Ana Sayfa


















Text Reklamlar:

Yemek Tarifleri
Sağlık Kütüphanesi
Perde



Okay Temiz

> Farklı Dünyaların Davulcusu

 Biyografi | Diskografi | Fotoğraflar | Şarkı Sözleri | Akorlar ve Tablar | Basında | Forum
Farklı Dünyaların Davulcusu

Scott Robinson

Türk perküsyon ve davul ustası Okay Temiz 1968 yılından beri caz müziğinin ve dünya çapında vurmalıların Avrupa’daki en etkili seslerinden biri olmayı sürdürüyor. Temiz, aralarında Don Cherry, Maffy Falay ve Sevda, The Karnataka College of Percussion, Dexter Gordon, George Russell, Clark Terry, Nicky Skopelitis, Bernt Rosengren, Salih Baysal, Björn Jayson Lindh, Monica Törnell, Janet ve Jak Esim, Yıldız Ibrahimova, Group Zourna, Audio Fact ve daha birçoklarının da yer aldığı, dünya cazının önde gelen isimleriyle birlikte kayıtlara imza attı ve onlarla birlikte çeşitli gösterilerde sahne aldı. Sanatçı, Oriental Wind ve Montreux Caz Festivali ile Bombay’daki Caz Yatra Festivali’ne birlikte katıldığı, Magnetic Band gibi kendi oluşturduğu topluluklarla Türk, Balkan ve Roman ezgilerini caza özgü bir estetikle harmanladığı müziğiyle Avrupa’da yepyeni bir türün öncülüğünü yaptı. Kendi adını taşıyan şirket aracılığıyla yirmiye yakın albüm yayınlayan ve 1980-1990 yılları arasında çeşitli film müziklerine de imzasını atan Temiz şimdilerde Türkiye’de “Ritmin Günü”nü yakalamaya çalışan yaklaşık 200 üyeli dev bir vurmalılar topluluğuna önderlik ediyor.
Dünyanın ilk ve tek elektronik berimbau’su sayılan, elde-dövülmüş bakırdan çift-başlı bir darbuka (büyük davullar bile!), “artemiz” adını verdiği ve ineklerin boyunlarına asılan koca koca sıradışı çanlar ve “sihirli piramit” adını verdiği üç kenarlı elektronik bir davuldan oluşan bir davul seti yaratıcısı olan Okay Temiz çalgı yapımının da öncülerinden sayılıyor. Davul, berimbau, kalimba, konga, darbuka, ya da herhangi bir başka vurmalıda olsun, Temiz’in farklı dünyaların davulcusu olduğu su götürmez bir gerçek.

N.Scott Robinson: Türkiye’de geçen çocukluk yıllarında ne tür müziklerle yoğruldunuz?
O. Temiz: Annem klasik Türk müziğine düşkündü. Kendisi ut ve cümbüş çalardı. Öyle olunca da, çok küçük yaşlarımdan beri ondan dinlediğim Türk klasik müziğine aşinalığım var.

Robinson: Konservatuvar eğitimi aldınız mı?
Temiz: Evet, öncelikle klasik Batı müziği eğitimi veren Ankara Akademi’ye devam ettim. Orada klasik Batı müziğine özgü vurmalı çalgılar eğitimi gördüm.

Robinson: Davul çalmaya ne zaman başladınız?
Temiz: Davul çalmaya 1956’da Ankara’da bir dans orkestrasıyla birlikte başladım ve 16 yıl boyunca sürdürdüm. O zamanlar dans müziği Arjantin, Brezilya, Küba, Ispanya ve öteki ülkelere özgü farklı Latin türlerinin bir harmanıydı. Dans müziğinden önce caz yaptığımız gibi, gecenin ilerleyen saatlerinde yine caza döndüğümüz de oluyordu.

