|
Müziğin Bir Görevide, Adaleti Sağlamaktır.
Ogün Sanlısoy, Türk rock müziğinde kendi çizgisini çizebilmiş ve ondan sapmayan önemli isimlerden birisi. Pentagram’dan ayrıldıktan sonra popa yakınlaşmakla itham edildi; ama müzik otoritelerinden iyi notlar almayı da başardı.
En son Sınav filminin soundtrack albümünde Koşu Başladı isimli şarkısıyla dinledik onu. Sanlısoy rock yapıyor; ama yaptığı şarkılarda ‘buralardan’ bir şeyler de var. Yalnızlık temasını ‘razı olma’ hatta tevekkül anlayışı ile işliyor sözgelimi. “Eğer bu dert sana verildiyse, vardır bir sebebi.” diyor, müziğin mazlumun sesine aracılık etmesi gerektiğine inanıyor. Sanlısoy, eski grubu Pentagram’ın bir dönem satanizm suçlamasıyla itham edilmesinden çok etkilenmiş. Grubun son çıkardığı albüm ‘Bir’in metafizik öğelerle yüklü olduğuna dikkat çekiyor ve arkadaşlarını da aynı kavram üzerinden savunuyor: “Herkes bölmeye çalışırken, onlar ‘Hepsi Bir Hepsi Haktan’ dediler.”
Ogün Sanlısoy, bugünlerde 20. yılını kutlayan Pentagram’ın solistliğini yaptıktan sonra yola tek başına devam etti ve özgünlüğünü oluşturdu. Geçtiğimiz yıl ‘Üç’üncü albümünü yayımlayan Sanlısoy son olarak Sınav filminin soundtrack’inde Koşu Başladı isimli parçasıyla yer almıştı. Sanlısoy’la rock müziğin yaşadığımız dünyadaki yerini ve müziğini konuştuk.
‘Üç’ albümü yayımlanalı bir yılı bulmasına rağmen, zamana çok iyi direndi. Müziği tükettirmemek gibi gizli bir ilkeniz var mı?
Yaptığım diğer albümlerin de hızlı tüketilecek albümler olacağını düşünmüyordum. Birazcık da benim istediğim bir şey, bu. Albümü hazırlarken kafam ve ruhum öyle de çalışıyor.
Bir önceki albümde, Ben de Özledim cover’ın ana fikri de ortaya koyuyordu: Şarkıyı bambaşka bir hale sokabilme becerisi. Neden devamı gelmedi?
Heavy metal yaptığım dönemden beri müzikal ayrışmalar hoşuma gitmiyor. Bir arabesk şarkıyı yorumlarsam nasıl olur diye düşünüp, sahnede söylemeye başlamıştım. Şarkıyı, Ferdi Tayfur’un yaptığından çok başka bir hale sokmak istedim ve sonra fark ettim ki şarkı, herkesin kalbinde aynı yere hitap ediyor.
Rock müzik çıkışında, Erkin Koray örneğinden hareketle, arabeskle etkileşime girdi. Zamanla aralarında açılma yaşanmadı mı?
Arabesk de, bu kültürün içinde. Tıpkı Batı müziği gibi. Eleştirseniz bile bu kültürün parçasısınız. Bugün gençler, çok beğendikleri yabancı gruplara odaklanıp, toplumdan uzak şeyler yapıyorlar. Emin olun ki, beş-on yıl sonra bu topraklara ait melodiler, sözler gözükecektir. Aynı şeyi ben de yaşadım. Bunun arkasında biraz da ‘bana arabeskçi, heavy metalci demesinler’ korkusu yatıyor.
Son albümünüz akustik bir yoruma çok açık. Bu tercih, bir projenin mi ürünü?
Ben parçalarımı genelde bir tane akustik gitarla yapıyorum. Son beş, altı senedir kafamda, “Bir oda içinde parçalarımı dinletilebilir miyim?” sorusu dönüyordu. Böyle bir yönteme bu albümde gittim. Scorpions’tan duymuştum: “Bir şarkı, bir akustik gitarla, bir şarkıcının ağzından çıktığında güzelse, güzeldir.” Yoksa istediğiniz kadar enstrüman bindirin.
Otuz yaş sonrası hayata daha çok sorular soran; ama getirisini kabullenmeye daha yatkın bir hale bürünüyor insan. Tevekkülü yalnızlığa indirgeyen bir yanınız da yok mu?
Hayatın getirdiklerini kabullenmek, çok doğru bir tanımlama. Eğer sana geldiyse, vardır sebebi. Baş etmek zorunda olduğuna, yeni bir boyuta geçmek için sana verilmiş bir sınav diye bakarsan, nasıl geçeceğini düşünürsün. Böylece oyunun bir aşaması gibi bakarsın ki, keyifli hale gelir. Düşsen de, devam etmek için gücün var. ‘Ne ekersen biçersin bu gizemli bağda’ derken bunu anlatmak istedim.
