|
Redd Röportajı
Redd. Önce kendilerine nasıl ulaştığımı masalsı bir anlatım ile gerçekleştirip, gerekli laf salatası yaparak sizi meraklandırayım sonra uykunuz gelmez ise devamını okursunuz.
Nükhet Redd Grubuna Nasıl Ulaştı ?
Bir varmış bir yokmuş, pireler berber iken develer tellal iken vs.vs. Nükhet’in dünya tatlısı bir doktoru varmış. Hayatında tanıdığı en sabırlı, en şeker adam olan Dr. Sedat Sarp ile bitmek tükenmek bilmeyen, sabun köpüğü hastalıkları ile cebelleşirken en sonunda kalayı yemiş ama bu kalay güzel bir dostluğun başlangıcı olmuş. Sohbet insanları oluvermişler. Gel zaman git zaman bunun gibi güzelim sohbetlerin birinde -ki bu hadise 3 sene önce gerçekleşiyormuş – Sedat Bey, Nükhet’e Redd’den bahsedivermiş. Redd’in o zamanlar yayında olan sitesinden “Mutlu Olmak İçin” adlı şarkısını dinletmiş vs. Aradan zaman geçmiş, Nükhet hangibar.com’ da çalışmaya başlamış. Röportaj çalışmalarını nasıl devam ettireceğini düşünürken, fil hafızası işe yaramış. Dr. Sedat Bey’in Redd grubunun gitaristi Berke Hatipoğlu ile tanışıklığı aklına gelmiş ve hemen telefona sarılmış veee ( ee canım, gerisini de siz tamamlayıverin ve ya tahmin edin değil mi?) esnediğinizi görür gibi oldum, en iyisi ben röportaja başlayayım. Grubun solisti Doğan Güneş Redd ve kendisi ile ilgili sorularıma büyük bir sabır ve samimiyet ile cevap verdi. Aşağıda ayrıntıları bulabilirsiniz. Ama önce grubun üyelerini tanıyalım.
Vokalde Doğan Duru, elektrik/akustik gitarda Berke Hatipoğlu, elektrik/akustik gitar ve geri vokalde Güneş Duru, hammond/ syth ve piano da İlke Hatipoğlu ve 2. albümde gruba dahil olan davulda Suat Ayyıldız'dan oluşan Redd, 2005 yılının Şubat ayında ilk stüdyo albümleri olan "50/50"'yi Stardium etiketiyle piyasaya çıkardı. Tüm söz ve müzikleri Redd tarafından yazılan 10 parçanın yer aldığı albümün prodüktörlüğünü de Redd gerçekleştirdi. Albümün çıkış parçası "Mutlu Olmak İçin" gruba rock müzik dünyasında önemli bir yer açarken redd'in ismini de haftalarca müzik listelerine taşıdı. Modern dünyanın döngülerinde ve kent yaşamında sıkışmış insanın hikayelerini anlatan 50/50, Redd'in sonraki çalışmalarının sağlam bir temeli oldu.
Doğan Duru : 1993 yılında İstanbul Universitesi Sahne Sanatları Bölümü'nü Konservatuvarda Şan eğitimi almaya başladı. Yönetmenliğini Tunca Yönder' in yaptığı iki ayrı Kemalettin Tuğcu dramasının film müziklerini yaptı. 1997 yılında, yönetmenliğini Mehmet Birkiye'nin yaptığı, "Anlat Şehrazat" müzikalin de 1.5 yıl kadar oyunculuk ve şarkıcılık yaptı. 2000 yılında İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Opera ve Sahne Sanatları Bölümü'nden Yüksek Lisans derecesi ile mezun olan Duru, İtalya'dan gelen bir davet üzerine Milano'ya giderek eğitimini sürdürdü. Scuola Musicale Di Milano'da, Scala Operası'ndan Carlos Del Bosco ile çalışmalarına devam etti.
