Ana Sayfa


















Text Reklamlar:

Yemek Tarifleri
Sağlık Kütüphanesi
Perde



Redd

> Redd Röportajı

 Biyografi | Diskografi | Fotoğraflar | Şarkı Sözleri | Akorlar ve Tablar | Basında | Forum
Redd Röportajı

Merhaba arkadaşlar,

Okulumuzda düzenlenen ve geleneksel hale gelen bir kış şenliğini daha geride bıraktık. Bugüne kadar yapılan Kış Şenliklerinden bence en güzeli ve en eğlencelisiydi. Kış şenlikleri hazırlıklarını yaparken ‘ERASMUS BÜLTENİ’ çıkarmaya karar verdik ve bu kapsamda Erasmuslu arkadaşların deneyimlerinin, Erasmusla ilgili konuların ve haberlerin yer aldığı ve zaman zaman da ünlü kişi ve gruplarla Erasmusla bağlantılı ve öğrencilik anılarını içeren röportajların yer alacağı bir bültenle çok yakında karşınızda olmayı ümit ediyoruz..

Bu amaçla hazırlıklarına başladığımız bültenimizin ilk sayısında günümüzün başarılı rock gruplarından olan ‘Redd’ ile kısa bir röportaj yaptık. Bu röportajda zaman zaman biz soru sorduk zaman zaman da bizler onların sorularını yanıtladık ve roportajımız daha çok keyifli bir sohbet gibi oldu. Zaman zaman da bazı yanıtları ve özellikle röportaj sonundaki sürprizleriyle çok şaşırttılar bizi. Yurtdışı maceralarından, albümlerinden ve konserlerinden bahsettiğimiz röportajımız için hepsine teşekkürlerimi iletiyorum.

Uğur Bakıcı
ESN Bilgi Erasmus Kulübü Başkanı

REDD’ LE ‘KEYİFLİ BİR GÜN’
Geçtiğimiz aralık ayında Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampusu’ nde gerçekleşen ve üç gün süren, Öğrenci Birliği’ nin düzenlediği Winterfest’ in bu seneki konuklarından biri de Türk rock müziğine son dönemde farklı çizgisi ve başarılı çalışmalarıyla yeni bir soluk getiren REDD grubuydu. 2005 yılında çıkan 50 / 50 adlı ilk albümlerinin ardından arayı fazla açmadan 2006’ da Kirli Suyunda Parıltılar’ la dinleyenlerine güzel bir sürpriz yapan REDD; “Falan Filan”la yaptığı çıkışı, ikinci klibini çektiği şarkısı “Hala Aşk Var Mı” ile devam ettiriyor.

1996 yılında cover grubu olarak kurulan ve sonra kendi bestelerini yapmaya başlayan REDD; vokalde Doğan Duru, elektrik / akustik gitarda Berke Hatipoğlu, gitar ve geri vokalde Güneş Duru, hammond/synth ve piyanoda İlke Hatipoğlu ve davulda Suat Ayyıldız’ dan oluşuyor. Gruba bas gitardaysa Ege Göktüna ve geçtiğimiz aylarda askere giden Suat’ ın yerine davulda Berke Özgümüş eşlik ediyor. Daha önce Bulutsuzluk Özlemi’ yle de çalan Berke aynı zamanda Bilgi’ de müzik bölümünde okuyor.

Kış festivalinin son günü sahne alan REDD’ in üyelerinden Doğan ve Güneş ile konser öncesi kısa bir röportaj yaparak hem REDD, hem de hazır onları yakalamışken Erasmus Kulübü olarak, yaşadıkları yurtdışı tecrübeleri ve Erasmus hakkında konuştuk.

