|
Gündüzleri Aşk Romancısı, Geceleri Rock Şarkıcısı
Yedi yıl önce müzik çevrelerinde Kumdan Kaleler grubunun solisti, bestecisi ve söz yazarı olarak biliniyordu Tuna Kiremitçi. Yedi yıl sonra yazdığı aşk romanlarıyla edebiyat meraklılarının tutkunu olduğu bir isme dönüştü. Ama o içinde bir ukde olan müzisyenlikten hiç vazgeçmedi aslında. 23 Mart'tan itibaren de sahnelere dönüyor: 'Büyük müzikal ihtiraslarım yok. Ama müzik benim mutluluğum, gençliğim, insanlarla iletişim kurma yolum. Çünkü insanı sosyalleştiriyor, eğlendiriyor, yaşama sevinci veriyor. Edebiyat ise yalnızlığa dair.'
Tayyip'in futbolculuğu gibi benim müzisyenliğim
Yaklaşık 10 yıl önce özellikle üniversite çevrelerinde tanınan ve dinlenen bir gruptu Kumdan Kaleler. İlk ve tek albümleri Denize Doğru'yu elden ele dolaştıran kendine özgü, küçük ama özel bir dinleyici kitlesi vardı. Özellikle grubun solisti olan ve albümdeki şarkıların çoğunu yazıp besteleyen bir Tuna vakası yaşanıyordu. Ancak aradan yıllar geçti, sesi soluğu çıkmadı. Ardından Tuna Kiremitçi'nin Git Kendini Çok Sevdirmeden adlı kitabı yayımlandı, yayımlanmakla kalmadı bestseller oldu. Ve ben dahil bir grup insan şaşkınlıkla fark ettik ki Tuna Kiremitçi, Kumdan Kaleler'in Tuna Kiremitçi'si. Dolayısıyla kendini çok sevdiremeden çekip giden Kumdan Kaleler'in vebalini Kiremitçi'ye yükledik. Tuna Kiremitçi, 23 Mart'tan itibaren Chez Sakman'da çalmaya başlayacak. Ondan Kumdan Kaleler'in hesabını sorma vakti geldi.... Aslında bu duyguyu daha iyi anlayabilmeniz için 'Yaşam kadar gerçek/Yaşamak gibi sahte/Öyle çok şey var ki yaralayan insanı' dizeleriyle başlayan 'Sana Dair'i dinlemeniz gerekiyor. Ya da 'Senden Kalan Her Şey'i, 'Koru Beni'yi. Yani yolunuz düşerse Kumdan Kaleler'in Tuna'sıyla mutlaka tanışın. Bestseller yazarı Tuna mı? Yeni kitabını yayınevine teslim etmiş bile.
Ne oldu Kumdan Kaleler'e?
1998'de dağıldı. Biz zaten Galatasaray Lisesi'nin orkestrasıydık. Liseler arası şarkı yarışmalarına katılıyorduk. Mezun olunca orkestradaki gruba dışarıdan arkadaşlarımız da katıldı. Denize Doğru 1996'da Ada Müzik'ten çıktı. Ama albümdeki bestelerin büyük kısmı lise yıllarında yapıldı.
Sonra siz ünlü bir yazar olarak çıktınız karşımıza. Birilerinin hayal kırıklığına uğradığını söyleyebilirim.
Genellikle o albümü dinleyenler böyle sahipleniyor. Herkes kendi kendine keşfediyor ve kirlenmediğini düşündüğü için benimsiyor. Daha özel hissediyor. Benim de öyle adamlarım vardır. Kumdan Kaleler dinleyenlerin azlığı da bir etken. Ama yarı amatör yarı profesyonel olarak gelebileceğimiz yere gelmiştik. Artık profesyonelleşmemiz gerekiyordu. Dönüşümü yapamadık, yapmak da istemedik. Çünkü herkesin kendi mesleği vardı. Ben kendi mesleğim olan yazarlığa yöneldim.
Keşke dağılmasaydınız...
Bana kalsa devam etmesinden yanaydım. Ama Türkiye'de önünde başka bir kariyer olan insanlara da sen ondan vazgeç, geleceğini müziğe yatır demek zor.
MÜZİK BENİM İÇİN PANZEHİR OLDU
Yeterince ısrarcı değildiniz demek ki.
Ben loser bir müzisyenim. Yani Recep Tayyip Erdoğan'ın futbolculuğu gibi benim müzisyenliğim; bir ukde, yapmak isteyip istediğiniz kadar yapamadığınız bir şey. Müzisyen olmanın en kolay tarafı şarkıları yapmak. Onun dışında çalabileceğiniz bir ortam, birlikte söyleyeceğiniz arkadaşlar, dinletebileceğiniz kanallar bulmak zor. Denk gelmedi diyelim. İlk defa denk geldiğinde de yapıyoruz. Aradan yedi yıl geçmiş fark etmeden.
