Ana Sayfa


















Teoman

> Albüm Çıkartmasam Ticari Anlamda Daha Başarılı Olurdum !..

 Biyografi | Diskografi | Fotoğraflar | Şarkı Sözleri | Akorlar ve Tablar | Basında | Forum
Albüm Çıkartmasam Ticari Anlamda Daha Başarılı Olurdum !..

Üzerinde fazlasıyla konuşulan ''En Güzel Hikayem'' albümü ve Türk sinema tarihinin en çok eleştirilen filmlerinden biri olan ''Balans ve Manevra''nın ardından stüdyosunda yeni bir albüm hazırlığı içinde olduğu bilinen Teoman, bir anda yeni albümü ''Renkli Rüyalar Oteli'' ile karşımıza çıktı. Biz de fırsat bu fırsattır deyip Teoman'ın kapısını çaldık ve yeni albümünün hikayesini kendisinden dinledik.

Yeni albüm biraz ani bir şekilde karşımıza çıktı. Bir sabah kalktık ve televizyonda 'Dursun Dünya-Teoman' yazan bir kliple karşılaştık. Albüm hazırlığı içinde olduğun biliniyordu; ama net olarak yayın tarihi bilinmiyordu.
Ben de bilmiyordum o yüzdendir aslında. Çünkü Temmuz'da albüme başladım ben, elimde hiçbir şarkı yoktu. Stüdyom kendime aitti, öyle bir avantajla başladım tabii. Gitaristlerim Safa ile Memo oturduk şarkıları yazdık, daha doğrusu aranjmanlara başladık. Sonradan ben evde onları kolajlayıp şarkı yaptım kimisini. Ama o havaya girdikten sonra tekrar eski yönteme de döndüm birkaç parçada. Yine elime gitarı alıp yaptığım şarkılar da var. Aslında Aralık'ta çıkarıyım diye düşünüyordum; ama Temmuz'da başlayınca biraz hayal olduğunu gördüm. İyi Şubat'ta falan yaparız diye ikinci kararım oldu. Ondan sonra bir baktım ki işler sonlarına doğru birdenbire toparlandı, hızlandı. Ben de böyle bekletemiyorum, sabırsız bir herifim. İnsanlar aylarca, yıllarca bekletiyorlar albümleri; ama ben yapamıyorum. Hemen de klip çekip çıkardık.


Bu albümün kayıt sürecinin farklı olduğunu her röportajında söylüyorsun.
Ne yapacağımızı daha bilmeden girdik. Eskiden ben her şeyi baştan planlardım, şarkıları da bitirirdim. Bitirmesem bile bitirdiğim kadarıyla girerdim. Burada dediğim gibi elimde hiçbir şarkı olmadığı için stüdyoda o şarkılar şekillendi. Yine eve getirip son noktayı koymak zorunda oluyorsun. Bu albüm, benim şarkıların sözlerini sonradan yazdığım, daha doğrusu çoğunu sonradan yazdığım tek albüm.

Böyle yaparak bir risk aldığını düşünüyor musun?
Bunun hatta daha risksiz olacağını düşündüm; çünkü albüm çıkarmak zorunda değildim. Benim anlaşmam olmadığı için herhangi bir plak şirketiyle, şu zamanda şu kadar albüm çıkaracaksın falan diye. Keyfim yerinde oldukça yapıyorum. O risk değil. Eğer ki beğenmesem hepsini çöpe atar, bir daha başlarım nasıl olsa.

Diğer albümlerle kıyasladığında "Renkli Rüyalar Oteli" nerede duruyor?
Hepsine benziyor. Sanki diğerlerini toplayıp altıya bölmüşler gibi duruyor. Hemen hemen her parça diğer albümlerimde de kendisine yer bulabilirdi. Kimisi birinci albümde yer bulurdu, kimisi ikincide, kimisi beşincide.


Albümün genel atmosferi geçmişe yönelik. Şarkı sözleri olsun, müzikal yapı bile geçmişi anımsatıyor.
Zaten ben hiç anını yaşayamayan bir adamım aslında. Belki bu geceyi yaşarım an olarak; ama genelde benim aklım fikrim hep geçmiştedir. Geçmişte veya gelecekte. Gelecek de uzun zamandır yani benim için çekiciliğini yitirdiğinden ben hep geçmişle ilgili şeyler yazıyorum. Şarkı sözleri de, daha doğrusu bütün o duyguları geçmişten çağırıyorum. Kimisinde keyfim yerinde olup da böyle depresif bir parça yazabiliyorum; çünkü bu oyuncular eski duygularından ilham alırlar ya öyle bir yöntem vardır. Hüzünlü bir sahneyi canlandıracaktır, biraz evvel eğlenmişlerdir o kişiler; ama onu iyi canlandırmak için eski anılarını hepsi çağırırlar onlar ve oradaki hislerini hatırlarlar, oradan bir şey yaparlar. Ben de çok parçada o eski hislerimle yazdım.

