Anatolianrock.com Forum
Üyelik Derecesi:
kişileştirmeden,saygı cercevesinin dışına cıkmadan,güzel güzel,fikir terakkisi sadece...
Pek değerli ozanozkan, Olayı kişiselleştirmeyeyim derken gayet güzel kişiselleştirmişsin. Yazdıklarımın %20’ini anlamıyorsan eğer, bu senin Türkçe acizliğinden kaynaklanıyor, benden değil. Şu noktada sana verecek cevabım yok; çünkü tartışmayı bitirmeyi bilen biriyim (inanmayan insanlara husumetle baktığım gibi, aynı zamanda ukalayım da..). Yazdığım yazıdan iki üç cümle alıp cevaplamak yerine, asıl istenilen şeye cevap vermemi göz ardı etmesen, seninle tartışmaya devam ederdim. Fakat sen "de" bu kapasiteye sahip değilsin.. Artık, bu tartışmadan ayrıldıktan sonra, konunun "ben" olmadığını anlarsın. O kadar zeka da mevcuttur sanırım..
cok sacma ßi konu............
100 kelimenin 80 i bence husumet ile baktiğini gosteriyor inanmayan insanlar.ha bu demek değildir yanlıs soyluyorsun ama sende gubidik diye bahsettiğin o insanlarin tavirlari ile o insanlara bakiyorsun.ben suslu sozlerin arkadasinda pek bir ana fikir gormedim ama yinede suna değinmissin.din her seyi acik ve net ortaya koyan bir sey geğildir.gizemleri vardir.peki daha olup olmadiği hakkında bir fikre sahip olmadiğin bir dusuncenin gizemlerini cozmek ne kadar mantikli.yuz sozunden sen zaten anlasilmasin diye 20 tanesini ozellikle anlasılmayacak kelimelerden kurmussunki samimiyetinden suphe duyuyorum.neyse konuyu kisisellestirmek istemiyorum.ama sunuda merak ediyorum atesli ateist forumlarinin atesli ateist ahalisine kendi buyuklugunumu kanıtlamaya calısıyorsun?hatta bu cabana birisi kalkip bir isim verse hosuna gidermi.gubidik gibi.dogrucular ile yanlıscılari assagilamak icin bir forum sayfasi doldurmak icin fazla akıllı canlılar değilmiyiz acaba.
Toprak, çamur ya da balçık. Özellikle ayette geçen balçık; içeriğinde birçok organik özdeki barındıran bir mil türüdür. Geçmişten beri "İnsan şu kainatın küçültülmüş kopyası, numunesidir" dediğimizde şabalak gibi gülerlerdi. Bugün net bir şey var ki; doğadaki elementlerin tamamı insan vücudunda mevcut. Dünyadaki su oranı ile, insandaki su oranı aynı. Kainattaki gezegenlerin devinimi ile, atomların devinimi aynı. Yani zerreden kürreye uzanıncaya kadar her şey benzeşiyor, harmonileri bile fit. Balçıkta karbon, azot, hidrojen, oksijen gibi temel yapıtaşları bulunduğu ve üzerine "kuduretli" (tabir böyle), yani katışıklı bileşim eklendiğinde (diğer element ve aminolarla desteklenmiş bir karışım olması dahilinde); ortaya insan denen sanat harikasının çıkması bir açıklamadır. Bu açıklamada karbon, iyot, fosfor, demir gibi meadinlerden mürekkep bir varlığın ilk oluşumundan bahsediliyor. Big Bang (ki yaratılış pozitivizmi sıcak bakıyor) müddeileri de tüm canlıları bu gibi yapıtaşlarının simule edilmişi olarak nitelendirirler. Kaldı