2001 yılında Ripatransone Workshop’konuk olarak davet edildi ve Puccini aryalarını seslendirdi. 2002 yılınada İtalyan hükümeti tarafından özel yetenekli öğrencilere verilen sanat bursunu alan Duru; Guisseppe Verdi Konservatuvarı'nda araştırmalarını sürdürdü. Ve bu süre içinde Milano'da şan resiltalleri verdi. 2002 Mart ayında İstanbul Operası'nın sınavını kazanıp sözleşmeli sanatçı olan Duru, koro ve küçük rollerçalışmaya başladı. 2002 Opera'dan ayrıldı.
2002 Temmuz'unda II.Uluslararası İspanya, Malaga Jimena Festivali'ne davet edilen Duru, "Malaga Pablo Picasso orkestrası" ve "Coda Ensemble" grubu ile şefliğini Andres Rodrigo Lopez'in şefliğini yaptığı konserde solist sanatçı olarak sahne aldı. Burada Mozart Requiem ve Missa Brevis eserlerini başarılı bir yorumla seslendirdi.
Güneş Duru: Güneş 29 Eylül 1973'de İzmit'te doğdu. Lisenin son yıllarında gitar çalmaya başladı. Üniversite sırasında Doğan ile kurdukları Invictus band ile uzun süre İstanbul'da konser ve bar performansları verdi. 1996 yılının sonbaharında Redd'in ilk tohumlarının atıldığı Ten ve Red ile birlikte çaldı. Bu süreç Redd'in 2000 yılında başlayan albümün hazırlık aşamasına kadar sürdü. Bu süreçte grupla birlikte çok sayıda konser ve bar performansı projesinde yer aldı.
Yıldız Teknik Üniversitesi Mimari Restorasyon Bölümü'nden mezun oldu. Daha sonra Istanbul Üniversitesi Taşınabilir Kültür Varlıklarını Onarım Koruma Bölümü'nde eğitimine devam ederken İstanbul Üniversitesi Prehistorya Bölümü'nde ziyaretçi öğrenci olarak derslere katıldı. Daha sonra University College London, Institute of Archaeology'de Mimari Restorasyon ve Arkeoloji üzerine araştırmalarını sürdürdü. İstanbul Teknik Üniversi'tesinde Mimarlık Tarihi yüksek lisansını tamamladı. Şu an İstanbul Universitesi Sosyal Bilimler Fakultesi'nde Arkeoloji bölümünde Prehistorya üzerine doktorasına devam etmektedir.
Bu alanlarda yazı ve makaleleri olan Güneş'in Türkiye'de Arkeoloji'nin sorunlarının tartışıldığı Arkeoloji Niye? Nasıl? Ne İçin? adlı, Oğuz Erdur ile birlikte editörlüğünü yaptığı kitabı bulunmaktadır.
Berke Hatipoğlu: 7 Mayıs 1976'da İstanbul'da doğdu. Lise yıllarında amatör müzik çalışmalarına başladı.1996 yılından itibaren profesyonel olarak birçok grupla çeşitli konser ve festivallerde yer aldı. 1998 yılında İlke Hatipoğlu ile kurdukları Catwalk adlı grupla Gökalp Baykal'la ortak bir çalışma olan "Günaydın Hüzün" isimli koleksiyon amaçlı bir EP çıkardı. 2000 yıllarının başında "Redd" projesiyle ilgili olarak Rıza Erekli ve Melih Kibar gibi isimlerle çalıştı.
İngiliz Erkek Lisesi (EHSB) ve İ.T.Ü Mimarlık Bölümü mezunu olan Berke, halen İ.T.Ü Mimari Tasarım yüksek lisans öğrencisi olarak eğitimine devam etmektedir. Maltepe Üniversitesi Mimarlık Bölümünde öğretim görevlisi olarak ders vermenin yanında, 3D Arts ve Dijital Mimari Görselleştirme konularında çalışmalarını sürdürmektedi.
İlke Hatipoğlu: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İç mimarlık bölümünü mezunu.1997 senesinde Berke ile Doğan'ın kurduğu Ten grubuna katıldı. Bu dönemde "Catwalk" isimli grupla Gökalp Baykal ile ortak bir projede, 1998 yılında 4 parçalık sınırlı sayıda basılan bir EP projesinde şarkı yazarı, düzenlemeci ve klavyeci olarak yer aldı. 1999 senesinde Yavuz Çetin'in Satılık adlı albümünde Hammond çaldı. 2000 yılında beraber bir album projesi için çalışmalara başladı. Aynı senelerde kısa aralıklarla Rıza Erekli , Melih Kibar gibi prodüktörlerle çalıştı.
