|
Grup Patika İle Dünden Bugüne...
Sizi Grup Baran’ın ikinci albümünden tanıyoruz, o günden bu güne kadar neler yaptınız?
Onur Akın, son albümden sonra tek başına albüm yapmak istediğini söyleyerek gruptan ayrıldı. Biz, daha sonra üçümüz bir arada Bumerang isimli bir grup kurduk. Daha başka bir formatta, biçimde; bas, elektro gitar, davulu da kullandığımız çalışmalar yaptık. Konserler, festivaller vs. şu zamana kadar Bumerang’la geçti. Albüm fikri hep vardı. Biz Baran’dan beri birlikteydik ama bir türlü tam bir bütünlük sağlayamadık. Albüm yapacak birliktelik sağlayamadık. Sorunlu oldu. Biri geldi biri gitti. Sonuçta Patika olarak yapığımız albümde Bumerang olarak yapmaya çalıştığımız albüme koymayı düşündüğümüz şarkılar da var. Madem bir birliktelik sağlanamıyor bizde var olanla bir şeyler yapalım dedik.
Hep müzikle içlidışlıydık zaten. Bazen müziği de bir iş olarak görüyorsun para kazanmak için, başka projeler yapıyorsun. Ama kendi adımıza bir şeyler yapmak olarak adlandırdığımızda ismimizi koyduğumuz tek proje Bumerang oldu. Onun dışında başka işler de yaptık müzik yada müzik dışında ama daha sonra, Bumerang da devam etmeyince, kadro devam etmeyince zamanla alıştık üç kişi olarak müzik yapmaya. Bu hoşumuza da gitti. Baran’dan sonra bir türlü düşlediğimiz yere gelemedik, istediğimiz gibi olmadı. Zamanla çekirdek bir kadroya evrilerek devam etmeye kara verdik. Oldukça uzun zaman ara verdik ve bundan sonra arayı kapatmak istiyoruz.
Baran’dan bu güne müziğinizde ne gibi farklılıklar var? Neler gelişti ve değişti?
Farklılıklar var tabi. Zaman gibi, hayat gibi değiştik; geliştik. O gün yapılanı reddetmiyoruz hiçbir şekilde. O gün yapabileceğimizin en iyisini yapmaya çalıştık. Ama müzikal anlamda biraz daha geliştik, değiştik. Aynı olmasa da çok da kopuk değil yaptığımız; o günkü bakış açımızın biraz daha gelişmiş hali.
80’den sonra kurulmuş her şey bir kesintiye uğradığı için bir şeyler değişti, gelişti. O dönemde var olan başka gruplar da sanatçılar da daha sonra gelişen 15 senede çok değiştiler. Teknolojiyi kullandılar, enstrümanlarında geliştiler. Sanatsal bakış açılarında geliştiler. Kimileri gelişmedi tabii. Fakat o dönemin gelişimine göre ihtiyaçlar da farklıydı. Yani kullandığın mikrofondan tut kullandığın enstrümana kadar birçok şey geri olmasına rağmen bunlar çok da önemli değildi. Herkes bir biçimde bir yerden bir gitar buluyordu, bir şey buluyordu, müzik yapıyordu, heyecan harikaydı. Ama önemli olan biraz var olmaktı. “Sesin iyi geliyor mu?” gibi kaygılar yoktu. Bir açlık vardı. Gitarı bağlamayı alan gidiyordu.
Biz Patika olarak da üç enstrümanla mandolin-bağlama, klasik gitar, akustik gitarla ve haberleşip, şu gün şuradayız, deyip bir araya gelebiliyoruz. Bu günün teknolojisiyle bazı kaygılar da gelişti. İyi ses, iyi enstrüman ama bakışımızda temelde değişiklikler yok. Sadece bu sıkıntılara paralel olarak kaygılar yok. Çok büyük değişiklik olmadan -teknik olarak da içerik olarak da bir şey değişmedi tabi- büyüdük, geliştik.
Grup Baran’ın politik bir duruşu vardı. Siz kendinizi nerede görüyorsunuz?
Grup olarak bunu çok düşünmedik açıkçası. Ama bence kişisel olarak ya ezenden ya ezilenden yanasınızdır. Politik duruş her zaman var bir sanatçı olarak. Baran olarak yaptıklarımızdan pişman değiliz, arkasındayız da sonunu kadar. Onaylıyorum o gün yaptıklarımızı.