Albümün kapağı da eskiyi anımsatıyor...
1957 Chevrolet gibi.

Kitapçık da öyle. Fotoğraflar, yırtık kağıtlar... Hep geçmişe gönderme var.
Bundan altı sene evvel öyle bir pansiyonumsu bir yere gitmiştim. Hakikaten hayatımın en güzel birkaç gününü geçirmiştim orada. Öyle olunca, zaten nostaljiyi kendi içinde hissedince yani onun kabı da ona uygun olsun diye düşündüm. Şimdiye kadarki hiçbir albüme benzemiyor. Ben normalde daha koyu renklere veya işte fotoğraflarda da öyle siyah-beyaza yönelirken bunda tam tersine, daha önceki albümlerimde olmayan tek şey o. Yoksa şarkılar, içerikler hepsi eski albümler gibi de, paketi birazcık daha değişik.

Ama daha pozitif ve mutlu bir yapısı var albümün.
Bunu duydukça hoşuma gidiyor aslında.

"En Güzel Hikayem" bana göre çok karamsar bir albümdü.
O, o zamanki dönemimle ilgiliydi. Keyifsiz, mutsuz bir zamanımda çıkardım.

Bunda insanın dinledikçe biraz neşelenesi geliyor.
Aslında aranjmanlarda da ona dikkat ettim. Kolay yürüyen aranjmanlar değil çünkü. Aslında şu sıralar keyfim çok kaçık değil. Yaklaşık olarak ben bir senedir daha mutlu birisiyim, "En Güzel Hikayem"den sonra.

Bugüne kadar Teoman düet yaptı mı hep Şebnem Ferah ismi akla gelirdi. İlk defa bu albümde 'Aşk Kırıntıları'nda başka bir bayan vokalle karşı karşıya kalıyoruz.
Benim de aklıma hep hala Şebnem Ferah geliyor. Bir sonraki albüme onunla yaparız yine.

İkili olarak düşünülüyorsunuz.
Valla ben sesimizi de yakıştırıyorum. O yüzden Şebnem ile yine yapmak isterim. Hatta abartsak da keşke daha ileriki yıllarda sırf düetlerden oluşan bir albüm yapsak onunla.

Şafak Karaman, 'Renkli Rüyalar Oteli'nin Noir Desir'in 'Le Vent Nous Portera' şarkısına benzediğini yazdı.
Ben de hemen şöyle bir şey yaptım. Bu albümün notaları çıkacak şimdi. Dedim ki önce 'Renkli Rüyalar Oteli'nin notalarını çıkarsınlar. Sonra bir yerden, internetten Noir Desir'in şeyini bulayım ki Şafak'a göstereyim neresi benziyormuş diye.

Şarkı için ikizi gibi benziyor diyor.
Bu, DNA ve babalık testi gibi bir şeyler, notaları üst üste koyarsın bakarsın. Ben baktım, hiçbir melodi yanını birbirine benzemiyor. Zaten sadece bir a'dan ibaretmiş Noir Desir'in şarkısı. Sadece bir a'dan ibaretmiş. Gitarla da baktım, hiç alakası yok. Şunlar insanları aldatıyor, kötü niyetli olduğundan değil ama. Diyelim ki 100.000 tane şarkı var. Ama ritim veya aranjman mantığı 1000 tane. Yani 1000 tane ritim veya aranjman mantığıyla 100.000 tane şarkı yapıyoruz biz. Her ritim şeyinde 100 tane şarkı oluyor. Fakat bu şarkıların birbirinden çalıntı olup olmadığı melodiyle anlaşılan bir şey. O yüzden de hemen notaları çıkardım ki üzerimde öyle bir şey kalmasın diye.

