|
Manga: "Müslüm Gürses, Rockçılar İçin De Efsane Oldu"
2002 yılında özel bir kanalın ‘Sing your song’ adlı beste yarışmasında ikinci olmalarıyla bir anda yıldızı parlayan grup Manga, kâh verdikleri konserlerle kâh alışık olmadığımız maskotları Spa’yla hatırı sayılır bir hayran kitlesine sahip oldu.
Grup ‘Bir Kadın Çizeceksin’ ve Göksel’le birlikte söyledikleri parçaları ‘Bitti Rüya’ ile gençlerin beğenisini kazandı. Ferman Akgül, Yağmur Sarıgül, Cem Bahtiyar, Efe Yılmaz ve Özgür Can Öney’den oluşan Ankaralı grup, ikinci albümleri arifesinde iki yeni şarkı ve kliplerini içeren ilk albümün ikinci baskısıyla tekrar müzik marketlerde yerini aldı. Yakın zamanda Budapeşte’de gerçekleşen Sziget Festivali’nde de sahne alan grupla hayatlarına, nasıl bir anda tanındıklarına ve müziklerine dair bir söyleşi yaptık...
-Siz de bir yarışmayla ‘Sing your song’ ile tanındınız. Bugünkü yarışmaları nasıl buluyorsunuz?
-Ferman: İnsanlar yanlış bir hayale kapılıyorlar. Üç hafta televizyonda görününce hayatlarında çok şey değişti sanıyorlar. Ama yarışma bittikten sonra gerçek hayata dönüyorlar. Biz de yaşadık bunu. Türkiye’nin en meşhur grubu sandık kendimizi. Havada kaldığını hissediyor insan. Albüm yapılacaktı, yapılmadı, fesihnameler geldi. Ama kopmadık.
-Manga konsepti nasıl oluştu?
-Özgür: Hepimizin ortak fikirleriyle oluştu. Kliplerin, albüm kapağının, müziğinin, animasyonun... Hepsinin bir bütünlük içinde olması hayalimizdi bizim. Grubun ismini Yağmur önerdi, biz de kabul ettik. Manga karakterlerimizin oluşu da bu konsepte dâhil. Spa, Efe ile Kaan’ın ortaklaşa oluşturduğu bir maskot. O bizim hikâyelerimizi anlatıyor.
-Spa, bütün kliplerde yer alacak mı?
-Ferman: Gün geçtikçe daha çok benimsiyoruz Spa’yı. O bizim anlatmak istediğimiz hikâyelerin kahramanı. Her klipte olmaz. Belki bir klipte sadece duvardaki poster olur; ama sonuçta her yerde olacak. İleride bir söylemimiz olursa ya da bir derdimiz, bunu yine spa anlatacak.
-Türkiye’de kendinize yakın gördüğünüz daha doğrusu rakip gördüğünüz bir grup var mı?
-Cem: Aslında rakipsizlik Türkiye’de komik kaçıyor. Zaten avuç içi kadar bir piyasa var. Şu anlamda rahatsızlık verici. Mesela albümü olan yüz grup sayabilsem, o zaman cidden zengin bir piyasa var ve rekabet oluyor demektir; ama şu an öyle bir şey yok.
-Alternatif müziği nasıl buluyorsunuz?
-Özgür: Türkiye’de alternatif müzik yapmak bir gelenek. Barış Manço da alternatifti... Köyden kente göçlerin başladığı dönemde pelerinli, uzun saçlı, sakallı bir abi bir türkü söylüyor, ama rock grubuyla... O dönemde daha zenginmiş piyasa. Şimdi epey bir geriledik... Önce Barış Manço, Erkin Koray, Cem Karaca vardı… Biz de bu alternatif geleneğin bir parçası olduğumuza inanıyoruz.
-Cem Karaca için hazırlanan albümde Karaca’nın bir eserini yorumluyorsunuz...
-Cem: Bizim jenerasyonu en iyi anlatan Cem Karaca parçası ‘Raptiye rap rap’. Hem Cem Karaca müziğinden çıkmayıp hem de kendimizi anlatabildiğimiz bir parça oldu, iyi de tepkiler aldı.
-Müziğinizdeki öfke nereden geliyor?
-Yağmur: Mesela bir yerde bir adam tepenizin tasını attırıyor, o adamı dövmek yerine gelip gitar çalıyorsunuz. Hep diyorum ki, müzik olmasa yanlış noktalara kayabilirdim. Çünkü müzik bir disiplin istiyor. Yani koruyor sizi tehlikelerden...
-Özgür: Kendimizi ifade edeceğimiz bir platform olmalı. Tiyatro ya da sinema da olabilirdi; ama müzik bizim en iyi yaptığımız şey. 35-40 ilde konser verdik; ama gittiğimiz birçok yerde ya spor salonunda ya da sinema salonlarında çaldık. Konser salonu olmayan yerde kütüphane ya da sergi salonu olmasını da bekleyemezsiniz. Bizim tartışmamız gereken şey, sanatın Türkiye’de önünün kesilmiş oluşu. Bizim müziğimizdeki öfke öğesi, gençlik öfkesi... Bu, sosyologların tartışması gereken bir şey...
-Arabesk müzik hakkında ne düşünüyorsunuz?
-Cem: Çok farklı bir kültür... İçinde çok fazla tema barındırıyor. Arabesk kültürel göçle oluştu. İnsanlar arabeskte kendilerinden bir şeyler buldular. Bu nedenle elin tersiyle itilecek bir müzik değil. Bizler arabeskten uzak büyüdük. Çünkü Anadolu lisesi, kolejler derken hepimiz dil öğrendik. Rock müziğe yöneldik.
-Özgür: Ama Müslüm Gürses’in müziğinden ziyade kişiliği bizim için efsane... Herkesin babası o!
-Ferman: Müslüm’ü kabullendi rock dinleyicisi... Pentagramdan önce sahne aldı mesela, bir konserde. ‘Ölürsem kabrime gelme istemem’i okudu. Sonuçta iyi ve samimi olan şey beğeniliyor.
Arabesk giderek elit kesim tarafından kabul edilmeye başlandı...
-Cem: Ya da şöyle oldu, arabesk dinleyen kesim elit oldu sonradan...
-Ferman: Zamanı gelince her şeyi sahiplenen bir kitle var. Bunu samimi bulmuyorum. Yıllardır gözünün önünde olan bir adamın şimdi dinlenmesi, trend olarak takip edilmesi geçicidir.
-Arabesk dinleyen gençler şimdi sizi dinliyor, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
-Cem: Diyarbakır’daki gençler bize ulaşabiliyor. Daha önce internet yoktu. Tezgahtaki kasetlerde ne varsa onu seçiyorlardı. Şimdi sepet genişledi. En kalabalık konserlerimizi Güneydoğu’da verdik.
-Gençlere ne önerirsiniz?
-Yağmur: Biz pek satacak bir grup olarak görülmedik. Ama biz çok çalışıp işimizi doğru yaptığımıza inanıyoruz. Albüm satışları da bunu gösteriyor.
Zaman Gazetesi - 09 Eylül 2006
|