En azından duyarlılığım değişmedi. Çok gençtik. Bir biçimde büyüyorsun, bir şeylerin farkına varıyorsun. Tabi ki o gün baktığın gibi bakamıyorsun. Ama bu temelden bakarsan aynı politik duyarlılığa sahibiz.
Dinleyince Latin ezgilerle; günümüzde, ülkemizde kullanılan çağdaş müziğin formlarını bir arada gördük. Tarzınızı siz ne olarak adlandırıyorsunuz?
Açıkçası tarz olarak iki gitar bir bağlama ya da mandolinle yapılan bir müziğimiz var. Rock ya da halk müziği diye bir yere koyamıyoruz. Hissettiğimiz gibi çalıyoruz sadece. Ama Latin ezgileri, Türk müziğini etkileyen bir tarzdı. İnti-İllimani yıllardır çok etkileyen bir tarzdı. Etkiledi bizleri sadece onlar değil . Ama var olan kalıpların dışında bir şeyler yapma çabası... Az enstrüman da olsa varolan icra biçimlerinin dışında kendimize dönük, daha hissiyatlı, yani politik duruş dışında sanatsal estetiğin de dışavurumunu gösteren bir yapısı var. Tabi ki etkilenmişizdir. Kulağımıza çalınmış. Birbirimizden illaki etkilenmişizdir.
Ama düşününce bir isim koyamadık. Sonuçta biziz. Bestelerimiz, ülkemizin sanatsal ortamından etkilenerek ortaya çıkmış şeyler. Kürt de var içimizde. Kürtçe şarkı koyduk albüme. Kürt yanımızı yansıtmış olduk; Kürtçe de olsun, dedik.
Yani bu biziz. Kendimizi anlatıyoruz. Kendi duyarlılığımız, sözlerimiz, müziğimiz, her şeyiyle bize ait olan bir albüm. Kendimizi dünya ile olan ilişkimizi yaşamla ilişkimizi anlatmaya çalıştığımız bir albüm bize ait bir müzik.
Sorarlarsa ne deriz, diye düşündük biz de; bir şey bulamadık açıkçası. Minimal soundla, çok gürültü yapmadan az enstrümanla söylemek istediğini sakin bir şekilde söyleme fikri gelişti bizde sadece. İnanıyoruz ki bu fikirden etkilenerek müzik yapacak insanlar da olacaktır. Pek düşünülen bir şey değildi. Grup deyince davulu, bası daha kalabalık şey akla geliyor.
Politik duruşu olan hem de deneysel olan çalışmalar pek yok mesela.
Duyarlılıklarınız nereden besleniyor? Neleri konu ediyorsunuz şarkılarınıza, bunları nasıl yansıtıyorsunuz?
Aslında genelde bu çıkanlar doğaçlama, ama sonuçta bunlar toplumdaki ya da yaşamımızdaki bazı olaylardan etkilenerek yaptığımız şarkılar. Hemen hemen hepsi de birilerine bir şeylere adanmış. Mesela “Peluşka” var, dağda öldürülen Perihan Solak isimli gerilla kız için yapılmış; “Sakelenge” diye Kamer Telhani’ye adadığımız bir şarkı da var. Sonra “Fırtına Kuşları” diye bir şarkımız var. O da Çiftehavuzlar operasyonunda Sabahat Karataş öldürüldüğünde, Deniz’in o olaydan duygulanarak yaptığı bir şarkı.
Yani şarkılarımız, genelde toplumsal olayların bizi etkilemesiyle ortaya çıkıyor. Yoksa oturup düşünüp de bir şey yapalım diye yapmıyoruz. O an tabi ki yaşamın içinde etkileniyorsun, sonuçta sen de sanatçı olarak duygularını sanatınla insanlarla paylaşıyorsun. Yani günlük hayatta yaşadıklarını, gördüklerini, bir biçimde herkes görüyor. Ama algılama biçiminin farklı şekillendiriyor. Yani belki o yüzden ne bileyim bu şarkıların birçoğunun kaynağı on yıl öncesine gidiyor. Gidiyor ama o gün söylemedik. Yıllardır da müzik yapıyoruz, hep bir takım çevrelerin içindeyiz. Bazen bulunduğun çevrede her şeyi çok inandırıcı bulamayabiliyorsun. Ya da çarklar her yerde birbirine benzer işliyor. Bizim piyasamızda da, pop piyasasında da böyle...