“Patlama Yapmak Pop Müzik Tanımıdır”

Özge: Redd kurulmadan önce Ten grubu olarak müzik çalışmalarınıza devam ediyordunuz. Besteleriniz ilk albümün çıkmasından çok uzun bir zaman önce mi oluşmaya başladı, yoksa daha yakın bir zamana mı dayanıyor?
Doğan: 2000 yılında beste yapmaya karar verdik, cover grubu olarak devam ederken bir yandan beste yapmaya devam ediyorduk zaten. Ten’ den sonra REDD oldu, REDD olarak da cover çaldık. Beş yıl öncesinde daha amatör olarak ayrı ayrı şarkılar yapmaya çalışıyorduk ama dediğim gibi 2000’ den itibaren albüm için de şarkılar oluşmaya başladı. O şarkılardan bazıları albümde de yer aldı, mesela “Mutlu Olmak İçin” çok eski şarkıdır, “Yalancı Dünya” da öyle..
Ö: Çok eski derken ne zaman bestelediniz mesela?
D: 2000’ de Mutlu Olmak İçin, Yalancı Dünya da 2001 de bestelediğimiz şarkılar.
Ö: REDD benim de yakından takip ettiğim, çok beğendiğim bir grup, fakat ben ve benim gibi sizi dinleyen Redd severlerin de bildiği üzere bir anda büyük bir patlama yapmadınız. Ancak şu ana kadar kısa bir zamanda birçok başarılı çalışmanın ve projenin içinde bulundunuz. Örneğin sadece ilk aklıma gelenler; MTV Açılış Gecesi’ nde sahne alan birkaç gruptan biri REDD’ di, bunun yanısıra Ali Kocatepe’ nin son albümünde Dönmedolap şarkısının çok güzel bir cover’ ıyla yer aldınız. Bununla ilgili olarak ne söylemek istersiniz?
D: Bunun cevabı çok basit bir o kadar da karmaşık, çünkü baktığınız zaman sizin yaptığınız şeyler kafi değil, ya da şöyle söyleyeyim yaptığınız şeyin karşılığını almanız için sadece sizin kabiliyetiniz ve veriminiz yeterli olmayabiliyor. Sonuçta bu müzik piyasası en nihayetinde; siz öyle olmasanız bile, öyle bakmasınız bile ticari bir kurgu. Yani, içinde bir plak şirketi var, konserler yapan insanlar var, organizasyonlar var. Biz bu kurgunun çok başka bir yerinde yer alıyoruz ; sadece müziğini üreten ve icra eden tarafıyız. Dolayısıyla bizim dışımızda gelişen hadiselere de biz müdahale edemiyoruz. İşte orada piyasa tercihlerini yapıyor ve kimi desteklemeye karar verirse onu destekliyor ve üstüste patlamalar da böyle gerçekleşiyor. Bir de tamamen tabandan gelen patlamalar var ki o biraz zaman alıyor. Ancak yaptığınız işle dinleyicileriniz artıyor, sevgi ve güven duygusu fazlalaşıp köklü gruplarda ortaya çıkıyor. Dünyadaki pop müzik tanımıdır patlama yapmak, bizde pop müzikle uğraşmadığımız için, şu an üstünde olduğumuz yol daha doğru bir yol gibi geliyor.
Ö: Trendshow’ daki konserinizde de tanık olduk zaten, oldukça kalabalık bir seyirci kitlesi vardı, neredeyse herkes şarkılarınıza eşlik ediyordu, bu da bize dediğiniz gibi aslında ne kadar sağlam bir yolda yürüdüğünüzü gösteriyor. O zaman REDD’ in bundan sonraki albümlerinde de biraz daha kendimizi piyasada duyuralım, popüler bir grup haline gelelim gibi kaygıları olmayacak, biz böyle güzeliz falan filan diyeceksiniz!
D: Biz kendimizi tanımlamaya özen gösteriyoruz yaptığımız işlerle, anlaşılmayacak bir müzik kodlamamız yok. Sadece dediğim gibi kendi çizgimiz buysa bizim, bu çizgiyi kesinlikle değiştirmeyeceğiz, böyle kalacağız. İnsanlar bizi nasıl algılıyorlar net bir fikrim yok ama dediğim gibi müzikal kurgumuzda asla bir şarkı yapalım ve tutsun tavrı yok. Biz zaten yaptığımız her şarkının tutacağını düşünüyoruz ve o inançla müzik yapıyoruz. Anlaşılmak istiyoruz tabi ki ama çeşitli kaygılarla hareket etmiyoruz.

