Ana Sayfa


















Text Reklamlar:

Yemek Tarifleri
Sağlık Kütüphanesi
Perde



Ogün Sanlısoy

> Ogün Sanlısoy

 Biyografi | Diskografi | Fotoğraflar | Şarkı Sözleri | Akorlar ve Tablar | Basında | Forum
Ogün Sanlısoy

Pentagram’la “Trail Blazer” albümünü kaydettiğinde 21 yaşındaydı. Albümdeki yırtıcı vokaliyle hatırı sayılır bir popülarite kazanmıştı. Konserlerde şov işini de iyi beceriyordu. Yaş aldıkça kendi kariyerini oluşturmak istedi. Önce 1999’da şansını denedi fakat dönemin şartlarından tutmadı. Bir ara Gür Akad’la çalıştı, Özlem Tekin’e destek oldu. Sonra uzun süren bir bekleyiş dönemine girdi. Şimdi hem sözleri hem de müziğiyle kendinden emin bir albümle geri dönüş yaptı. Bu arada Ogün Sanlısoy, 4 Haziran’da Beyoğlu Manhattan Club’ta, 20 Haziran’da ise Kilyos, Solar Beach'te gerçekleştirilecek Rockİstanbul festivalinde konser verecek.

Beş yıl önce “Korkma” adlı albümünüz çıktı. Sonra uzun süre size göremedik. Neler yaptınız bu arada?

“Korkma” dönemin verdiği dezavantajlarla iyi tanıtılmadı. Bu nedenle konser vermenin bir anlamı da olmuyordu. Bir dönem Kemancı’da çaldım ama birçok kişi albümden haberdar olmadığı için konserler de keyifli geçmiyordu. Sonra yeni albüme daha iyi hazırlanmak gerektiğini düşündüm ve çalma işlerini kestim. Tamamen bu albüme konsantre oldum. “Korkma”nın ardından üç buçuk sene sadece üretim aşamasıyla geçti.

“Korkma” çıktığında Pentagram’la yaptığınız çalışmalar daha tazeydi. Az önce ilk albümün birçok insana ulaşamadığını söylediniz. Peki ulaştığı insanlarda nasıl bir etki yaptı?

O dönem “Ogün Pentagram’dan ayrıldı şimdi pop bir albüm yapacak” söylentileri dolaşıyordu. Neticede albüm çıkınca “Çok sert olmuş” ve “biz daha sert bekliyorduk” şeklinde iki net tepki geldi. Albüm yapma işi de çok güç olmuştu. Hazır bir gruptan sıyrılıp tek başına mücadeleye giriyorsun. Öyle bir hale geldi ki artık benim için yalnızca çıkması önemli oldu. Fakat ortada kalan bir albüm oldu. Yeni albümüm öncesinde de şöyle de bir durum vardı; “Pentagram’ın eski şarkıcısı, ilk solo albümü çok tanıtılamadı, satış rakamları da düşüktü.” Prodüksiyon şirketi olsam bu tabloya bakıp ben de iki kere düşünürdüm.

Peki ilk solo “başarısızlığının” kötü etkilerini nasıl aştınız?

Onun verdiği dezavantajlarla üretim ve kayıt aşaması zaman aldı. Ben Sony’ye gittiğimde albümün prodüksiyon kısmı bitmişti zaten. Prodüktörlüğünü de ben üstlenmek durumunda kaldım. Bir de onun öncesinde bilgisayarın başına oturup, kucağa gitarı alıp kendi imkanlarımla demolar hazırladım. Görüştüğüm birkaç plak şirketi demoları beğendi, satış potansiyeli olduğunu da söylediler ama “nasıl yapalım” kısmı bir türlü bitmedi. Tüm bu süreçlerden Sony de haberdardı. Prodüksiyon bittikten sonra sound, demoya göre lezzetli hale gelince yapmayı kabul ettiler.

Yeni albümünüzde farklı konular anlatıyorsunuz. ‘Düşmez Kalkmaz’ın sözler ilgimizi çekti. İsterseniz buradan başlayalım albümü konuşmaya...