Robinson: Darbuka-davul setinizi nasıl geliştirdiniz?
Temiz: Ankara Akademi’yi bitirdikten sonra, Istanbul’da bir meslek okuluna gittim. Babam bir meslek edinmemi istiyordu. Orada çeşitli madenlerle çalıştım. Bu da bana uygun davulları oluşturmama olanak tanıyacak deneyim ve bilgiyi sağladı. O gün bugündür çalgılarımı kendim üretiyorum.
1970’de Stockholm’deyken büyük bir davulun pedallarını kendi yapımım olan iki büyük çift-başlı darbukaya iliştirdim. Sesi harikaydı. Bunun üzerine, tamtam yerine farklı boyutlarda üç dört çift-başlı bakır darbuka kullandığım ve bunlara trampet, floor tom, hi-hat ve birkaç Paiste zili eklediğim kendi davul setimi yapmaya koyuldum. Sonuç başarılı olunca, kendi sound ve tarzımı çok daha iyi yansıtan ve kendime daha yakın bulduğum çalgıları kendim üretmeyi bir alışkanlık haline getirdim. Genellikle tümden elde çakılmış bakırdan oluşan yedi parçalı bir davul seti kullanıyorum, ama kendi darbuka-büyük davulumdan da henüz vazgeçmiş değilim!

Robinson: Berimbau ile yakınlaşmanız nasıl oldu?
Temiz: 1973’te Arjantinli vurmalılar ustası Luis Agudo o sıralar yaşamakta olduğum Stockholm’a gelmişti. Berimbau yapmayı ondan öğrendim. Evimin önünde bir kavak ağacı vardı. Ilk berimbaumu yaparken bu ağacın bir dalını kullandık. O gün bugündür de berimbaumlarımı aynı daldan yapıyorum!

Robinson: Madeni sikkeyi aşağı yukarı kaydırarak telin farklı tınılar çıkartmasını sağlamak için berimbauyu çenenizle omuzunuzun arasında tutuyorsunuz. Bu yöntemi nasıl geliştirdiniz? Ne tür bir sikke kullanıyorsunuz?
Temiz: Berimbauyu da tuttuğum sol elimde, taş ya da metal yerine, büyükçe bir parmak zili kullanıyorum. Berimbauyu kimi zaman da çenemle omuzum arasında tıpkı kemancılar gibi kavrayıp iki elimin de boşta kalmasını sağlıyorum. Zili telin üstünde kaydırmak suretiyle seste çok daha fazla sayıda perdeye ulaşıyorum. Sese okyanus dalgalarını çağrıştıran bir tını kazandırmaya çalışıyorum. “ Drummer of Two Worlds” (1975) albümündeki “Denizaltı Rüzgarları” adlı parçamda bu yöntemi algılamanız mümkün. Ayrıca, elektronik berimbauyu da sıklıkla çalıyorum.

Robinson: Elektronik berimbaunuz nasıl bir şey?
Temiz: Ordan burdan topladığım farklı elektronik efektleri, pedal ve mikrofonları denemek suretiyle kendi elektronik berimbaumu ürettim. Su kabağından gövdesi yaya farklı bir biçimde iliştirilmiş olduğundan, yerinden oynaması pek kolay değil. Ahşaba iliştirdiğim minik bir mikrofon telini sesini yükseltmeye yarıyor. Sağ elimde altına mikrofon iliştirilmiş büyük bir caxixi tutarken, bir yandan da teli tıngırdattığım çubuğu kavrıyorum. Gövdenin altında parmağıma yüksük, metal sikke ya da bir sopa iliştirip tıklatabildiğim üçüncü bir mikrofon var.
Elektronik berimbaumun telinde Boss Super Chorus CH-1, Boss Super Phaser PH-2, DOD FX-70C Corrosion, Boss OC-2 Octave ve bir de Yamaha TB-01 Tone Booster olmak üzere beş farklı efekt pedalı kullanıyorum. Gövdede bir Aria FL-01 Flanger, bir de Ibanez AF-201 Auto Filter olmak üzere iki farklı efekt pedalından yararlanıyorum. Caxixi’de de iki efekt pedalı kullanıyorum: bir Boss Bass Flanger BF-2B, bir de Ibanez AF-201 Auto Filter. Yayda bir Barcus-Berry mikrofon, gövde ve caxixide ise amcamın yaptığı bağlantı mikrofonlarını kullanıyorum.

Robinson: Nana Vasconcelos’tan etkilendiğiniz oldu mu?
Temiz: Evet, ilk yıllarda Nana Vasconcelos plaklarıyla yatıp kalkıyordum.