“Yeni albüm için hazır şarkılar var”

Ö: Mesela bir albümü ayakta tutan, onu kotaran bir- iki güzel şarkı olur ve geri kalan neredeyse tüm şarkılar birbirinin aynısı gibi, sanki albümü tamamlamak için zorla yapılmış şarkılar gibi gelirler dinleyenlere. REDD’ in ben her iki albümünde de böyle olmadığını ve her şarkının ayrı ayrı güzel ve dinlenmeye değer olduğunu düşünüyorum.
D: O da şöyle oluyor; genelde biz şarkılara şu şekilde yaklaşmıyoruz, bu şarkıyla çıkıcaz o yüzden bu şarkının üzerine çok gidelim, çok fazla zaman harcayalım ve hit haline getirelim diye bakmıyoruz. Bütün şarkılara aynı ilgiyi gösteriyoruz, dolayısıyla her şarkı da kendince aynı kalitede oluyor. Ama genelde popüler olmak istiyorsanız ve hit mantığıyla yaklaşıyorsanız müziğe bir- iki şarkı üzerine oynuyorsunuz ki piyasada böyle çok örnek var , ki bu şarkılar da bakarsanız ya büyük ölçüde bir yerlerden esinlenme ya da...
Ö: Araklama!
D: Evet araklama oluyor! Yani şarkının girişini, ilk 20 saniyesini mutlaka bir yerlerden bulabiliyorsunuz. Bizde de tabi ki esinlenme vardır, dinlediğimiz soundlardan, ama onun dışında her şarkıya aynı ilgiyi göstermeye gayret ediyoruz. Yani bizim için doldurma şarkı yok. Mesela bu albümde henüz bitmemiş olan iki – üç parçaya daha yer verebilirdik ama onlara yeterli zamanı ayıramadığımız için diğer şarkılar gibi, onları koyamadık.
Ö: Yani, üçüncü albüm için de hazırlıklar bir yandan devam ediyor diyebiliriz o zaman!
D: Tabi, en az beş şarkı var zaten şu anda kafamızda olan.
Ö: MTV’ de “Falan Filan” şarkınızın klibi yayınlandı, tabi röportajı okuyan arkadaşları bilgilendirmek açısından belirtmek istiyorum MTV- Türkiye değil, MTV international’ da REDD’ in klibini izledik ve şarkınız World Chart’ ta ilk 10’ a girdi. Bu olay nasıl gelişti, REDD’e nasıl karar verildi? (Neden REDD der gibi oldu )
D: Daha önce zaten bazı Türk sanatçı ve grupların klipleri yayınlanmıştı ama bizimki biraz daha farklı çünkü normalde plak şirketleri klipleri MTV’ ye gönderiyor, açıkçası biz klibin yayınlanması için çok yoğun bir çaba göstermedik, aramızdaki iletişim sonucunda böyle bir gelişme oldu.

“Yeni grupların damakta tat bırakması için biraz beklemeleri gerekiyor”