“Ah bir anlasam biter yakarışlar-Şah damarından da yakınsın aslında” derken, dünyanın insanın üstüne abandığı durumda sığınma çabası da yer alıyor sanırım...
Biraz kızgınlık var gibi algılansa da, orada Tanrı’yla olan yakınlığın öne çıkmasını isterim. Zor bir yerde herkes varlığını sürdürme arayışında. Cehennemi de, cenneti de burada yaşamak mümkün. “İyi ki bu sınavı geçtim ve karşıma bu kadar güzellik çıktı” dediğim an o kadar çok ki!
Pentagram’ın varlığını anti-militarizm, savaş karşıtı söylemler üzerine oturttuğu dönemde, solistiydiniz. Şimdi, tek başına bile Dön Evine gibi protest bir şarkı çıkabiliyor...
Savaş karşıtı olsun, Ortadoğu politikalarını eleştireyim diye yazmadım Dön Evine’yi. O işgalde, ölen çocukları izlediğimde yaşadığım duyguların, bazı insanlarda kaybolması beni üzüyor. Pentagram’la 1992’de yaptığımız albüm savaş karşıtlığı üzerine kurulurken, aradan geçen 15 yılda kitle değişti; insanlığın en tepesindeyiz; ama savaşları bitiremedik. Herkes çok memnun hayatından. Bunu normal görmeye başladılar ki “Çocuklar ölse ne olacak ki yenisini doğururuz” şeklinde düşünüyorlar. Ama hesap verecekleri gün gelecek.
Büyük elin, müziği eritme çabası yok mu?
Tabii ki var; ama insanlar sanatçılarıyla, politikacılarıyla kurdukları ilişkilerden daha samimi bir ilişki kurar. Öbüründe bir itaat ve korku hâkimken; sanatçısıyla arasında direkt bir ilişki var. Ne zaman dramlar yaşansa, konserler yapılır ve acılar haykırılır. Bir mitingle o kadar insanı bağırtamazsınız. Konserde slogan atmazsınız. Çünkü bire bir, dürüst olmak zorundasınız. Müziğin, adaleti dengelemek gibi bir boyutu var.
20. yılda Pentagram’la çıkmak ister miydiniz?
Geçen haftaki konser için gelen 6 bin kişi çok keyifli anlar geçirdi. Böyle bir grubun 20 yıldır çok büyük bir kitleye hitap etmesi; zamanında satanizm suçlamalarıyla küstürülmesine rağmen çok önemli. Bu suçlamayı yapanlar, ‘Bir’ albümü çıktıktan sonra nedense ‘ayıp etmişiz’ demediler. Asıl satanistler onlardı. Bir şeyi satmak için her yolu mubah gören anlayışın sonucu olarak gerçek ‘satan-ist’ler çıkmış oldu. Keşke bu kadar yıl rock yapabilen birkaç grubumuz daha olabilseydi. Bulutsuzluk Özlemi bir, Pentagram iki... Keşke daha fazla olsaydık da, kültür elçisiyim diye geçinen insanların anlatamadığı şeyleri yıllar önce anlatabilseydik. Devamlı ‘ocular, bucular’ diye birbirimizi ayırırken, Pentagram gibi ‘Hepsi bir, hepsi Hak’tan’ demek önemliydi.
Pentagram’ı pop karşıtlığı içinde konumlandırma çabası var. 1999’da verdikleri konser de ‘Popçular Dışarı’ adıyla albümleşmişti. Bu anlamda popa yakınlaşma iddialarının, Demir Demirkan’la birlikte eleştirdiği isim oldunuz.
Pentagram’la çalışırken performansım, giyim kuşamıma kadar her yönden eleştirildiğim zamanlar oldu. Sahneye çıkıyorsanız buna hazır olmalısınız. Ama ihanet gibi bir şey anlamsız. 15 yıl önce Pentagram’ın solistiydim, şimdi yine müzik yapıyorum. Bunca yıl yalnız müzik yaparak ayakta durmaya çalıştım. Bu eleştiriyi yapanlar neredeydi de, biz bugün albüm çıkarmak için kara kara düşünüyoruz?
Sınav filminin soundtrack’inde, sınavla var edilmiş kimliklere en ciddi eleştiriyi getiren sizin parçanızdı...
Arkadaşlarım perişan olurken, ben resim çiziyordum. O gerginliği, dışarıdan izleme fırsatı buldum. 17 yaşında gençlerdik ve herkes deli gibiydi. “Hayatında ne olacağına karar ver” diyorlar ve önüne kupon koyuyorlar. Beş tane ayrı mesleği aynı kâğıda yazıp, hangisi çıkarsa diye beklemeyi aklım almıyor. Sınav dediğiniz, bireye ‘Ben bir işe yarıyorum’ amacı taşıtmalı. Yoksa, 17 yaşında “Oğlum, vur şu adamı, böylece işe yararsın” derlerse, kendinizi kahraman gibi hissetmez misiniz?
Zaman Gazetesi - 01 Nisan 2007
|