Robinson: Davulda en çok kimlerden esinlendiniz?
Temiz: 1955’lerde konservatuvarda öğrenciyken Dizzy Gillespie big band’ini ve caz davulcusu Charli Persip’i ilk kez dinleme olanağını buldum. O sıralar caz radyo DJ’lerini de sık sık dinliyordum. Bu müziği salt plaklardan dinlemenin bile bende yepyeni ufuklar açtığını söyleyebilirim. Ne var ki, 50 ve 60’larda Türkiye’de caz müziği yapma olanağı yok denecek denli azdı. Vurmalılar konusunda en büyük esin kaynaklarım Afrikalı ve Hintli müzisyenler oldu. O tür müzikleri de çok dinliyordum.

Robinson: 60’ların sonlarında Don Cherry ile birlikte Türk halk müziğini cazla harmanlama düşüncesi nasıl oluştu? Afrikalı müzisyenlerle birlikte çalışmaya nasıl başladınız?
Temiz: Don Cherry ile 1969 yılında Stockholm’da tanıştık. Don engin bir bakış açısına sahipti ve Türk halk müziğinde de onun özgürce yorumlamaktan büyük bir keyif alabileceği yığınla şey vardı. Helsinki’de verdiğimiz konserlerin birinden sonra gazeteciler çaldıklarımızın yüzde sekseninin neden Türklere özgü bir malzemenin oluşturduğunu sordular. Don’un yanıtı, ”Her dakika kafamdan yeni bir şey geçiyor. Geleneksel Türk müziğini caz tarzında yorumlarken çalgımla istediğim yöne doğrulabilme olanağını elde edebiliyorum,”oldu. Yirmi yılımı Stockholm’da geçirdim. Bu kente yerleşen bir yığın Afrikalı müzisyen de vardı. Böylece onlarla tanışıp, birlikte çalışma fırsatını yakaladım.

Robinson: Sevda, Oriental Wind ve Johnny Dyani gibi topluluklarla birlikte çalıştınız. Bu çalışmalarınızda Roman, Türk, Afrika, Balkan ve Hint müziklerine özgü her tür çalgı ve etkileri Afrika kalimbası, Brezilya berimbausu ve Küba kongalarıyla harmanlayıp caz ve davula uyarladınız. Onca farklı müzik ve etkiyi aynı potada birleştirmeyi nasıl başardınız?
Temiz: Bir kültürün altyapısını inceleyip onu yakından tanımadıkça, ona sevgi ve saygı beslemedikçe o kültürün çalgılarını çalmam ya da müziğinden esinlenmem söz konusu bile olamaz. Bir kültürden esinlenmem ve onlara özgü çalgıları çalabilmem için öncelikle o kültürü bağrıma basmam gerekir. Müziğim farklı kültürleri tanıma yolundaki bir arayışın, farklı kültürlere duyduğum ilgi ve sevginin bir ürünü. Söz gelimi, çingeneler kendilerine özgü müzikleriyle çocukluğumdan beri yaşamımın bir parçası olmuştur. Sevda birlikte çalıştığım ve geleneksel Türk halk müziğini Isveçli caz ustalarıyla yorumlayan ilk topluluktu. 1972- 73 yıllarında birlikte üç albüm yaptık. Benim için müthiş bir deneyimdi!
Daha önce, 1968’de, Don Cherry ile birlikte Avrupa’nın kimi kentlerindeki müzik festivallerine katıldım. Ardından, 1970’de, Güney Afrikalı basçı Johnny Dyani ile çalıştım. Don Cherry ve Johnny Dyani ile birlikte festival ve konserlere katıldım. 1970’de üçümüz New Hampshire’daki Dartmouth College’a gittik. Orada kaldığımız üç aylık süre boyunca ben Türk ritm ve bileşimleri konusunda, Johnny Afrika bas dizeleri konusunda, Don da doğaçlama yöntemleri konusunda ders verdik.
Daha sonra Mongezi Feza adlı bir başka caz müzisyeniyle tanıştım. Johnny Dyani ve Mongeza Feza ile birlikte bir üçlü oluşturduk ve üç albüm yaptık. Sürekli yeni fikirler geliştiriyor, bir yandan da geleneksel Afrika müziği çalıyorduk. Abdullah Ibrahim adıyla da tanınan, Dollar Brand ile tanışmam da o yıllarda oldu. Dyani’yi de yanımıza alarak bir başka üçlü oluşturduk. Kopenhag ile Paris’te birlikte sahne aldık.
Tüm bu farklı deneyimlerin ardından, 1974’te Oriental Wind topluluğunu kurdum. Piyanoda Bobo Stenson (Isveç), basta Palle Danielsson (Isveç), saksofonda Lennart Aberg (Isveç), ney, tulum ve sazda Ahmet “Hacı” Tekbilek’ten oluşan bu grupta ben de darbuka, davul, elektronik berimbau, kalimba, bir tür flüt ve her türlü vurmalıları çalıyordum.
Çaldığımız müzik temelde Türk halk müziğinin Balkan, Hint ve Afrika tınılarıyla harmanlanıp caza uyarlandığı türde bir müzikti. Geleneksel bir ezgiyi 11/8, 9/8 ya da 7/8 olarak birkaç kez çalıyor, ardından doğaçlamaya geçiyorduk. Soloların ardından yeniden geleneksel ezgiye dönüyorduk. Öyle ki, farklı ülkelere özgü geleneksel ezgileri tıpkı birer caz parçasıymış gibi yepyeni ve alabildiğine coşkulu bir biçimde yorumluyorduk. Bu topluluk benim açımdan yaşamımın en çapıcı deneyimi oldu diyebilirim. Farklı halkların ezgileri cazın verdiği özgürlükle kaynaşıp, iç içe geçiyordu! 2002 şubatında bu grupla yeniden biraraya gelip Ankara ve Istanbul’da iki konser verdik.