ki din bir inanıştır. Dinin birçok hükmüne bakılır, onların intizamı ve prensibi uyum, mantıklılık ve viskozite içeriyorsa doğruluğu diğer ezoterik kontekslerde kabule gidilir. Örneğin benim 100 sözümü işittin, 80 tanesini anladın ettin; 20 tanesine tam vakıf olamadın. Bu benim yalancı olduğum manasına gelmez. Bu dediklerim hayatını ilgilendiriyorsa kalkıp beni yalancılıkla suçlamak yerine, senin zihninde yeterli ölçüde anlaşılamamış kısımların doğru olması gerekliliğini merkez ittihaz edip öyle araştırırsın. Din baştan aşağı somut şahitli ispatlı bir bütünlük arzetse, iman yahut inançtan sözetmek saçmalamak olurdu. Oysa ortada gizlenmiş ve bulunması istenmiş hakikatler olacak ki, sesilyon tane insanın imanlarında derecelendirmeye gidilsin ve ibrazı netice versin. Herkes inanmış olacak diye bir kaide yok. İnanan inanır, inanmayan inanmaz. Şu "İslam’ın kimyasını deterjan yaptık aha bakın" gubidik tavrından da vazgeçmedi gitti şu ateist forumlarının ateşli ateist forumcuları. Genom Projesi’nden çok umutluydular geçen yıl, ama o da ellerinde patladı. Neyse, benim pilli bebe tavrı dediğim bir tavrı sürdürmeye devam etsinler: - Dinde şu mesele nasıl açıklanır? - Balçık ölen kişinin genetik kodlarını saklayacak yapıdadır. Demek ki DNA ve RNA rahatlıkla içinde barınabilir ve barındırılabilir. - Cici kuuş, ciciiii - Hem karbon, iyot, hidrojen, oksijen, demir gibi elementlerin negatif pesti bulunur. Eskiz gibi düşün. - Olmadı ciciiiii, cici kuuş - Olaya oluru var mı yok mu o cihetten bakarsan neden olmasın’ı kendin dersin. - Cici kuuş - Eeh e sen kurma robot, pilli bebe gibi bir insanmışsın. - Ciciiiii kuuş - Hadi ben kaçtım, sana iyi traşlar : ) Son olarak Miller Urey deneyi diye bir şey var, bu evrimcilerin pek hoşuna gider. Balçıktan yaratılma hadisesi filan da var bunda. Fakat bu deney hiçbir bilim literatürüne giremedi, anca evrimcilerin sevda yüklü şarkısı oldu. Hazin sonu da "3 milyon yıllık termit fosili" bulunduğunda gerçekleşti. O zamanlar buralar dutluktu. Miller Urey’in sesi güzeldi, belki bu deneyin çakılmasından sonra şarkıcı olabilir, İbo’yla mangal yelleyebilirdi. Kısmet.
efendiler, kimse,kimseyi kırmasın,yadırgamasın,güzel güzel konuşalım... Allah,öyle bir yaratıcıdır ki;düşünün, bildigimiz ve de bilmedigimiz.en basitinden anlatıcam,hepimiz aklına güvenen insanlarız.evet bildigimiz ve de bilmedigimiz,gördüğümüz ve de göremediğimiz ve de görmediğimiz her şeyin yaratıcısı,kontrol edicisi,kader belirleyicisidir.bunu aklınızın bir yanında muhavaza edin... bir taraftanda,bir varlığın en basitinden bahsedelim,insandan.evet bir insanın vucudundaki damar uzunluklarının mesafesinden tutunda bir hücresinin icerisindeki proteyinlerinin miktarına kadar hatta ve hatta bir doğum için meni’lerinin hareket tarzı ve de miktarını düşünüdügünüz