Ö: Berke’ nin önceki röportajlarında söylediği bir şey vardı, eskiden müzik piyasası biraz daha farklıydı, bu kadar grup yoktu o yüzden müzik piyasasından sanki daha çok haberdardık, çıkan bütün albümleri bilirdik demişti. Günümüze baktığımızda Beatles, Pink Floyd gibi gruplardan pek bahsedemiyoruz, tabi iyi gruplar var yine. Ama genel olarak bakarsak bu müzikalitenin azalmasından kaynaklanan bir durum mu, ya da aslında çok fazla sanatçı / grup olduğu için mi sanki çoğu grup sıradan gibi görünüyor gözümüze? (tabi burada genelleme yapmaktan kaçındığımı not düşeyim)
D: Aslında var, o grupların öyle olmasının sebebi zaman. Damakta tat bırakması için biraz beklemesi gerekiyor bence. Mesela RHCP , bundan on yıl sonra konuşacağımız gruplardan olacak- ki hala öyle-, U2 zaten çoktan kendini tescil etti. Onun dışında Coldplay ve Muse gibi yeni gruplar var. Tabi eskiyi yaşamıyoruz, çabuk tüketiliyor herşey. Birbirinden şarkı çekmek diye bir şey var, o bile biraz zaman alıyordu... Sen mesela bir şarkıyı çekiyorsun arkadaşından kasedi alıp, sonra ertesi günü okula getirmeyi unutuyorsun. Bir şarkıyı, albümü çekmek bir haftayı bile bulabiliyordu mesela bu şekilde. Şimdi artık internet var, bekleme süreci azalıyor. Tabi kendi müziğini yapanlar da var daha kolay bir şekilde artık. Geçenlerde bir arkadaşımla konuşurken öğrendim, albümler hiç satmıyor ama prodüksiyon malzemesi satan dükkanların cirolarında patlama var! Evde kayıt yapma imkanı oldukça kolaylaştı.
Ö: Youtube, Myspace gibi siteler aracılığıyla da kendilerini çok daha rahat ve kolay bir şekilde duyurma imkanları da var.
D: Tabi, bu şöyle bir şey; eskiden fotoğraf makinesi olan fotoğraf çekiyordu, şimdi cep telefonlarında bile fotoğraf makinesi var.
Ö: Erasmus Kulübü olarak, biraz da yurtdışı eğitim vesaire ilgili bir iki şey sormak istiyorum izin verirseniz; sen bir süre eğitimine yurtdışında devam etmiştin; senelerce yaşadığın yerden uzakta olmak, yeni bir hayata alışmak çok fazla şeyi değiştiriyor mu insanda bazı şeyleri ya da o meşhur “kültür şoku”nu yaşatan şeyler oldu mu? (Bu arada hemen parantez açıp belirtelim; Doğan, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Opera ve Şan Bölümü’ nü bitirdikten sonra müzik eğitimine İtalya’ da devam etti ve Güneş de Yıldız Teknik Üniversitesi Mimari Restorasyon bölümünü bitirdikten sonra İngiltere’ de University College London, Institute of Archeology bölümünde araştırmalarını sürdürdü).
D: Aslında evden uzakta olan her zaman, sadece yurtdışı olmasına gerek yok, tecrübe kazandırıyor insana. Benim için çok büyük bir tecrübe değil çünkü sonuçta onsekiz yaşında İstanbul’ da yaşamaya başladım aileden uzakta, o bir tecrübe oluyor zaten. Entegrasyon sorunu yaşamayacak kadar da altyapısı sağlam insanlar olduğumuz için büyük sorunlar, sıkıntılar çekme gibi bir durum söz konusu olmuyor.

“İsviçre’ de tutuklanmıştım!”

