Ana Sayfa


















Text Reklamlar:

Yemek Tarifleri
Sağlık Kütüphanesi
Perde



Yoko Ono

> Men Men Men

 Biyografi | Diskografi | Fotoğraflar | Şarkı Sözleri | Akorlar ve Tablar | Basında | Forum
Men Men Men

Yıl ve ay ve hatta günün karşılığı neydi tam hatırlamıyorum. Serkan Seymen'le Radyo Mega'da yaptığımız radyo programının o günkü telefon konuğu Cem Karaca ile telefon bağlantısı kurduğumuzda, Tv'de Naim kardeşinin başarılı halter müsabakasını izliyordu. Başarıdan ziyadesiyle memnun Karaca, aşka gelmiş bu başarıların her alanda sürmesi gerektiğini ve bizlerin bunu hakkettiğini anlatmaya çalışıyordu. Sohbete ister istemez buradan başlamış olduk. Oldukça gururlu, fazlasıyla mutluydu. Eski şarkılar, yeni şarkılar, ülkeyi terkettiği dönem, döndükten sonraki dönem diyerek sohbeti sürdürken, başarıyla ilintili olarak konu geldi kadına dayandı ve bu konudan da ödülünü fazlasıyla Yoko Ono aldı.

Tam bu noktada Cem Karaca ile olan sohbetimiz biraz sertleşmeye başlamıştı. Sertleşmeyle birlikte de zavallı Yoko, gururlu ve mutlu Cem Karaca'dan işitebileceği ne kadar hakaret varsa işitiverdi. Beatles'ı parçalayan, Lennon'ın hayatını bitiren hep bu kadındı. Üstelik bu kadın olsa iyi... Tüm kadınların işlevi buydu zaten. Ortada bir grup varsa (bir erkekler topluluğunu kastediyordu muhtemelen) ve bu grubun arasına kazara bir kadın girecek olursa o grup parçalanmaya adaydı. Yazılan sözler, yapılan besteler'in hiçbir önemi yoktu. Zaten bu dünyada her şey yalan değil miydi. Onlar hep mecazdı.

Değişmeyen gerçeklik ortadaydı. Kadın beladır, karanlıktır, tehlikelidir. Hele sözkonusu olan Yoko Ono gibi "çirkin" "zeki" ve "yetenekli" bir kadınsa. .. Cem Karaca ile olan o sohbette içimden tek bir şey geçirmiştim. Keşke bu konuşma çok daha geniş bir kitleye seslenen bir başka yerde ve daha uzun olsaydı da bende vazgeçtiğim sorulardan vaz-geçmeyip bu soruları tek tek Cem Karaca'ya sorabilseydim. Kim bilir. Belki bir gün kader bizi böyle bir yerde karşılaştırır ve bende o vazgeçtiğim soruları Cem Karaca'yla tartışma imkanını yakalayabilirim.

Cem Karaca'yla tartışmayı çok sevdiğim için değil, Resimdeki Gözyaşları'yla, Acı Doktor'la, Tamirci Çırağı'yla, Muhtar'la, ve daha niceleriyle çok sevdiğim Cem Karaca'nın bu"beleş" düşüncelerini daha da açabilmek ve bu "beleş" tavır ve üslupla kendisini nerelere götürdüğünü görebilmek için.Yoko Ono'ya gösterilen bu tavır tabii ki yeni ve Cem Karaca ile sınırlı değil. Lennon'la ilişkisi başladığ andan itibaren, çarptığı duvara bakacak olursak duvarın ne heybetli ve yıkılamaz bir duvar olduğunu sanırım en iyi kendisi biliyordur.

Irkçılıktan cinsiyetçiliğe, ayrımcılıktan erkek egemen dünyaya, ne ararsak bulmak
mümkün bu duvarda. Bütün bunları besleyen ve üretilmesine neden olan Rock'un maço ve erkek dayanışmacı yanını da unutmamak gerekiyor.

Dikkatli bir gözle izlenecek olursa çiftimizin karşılıklı dünyaları ve çevresi birbirinden oldukça farklıdır. Bu farklılıkladır ki gösterilen tepki ve tavır da neredeyse birbirine tamamen zıddır. Lennon'un "erkek" çevresi bu "çirkin" kadını aralarına almaya bir türlü rıza göstermez. Bu halleriyle "toplum"la da uyum içindedirler. Yalnızca İngiltere'de değil dünyanın neredeyse diğer tüm ülkelerinde aynı tepki sözkonusudur. John Lennon'ın bu "çirkin" kadınla olan ilişkisi dünyanın hiçbir yerinde vize alamaz.