zaman inanmıyacaksınız belki ama matamatik bile bunu olasılığa döktüğü zaman imkansızlığından bahsetmekte ve de bahsetmekte kalmayıp bunu dile getirdigini artık 21.yüzyılda belirleme durumuna gelmiş durumdadır.bu durumuda aklımızın bir kenarında muhavaza edelim... dünyada kac adet karınca var,veya arı veya kac ceşit hayvan,bitki veya en basiti yine insan var vede şu anki durumları ne?bir an sonraki durumları ne olacak?evet efendiler bunu da aklımızın bir kenarında tutalım... az kaldı... bir de yaşadığımız dünya’ya bakalım ve de evreni düşünelim.dünyanın kendi etrafındaki hızı kac km?saatte 1650km.tabiyki bu kütlesi düşünüldüğünde daha muhteşem bir rakam oluyor.peki güneş etrafındaki dönüş hızı ne?güneşin bulunmuş oldugu sistem içerisindeki hızı ne?herkez günümüzde artık biliyor ki galaksimizde sistem büyüdükce hız artmaktadır.galaksi içerisinde iç içe gecmiş fakat yörüngeden cıkmayan bir dönüş vardır... şimdi tuttuklarımızı bırakalım,ne diyebiliriz?... evet muhteşem niteliyebilecegimiz bir yapı var,hatta insanın aklının alamıyacagı bir durum var ortada,düşünebiliyormusunuz?bütün bunları Allah kontrol ediyor.kim ne diyebilecek?halen ben görmediğime inanmam diyorlar.efendi,sen kendini de mi göremiyecek kadar ama’sın... ilk insandan beri de Yaradan,secilmiş insanlarla degişik zamanlarda,değişik mekanlarda,dikkat edin hep aynı Allah’tan ve aynı şekilde bahsedilmişken ve de başka bir ilahtan bahseden ne bir insan,ne bir topluluk ne de bir zümre cıkmamışken,daha neyi kabullenemiyorsunuz?.varsa ispatınız gösterin?... kur’an-ı kerimi okuyun,yazılmış tefsirlerini okuyun,hatta bilimle ugraşın,sürekli ilimle meşkul olun,işte o zaman Yaradan’ı daha iyi göreceksiniz... şu mubarek kitap içerisinde,insanın yaradılışından tutunda,dünyanın yaratılışına,hatta dünyanın sonuna ve de indigi tarihte bırakın şimdi yeni yeni farkedilen ifadelerine kadar her şey mevcut... bu söylevimden kimseler üzerine alınacak olumsuz bir durum cıkarmasın. Allah’a emanet olun...
Atatürk te darwinciydi diye -kim idda etmisse- bu varsayimi kabul mu edelim artik Darwin bu varsayimini beyan etmis fakat ne kendisi ne de sonra gelenler bunu ispat edememis. Bu ispatin zorlugunu kendisi de biliyordu, cünki ilk canli türünün nasil olustugunu varsayimlarinda aciklayamadi. Tersine, bir cok bilim adami canlinin kendi kendine olusamiyacagini ispat etmistir...
evrim vardırda bu evrimide bir çeviren olduğunu bilmek lazım.sen dünyaya niye geldin.dünyanın bütün nimetlerinden faydalanıyorsun yiyorsun içiyorsun oksijenimi harcıyorsun ve şükredecek bir tanrın yok.ozaman insan oğlu nedir?dünya kalabalığı bir bok makinası.ye iç sıç kirlet .böyle bir durumda inek bile senden daha değerli hiç değilse bir işe yarıyor sen bok makinası.her canlı kendinden üreyip türerken nerden çıkrdın bunu darwin .