Suat Ayyıldız: 1976 İstanbul doğumlu olan Suat Ayyıldız, lise yıllarında davul çalmaya başladı. 1998 muhasebe mezunu olan Suat halen Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri bölümünde öğrenimini sürdürmekte. Katıldığı birçok yarışma ve müzik organizasyonlarında dereceler ve ödüller alan Suat Ayyıldız, 90'lı yılların başından itibaren profesyonel olarak kendi kurduğu veya dahil olduğu birçok grupla İstanbul ağırlıklı olmak üzere birçok şehirde konser ve bar performanslarında yer aldı. Özellikle 98 yılında kuruluşunu üstlendiği Surrender adlı grupla İstanbul'un başta gelen en iyi grupları arasında uzun süre yeralmayı başardı. Çeşitli projelerde birçok önemli sanatçıya canlı performanslar ve kayıt çalışmalarında davulda eşlik etti.
2003 senesi itibariyle Redd grubuyla çalışmaya başladı. Beraber çok sayıda konser ve bar performansı projelerinde yer aldı. Redd'in ilk albüm çalışması olan 50/50'nin kayıtları ve konserlerinde de davulları çalan Suat Ayyıldız, ikinci albüm itibariyle redd'in 5. üyesi oldu.
Nükhet: Hoş geldiniz ! Hemen sorularıma geçeyim ?
Doğan Duru: Hoş bulduk. Tabii hemen başlayalım.
Nükhet: Bazı klasik sorulardan başlayacağım, Emrah Bey ( menajerleri ) gerekli tüyoları verdi ama : )
Doğan Duru: Neden Redd olmasın da…
Nükhet: Yok yok şarkılarınızı dinlediğimizde neden Redd olduğu ile ilgili bir fikir oluşuyor zaten. Asıl merak ettiğimiz, grubunuzu tanımlayabilecek en önemli özellik isim olduğuna göre, seçim sürecini öğrenebilir miyiz?
Doğan Duru: Cover çaldığımız zamanlarda sahneye “Ten” adı altında çıkıyorduk. 2000 yılında değişim zamanı geldiğini düşündük. Bizi en iyi tanımlayacak isim arayışımız başladı. Rock müzik doğasında zaten bir reddediş var, Türkiye eski döneme nazaran farklı bir süreçten geçiyor, şarkılarımızda da anlatmak istediklerimiz var ve bunların hepsini birleştirince Redd güzel geldi, hepimize de yakıştı ve böyle kaldı.
Nükhet: Hepiniz toplum tarafından kabul görebilecek mesleklere sahipsiniz. Özellikle mimarlıkta iyi para var diyorlar. Peki neden kurtlar sofrasında yer almak gibi bir tercihiniz oldu?
Doğan Duru: Kurumsal yapıya hepimiz karşıyız bir kere. Hepimizin toplum tarafından kabul gören mesleklerimiz olabilir ama bu meslekler; kullanış şekli ve hayat pratiklerinde yaşayış biçimi olarak bizi zorlayan bir şey. Berke için konuşursak bir büroda düzenli çalışıp mimarlık yapmak, kendisi için zor bir durum.
Müzik yapıyorsanız eğer, başka bir hayat formunda yaşamanız gerekiyor.
Nükhet: Devlet Opera ve Balesi kadrosunda 2002 yılında yer aldınız? Ki Opera konusunda ciddi birçok işe imza attınız. Bunlardan birisi de İtalya Hükümetinin verdiği özel yetenek bursu…
Doğan Duru: Opera benim için çok güzel ve ciddi bir kariyerdi. Hâlâ hayatımda önemli bir yere sahip. Opera okurken de rock müzik ile ilgileniyordum. Opera söylerken çok özgür değilsiniz; olan bir besteye sesinizi, duygularınızı ve stilinizi katıyorsunuz. Birinden birini seçmem gerekiyordu ve ben üretmeyi ve paylaşmayı seçtim. Bu durum diğer üyeler için de geçerli.
