|
1945 yılının sonbaharında Kanada’da dünyaya gelen Neil Young, lise yıllarında başladığı Rock’n Roll serüvenini tam gaz sürdürüyor. Sadece solo olarak 33 stüdyo albümüne imza atan Young, Buffalo Springsfield günleri ve Crosby, Stills & Nash birliktelikleriyle de hatırı sayılır işleri Rock külliyatına kazandırmıştır. Yaşı 60’ı geçtikten sonra inzivaya çekilen birçok müzisyenin aksine Young hala üretken, hala protest ve Ekim 2007’de yayınladığı Chrome Dreams II isimli albümüne bakılacak olursa, müziği hala “taş” gibi... Şimdi gelin, bu Kanadalı Güzel Abi’nin kulaklarını biraz daha çınlatalım....
Lise sıralarındaydım. Bir derginin hazırladığı gelmiş geçmiş en iyi 10 unplugged albüm listesinde henüz tanımadığım iki-üç isimden biriydi Neil Young. Merakımı yenemedim ve ilk fırsatta edindim kaseti. İtiraf ediyorum, sıkılmıştım ilk dinleyişte. Hatta bir arkadaşımın Bryan Adams kasetiyle takas ettim, daha sonra yaşayacağım pişmanlığın farkında değildim henüz. Birkaç yıl sonra “Rockin’ In The Free World” dinlerken sorduğum “kim bu çalan?” sorusuna aldığım cevap ender yediğim tokatlardandır...
1989 çıkışlı Freedom albümünde yer alan şarkı, protest müziğin en önemli örneklerinden birisidir. Young, Amerikan rüyasında giderek kanıksanan evsizlik, uyuşturucu kullanımı gibi sorunlardan George Bush hükümetini sorumlu tutar ve izlediği politikaları eleştirir . Ayrıca, Berlin Duvarı’nın yıkıldığı döneme denk gelen şarkı, demir perde karşıtlarının da sloganı haline gelir.
Neil Young’ın politik duruşu, kariyerinin başından beri şarkılarına net olarak yansımıştır. Nixon döneminde, Amerikan ordusunun Kamboçya’ya girmesini protesto eden üniversiteli gençlerden dördünün kolluk güçleri tarafından vurularak öldürülmesi üzerine yazdığı “Ohio”,
güney eyaletlerinde artan ırkçılık olayları üzerine yazdığı “Southern Man” , İspanyolların Güney Amerika’daki sömürgecilik vukuatlarına itafen yazdığı “Cortez The Killer”, Neil Young söyleminin en çarpıcı örnekleridir. 2006 yılında yayınladığı “Living With The War” isimli albüm ise babasının izinden giden küçük Bush ve berberindeki savaş çığırtkanlarının ciddi bir eleştirisi olmuştur.
Young külliyatından örneklere devam... Uzun yıllar birlikte çalıştığı grubu Crazy Horse üyesi Danny Whitten’ın eroin bağımlılığı ve aşırı dozdan ölümü üzerine kaleme aldığı “The Needle And The Damage Done” sadece Whitten’a değil, tüm müptelalara seslenir: “Tüm bağımlılar batan bir güneş gibidir.”
Basitte mükemmelik... Neil Young müziğini bu şekilde tanımlamak mümkün. Duygu ve düşüncelerini net bir şekilde ortaya koyarken kullandığı dil ne kadar sadeyse, müzikal yönü de bir o kadar katıksızdır. Melodik yönü son derece güçlü, akustik ve elektrikli enstrümanların bir arada kullanımı oldukça etkili şarkılar yapan üstad, bir çok grup ve müzisyen için önemli bir ilham kaynağı, bir yol gösterici olmuştur. Taşıdığı “Godfather of Grunge” sıfatından da anlaşılacağı gibi, Nirvana ve Pearl Jam gibi grupların başını çektiği ekolün etkilendiği en önemli isim Neil Young’dan başkası değil . Bunca lafın üzerine merak edenler olabilir: Young’ın son derece özgün gitar tekniğini, uzun ve sabırlı gitar sololarını, zengin melodik yönünü ve bu cümleye kadar sözünü etmediğim samimi vokalini keşfetmek isteyenler için “Like A Hurricane” adlı şarkısını şiddetle tavsiye ederim .
Yaşayan en önemli Rock müzisyenlerinden biri olan Young’ın ilerleyen yaşı, yeni albümlerini dinlememize daha ne kadar izin verir, zaman gösterecek. Kesin olan bir şey varsa, o da üstadın hayatta kaldığı sürece Rock’n Roll dersleri vermeye devam edeceğidir. Ben dersimi aldım: Neil Young Rock müziğine bakış açımı genişletmekle kalmadı, Bryan Adams’ı da çocuk yaşta bana sevdirmiş oldu.
Günümüzde “istikrar” dört yapraklı yonca gibi zor rastlanılan bir özellik. 40 yılı aşkın bir süredir aynı yolda uygun adım yürüyen Neil Young ise bunun için verilebilecek en güzel örneklerden biri.
|