Aile kavramına tepkisiyle ve direnişiyle de anılan rock, adeta buradan yola çıkarak bu "aileye" de karşı çıkmış ve direnişini sürdürmüştür. "Biz" ve "onlar" arasına sınır çekerek oluşturulan geniş "rock ailesi" tanımlamasının dışına ittiği bu ilişkiyi bir türlü kabul edemez. Bu da çok şaşılası bir şey olmasa gerek. Rock mantığı "biz" ve "onlar" arasında çizgi çekerek alışıyor ve hayranlarını kendilerine ait hareketli bir çevreye tıkıyor.

Lennon bir iki şey dışında hâlâ " b i z " e aitti. Ono ise " O nlar"ındı. "Biz" arzu ve irade" iken "Onlar" zeka" yi temsil ediyordu. "Biz" iyiydik, "onlar" ise kötü. (Zeka'nın kötümserliği, arzunun iyimserliği)

Direnişin belki de en önemli merkezlerinden biri burada yatmaktadır. Rock kültürü diğerlerinden oldukça farklıdır. Rock'un işlevsel olduğu "güç verme" ağlarına göz attığımızda, onun Amerikan kültüründeki potansiyel muhalefet rolüne ulaşırız. Rock sürekli olarak saldırıya uğramıştır, yasaklanmıştır, hor görülmüştür ve önemsiz bir kültürel olay durumuna indirgenmiştir. Böylece aynı derecede ticari başarı elde edemeyen rock kültürünü betimleyen davranış kalıplarında diğerleriyle ayrışmıştır.

Rock Bilboard listeleriyle betimlenemez.

Her popüler müzik rock değildir ve her popüler müzik hayranı da rock hayranı değildir. Rock'un gücü bu işe yatırım yapan insanlara dayanmaktadır. Yapılan yatırımlar bu müziği yaşamlarının bir öğesi yapıyor ve hem müziği, hem de insanları farklılaştırıyor. Rock fanları müzikle olan ilişkilerinde bir seçkincilik (azizleştirme paradoksu) yaratıyorlar. Rock fanları yalnızca iyi ile kötü rock arasında ayrım yapmıyor, aynı zamanda rock ile diğer türler arasında da ayrım yapıyorlar. Bunuda çeşitli şekillerde adlandırıyorlar -Sıkıcı, düz vb-. Bu sınır ve güçledir ki Rock diğer müzik türlerinden farklı bir sahiplenmeciliği içerir. John Lennon'un biran herhangi bir pop yıldızı olduğunu düşünelim. Yoko Ono ile olan ilişkisi acaba aynı tepkiyi mi alacaktı.

Batılılaşmış bir banker ile geleneksel bir uzakdoğu kadının kızı olarak dünyaya gelen Yoko, güzel sanatlar eğitimi aldığı Sarah Lawrence College'inden ayrılınca New York kentine geliyor. Amacı sanatçı olmak. (1957) İlk iki yıl, pek çok sanatçı (çoğunlukla müzisyenler) ile tanışıyor. New York'ta toplanılması ise yeni bir başlangıcın habercisiydi.

Ona göre Altmışlar batıyordu ve geleneksel kalıplar yetmiyordu. "Daha. karmaşık ses örgülerini geleneksel kalıplara sokamazsınız' diyordu. "Notaya dökttüğünüzde, ses örgüsü tamamen değişiyor. Ben ormanda şarkı söyleyen kuşların seslerini elde etmek istedim. Sanırım o günlerde NewYork'ta biraraya gelen müzisyenlerin hepsi müziği notalarak dökmek konusunda tatminsizlik içindeydiler. Yeni bir alana kayıyorlardı. Bu nedenle biraraya geldik."

Minimalist La Monte Young'ı da içeren topluluğun en yaşlı ve en ünlüsü John Cage, "Kavram Sanatı" terimini yaratan, besteci, kemancı ve kuramcı Henry Flynt ve o zamanlar tanınan şimdi pek bilinmeyen elektronik müzik bestecisi Richard Maxfield'da bu topluluktaydı.
O günlerde pek az ressam tarzına yeni bir yön verme riskini alıyordu. Laurie Anderson ve Philip Glass gibi müzisyenlerin gelişmesine yol açan deneysel müzik sahnesinin oluşumuna daha yirmi yıl vardı ve Yoko'nun planı dolaysızca icra'ya yönelmekti.