Kumdan Kaleler, adı gibi kıyıda duran bir grup oldu dolayısıyla.
Çünkü büyük müzikal ihtiraslarım yok. Müzik benim mutluluğum, gençliğim, insanlarla iletişim kurma yolum. Edebiyat yalnızlığa dair. Kitabı okurken okuyucunun yanında olamıyorsunuz. Müzik yaparken insanlar sizi dinliyor, tepki veriyor, dans ediyor. Sizi sosyalleştiren, hayatla kaynaştıran, yaşama sevinci veren ve eğlendiren bir şey. Ben edebiyatla 13 yaşından beri uğraşıyorum. Ama 20'li yaşlarda, masanın başında tek başına çalışan bir adam olma imgesi hoşuna gitmiyor insanın. Onu dengeleyecek bir şeyler arıyorsunuz hayatınızda. Müzik benim için bir panzehir oldu. Çünkü çok eğleniyorduk, yeni insanlar tanıyorduk.
Kumdan Kaleler hayranlarıyla karşılaşıyor musunuz hala?
Kitaplarımı okumuş, Kumdan Kaleler'i de bilen fakat kafasında ikisini biraraya getirmemiş insanlar var. Benim o grupta çaldığımı öğrenince çok şaşırıyorlar. Kitabımı okumamış ama Kumdan Kaleler'i sevenler var. Bu şarkılar ne zaman yeniden çalınacak diye soranlar çok oldu. İmza günlerine kasetleriyle gelenler... Biraz da onlar dolduruşa getirdi beni.
YETİŞKİN GİBİ HİSSEDİNCE SIKILIYORUM
Gitar çalmaya ne zaman başladınız?
Lisenin müzik kolunda. Daimi yatılıydım. Hafta sonu kaloriferler kapandığı için okul buzhaneye dönerdi. Tek sıcak köşe müzik kolu olurdu. Çünkü tavanı alçak, yerler de yekpare halı. Gitar, bateri, davul çalardım. Müzisyen ağabeyler gidip gelirlerdi. Öyle bir grup insandık. Bir de birbirimize öğrettik müziği esasında. Nasıl çalınır, nasıl düzenleme yapılır, nasıl şarkı söylenir. Kendi kendimize keşfettik. Ama asla büyük müzikal hayallere kapılmadım.
İddialı değilsiniz.
Hayır, öyle bir şey dersem müzisyenlere ayıp olur zaten.
Grup Atmosfer ile prova yapmaya başladınız. Özlemiş misiniz sahneyi?
Çok özlemişim. İnsanların neden aikido ya da yoga yaptıklarını ben müzik yaparken fark ediyorum. Çünkü benim için terapi. Her şeyden arınıyorum. Kendimi yetişkin gibi hissedince çok sıkılıyorum, mutsuz oluyorum. Çocuk gibi hissedince keyfim yerine geliyor. Müzik de bana o duyguyu veriyor.
Repertuvarı nasıl oluşturuyorsunuz?
Kumdan Kaleler şarkıları; o dönem yazdığım ama albüme girmeyen şarkılar; Vedat Sakman, Fikret Kızılok, Bülent Ortaçgil gibi müzikal anlamda beslendiğimiz ustalardan birkaç cover ve son yedi yıl içinde yazdıklarım.
Hala şarkı yazıyorsunuz yani.
Sürekli yazıyorum. Bir albüm yapmaya yetecek kadar oldu.
Diğer grup elemanları haberdar mı bu projeden?
Bilmiyorum. Zaten gruptan sonra da müzikle uğraşanlar artık bu tür işler yapmak istemiyor. Ben demode bir insan olarak aynı müzikleri yapmaya devam ediyorum. Yani sözün önemsendiği, güzel melodileri olan şehir şarkıları... Kumdan Kaleler'in içine elektronik müzik de haddinden fazla modern ritimler de sokamazsınız. Çünkü belli bir geleneğin takipçisi olan; Fikret Kızılok, Bülent Ortaçgil, Bulutsuzluk Özlemi gibi insanlardan etkilenmiş bir konseptti. Benim yapabildiğim ve genellikle dinlediğim müzik de o.
YEDİ YIL ARADAN SONRA SAHNE KORKUTUYOR
Sahne korkusu baş gösterdi mi peki?