İlk defa 'İki Çocuk'ta Teoman'ı politik bir şarkı yazmış olarak görüyoruz.
Yani öyle hissediliyor; ama ben aslında politikaya o kadar karşıyım ki. Daha doğrusu politikanın, o kadar kalın altı çizilmiş politikanın hem şarkılara konu olmasına, hem de hayatlarımızı belirlemesine çok karşıyım. Benim orada anlatmak istediğim aslında analar ve oğulları. 'İki Çocuk'u o yüzden yazdım. İki çocuk öldü, yazık oldu onlara ve anneleri üzüldü. Aslında özeti o. Yoksa o kadar saçma bir şey ki politika yüzünden insanların ölmesi. Hayatlarını ona vakfetmeler falan filan. Özellikle de politikacıları gördükten sonra. Beğendiği insanın bir tane bile politikacı olmuyor hayatta. Politikacılar o kadar beğenilmezken, politika onların yaptığı mesleğin bu kadar hayatlarımızın içerisine girmesi çok kötü. Aynı zamanda politika hayatın her anında var, yani küçük küçük düzeylerde olduğu zaman her yere girmeli politika. Ama ben solcuyum diye inanmadığım bir konuda o tarafa destek verilmesine karşıyım. Sağcıyım diye düşünmeye karşıyım. Herkesin başlı başına bir dünyası var zaten, oradan çıkarabilirsin.

Kısa zaman aralıklarıyla albümlerin çıkıyor. Bu koşuşturmaca seni yoruyor mu bazen?
O olmazsa, daha kötü oluyor. Fiziksel bir güç harcıyorum albüm çıkaracağım diye; ama o olmazsa da boşluk duygusu oluyor bende. Arada bir film yapıyorum, soundtrack yapıyorum, kitaplarımı çıkartıyorum, yazı yazıyorum, başkalarının projelerinde yer alıyorum. Yoruyor; ama zorunda değilim. Hatta zaten çıkartmasam ticari anlamda daha başarılı olurum. Ama yapacağım bir şey yok, canım istiyor yani.

Söz konusu Teoman olunca iki uç nokta var, orta yolu yok. Ya sevenler var, ya da sevmeyenler. Sevmeyenler aşırı bir derecede bir eleştiri bombardımanına tutuyor seni. Sen, kendine dışarıdan baktığında bu duruma ne diyorsun?
Durumun böyle olmasından memnunum aslında. Sevilmek de, sevilmemek de güzel. Nefret edilmek bile güzel. Öbür türlü çok orta yolda oluyorsun. İnsanların sana böyle hiçbir tavrı olmuyor. O zamanda kimseyi etkileyemiyorsun. Birisi seni aşırı derecede beğenmeyecek ki birileri beğensin. Zevk meselelerinin uç noktalarına gitmek lazım. Yoksa suya sabuna dokunmayan müzikler yapmak, öyle bir kişiliği oluşturmak daha kolay tabi ki.

"Balans ve Manevra" da çok eleştirilen bir film oldu. Film, senin gitmesini istediğin yere ulaştı mı?
Benim o filmle ilgili tek derdim, benim kendimi oynatmam aslında. İki nedenden ötürü, daha doğru birkaç nedeni vardır da bakayım kaç tanesini bulabileceğim. Bir tanesi ben oyuncu olmadığım için, ona hiç hevesli olmadığım için daha iyi bir oyuncu benim oynadığım rolü daha güzel yapardı. İkincisi yönetmenliği zorlaştırıyor. Gidiyorum orada çekiyorum, geliyorum seyrediyorum. Biraz da kendime gelince geçiştiriyorum, bir daha çekmemek için. En büyük problemi aslında, orada çok karakterli bir filmdi o. Benim öne çıkartmak istediğim karakter ben değildim; oradaki başka bir karakterdi. Yani en önemsiz bir karakterdim bence. Fakat işin içerisine ben girince insanlar beni seyrediyor orada. Benim hikayemi takip edip diğer hikayeleri bağdaştırmaya çalıştılar aslında. Öyle olunca "Balans ve Manevra" benim anlatmak istediğim şey olmadı. Bunun suçlusu kim? Benim, kendimi oynattığım için. Onun haricinde benim tam istediğim gibi bir film oldu. Sadece kendimi oynatmayarak kurtulurdum.

Yeni film projesi var mı?
İki tane birden var. Birini çekeceğim o bitecek. Ondan sonra diğeriyle uğraşmaya başlayacağım. Müzisyen hikayesi. Eskiden, bizim en çile çektiğimiz dönemlerdi; ama bizim en çok eğlendiğimiz dönemlerden bir hikaye. Birebir olmasa da bizim yaşadığımız şeylere çok yakın şeyler yazıyorum.