New York'taki ilk salon konserlerini tasarladı. Tüm karşı çıkmalara rağmen vazgeçmedi. Karlı bir günde gerçekleşen ilk konserin izleyicisi topu topu 25 kişiydi. John Cage, David Tudor filan. Büyük bir başarı sağlanamadı ama Yoko'nun sıkı başladığı kesindi.

Yoko'nun bu dönemlerine rastlayan belki de en talihsiz şey, Lennon'un o'na aşık olmasıydı. John'la tanıştığında Londra'nın prestijli yerlerinden Indica Gallery'de tek-kadın gösterisini gerçekleştiriyordu. (1966) Sinema, müzik ve daha sonraki kuşağın "İcra sanatı" olarak tanıyacağı türdeki kavramsal yapıtlarıyla uluslararası çapta tanınıyordu.

Altmışların ortasından beri, New York'daki Vilİage Gate ve Bridge Tiyatrosu
ve 14. Caddedeki Carnigie Kecital Hail gibi yerlerde sahneye çıkmıştı. Fluxus'a biçim veren George Maciunas onun ilk tek kişilik resim sergisinin sunuşunu yapmıştı. Daha sonra Yoko çeşitli Amerikan üniversite ve galerilerinde, Avrupa ve Japonya'da da sergiler açtı.

I96I' deki Carnigie Recital Hail konseri akıllarda oldukça yer etti. Elektronik ses örgüsü, zifiri karanlık, bedenlerine mikrofon yapıştırılmış icracılar...'İnsanların korku ve duraksama sesleriyle uğraşmak istemiştim' diyor Yoko. "Ve karanlığın sesi. Arkasındaki birinden korkan ama bunu dile getiremeyen bir çocuğun korkusu gibi. 'Bu yüzden konser boyunca bir adama dinleyicilerin arkasında durmasını rica ettim.'

Sanki punk rock gibi. Yenilikçi, tehlikeli ve estetik. Karanlığı ve korkuyu bilen bir kadın. Yoko ve John yalnızca karanlığı okuyup hayal etmediler, yaşadılar. John yaşamının ilk yıllarında 2. Dünya Savaşı'nı gördü, 1945'de Yoko küçük bir çocuktu ve Amerikan bombardımanını yaşayarak büyüdü.

Yoko Batı ve Doğu sanatını kesiştirebiliyordu. Ailesinin müziksel eğilimleri bunu açıklar. Babası Batı klasiklerine tutkundu. Bach, Brahms, Beethoven dinliyordu. Yoko da piyano, müzik kuramı, armoni derslerini Batı kavramlarıyla Öğrendi. Annesi ise arkaik tarzlarını biliyor ve birtakım geleneksel japon enstrümanlarını çalıyordu.

O yıllarda Yoko'nun vokali yeterince anlaşılamamıştı. Ama bugün Public Enemy ve Sonic Youth'un çok sattığı bir ortamda Yoko daha iyi değerlendirilebilir. Buradaki en önemli şey bence Yoko ve John'un müziğin yapıldığı ve algılandığı bağlamlardaki farklılığı sezmeleridir. İkisi de öteki sanat dallarında gelişen deneyciliği fark etmişlerdi. Yoko bu harekete avant-garde çalışmalarıyla katkı sağladı.

"Gırtlağı ve ses tellerini kullanmanın pekçok yolu var. Farklı duyguları dışavurmak için bedenin farklı parçalarını, farklı alanlarını kullanabilirsiniz.

(Alban) Bergin operalarından (örneğin Lulu) çok ilham aldım... Eski Japon şarkılarından, Japon kabukisinden de etkilenimler var. özel bir kabuki şarkı söyleme tarzı var, hetsi diyorlar, bir tür öykü anlatmak gibi. Sesinizi biraz zorlamanız gerekiyor. Ben kendi sesimi tersten de dinledim ve bu tarz ses örgülerin elde etmeye çalıştım. Hint şarkı söyleme tekniklerini, Tibetlilerinkini filan dinledim..."

Rock and Roll vokalinde Yoko'ya John'un öğretmenlik ettiği söylenir. 1971'deki Fly albümünde Midsummer New York avant-gardist Yoko ve yarıyolda rockçıyla tanışan Yoko'yu açığa çıkardı.

Eğer dinleyici blues ve soul'daki ses zorlamalarına pek alışık değilse, Yoko'nun benzer tekniklerini tuhaf bulacaktır. Yoko'nun çok çeşitli vokal teknikleri farklı bulunacak çünkü O'nun kaynakları farklı. Pop dinleyicisi çok kültürlü ve avant-garde vokal tekniklerine alışık değil.