Ö: Peki aklına gelen yaşadığın komik olaylar, anılar var mı orada başına gelen? Bizim bir tramvay hikayemiz var mesela örnek olarak...Bir gün arkadaşımla durakta tramvayın gelmesini bekliyorduk. Birkaç dakika sonra tramvay geldi, durdu biz iki saat açılmasını bekledik kapının, açılmadı! Sonra şoför söylene söylene kapıyı açtı, meğerse kapının yanındaki butona basıp kendimiz açıcakmışız nereden bilelim! Bir arkadaşın başına gelen daha da beterdi, tramvay geldikten sonra o da kapının açılmasını beklemiş, tabi ki açılmamış ve arkadaş hala kapının açılmasını beklerken tramvay birkaç saniye bekledikten sonra basmış gitmiş (anlat anlat da rezil ol)! Var mı böyle garip, komik bir anın?
D: Ben İsviçre’ de tutuklanmıştım!
Ö: Sebep neydi peki ?! (İçimden şaşkınlıkla ‘yok daha neler’ diyorum bu arada!)
D: Normalde oturma iznim vardı İtalya’ da, ama biteli üç gün olmuştu. Bitmesine yakın ben de Schengen vizesi almıştım Almanya için. Almanya üzerinden İtalya’ ya gitmem gerekiyordu, ben de sorun olacağını düşünmedim çünkü İsviçre’de Schengen olmadığını biliyordum ama trenle pas geçilir diye düşünüyordum. Beni yakaladılar, kelepçelediler, ondan sonra sorguya çektiler, orada opera sanatçısı olduğumu öğrendiler, oturma iznimi gösterdikten sonra inandılar, ondan sonra bıraktılar! Tekrar İsviçre’ ye girdim zaten sonra!

“İngiltere’ de master daha disiplinli, Amerika’ da daha ticari yaklaşıyorlar”

Güneş: Şu an için Bilgi’den Erasmus’ la yurtdışına giden ne kadar öğrenci var?
Bu noktadan sonra röportaj sohbete dönüşüyor, hatta Güneş soruyor biz cevaplıyoruz :
Ö: Bilgiden geçen sene 50’ ye yakın öğrenci gitmişti.
G: Hangi ülkeler var?
Ö: Almanya, İsveç, İtalya, Fransa,Norveç, Portekiz, İngiltere...
G: Burada tutorium diye bir şey yapıyor musunuz hocalarınızla?
Ö: Normal dersler dışında class’ lar var onun gibi mi?
G: Evet, İngiltere’ de o tutorium’ ları yapmak muazzam ufuk açıcı bir şey. Konusunda uzman bir adamla oturup tartışıyorsun. Burada da hocanın kapısını çalıp fikrini alma ne yapsam ne etsem diye sorma şansı var ama orada bu tutorium çok daha disiplinli. Ne var mesela daha farklı olarak, İngiltere’ deki master tezi, bizdekinin %1 ‘ i kadar. Benim gittiğim enstitüde çok fazla Amerikalı vardı; Amerika’ dan insanlar oraya sadece master yapmaya geliyorlardı çünkü sadece bir yıl sürüyor İngiltere’ de. Her disiplinde bu aynı. 12 civarında ders alıyorsunuz ve o dersleri zaten bir şekilde veriyorsunuz ve dönem sonunda bir tane ödev, belki Bilgi’ de verdiğiniz ödevler gibi, elli sayfa civarında. Ve o ödevle sen master sahibi oluyorsun. Doktorada da iş şöyle yürüyor, ders almıyorsun sadece tutorial’ lar yapıyorsun, bir yılın sonunda bir sunum hazırlıyorsun, eğer hazırladığın savunmaya ikna olurlarsa OK diyorlar, yapamazsan da sana MPhil veriyorlar defol git diyorlar Mphil denilen şey de şu; bizdeki karşılığı “Master Of Philosophy” aldığın vakit doktorana devam edemiyorsun, MPhil alıp kalıyorsun!
Ö: E bu kötü bir şey o zaman !
G: Kötü bir şey ama doğru bir şey, bugün burada bakıyoruz LES, vesaire gibi sınavları insanlar geçebilir. Ama master yaparken doğru düzgün bir tez yazmak herkesin yapabileceği bir şey değil, özellikle de doktorada. Doktorada yeni bir tez, yeni bir görüş ortaya atman gerekiyor, atamıyorsan İngiltere’ de dediğim gibi işte, ‘sana MPhil verelim çünkü sen derleme bir şey yapmışsın’ diyorlar ve seni geri yolluyorlar. Amerika’ da böyle değil mesela, orada çok daha ticari. Fransa’ da, İspanya’ da falan İngilizce tez yazma opsiyonu var ve bütün acısını master’ da çıkarıyorlar bu sefer.
Ö: Almanya’ da bildiğim kadarıyla lisans ve master birarada devam ediyormuş.
G: Evet, İtalya’ da da öyle.
Ö: Diplom deniliyordu galiba ama tam hatırlamıyorum.
G: Evet, Diplomprojekt , İtalya ‘ da başka bir şey söylüyorlardı, onu bitirdikten sonra doktoraya başvurabiliyorsun. Benim çok arkadaşım var İtalya’ da, sadece bir lisans programını yedi senede bitirebiliyorlar mesela.