Günlük yaşamı algılama biçimimizden besleniyoruz. O yüzden belki üç enstrümanlı soundun kaynağında bile böyle bir şey olabilir.
Az enstrümanlı bir soundunuz var. Bundan sonra Patika deyince aklımıza bu mu gelmeli? Patika soundu budur, diyebilir miyiz?
Sert bir sınırlama yok. Hep böyle olacak diye bir şey yok. Yani bu süreçte bu kadardık, bu da hoşumuza gitti. Müzikal anlamda yeterli de bulduk. Yoksa bas olmasın, davul olmasın, akordeon olmasın vokal olmasın diye bir şey yok.
Albüm kapağında, konserde yapabileceğimizden daha fazlasını yapmak istemedik, diyorsunuz. Yani sahnede ne yapabiliyorsak albümde de onu yaptık diyorsunuz. Sonuçta böyle albüm yapmak da mümkün ama bir albüm ile bir konser farklı şeyler değil midir?
Tabi ki bir kayıtla bir konser birbirinden farklıdır. Yani sahnede kötü söyleyebilirsin ama kasette kötü söylediğin kaydı ya da kötü çaldığın kaydı bırakmazsın. Onun en iyisini en güzelini yakalamaya çalışırsın. En iyi performansını...
Sadece genel bir format oluyor. Ve bu her tarz müzikte böyle. Ülkemizde; piyasanın önde gelen profesyonel stüdyo müzisyenleri bu gün bir bakıyorsun; popçulara gitar çalarken, aynı zamanda politik duyarlılığı olan bir grubun kaydında da belli miktarlarla aynı yaratımı gösteriyor. Aslında çok da iyi bir şey olmuyor. Sanatı daha az oluyor yapılan müziğin ya da daha gerçek bir şey olmuyor. Benzer basçılar benzer davulcular var. Ama en azından şunu söyleyebilirim; Patika ile ilerde farklı enstrümanlarla bir çalışma yaparsak bu yine bu grup elemanlarının çalacağı bir şey olacak.
Bir de Patika’nın akustik bir soundu var artık. Öyle pek elektronik bir şey katmayı düşünmüyoruz. Akordeon olur flüt olur perküsyon olur. Ama dijital teknolojiyi ya da bilgisayar teknolojisini katmayı düşünmüyoruz. Elektro, bas, davul vb. düşünmüyoruz yani. Reddetmiyoruz ama akustik tarz daha sıcak geliyor.
Gruba yeni bir eleman alma ile ilgili genel bir düşünceniz var mı? Nedir kriterleriniz? Patika’yı ilerde daha çok elemanla görebilirmiyiz?
Günlük yaşamda, duyarlılık ve bakış açısı anlamında bizden çok da uzak olmamalı. Ama biz bir işyeri değiliz sonuçta. Birtakım kriterleri çok net yazıp böyle birini arıyoruz, diye birşey söyleyemeyiz. Ama sadece beraber bir şey üretebiliyorsak, bakış açısı anlamında da aynı yolda yürüyebiliyorsak, bizi rahatsız etmiyorsa yani, neden olmasın, diyoruz.
Aslında sol anlamında örgütlü bir yanımız yok. 12 Eylül’den önce örgütlü mücadele de yer alan arkadaşımız var ve daha sonra 2 yıl kadar bir tutsaklık süreci de var ama bu güne bakınca devrimcilik anlamında bir örgütlülüğümüz yok. Ama sonuçta namuslu olsun, ahlaklı olsun; yaşama karşı duyarlı olsun tabi ki. Sadece müzik yapıyorum, diyen; beni başka bir şey ilgilendirmez, yani ne Irak ne Türkiye, açlık grevidir, ölüm oruçları vs. beni ilgilendirmez, diyen biri de olmasın. Ama çok da politik bir yanı olsun diyemeyiz. Nihayetinde bizim de politik duruşumuzda bir netlik yok. Belli duyarlılıkları olsun. Tabi ki müzik yapacağız ama kesinlikle toplumdan kopuk olmayacak bu. Toplumun sorunlarına duyarlı, lafını söyleyen, söyleyecek sözü olan, muhalif bir grup olarak yaşamak istiyoruz. Sadece müzik yapmak değil amacımız.