Nükhet:Türkiye’de Opera ile ilgili çalışmalar yapacak mısınız?
Doğan Duru: Türkiye’de aktif olarak opera ile ilgili çalışmalarda bulunmadım. Daha çok İtalya, İspanya ve Almanya’ da çalıştım. İtalya’ da öğrenci iken Türkiye’de Devlet Opera ve Balesi sınavına girdim ve kazandım. Ancak burada işler yurtdışındaki gibi yürümüyor bir kere bize ait olan bir kültür değil opera. Kurum içi hastalıklı bir yapı var ve devam ettirmek istemedim. O hayat stili 9-6 çalışmaktan bir farkı yok fakat sanat farklı bir formatta yapılmalı. Türkiye’de bu durum malesef şimdilik geçerli değil. Ama işime devam ediyorum. Özel ders veriyorum, Sabancı Üniversitesinde öğretim görevlisi olarak çalışıyorum vs. ancak kurumsal bir yapı altında çalışmayı düşünmüyorum, serbest çalışmayı tercih ediyorum.
Nükhet: Şarkılarınızı dinleyince aklıma John Malkovich Olmak filminden bir replik geldi: “Bilinç, korkunç bir lanettir. Düşünürsün, hissedersin, acı çekersin.”
Doğan Duru: Bilinci lanet olarak görmüyorum. Farkında olmayı hangi sıfatın yanına koyacağınız çok önemli. Şarkılar genel olarak bilinçten arta kalanların birleşiminden oluşan şeyler. Geriye bakıp şarkıları tekrar okuduğumda , farkında olmadan yaşadığım her saniyeden beslendiğimi anlıyorum. Bahçelere Daldık, Kirli Suyunda Parıltılar böyle şarkılar. Yazdıklarım, yaşadıklarımın birer ürünü.
Nükhet: İlk albümünüzde yer alan “ Öperler” adlı şarkınıza çekilen klip “fazla erotik” olduğu gerekçesi ile kanallar tarafından reddedildi? Ayrıca ciddi maddi zararınız da olmuş?
Doğan Duru: Erotik bulunduğu tahmini bizim tarafımızdan yapılmadı. “Ciddi zarar ettiler” denildi vs. bu yorumlar da bize ait değil. Reklam yapıyorlar bile denildi. Eğer reklam yapmak isteseydik Türkiye’de Türk mankenler ile çekimi gerçekleştirirdik. O klip; erotik olduğu için değil, yeni bir grup olduğumuz için reddedildi. Şimdi böyle bir durumla karşılamayız herhalde.
Nükhet: O riski tekrar göze almayız diyorsunuz?
Doğan Duru: Yani o şarkının gerektirdiği bir şeydi. Ahaha şarkı için gerekirse 10 hatunla da aynı yatağa girebiliriz. J
( Klip ile ilgili birkaç bilgi vermeden edemeyeceğim. Klip Amerika’ da bir otel odasında çekilmiş. Mete Özgencil’in imzasını taşıyor. Aldığım duyumlara göre Mete Özgencil bir marketten alışveriş yaparken orada çalışan iki kızı çok beğenmiş ve klipte oynamalarını teklif etmiş. Kızlar da eğlenceli olacağını düşünerek kabul etmişler ve para almadan rol almışlar merak edenler www.redd.com.tr adresinden izleyebilirler ( Kabul etmeselerdi oynamazlardı tabii. Anlatım tarzımı yiyeyim ben. İşte böyle. Tamam tamam devam ediyoruz )
Nükhet: Nerede kalmıştık. Evet! 2 albüm arasında çok kısa bir süre var. 2 albüm arasında en az 5 yıl olmalı kuralını duymamış mıydınız? Şaka bir yana kısa sürede çıkması risk değil mi?
Doğan Duru: Albüm yapmak konusunda geç kalmıştık zaten. İlk albümde kendimizi anlattık ama ikinci albümde daha iyi anlattığımızı düşünüyoruz. Bir sonraki albüme ise çok var zira yeni çıkan albümde anlatmak istediğimiz çok şey var ve anlatmaya yeni başladık.