“ERASMUS’ un faydası muhakkak olacaktır”

Ö: Onların eğitiminin uzun sürmesi konusunda, bana göre Avrupa’ da öğrencilerin maddi olarak daha rahat olmalarından dolayı esnek davranma şansları var biraz da. Benim orada tanıdığım arkadaşlarım vardı, şu kadar çalışıcam sonra üniversiteye girerim diyen... Daha esnek olabiliyor planları bize göre.
G: Bence buradaki kriterler çok başka. Burada taşradan üniversiteyi kazanıp geldiğinizde hala yetişkin sayılmıyorsunuz aslında, ama onlarda öyle değil, evi terkedip üniversiteye başladıkları anda yetişkin bireyler oluyorlar. Birtakım mücadelelere giriyorlar. Bu tabi ki bizde de var ama bence biraz daha farklı. Burada bazı öğrenciler sanki o kadar mücadele etme ihtiyacı görmüyorlar. Bu bağlamda Erasmus’ un faydaları muhakkak olacaktır, çünkü öyle bir çağda yaşıyoruz ki bizim bile hala teeange olarak yaşama lüksümüz var, ailelerimiz destekliyor vesaire ama orada onsekiz yaşına gelince bitiyor iş.

Tam bu sırada Ege sohbete katıldı ve kendisinin Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Erasmus Koordinatörü olduğunu öğrendik. Fazla zamanımız olmamasına ve konsere de çok az zaman kalmasına rağmen Ege ile kulüp olarak ne yaptığımız ve onların neler yaptıkları hakkında az da olsa konuşma fırsatımız oldu.

Röportaj bittikten sonra Uğur’ la tam gitmeye hazırlanırken büyük bir sürprizle karşılaştık! REDD, daha “Hala Aşk Var Mı” listelerde tırmanmaya devam ederken üçüncü klibini “Dünya” şarkısına çekmiş bile! O kadar kulise sızdıktan sonra klibi izlemeden de gitmek olmazdı tabi ! Biz de Uğur’ la henüz TV’ de yayınlanmaya başlamadan Dünya’ nın klibini ilk izleyen şanslı REDD dinleyicileri olduk! Önce sohbet, sonra Dünya’ nın video klibi ve son olarak da REDD konseriyle, şarkılarında dedikleri gibi –özellikle o gün finalden çıkıp ertesi günü de finale girecek olmama rağmen- ‘yine de keyifli bir gün’ geçirdik

Erasmus Kulübü - 30 Mayıs 2007



Gönderen: ozqee  [06 Haziran 2007 14:22:30]
Okunma Sayısı: 400

 

Forum | Aktif Üyeler | Sohbet | Mesaj Merkezi | Müzik Dinle | Müzik Listelerim | Video İzle

Yerli Gruplar | Yabancı Gruplar | Amatör Gruplar | Demolar

Biyografiler | Diskografiler | Sanatçı Fotoğrafları | Şarkı Sözleri | Akorlar ve Tablar | Basın Bilgileri

Üyelik | Ayarlar | Üye Ara | İletişim | Reklam



Site içerisindeki materyallerin kaynak gösterilmeden kopyalanması ve yayınlanması yasaktır.
Copyright © 2007 Anatolianrock.com