“Bu işlerle uğraşıyoruz bu memlekette ama olmayacak galiba” ruh halinin bir yansıması aslında. Birçok müzisyen var. Onlar da zorluk yaşıyor ama bir yandan bakıyorum benim kadar değil... Bunun akabinde “olmayacak abi” diyorsun. İşte böyle bir psikoloji içindeyken, bir anda ‘Düşmez Kalkmaz”ın riff’i geldi. Albümdeki birçok şarkı sözümle 2 - 3 sene uğraşmışımdır. ‘Kimdi’den, ‘Diyorlar’dan tut da ‘Kendine Gel’e kadar. Benim çalışma sistemim böyle; “yazdık allah bitti” olmuyor. “Düşmez Kalkmaz”da ise melodi ve söz bir anda geldi. Yazarken biraz kendime mesaj gibi bir durum yaşandı. “Olmayacak” ruh halinden çıktığım “zaten herkesin derdi var”, dediğim bir parça. Müzikal olarak da enerjisini punk rock’tan alır, bir yandan da Türk tarafı vardır.

Herhalde bu albümü daha rahat hazırladınız. Sizi eskiden bilenler artık sert şeyler beklemeyecek kadar büyüdü. Belki de yeni dinleyicilerle tanışmanız açısından daha önemli bir albüm “O Gün.” Nasıl bir çalışma yürüttünüz bu anlamda?

Şarkılar nasıl geldiyse öyle kondular albüme. “Alaturka gibi olsun” demedim yani. Veya bazılarını gereksizce rock formatına sokmaya çalışmadım. Darbuka koymak gerekiyorsa koydum, bendir istedi parça koydum. Prodüktörlüğünü de üstlendiğim için bu konularda tartışma da olmadı. Bu artık benim üçüncü albümüm. Yıllardır bu işle uğraşıyorum. Artık bu saatten sonra 15 yaşında çocuk gibi davranamam. Ben Pentagram’la “Trail Blazer”ı kaydettiğimde 21 yaşındaydım. Aradan 12 sene geçti. O dönemde yaptığım şeyi dinleyenler herhalde benim gibi bir takım değişimler geçirmişlerdir. Özetle benim durumum budur. Ben albümü ortaya koyuyorum. Varsa paylaşanlar buyursunlar. Şimdiki jenerasyon bazı şeylere takılmıyor. Hayata özgürce bakıyorlar. Bir gün kulüpte dans edip ertesi gün metal konserine gidebiliyorlar. Olması gereken bu bence. Biz birçok şeyle sonradan tanıştık. Malesef şimdi yeni yeni rahatlıyoruz. Kendimle ilgili bir çabam var ama başkalarına yol açmaya da çalışıyorum.

“12 sene geçti” dediniz. Keyifle dinlediğiniz yerli rock albümleri üretildi mi bu arada?

“Trail Blazer”ın çıktığı dönemde hiç prodüksiyon yapılmıyordu rock müzik anlamında. Underground demolar üretiliyordu. Biz o albümü cebimizdeki paraları birleştirip, kendi imkanlarımızla kaydettik. Hala dönüp baktığımda şaşırıyorum. Bence 90’ların başından 2000’lere kadar “Trail Blazer”ın da çok etkisi olmuştur gelişime. Bu on iki sene boyunca yapılan işlerden kimisini beğendim kimisi için ise “keşke şöyle yapsaydı” dedim. Ama iş çok gelişti. Son 4-5 senedir büyük firmalar rock albümlerine yatırım yapar hale geldiler. Bazı albümler de iyi tirajlar yakaladı. Popüler müzik süreci de yerine oturdu. Artık deneysel şeyler de öncelikle duruma geçiyor ki işte bu beni çok sevindiriyor.

Albüm pop rock gibi başlayıp birkaç patlamadan sonra hip –hop’la noktalanıyor. Bu çeşitli, biraz da şaşırtıcı bir kurgu aslında...
Albümde birisi cover olmak üzere 12 parçaya yer verdim. Repertuar tamamen hissettiğim şeylerden oluşuyor. Sadece dinamik parçaları tercih etmedim. Fakat önemli olan bir bütünlük yakalamış olmam. Bütünlüğü sağlayan şey de albümün bir grup ile beraber kayıt edilmesi. Bir solo albüm gibi gözüküyor ama gitarlar, davullar, baslar canlıdır. Örneğin ‘Pencere’yi ve ‘Sana Dedim’i yaparken farklı ruh hallerindeydim. ‘Pencere’ hiç hesapta yokken bu albüme giren son şarkıdır. Türkü formatında bir şey oldu. Sözler ve melodiler öyle geldi. ‘Sana Dedim’de ise kızmışım, söyleyecek çok şey bulmuşum ve onu da rap şeklinde ifade etmişim. Yoksa “albüme bir rap şarkı yazalım” diye bir şey yok.