mimayinkaf simdi oraya yazdıgın su cumleleri bir daha gozden gecirelim ’’Şimdi bir perde daha gerilere gidelim. Kâinatın şu hazır hâle getirilmek üzere ilk hareket noktasına hayalen uzanalım. O noktadan evvel hiçbir mahlûk mevcut değil. Şu sayacağım kelimeleri hayalimizden sıra sıra geçirelim: Su, taş, hava, yıldız, ay, gezegen, güneş, demir, azot, krom, nikel, dağ, ova, sema, samanyolu, cazibe, radyoaktif dalgalar, elektrik... Ve daha niceleri. Bu eşyanın yoktan yaratılışı, sonsuz bir ilim ve kudret sahibine verilmezse nasıl izah edilecektir? Dünkü boş arsada bugün bir köşk görüyorsak hemen soruyoruz: “Bu köşkü kim yaptırdı?’ sorusu değil aklımızdan, hayalimizden dahi geçmiyor ki; arsa evrim geçirdi de köşk oldu diyelim. O halde, yokluk üzerine halk ve inşa edilen bu kâinat için, bu safsata nasıl ileri sürülebiliyor. Yokluk, evrim geçirdi de varlık mı oldu? ’’ simdi bir izah yapamiyoruz diye normal agactan yapılmis bir kagida birinin yazdiği ve bunu bana yaraticimiz vahiy ettti diyen bir kisinin sozune inanmamiz mi gerekiyor.baska biri de baska bir kitap yazsa kafasina gore bir yaratilis hikayesi uydursa izah edilemiyor diye ona inanmak mi gerekiyor.yani evrimi savundugumu dusunme ama sana sunuda soylemek isterim evrimi yargilarken inanan insanlarin tutundugu o bilimsel ve akılcı yontem neden kendi inanclarini sorgularken yok.neden camurdan bir insan yaratildiğina inaniyorlar.maymunda gelmeyi insanliğina yediremeyenler camurdan yaratilmasini nasıl oluyorda hic bilimsel olarak arastirmiyor. benim merak ettiğimse su celiski.tanri insana bir akıl vermis ve o akılin cok ilerisinde bir ilime inanmamizi ve ona iman etmemizi ogutlemis.peki biz akıllı varliklar olarak anlayamadiğimiz bu ilme ve bu buyuk yaraticiyi bilemeden onu anlayamadan ve kanıtı sadece yuzyıllar oncesinden kalma bir kitap ve onun icinde yazilan bu ayetlere hangi mantiksal bakıs ile ittaat edicez bu sizce omuzlarimizin ustunde tasidiğimiz ve bizi sozum ona diğer canlılardan ustun oldugunu dusundugumuz aklımıza bir ihanet değilmidir. yani yarin biz diyelimki cennete gittik ve orada ki olasi yasantida cok daha buyuk bir ilim oldugu yazılan bir kitap ve baska ve daha buyuk bir yaraticadan bahsetse biz bunu anlamasakta su anki tanrimizin izahi nedir diyerek diğerinemi inanmamiz gerekicek.kisaca aklımızın alamadiği bir ilme inanmamizi aciklayacak baska ne izah olabilirden ote bir mantiksal yolunuz varmi merak ediyorum dogrusu_? butun bunlarin disinda yinede eger bir yaratici gercekten varsa ben kesin ve net olarak anlamadan ben asla ona inanmam sadece ona değil hic bir seye inanmam.olmasi sadece bir olasik olan bir seye inanmakta zaten benim icin tamamen bir kumardir.ama bizim bazi seyleri bilmiyor olmamiz bir seylere inanmamizi saglamamali bence.inandiğimiz seyler olanlar olmali egerki olani anlayamiyorsak yinede inanmamaliyiz cunku oldugunu tam olarak aklımızda netlestirmeden yaptiğimiz o inanis aslında tamamen bizim acimizdan bir sans oyunudur.sahsi gorusum eger tanri varsa inananlari sorgulayacaktir bana hangi sebeb ile inaniyorsun diye sanirim.(cikarcilik icinmi ? ateste yanmamak icinmi?yoksa sonsuz ve mutlu yasam icinmi?)yani bence tanrı eger varsa yanlıs yapan inanmayanlar değil aksine inananlardir.yani bence sinav akıl ile cozumleyebildiğimiz temeli cikarlara ve korkulara dayanan duygularimizami yoksa sadece anlayabildiklerimizemi inandiğimizi test ediyor tanrı.
(ozanozkan tarafından 14 Haziran 2008 3:19 ÖÖ tarihinde degiştirildi.)