Uzun zamandır bir de bir kitap projen olduğu biliniyor. Ne zaman bu kitap yayınlanacak?
Şöyle bir şey var, her seferinde de roman taslağım var diyorum. Ama beş senede bir sayfa yazmışımdır en fazla. Yani yalan atıyorum. Roman taslağım var, tamam orası doğru. Dosyan var mı? Var. İçerisinde duruyor mu? Duruyor. Peki sen bununla ne kadar ilgileniyorsun? Hiç, hemen hemen. Ama bir boşluk bulup onunla uğraşacağım.

Özellikle 2005'te Türk rock müziğinde bir dönem Türk pop müziği için söylenen bir patlama yaşandı. Birçok yeni grup çıktı. Sen bu hareketlenme hakkında neler düşünüyorsun?
Ben, o hareketlenmenin, yüzde anlamında gerçek bir hareketlenme; ama totalde biraz palavra olduğunu düşünüyorum. Aslında albümlerin hiçbiri çok fazla satmadı. Şimdi pop müziğin pop müzik olduğu zamanlarda, çok sattığı dönemlerde insanlar 1,5-2 milyon albüm satıyorlardı. Şimdi 200.000-100.000 albüm satıldığı zaman rock müzik içerisinde, yani rock müzik için tabii ki çok iyi bir şey; ama pop müzik satışları 20.000'e düştüğü için o nominal olarak öyle gözüküyor. Yoksa büyük ihtimalle şöyle bir örnek veriyim, 2000 senesinde Şebnem Ferah ile benim albümlerimin total, geçen çıkan gruplardan çok daha fazla satmıştır. Ama o zamanlar nasıl bir fark vardı? Birincisi albümler çok daha fazla satıyordu. İkincisi de pop müzik içerisinde biz küçük bir yerde kalıyorduk. Pop müzik o zamanlar daha güçlüydü. Şimdi biraz fosladı diye o taraflar öyle gözüküyor. Ama başka bir açıdan da bakarsak, hakikaten de fıstık gibi gruplar çıktı. Çok da güzel şarkılar yaptılar. Böyle bir gerçek de var.

Çıkanlar arasında en beğendiklerin hangileriydi?
Ben uzun zamandır aslında Mor ve Ötesi'ni beğeniyordum, eski albümleri de dahil. En son asıl patlamayı yaptıkları albümden daha önceki albümleri "Gül Kendine"yi daha çok seviyorum. Bu albüm de güzel. Benim totalde en beğendiğim gruplar, Mor ve Ötesi, Duman... Yeniler var tabii. O kadar ilginç geliyor ki bana, onları yeni çıkan genç gruplar gibi hissediyorum. Meğerse ben yanlış hissediyormuşum; çünkü yeni çıkan gruplardan başka bir yere konuyorlar, Mor ve Ötesi, Athena, Duman, Kurban. Onlar benim için genç gruptu. Meğerse Manga, Çilekeş... Onlar da tatlı çocuklar, iyi müzik yapıyorlar. Çilekeş'i zaten daha evvelden beri biliyorum. Manga'nın da daha doğrusu bir şarkısını biliyorum; ama fıstık gibi şarkı valla.

Son olarak şu sıralar Teoman neler dinliyor?
Hiçbir şey dinlemiyorum galiba. Ben hep dönem dönem bir şeye takarım. Albüm yapıyorsam müzik dinlerim. Eğer kafamda sinema projesi varsa ki şu anda öyle bir şeyim var, şu anda hep filmlerle uğraşıyorum, hep film seyrediyorum, kendimce analizlerini yapıyorum. Ondan sonra da kendi işimi yapıyorum. Ben genelde bir şeyi yaparken hep kendi yapacağım iş için yapıyorum. Sadece böyle. İzleyici veya dinleyici gibi değil. Kendi kafamda bir proje oluyor, o projeye uygun şeyleri dinliyorum, seyrediyorum, beğeniyorum veya beğenmiyorum ondan sonra.

Blue Jean Dergisi - 01 Mart 2006



Gönderen: FAT_AL_BLACK  [20 Eylül 2007 02:48:58]
Okunma Sayısı: 597

 

Forum | Aktif Üyeler | Sohbet | Mesaj Merkezi | Müzik Dinle | Müzik Listelerim | Video İzle

Yerli Gruplar | Yabancı Gruplar | Amatör Gruplar | Demolar

Biyografiler | Diskografiler | Sanatçı Fotoğrafları | Şarkı Sözleri | Akorlar ve Tablar | Basın Bilgileri

Üyelik | Ayarlar | Üye Ara | İletişim | Reklam



Site içerisindeki materyallerin kaynak gösterilmeden kopyalanması ve yayınlanması yasaktır.
Copyright © 2007 Anatolianrock.com