Dinler misiniz yerli rap gruplarını?

Ceza’yı çok seviyorum. Bu işi çok iyi yapıyor daha iyisi olduğunu da sanmıyorum. Onunla arkadaşlığım da var. Birebir duyma şansım oluyor yaptığı rap’leri. Bu işe baş koymuş bir çocuk; yeni de bir albüm yaptı çok iyi oldu. Teenage dönemimde birara takıldım ben de bu müziğe. İlginç gelmişti o dönem. Rap’in kendi içindeki ritim ve kafiye uyumundan çıkması, müziğe ihtiyaç olmadan müzik yapılması hoş bir trip. Bu işin sadece rap kısmı. Bir sürü punk, endüstriyel müzik yapan grup da var şimdilerde. Bu coğrafyada etkilenecek çok şey var. Böyleyken işi daraltıp “biz bucuyuz” diyenler oluyor. Halbuki onların babalarını yapanları dinledik. “O Gün”e başlamadan önce “Sen ne koyuyorsun ortaya?” demeye başlamıştım.

‘Ben de Özledim” cover’ını bunun üstüne konuşabiliriz. Niye böyle bir tercih yaptığınız merak ediliyor? Dinler misiniz Ferdi Tayfur’u?

Aslında çok fazla yakından takip etmedim Ferdi Tayfur’un çalışmaları. Bu parçayı 2000 yılında ilk kez sahnede canlı çaldık. 90’ların başında metalin underground yaşandığı dönemde çok ciddi bir arabeskçi-metalci sürtüşmesi vardı. O dönmeden kafamda yer etmiş. “İkisi de müzik. Bunu rock olarak işlemek nasıl olur?” diye düşündüm. Ve iyi oldu. Ben bu parçayı hep yaptığım diğer cover’lar arasına koydum ama albüme girmesi için de kendiliğinden bir beklenti oluştu. Ben de albüme koydum. Bu arada Ferdi Tayfur’a bir kopya ulaştırdık. Pek huyu değilmiş, başkalarına şarkı vermek. Ama o da beğenince şarkı albümde yerini buldu. Sevilen bir şey bu cover muhabbeti. Ben gerçi sonuna yetiştim, ilk yapanlardan biri olmama rağmen. “Moda oldu da tercih etti” konumunda kalmaktan rahatsız değilim. Beni yeni tanıyanların albümü dinlerken tanıdık melodiyi farklı bir yorumla dinlemesi keyifli olur.

Son on yılda birçok grup elendi aslında. Bazıları cover desteği de almaya çalışmıştı. Hem yeni dinleyiciyle tanışamadılar hem eskilere yaranamadılar. Siz bu açmazı çözmek için neler düşündünüz?

Bu albümü x bir adam yapsaydı, alıp CD çalarıma koyduğumda “iyi olmuş ya” diyebilmeliydim. Albüme yabancılaşıp çok dinledim. En acımasız eleştirileri ben yaptım albüme. Bu aşamaya kadar çok şey değişti. Gelen reaksiyonlar da gayet iyi. Albümün en önemli özelliklerinden biri amfileri kapatıp akustik bir şekilde çaldığın zaman baştan sona bambaşka bir lezzet vermesi. İşte bu ciddi planladığım bir şeydi.

Hevvyer Post - 06 Haziran 2004



Gönderen: hevvyer  [20 Eylül 2006 01:40:28]
Okunma Sayısı: 452

 

Forum | Aktif Üyeler | Sohbet | Mesaj Merkezi | Müzik Dinle | Müzik Listelerim | Video İzle

Yerli Gruplar | Yabancı Gruplar | Amatör Gruplar | Demolar

Biyografiler | Diskografiler | Sanatçı Fotoğrafları | Şarkı Sözleri | Akorlar ve Tablar | Basın Bilgileri

Üyelik | Ayarlar | Üye Ara | İletişim | Reklam



Site içerisindeki materyallerin kaynak gösterilmeden kopyalanması ve yayınlanması yasaktır.
Copyright © 2007 Anatolianrock.com