Hayalen geçmiş zamana doğru uzanalım. Git gide tâ dünyanın lâv hâlinden yeni yeni uzaklaşmaya başladığı, soğumaya yüz tuttuğu devreye varalım. İçi kızgın ateş, dışı ise yavaş yavaş sakinleşmekte olan bu arz küresinin başında durup, bugün şahit olduğumuz eşyanın isimlerini birer birer sayalım. Sözlükteki bütün isimleri burada sıralayacak değiliz. Sadece konuya ışık tutmaya yetecek birkaç kelimeyi hatırlayalım: El, ayak, kanat, göz, ince bağırsak, pankreas, pençe, gaga, tırnak, dal, kök, yaprak, çam, söğüt, elma... Bu kelimelerle evrim safsatasına bir bıçak atalım, sonra bunlara yeni kelimeler ekleyelim. Bu gün dünyamızda hayat süren bitki ve hayvan türlerini sayalım birer birer. Her birinin organlarını tek tek hatırlayalım. Ve soralım kendimize: bütün bunlar sonsuz bir ilim ve hikmetten haber vermiyorlar mı? Bunların bir ateşin soğumasıyla kendi kendine, zamanla evrim geçirerek meydana geldiklerine nasıl inanılabilir?.. Yine mâziye dönüyoruz. Dünya dayanmış döşenmiş. Boş bir saray gibi, misâfirlerini bekliyor. O an kâinatta olmayıp, bugün iç âlemlerimizi kuşatmış olan manevî hâdiseleri bir bir hayalimizden geçirelim: Sevgi, korku, merak, endişe, kin, merhamet, zulüm, kurnazlık, saflık, hırs, umursamazlık, şefkât... Bütün bunlar, yeryüzündeki canlılara nereden ve nasıl ithal edildiler? Sonsuz denecek kadar çok olan bu farklı karakterler, hangi evrimle vücut buldular? Yaratılış ister âni olsun, ister milyarlarca sene sürsün. İnsan, ister doğrudan yaratılsın ister dolayısıyla. Şu soruların cevabı nasıl verilecek: Görmeyen kâinattan gören insanları kim çıkarttı? Bilmeyen şu âlemden, bilen meyveleri (insanları) kim süzdü? Hissetmeyen, sevmeyen, korkmayan şu saraya, bu hissiyatla donatılmış misafirleri kim getirdi? Görmemek nasıl evrim geçirdi de görmek oldu? İşitmemek işitmeye, anlamamak anlamaya nasıl inkılâp etti? Can nedir bilmeyen bu kâinat ağacı, canlı meyveleri nereden elde etti?.. Akıllara durgunluk veren bu olayları cahil unsurların uzun süre beklemesiyle izah etmek mümkün mü? Şimdi bir perde daha gerilere gidelim. Kâinatın şu hazır hâle getirilmek üzere ilk hareket noktasına hayalen uzanalım. O noktadan evvel hiçbir mahlûk mevcut değil. Şu sayacağım kelimeleri hayalimizden sıra sıra geçirelim: Su, taş, hava, yıldız, ay, gezegen, güneş, demir, azot, krom, nikel, dağ, ova, sema, samanyolu, cazibe, radyoaktif dalgalar, elektrik... Ve daha niceleri. Bu eşyanın yoktan yaratılışı, sonsuz bir ilim ve kudret sahibine verilmezse nasıl izah edilecektir? Dünkü boş arsada bugün bir köşk görüyorsak hemen soruyoruz: “Bu köşkü kim yaptırdı?’ sorusu değil aklımızdan, hayalimizden dahi geçmiyor ki; arsa evrim geçirdi de köşk oldu diyelim. O halde, yokluk üzerine halk ve inşa edilen bu kâinat için, bu safsata nasıl ileri sürülebiliyor. Yokluk, evrim geçirdi de varlık mı oldu?
Forum | Aktif Üyeler | Sohbet | Mesaj Merkezi | Müzik Dinle | Müzik Listelerim | Video İzle Yerli Gruplar | Yabancı Gruplar | Amatör Gruplar | Demolar Biyografiler | Diskografiler | Sanatçı Fotoğrafları | Şarkı Sözleri | Akorlar ve Tablar | Basın Bilgileri Üyelik | Ayarlar | Üye Ara | İletişim | Reklam Site içerisindeki materyallerin kaynak gösterilmeden kopyalanması ve yayınlanması yasaktır. Copyright © 2007 Anatolianrock.com