Nükhet: Türkiye’deki müzik piyasasının durumunu düşünürsek, istediğinizi yapabiliyor musunuz?
Doğan Duru: Türkiye’de müzik piyasası farklı, İngiltere’de bir albüm çıkarsaydık ve o piyasanın içinde olsaydık eminim ulaşabileceğimiz kitle daha fazla olurdu. Ancak Türkiye’de Türkçe müzik yapıyoruz Arabesk bir söylem içinde değiliz, olmak da istemiyoruz. Herkesin dinleyebileceği popülerlikte müzik yapmıyoruz.. Türkiye’ nin tabanı için popüler sözler, anlatım şekilleri ve müzik alt yapıları oluşturan gruplar var. Rock müzik enstrümanı kullanmak rock müzik yapılıyor anlamına gelmiyor. Bazı kişilere göre biz de rock müzik yapmıyoruz çünkü o kadar kirli soundlar kullanmıyoruz. İngiltere’ deki rock müzik tarzını örnek alıyoruz.
Nükhet: Hazır söz gruplardan açılmışken; son zamanlarda albümü yayınlanan beğendiğiniz gruplar?
Doğan Duru: Samimi bulduğum birçok isim var. Duman, Teoman, Feridun Düzağaç, Demir Demirkan başarılı bulduğumuz birkaç isim. Yeni çıkanlardan ise beğendiklerim var tabii ama ciddi bir samimiyet eksikliği de var.
Nükhet: Yabancı gruplar ?
Doğan Duru: U2, Pink Floyd dışında Muse, Keane, Cold Play.
Nükhet: Grubun yetenek küpü sizsiniz. Şarkı sözleri, müzikler. Şarkıyı kim yapıyorsa, O’nun dediği olur gibi bir durum oluyor mu?
Doğan Duru: Teşekkür ederim. Şöyle anlatayım bir futbol takımının yıldızı gol atan olsa bile, gol atmasını sağlayan takım arkadaşlarının emeği de yadsınamaz. Ve bu işin bir takım oyunu olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca stüdyoya 20 şarkı ile giriliyor ama grupça beğendiğimiz 10 şarkıyı repertuarımıza alıyoruz. Bir ara bir kural koymuştuk; herkes mutlaka bir şarkı yazıp getirecek diye.
Nükhet: Gerçekten mi? Süpermiş! Şarkı sözleri genelde sizin eseriniz olduğundan mıdır nedir; cep telefonu kullanmıyormuşsunuz hatta evdeki telefona bile bakmıyormuşsunuz, telesekretere bağırılınca ancak aramak aklınıza geliyormuş.
Doğan Duru: Yok canım telefon kullanıyorum ancak arada kullanmamak çok iyi geliyor.
Valla ben Emrah Bey’in yalancısıyım. J ( Bu arada bu cümleden sonra muzır bir bakış fırlatıldı Emrah Bey’e)
Nükhet: “ Kardeş kardeş oynayın!” “ Kardeş gibiyiz” deyişleri sizde gerçek anlamını bulmuş. Zor olmuyor mu?
Doğan Güneş: 1996 dan beri birlikteyiz artık kimin, neye, nasıl tepki vereceğini biliyoruz. Birbirimizi çok iyi tanıyoruz. Zor olmuyor. Soğuk insanlar olduğumuz için birbirimize uzak görünebiliyoruz. Genel olarak müzik piyasasında da bizi böyle görebiliyorlar. Bizi zengin, züppe, snop sanabiliyorlar. Ben hep şunu söylerim “ çok sıcakkanlı olmak, aşırı kabalıktır” ayrıca aşırı soğuk olmak da öyle. Denge kurabilmek çok önemli.
Nükhet: Asıl merak ettiğim; ikiye iki çıkabilecek( varsayım sadece) anlaşmazlıklarda Suat eline tencere, kepçe alarak başlama bitiş gonkları çalıyor mu? Nakavt olan kardeşlere 10’a kadar sayıyor mu?
Doğan Duru: Hahaha ...Yok canım öyle bir şey.