Yedi sene böyle bir ortam bulamadım. Vedat Sakman'ın yeri olması da önemli. Bunların verdiği cesaretle başladım. Yoksa yedi yıl sonra yeniden sahneye çıkmak korkutucu bir şey. Çünkü birtakım beklentilerle gelecek insanlar. Onlara eli yüzü düzgün bir şeyler sunmak gerekiyor. En azından güzel bir gece geçirmelerini sağlayabiliriz. Biraz da nostaljik olur, çünkü bir şarkıyı dinlersiniz, seversiniz, unutursunuz. Tekrar dinleyince o günleri hatırlarsınız. Şarkılar bu işe yarar zaten.
Beste ve söz taleplerine açık mısınız?
Benim dışımda kimsenin işine yarayacak besteler değil, kimse istemez. Haluk Levent 'Bu Aşk Burada Biter'i yorumladı mesela. Sonuçta benim asla aklıma gelmeyecek bir şekilde söyledi şarkıyı ama güzel bir duyguydu. Lisenin 10'uncu sınıfında yaptığı bir bestenin radyolarda çalınıyor olduğunu duyunca insanın hoşuna gidiyor.
Albüm yapmayı düşünüyor musunuz?
Düşünüyorum. Ama adım adım gitmekte fayda var. 32 yaşındayım. Bu iş için yedi sene bekledim, bir sene daha bekleyebilirim. Fazla acelem yok.
Denize Doğru bile tekrar yayınlanabilir.
Şu anda Ada Müzik'e gittiğinizde bulabiliyorsunuz albümü. Yeni satın alanlar oluyor. Mesela bundan iki yıl önce Ada Müzik'e girdim, orada çalıyor. Tezgahtaki kız da beni tanımıyordu. Kim bu çalan dedim; 'Yeni bir grup, ben çok beğeniyorum' dedi. Grup dağılalı beş yıl olmuş. O kadar az tanınıyorduk ki dağıldığımızın duyulması bile beş yıl sürdü.
Çok özel bir dinleyici kitlesi vardı çünkü.
Evet, Ek$isozluk'ü açın bakın, benden daha çok severler Kumdan Kaleler'i. Grup için yazılanlar, benim için yazılanlardan daha iyidir. Kurtarılmış bölgelerden biri olarak görüyorlar hayatlarında. Kumdan Kaleler'in kimliği de odur zaten.
Eski grup arkadaşınız eski sevgiliniz gibidir
Çalıyorsunuz, söylüyorsunuz, besteliyor ve yazıyorsunuz. Yani ciddi bir yetenek var ortada. İhmal mi ediyorsunuz o yeteneği?
Belki her şey zamanını bekliyordur. Chez Sakman'a bir gece şiir dinletisi için geldik. Gitarla iki şarkı çaldım. Vedat Ağabey böyle bir şey yapmak ister misin dedi. Bazen ne kadar zorlasanız olmuyor, bazen sizin hiç aklınızda yokken bir şeyler biraraya geliveriyor. Müzisyen olmayı daha çok istediğim zamanlarda bir şey yapamadığımı hatırlıyorum. Çünkü birlikte çalışacağınız ve kimyanızın tutacağı insanlar bulmanız çok zor.
Grupla müzik yapmak zor gerçekten.
Eski grup arkadaşınız eski sevgiliniz gibi olur. Dört beş yıl bir grupta birlikte çalıp sonra yollarınız ayrıldıysa karşılaştığınızda eski sevgilinize rastlamışsınız gibi hissedersiniz. Öyle bir burukluk vardır aranızda. Ama beni terbiye eden bir deneyimdi. Kolektif çalışma nasıl yapılır, insan kendi egosunu nasıl frenler; bütün bunların eğitimini müzik grubu içinde çalışırken aldım. Bir de biz bir önceki kuşağın aksine örgütlenmeyi bilen bir kuşak değildik. Ama bir taraftan sosyalleşme ve başka insanlarla bir şeyler yapma arzusu vardı. O yüzden bizim kuşaktan çok fazla grup çıktı.
Ama arkadan örgütlenmeye hiç ihtiyaç duymayan bir kuşak yetişti.
Giderek daha çok bireyselleşiyorlar tabii. Biz hiç olmazsa bir şeylerin eksik olduğunun farkındaydık. Her kuşak kendini arada kalmış gibi görür. Bizim arada kalmışlığımız da buradan kaynaklanıyor. Neyin eksik olduğunu biliyor ve onun burukluğunu yaşıyorduk. Şimdikiler hiç olmazsa daha şanslı, bunun burukluğunu da yaşamıyor.
Akşam Gazetesi - 20 Mart 2005
|