Robinson: Roman müziği çalıp sıradışı ölçüler deneyen bir caz müzisyeni olarak, müziğinizi bu farklı biçemleri davul setinizde rahatlıkla çalabileceğiniz bir biçime nasıl uyarlıyorsunuz?
Temiz: Davul setinizi öyle çaldığınızda içinizde hem cazı, hem de geleneksel Türk halk müziğinin ölçülerini aynı anda hissetmek zorundasınız. Bu iki biçemin birleştirilmesi ilk başlarda bir hayli zaman aldığı gibi, disiplinli bir uygulamayı da gerektirmekteydi. Müziğe uyum sağlamak için yapmam gerekenleri iyice belirlemek ve müziği onların çaldıkları gibi çalmak zorundaydım. Vurmalıların başına geçtiğimde içimde daha folklorik bir şeylerin kıpırdaştığı duygusuna kapılıyorum. Katıksız caz yorumu söz konusu olduğunda, zaten bir yığın usta davulcu vardı. Yaptığım şeyin yaşamımın ayrılmaz bir parçası olduğu duygusu işimi kolaylaştırıyordu.

Robinson: Farklı kültürlerden müzisyenlerle tanışmanız kendi müziğinize yeni ritimler ya da çalgılar katma yönünde sizi hiç etkiledi mi?
Temiz: Oriental Winds ile onca çalgıyı yüklenip yıllarca Avrupa’yı baştan başa dolaştık. Kendi otobüsümle binlerce kilometre yol kat ettik. Bu süre içinde otobüsü kullanmanın yanı sıra, güzergahı belirlemek, işleri yürütmek, teknik sorunları çözmek bana düşüyordu. Üstüne üstlük, bir de davul çalıyordum! Bu yıllarca böyle sürüp gitti. Kuşkusuz, bu süre içinde kulaklarımızı hep açık tutuyor, sokaklardan yükselen müzik seslerine ve festival müziklerine kulak veriyorduk.
Bombay’daki Jazz Yatra festivaline gittiğimizde Karnataka College of Percussion ile tanıştık. Tanışır tanışmaz birbirimize içimiz kaynadı ve yaptığımız müzikler karşılıklı ilgimizi çekti. Önce dost olduk, ardından da müzik kültürlerimizi paylaşmaya başladık. Güney Hindistanlı perküsyoncu ve vokalistleri tanımış olmak Oriental Winds için bulunmaz bir fırsattı. Birlikte iki albüm bir de Avrupa turnesi yaptık. Dostluğumuzu bugün de sürdürüyoruz. Birlikte yeni bir proje yapmak için atıyorum!