Baran’dan geriye kalanlar demişsiniz kendinize albüm kapağında. Nedir bu geriye kalanlar?
Baran’da giden bir tek Onur Akın oldu. Kalanlar da biz olduk. 4 kişiydik en son, üçümüz kaldık. Biz aslında Baran olarak da devam ettirebilirdik ama Baran‘da Onur Akın’ın sesi çok karakteristik bir şekilde simge olmuştu. Bizim hiç solistlik deneyimimiz olmamıştı. Ne yapalım diye düşününce, kararsız kaldık bir an. Sonuçta olmamasına karar verdik. Artık devrini kapattı diye düşündük. Bizce Baran, sürecini yaşadı ve bitti. Daha sonra Bumerang ile devam etme kararı aldık. Onu da geliştiremedik. İstediğimiz yere gelemedi ve sonuçta Patika’ya evrildik. Kalanlar da biziz yani üçümüzüz.
Anadolu’nun Sesi Redyosu’nun düzenlediği ‘Şarkılarımız Irak İçin’ gecesinde sahne aldınız. Gece nasıldı sizce? Sizler geceye katılırken neler hissettiniz, neler düşündünüz?
Öncelikle çok sevindik böyle bir organizasyonda yer aldığımız için. Sonuçta bizimde yanı başımızda yaşanan bir vahşet var. Korkunç bir şey var. Buna karşı gerçekten yapılabilecek her şeyi yapmak istiyoruz. Yapabildiğimiz kadarıyla -sanatçı anlamında- katılabildiğimiz her türlü etkinliğe katılmak istiyoruz. Haykırmak istiyoruz. Söylemek istediğimiz çok var tabi ki. Ve dolayısıyla böyle bir gecenin içinde, böyle bir organizasyonun içinde yer almak bizi çok mutlu etti. Kendimiz ait hissettiğimiz insanların, dostların arasında birlikte Amerikan emperyalizmine, vahşetine karşı birlikte haykırdık. Böyle şeylerin daha çok olmasını istiyoruz.
Uzun zamandan beri bu tarz gecelere katılmıyorduk. Yaklaşık 12 yıl olmuştu ciddi ciddi. Ve yeni yeni konserler ve etkinlikler oluyor. Bizim için de tecrübe oluyor bu. Sadece süre biraz yetersiz gelmişti bize. Daha çok sahnede kalmak isterdik. Hatta sonra, keşke daha fazla söyleseydik, dedik ama bu tarz gecelerde genelde kalabalık olmasından kaynaklı ve tecrübelerimize dayanarak gereğinden fazla sahnede kalmanın doğru olmayacağını bilerek de sahneden ayrıldık. Bu anlamıyla afişe baktığımızda kadro güzeldi. Sanatçı azdı. Genelde gecelerde 20 sanatçı- grup olur ve zaman yetişmeye yetişmeye en son milletin beklediği sanatçılar çıkıp iki şarkı söyler ve gecenin sonu facia olur. Başta sanatçı çok olunca ve zaman da hovarda kullanılınca yetmiyor. Üç şarkı için sahne alan on şarkı söyleyip iner. Böyle bakınca gecenin görüntüsü de iyiydi. Akış anlamında da... Gördüğümüz kadarıyla seyircinin katılımı da iyiydi. Kitle daha fazla olabilirdi tabii. Ama sonradan biraz daha dolmuş iyi bir şey tabii. Yine şarkılara ve sanatçılara eşlik ve tepki de iyiydi bizce. İnsanların nerede ne yapacağını bilemez halde gezdiği bir ortamda böyle etkinliklerin olması önemlidir. Maalesef 80’den sonra bazı duyarlılıklar geriledi. İnsanlar aynı plajda denize giriyor. Biri boğuluyor, ölüyor ve onu çıkarıp yüzmeye devam edebiliyorlar. Bu anlamda duyarsızlık had safhada. O açıdan savaşa da açlığa da yaşanan zulme ve vahşete de duyarsızlığın olduğu bir ortamda böyle bir gecenin organize edilmiş olması kadar bizim de orada olmamız önemliydi. Hep birlikte Amerikan emperyalizmine karşı haykırdık ve Irak halkının yalnız olmadığını, duyarlı insanların da var olduğunu herkese göstermiş olduk. Önemli bir geceydi ve oldukça güzel geçti.
Teşekkür ediyoruz…
Tavır - 01 Ocak 2007
|