Nükhet: Konserlerinizde özel istekleriniz oluyor mu? Madonna vb. sanatçıların farklı istekleri ile karşılaşıyoruz. Sizinkinin ne olduğunu merak ediyoruz?
Doğan Duru: Bizim de bir istek listemiz var ama herkeste olan listelerden. Belli başlı bazı isteklerimiz oluyor. Belli sayıda kola, belli sayıda bira vs. gibi…
Nükhet: Konserlerinizde veya bar programlarınızda genel olarak sizi çok şaşırtan “yuh be kardeşim, bu kadar olmaz” dediğiniz olaylar oldu mu?
Doğan Duru: Konserlerde öyle şaşırtan bir olay ile karşılaşmadık. Ancak şöyle bir olay başıma geldi. “ İzmir’de bir marketten alışveriş yapıyorum ki orada bulunan çocuklar sürekli televizyon izliyorlar, bir şey istediğimde bile gözlerini televizyondan ayıramadılar vs. Neyse alışverişimi yaptım, ödemeyi yaparken şöyle bir baktı bana ve dedi ki “ şarkıcı redoya ne kadar benziyorsunuz” dedi. “Peki” dedim, marketten çıktım.
Nükhet: Onun dışında bir şeylerini fırlatan hayranlar yok değil mi?
Doğan Duru: Hahaha, yok canım. Olmaz zaten öyle bir şey.
Nükhet: MTV Word Chart Express listesine 10. sıradan girdiniz. Hım önemli bir başarı. Popülerliğinde bir değişiklik oldu mu?
Doğan Duru: Pek bir fark yaratmadı -ki Türkiye’den listeye giren başka isimler de var. Bizim için önemli olan; görsel ve işitsel olarak Avrupa standartlarını örnek almaya çalışıyoruz ve bu listeye girmiş olmamız bizim doğru bir şeyler yaptığımız göstergesi.
Nükhet: Şarkı sözlerinizde insanın yalnızlığını, tükenmişliğini, duygusal çöküşünü anlatıyorsunuz. Spot ışıklar altında bahsettiğiniz yalnızlık sizin için de geçerli olmuyor mu?
Doğan Duru: Bunun keyfi var. İtiraz ettiğim bir durum değil, bilakis sevdiğim bir durum. Halbuki hepimiz kendi halinde alelade insanlarız,
Yalnızlığın keyfi hep böyle kaçar mı? İllaki birileri yalnızlığınızı bozacaktır. Yalnızlık derken birileri ile hayatı paylaşmaktan bahsetmiyorum. Odamda oturmayı severim, albüm çıktıktan sonra sokakta yürümek daha zor olmaya başladı, insanlar televizyonda gördükleri gibi sanıyor sizi. O sadece bir video ama insanlar sizi herkes iki hatunla takılan bir tip olarak görebiliyor.
Nükhet. Kendi şarkılarınızı seslendirmenizin dışında bar çalışmalarınızda cover çalışmalarına devam ediyorsunuz?
Doğan Duru: Büyük bir keyifle devam ediyoruz.
Nükhet: Pink Floyd The Wall diyorum başka bir şey demiyorum.
Doğan Duru: Pink Floyd The Wall olarak değil, genel olarak çok tutarlı bir grup. Anlattıkları bazı şeyler var ve bunu ciddi başarılı bir müzik formunda veriyorlar. Adona’nın bir lafı vardır “ Bir protesto eylemi içindeyseniz ve onu sanat ile anlatmaya çalışıyorsanız illaki o protesto edilgen hale gelir, gelmelidir de. Yani şundan bahsediyorum bir eyleminiz varsa o eylemden çok daha sağlam müzikal bir alt yapınız olmalıdır. Pink Floyd’da bunu çok iyi başarmış bir grup. Anlatmaya çalıştığınız, yapmaya çalıştığınız şeyi bir de insanlara ayrıca açıklamaya çalışıyorsanız burada çok büyük bir gedik var demektir. Mesela Nietzche okuduğunuzda net bir şekilde her şeyi anlamazsınız ki. Herkesin anlayabileceği bir şeyler yazmak isteseydi, oturup masal yazardı. Biz de ince ince anlatmak istediklerimizi şarkılarımız ile anlatıyoruz bunun dışında ekstra bir çaba sarf etmiyoruz. Türkiye’de ciddi bir “aydın” eksikliği var. Biz aydınız demiyoruz sadece “aydın” olmaya çalışıyoruz diyebiliriz.