Robinson: Perküsyoncular arasında farklı müzik tür ve kültürlerine özgü etki, yöntem ve ritmleri kendi müziklerine aktarma eğilimi sizce neden bu denli yaygın?
Temiz: Perküsyonist iseniz, duygularınızı nitelikli bir biçimde ifade edebilmeniz için bilgi dağarcığınızı olabildiğince geniş tutmanız ve yaratıcı olmanız gerekir. Kanımca, vurmalıların bir özelliği de iletişimdir. Iletişim farklı kültürlere açık olmamı ve dinlememi sağlıyor.

Robinson: Müzik dışında nelerle ilgileniyorsunuz?
Temiz: Bedensel sağlığımı korumak, zinde kalmak beni yakından ilgilendiriyor. Boş zamanlarımda mekanik işlerle uğraşıyorum.

Robinson: Şimdilerde ne tür projelerle ilgileniyorsunuz?
Temiz: 1999 Kocaeli-Istanbul depreminin ardından başlattığım müzikle terapi projesiyle ilgileniyorum. Depremden maddi manevi zarar gören çocuklara ritim dersleri vermeye başladım. Artık buralarda insanlar sıkıntılarını ritm tutarak ve davul çalarak atıyorlar. Çoktandır biliyordum, ama son yıllarda yaşadıklarım ritmin her yaş ve kesimden insanlar üzerinde ne denli etkili olabileceğini bir kez daha kanıtladı. Birlikte çalışmalar yaptığımız bu topluluğa Ritim Atölyesi adını verdim. Bu proje zamanla bir hobiye dönüştü ve grubun kimi üyeleri benimle birlikte çalışmaya başladılar. Şimdi 165 kişi haftada iki üç kez sürekli bana eşlik ediyor. Ayrıca, sırasını bekleyen iki yüz kişi daha var.
Zaman zaman şirketlere gidiyor, iş yerlerinde daha iyi bir iletişim kurmaya ve aralarında bir birlik kurmaya çalışan, farklı konumlardaki insanlarla birlikte ritim çalışmaları yapıyorum. Türk Telekom ve Avrasya Coca Cola şirketleriyle işlik çalışmalarım da oldu. Bu çalışmalarım sayesinde 2 Şubat 2002’de “Ritim Günü” projesini gerçekleştirdim. 70’li yıllarda Isveç’te iken özürlü çocuklarla ve gündüz bakım merkezlerinde bu tür ritim çalışmaları yapmıştım. Ancak bugünlerde Türkiye’de buna duyulan ilgi bambaşka bir şey.
Ritim öğrencilerimle birlikte yapmayı tasarladığım bir başka proje de Istanbul’un en büyük ruh sağlığı hastanelerinden birinde hastalarla birlikte çalmak. Öyle ki, dinleti ve kayıtlar bir yana, ritmin sağaltım amacıyla kullanılması Türkiye’de son zamanlarda yaptıklarımın bir parçasını oluşturuyor. Bir perküsyonist olarak, toplumda olup bitenlere tepki vermek zorunda olduğumu düşünüyorum. Deprem türü bir afet karşısında kolları sıvayıp birşeyler yapmam gerektiğine inanıyorum ve bunu parasal hiç bir kaygı gözetmeden yapıyorum. Işte bu yüzden ritimlere de bir gün ayrılması, bir “Ritim Günü” olması gerektiğinin altını çiziyorum.

Percussive Notes - 04 Ağustos 2003



Gönderen: theia_17  [01 Aralık 2006 19:13:04]
Okunma Sayısı: 1132

 

Forum | Aktif Üyeler | Sohbet | Mesaj Merkezi | Müzik Dinle | Müzik Listelerim | Video İzle

Yerli Gruplar | Yabancı Gruplar | Amatör Gruplar | Demolar

Biyografiler | Diskografiler | Sanatçı Fotoğrafları | Şarkı Sözleri | Akorlar ve Tablar | Basın Bilgileri

Üyelik | Ayarlar | Üye Ara | İletişim | Reklam



Site içerisindeki materyallerin kaynak gösterilmeden kopyalanması ve yayınlanması yasaktır.
Copyright © 2007 Anatolianrock.com