç ay kadar Almanya’da kalıp "The Hiccups" isimli bir grup kurdu. 1966’da grubun basçısı Bernhart Weber ile Türkiye’ye döndüğünde beat’in sert formasyonunu yorumlamaya başlamıştı. 1967’den itibaren müzikte yepyeni bir genişleme alanı sunan psychedelic rock ile Erkin Koray o güne kadarki zihinsel yolculuğunu somutlaştıracağı hammaddeyi yakalamış oldu. Koray’ın usta sentezciliği ve içselleştirme başarısı kısa sürede "Koray sound"u ortaya koydu. 1966 ve 1968’de katıldığı Altın Mikrofon yarışmaları bu yüzden Erkin Koray için yorgunluktan başka sonuç doğurmamıştı. Bunun bir başka katını da Koray’ın 67’de sahiplendiği Arabesk-Underground’un 1968’den önce ve sonra köklü bir değişime uğramadan baştan beri olgun bir stil olarak kendisinde içselleşmiş olmasıdır.

Böylece 1969 yılının sonlarına doğru Türkiyeli grup müziği olgun denebilecek bir konuma oturdu. Grupların müzikal anlayışı ve düzenleme üslupları istikrar kazanırken yerli besteler ön plana çıktı, coverlar ancak konserlerde müzisyenlerin keyfine göre bir iki örnek şeklinde icra edilen veya o şekilde bile yer almayan antikiteden kalma silik öğelere dönüştü. 70’lerde başlayan yoğun politizasyon da bir bakıma müzikte Fransa baharını takriben on yıl sonra ülkemizde de aktüelleştirdi. Gecikmiş bahar kendini fazla gösteremeden kesintiye uğrayınca zaten yeniden gündeme gelmiş olan çöküntü kuşağı psikolojisi sivil ile resmi olanın teşekkül ettiği şizofreniyle kaynaşıp resmi bir müdahalede karar kıldı.

Sonuçta dönemin yerlilik ve sivilleşmeye giden arayışı kuşaklar arasında kesintiye uğradı. Bununla birlikte eylemin bence en önemli parçası olan grup müziği de önemli ölçüde sekteye uğradı. 1980 kuşağı 1957-69          arasında yaşanılan deneylerden bihaberken 90’lılar arasından marjinal bir grup da ancak bu sürecin olgunluk döneminin yüzeysel bir özeti sayılabilecek işitsel ve yazınsal materyallerine ulaşabildi.

Bizlere de ille de öğüt vermek gerekirse "1957-1969 ruhuna yani köklerinize dönün" demek kaldı.




Münir Tireli


 

Mesajın Yazıldığı Tarih: 17 Ocak 2007 9:22 ÖS Bu mesaj rahatsız edici
CEVAP YAZ
 1   2   3  İleri>>
 

Forum | Aktif Üyeler | Sohbet | Mesaj Merkezi | Müzik Dinle | Müzik Listelerim | Video İzle

Yerli Gruplar | Yabancı Gruplar | Amatör Gruplar | Demolar

Biyografiler | Diskografiler | Sanatçı Fotoğrafları | Şarkı Sözleri | Akorlar ve Tablar | Basın Bilgileri

Üyelik | Ayarlar | Üye Ara | İletişim | Reklam



Site içerisindeki materyallerin kaynak gösterilmeden kopyalanması ve yayınlanması yasaktır.
Copyright © 2007 Anatolianrock.com