Nükhet: Netten yaptığım araştırma sonucunda gördüm ki siz bir sürü iş koşturmuşsunuz. Güneş’in yayınlanmış bir kitabı var. Siz ve Berke öğretim görevlisi olarak çalışıyorsunuz. Suat grup dışında müzik çalışmalarına devam ediyor vs. İnsanın hangi ara müzik yapıyor bu adamlar diyesi geliyor.
Doğan Duru: Bunların hepsi vakit alıyor. Bir bakıyorsunuz 33 yaşına gelmişsiniz. Keşke 25 yaşında olsaydım ve bu seviyede müziğin içinde olabilseydim. Sürekli okuyarak geçti zamanımız. Dönem dönem işlerimiz oluyor ama bizim asıl işimiz müzik ve buna zaman ayırmak istiyoruz. Gerisi evde geçireceğimiz boş vakitten ayırdıklarımız ile yürüyor.
Nükhet: Yaş 33 yolun yarısına sadece iki sene kalmış. “Eh artık biz büyüdük, evlenmek gerek , çocuk yapmak gerek ” gibi bir planınız var mı? Yada geleceğe dair planlarınız neler?
Doğan Duru: Hahaha o şekilde büyüme içinde değiliz biz. Ama anlatmak istediğiniz hayatı, öyle kabul etmek gerekiyor. Ne kadar inkar edersek edelim, Türkiye’nin varolan bir gelenek ve kültür yapısı var. Bu kültür yapısında, genel majör tavır şu; şanslıysa üniversiteye gider, askerliği aradan çıkarır, evlenir sonunda çocuk sahibi olur ve hayata devam eder. Şanslı değilse üniversiteyi gidemez ama askere gider, iş bulur, evlenir vs. biz öyle bir geleneksel ortamda büyümedik daha askere gitmedik biz.
Nükhet: Hımm ihbar ederim. Tüm konserlerinize ücretsiz giriş hakkı istiyorum.
Doğan Duru: Kaçak değiliz ki biz. Hepimiz okuyoruz.
Nükhet: Bir erkeğin kalbine giden yol, midesinden geçermiş. Sizin için geçerli mi bu?
Doğan Duru: Evet öyledir. Ben yemek seçmem ama iki tane nefret ettiğim yemek vardır. İmambayıldı ve sarımsak ağırlıklı yemekler. Güneş; soğuk yemek yemez, zeytinyağlıları yemez. İlke; asla meyve yemez, asla alkol kullanmaz et ağırlıklı yemekler yer. Berke; balık yemez. Suat; yemek seçmez, bol bol kahve tüketir.
Nükhet: Sahneye çıkmak dışında bunların tamamen dışında nasıl eğleniyorsunuz? Sizi bir pijama partisinde görmek mümkün mü?
Doğan Duru: Pijama partilerine pek takılmıyoruz. Dışarı çıkmıyoruz. Herkes kendi ile kalıyor. Bazen, beraber dışarı çıkıp kahve içiyoruz vs. 97’ye kadar neredeyse her gece dışarı çıkıp eğlenirdik.
Nükhet: Grupça yaptığınız bir çılgınlık var mı? “Abi çok sarhoştum, Güneş tutmasa atlıyordum” gibi..
Doğan Duru: Yaptığımız şeyler var tabii. Anlatılmayacak kadar büyük ya da anlatılmaya izin verilebilecek kadar küçük bir şey yapmadık.
Nükhet: Albüm yapma sürecinden geçmiş bir grup olarak; bu tarz çalışmalara başlamış, kendi kitlelerini yaratmış amatör gruplara tavsiyeleriniz neler?
Doğan Duru: Albümü olan mı?
Nükhet: Yok albüm çalışmaları olan gruplar için önerilerinizi merak ediyoruz?