Yoko'nun lirikleri dönemin çelişkilerini, öznel, siyasal ve feminist düşünceleri aynı şarkı içinde dile getirir. Men Men Men adlı parça 2. dünya savaşı öncesi kafe toplumu pop müziğiyle dalga geçerken, erkekleri satirik bir biçimde seks objeleri gibi gösterir.

Bugünlerde tekrardan gündeme gelen Yoko'ya ısrarla bir beden daha sığdırılmaya çalışılıyor. O da yeni albümüyle son zamanların konuşulan ismi Sean Lennon.

Çıkan birçok yazıda Yoko hala "kötü" kadın.

Belki de bütün bunlar bir kuşağın yarattığı yeni bir gençlik kınını şifrelemekte. Öyle bir kuşak ki, yetişkin olması beklenmemiş hatta bu kimliğe değer vermesi bile
istenmemiştir. Öyle bir kuşak ki kimliği hâlâ gençliğe yapılan yatırımlara dayalı. Bunu yaparken kendi uygulamalarından ve kendisiyle örtüşen ve etkileşen bi dolu olaylar dizisinden de yararlanıyor. Ama gençliği oluşturan disiplinler ve kurumlar yıkılırsa, rock kendisini bunlara karşı gösterdiği direniş bağlamında nasıl betimleyebilir?

Rock gençliğin yükselişinde değil, daha çok belli bir gençlik yaratımının yükselişi ve çöküşü arasındaki sivri noktada yaşamaktadır. Geçişleri maddeleştirmek ve yüceltmek için geçiş durumuna imtiyazlar tanıyan bir gençlik...

Rock kendi varlığının mutlak koşullarına saldırmaktadır.

Yoko, Doğululuğu ölçüsünde hep karanlık kalmıştır. Bu yüzden de Batılı Rock gençliği korkuyla tehlikeli bulduğu bu kadının yenilikçiliğini ve estetiğini bir türlü kabul edemememiştir.

Oysa müzik dünyası Yoko'ya ancak yıllar sonra yetişebildi. O'nun bugün progressive müzik sahnesinde çok kabul gören tekniklere öncülük ettiği gerçek. John'la tanışmadan önce dünya çapında açtığı sergiler de aynı sanatsal üretimin parçaları.
Yeni kuşağın bugün Yoko Ono dinlerken verdiği tepki öncekilere hiç benzemiyor. Yaratılan "arzu coğrafyası" belli ki öncekilerden çok farklı. Köklü rock kültürünün ölüp ölmediği başka bir şey. Ama bugünkü androjen kimlikli kültür, Rock'un hegemonik-homojen erkek kültürünü sarsmakta yerine yeni bir coğrafya inşa etmekte.

John Cage'e ilk başlarda ve sonrasında gösterilen tepki hatırlanacak ve karşılaştırılacak olursa söz konusu davranış bütünlüğünü anlamak kolaylaşacaktır. "Biz" alabildiğine arzunun iyimserliğiyle "zenginleşir" ve içi boşaltılmış bir kültürün yeni "güç verme" ve yatırım biçimleriyle (örneğin görselleşme) oyalanırken "Onlar" zekanın kötümserliğinde büyüdüler, geliştiler.

"Onlar" zekanın kötümserliğinde tehlikeli yenilikçi, estetik bir muhalefeti her zaman var edebildiler. Sorun "biz"in muhafazakar, bencil, eğlence veya tüketim yanlısı tarafının yadsınıp yadsınamayacağı veya muhalefet politikasına eklemleme yolunun bulunup bulunamayacağı.

Kendilerinden yetişkin olması ve kendi kimliğine değer vermesi bile istenmeyen bir kuşağın gençlik kininin şifresi değil, yetişkin ve kendi kimliğine önem veren kuşağın , tehlikeli, yenilikçi, estetik ve muhalif bir gençliğin şifresi.

Suat Bilgi / Çalıntı Dergisi - 07 Aralık 1998



Gönderen: bolobolo  [02 Temmuz 2007 23:14:45]
Okunma Sayısı: 391

 

Forum | Aktif Üyeler | Sohbet | Mesaj Merkezi | Müzik Dinle | Müzik Listelerim | Video İzle

Yerli Gruplar | Yabancı Gruplar | Amatör Gruplar | Demolar

Biyografiler | Diskografiler | Sanatçı Fotoğrafları | Şarkı Sözleri | Akorlar ve Tablar | Basın Bilgileri

Üyelik | Ayarlar | Üye Ara | İletişim | Reklam



Site içerisindeki materyallerin kaynak gösterilmeden kopyalanması ve yayınlanması yasaktır.
Copyright © 2007 Anatolianrock.com