Doğan Duru: Albümü olup da bir sürü amatör grup var. Amatör gruplara gelince; en önemlisi ki bu hataya biz de düştük. Yanınızda bulunan, size destek olan, sizi seven insanların aynı zamanda müziğinizi sevmesi hiçbir şey ifade etmiyor. Kendinize karşı objektif olamıyorsanız ya da etrafınızdaki insanlar size karşı objektif olamıyorsa, müzik yapmaktan vazgeçin derim. Şarkınızın sözleri, müziği, düzenlemesi, kaydı ve sahne performansınızın çok iyi olması gerekiyor. Bu beş unsur çok önemli, bunların hepsi bir bütün ve buna dikkat etmek gerekiyor. Kendilerini acımasızca eleştirebilmeliler.
Nükhet: Sanat kimin için?
Doğan Duru: Şarkıları yazarken aman birileri beğensin, birilerinin içi acısın vs. diye düşünmüyorum. Tamamen kendim için, yaşadıklarımın etkisi ile ortaya çıkan yazılar bunlar. Müzik bencil bir şeydir. Sadece müzik değil, sanat bencil bir şeydir. Anlatmak için bir derdim var ve bunu yazıya aktarıyorum vs.
Nükhet: Bulutsuzluk Özlemi’nin 20. yıl konserinde Otomatik Portakal filminin kostümleri ile çıktınız? Bu filmin sizin için bir anlamı var mı?
Doğan Duru: O gece Bulusuzluk Özlemi’nin “Mekanik Fanatik” adlı bir şarkısını seslendirdik. Sanırım Nejat Yavaşoğulları bu şarkıyı çevik kuvvet için yazmış ama biz biraz daha geniş ele alalım dedik. Dünya’nın genel gidişhatında varolan, güçlünün güçsüze zulmünü düşünürsek ki bu Amerika’nın Irak’ı bombalaması ve kendisini Dünyanın efendisi sanmasından tutun da sokakta polisin sizi, alkol kontrolüne alması sonucunda eğer sizde birşey çıkmamış ise“s..tir git” diyebilme özgürlüğüne sahip olduğunu sanması da olabilir. Bunun gibi bir çok örnek var çevremizde. Bu ve buna benzer olaylara tepkimizi dile getirmeye çalıştık sadece.
Nükhet: Konu sinemadan açılmışken sormadan edemeyeceğim. Sinema ile aranız nasıl?
Doğan Duru: Kubrick hepimizin sevdiği bir yönetmendir. Adamın anlatmak için bir derdi var ve bunu göze soka soka yapmıyor. Sadece anlatıyor. Bunun gibi filmlere pek rastlamak mümkün değil malesef, zaten adam da sayılı yönetmenlerden biri. En son Hokkabaz filmine gittim. Beğenmedim. Eğer bir iş yapıyorsanız herkese hitap etmesini sağlamaya çalışmanız, bir ilkokul öğrencisi de bir iş adamı da izleyebilecek düzeyde yapmanız işin samimiyeti sorgulanmaya başlar. Büyük paralar harcanıyor ve 1.5 dakikalık bir er sahnesinde hiç oyunculuk deneyimi olmayan bir kişi kullanılıyor vs. o 1,5 dakikalık sahneyi şölen haline getirebilecek yetenekte insanlar var Türkiye’de ve bu yetenekler yardımcı roller alarak dizilerde oynayabiliyor. Diğer her yapıda olduğu gibi bu da sağlıklıksız bir yapı...
Nükhet: İkinci albümün başarısından memnun musunuz?
Doğan Duru: Şimdilik aldığımız sonuçlar iyi, hemen tüketilebilecek bir iş yapmadığımıza inanıyoruz ve devamının geleceğini tahmin ediyoruz. Gelen tepkiler memnun edici. Herşey iyi gidiyor diyebiliriz.
Nükhet: Teşekkür ederiz Doğan Bey ağzınıza, ayağınıza sağlık.
Doğan Duru: Biz teşekkür ederiz.
Bu adamlarda kapristen eser yok, hatta bu konuda zafiyet bile geçirebilirler. Gerçekten tatlı ballı, hoş bir sohbet oldu.
Hangibar.com - 17 Kasım 2006
|