|
Kronik Röportajı
Merhabalar, kuruluşu 1985 yılına kadar dayanan, Türkiye’nin en eski Heavy/Thrash Metal gruplarından biri olan Kronik nasıl meydana geldi, grubun kuruluş hikayesini öğrenebilir miyiz?
-Özgünay, Fevzi ve ben üçümüz daha öncesinden de arkadaştık, yani 80’li yılların başlarından… İşte Heavy Metal dinlemeye başlamıştık zaten, Motörhead’in “Ace Of Spades” ve Judas Priest’in “British Steel” gibi albümleriyle bizde olay koptu. Ben Marmara üniversitesinde okuyordum, okul o zaman Haydarpaşa’da idi. Özgünay ise Beşiktaş’ta Yıldız’da okuyordu. Bir gün geldi okula, o zaman Kadıköy’de kafeler vardı oralara takılıyorduk, Kadıköy’e indik kafeye, bir şey konuşalım dedi ve grup kurmak istediğini söyledi. Ben bas gitar çalacağım, sen gitar çal dedi. Ben zaten önceden de gitar çalıyordum. Yani Kadıköy’de kurduk grubu ama Kadıköy ile pek bir alakamız yoktu.
-Kronik ismini nereden esinlendiniz?
-Dördüncü bir arkadaşımız daha vardı Aykut Mısırlı, o da Tıp’ı kazanmıştı. Grubun terimi de oradan gelme… “Kronik” söküp atılamaz, yerleşmiş manasında olduğu için Kronik ismini beğendik.
Endless War” (1992) albümüyle gerçekten o yıllarda Türkiye’de yapılabilecek en sert müziği yapan gruplardan biri oldunuz. Bu albümü yaparken sizi en çok zorlayan unsurlar neler oldu? Albüm beklentilerinize cevap verebildi mi?
-Çok zorlayan unsurlar ekonomik unsurlar oldu tabii ki…Bir de Türkiye’de ki stüdyolarda canlı davul kaydının yapılamaması gibi bir sorun vardı. Çünkü bizim burada davul değil de, perküsyonlar hep darbuka, asma davul olduğu için acayip, kötü bir kayıt çıkıyordu. Demo yaptık, demoda baktık olmuyor, bilgisayar usülü yapalım dedik, o bir problem oldu. Birde bizim ülkede bizim yaptığımız tarz müzik kabul görmüyor. Bunu en baştan beri biliyorduk, zaten eğer albüm yapmak istiyorsan birtakım fedakarlıklarda bulunman gerekiyor. İşte o fedakarlıklar biraz zordu. Ticari yönden de bir beklentimiz yoktu, çünkü biliyorduk ki böyle bir ticari başarı falan olmayacaktı. Çünkü hani şöyle bir laf var “Müslüman mahallesinde salyangoz satıyorsunuz” diyorlardı bize… Biz de öyle diyorsanız öyle diyorduk… Bir albüm çıkartıyorsun o öyle kalıyor, çünkü albüm çıkarmak başka bir şey, bir eser yani sonuçta, grup açısından da farklı bir şey, çalmak başka albüm yapmak başka…
-Albümdeki resimlere baktığımızda kıyafetlerinizle 80’li yıllardaki Thrash Metal gruplarının havasını yansıttığınız görülüyor. Gerçekten albümü yaparken o dönemde en çok etkilendiğiniz gruplar hangileri oldu?
-Malum o dönemin en büyük gruplarından etkilendik. Fotoğrafları da 1991 yılının sonlarında çektirdik. O zamanlar daha hala bizim kılık kıyafette ortalıkta çok insan vardı. Avrupa’da ki metal dinleyicileri böyleydi. En çok etkilendiklerimiz tabii ki Motörhead, Slayer, Judas Priest, Metallica gibi gruplardı.
-“Endless War” albümünü yeniden yayınlamayı düşünüyor musunuz? Böyle bir proje olabilir mi?
-“Endless War” albümünü yeniden CD formatında yapmak bizde istiyoruz, isteyenler de var ama bu yayın hakkı gibi birtakım kanuni hikayeler var, onları hallettikten sonra bir miktar CD bassak iyi olacak gibi, kendimiz için de…
-Bugüne kadar verdiğiniz konserlerde sizin için unutamayacağınız, özel yeri olan ya da olanlar var mı?
-Hiç unutamayacağımız konser tabii ki ilk konserdi. İlk konseri unutamıyor insan, o kadar dev bir volume ile çaldığınız konser… Aslında ilk birkaç konserdi. İlk konserimiz Harbiye’de Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nda oldu. Sonra Açıkhava’da çalmıştık
Tekrar “Endless War” albümüne dönersek lirik açısından baktığımızda örneğin “Lie” isimli parçada dinlediği müzik ve çaldığı gitar sebebiyle annesi tarafından eleştiriye uğrayan bir çocuk var, diğer parçalarda savaşlara karşı getirilen eleştiriler var. Ana fikir olarak baktığımızda grup bu albümde hangi mesajları veriyor?
-Anti-militarist düşünceydi genel olarak…
-İkinci albüm Kavga 2003 yılında raflarda yerini aldı. Bu albümdeki tarza baktığımızda Türkçe sözlü Heavy Metal çalan bir Kronik var. Özellikle dikkatimizi çeken albümün sanki 80’lerde yapılmış bir atmosfere sahip olması… “Eski Günler” parçası bize sanki her şeyi anlatıyor gibi… Bu planladığınız bir şey miydi yoksa ortaya böyle bir ürün mü çıktı?
-Yani tam 80’lerin kurgusuyla çaldık tabii o zaman öyle bir sound çıkıyor. Zaten öyle istemiştik, bir de kayıtlar 1999 yılında yapılmıştı. Birtakım şeyler girdi araya, dağıldık ben yurtdışına gittim, herkes biryere gitti. Araya yıllar girmişti. Döndüğümüzde ise bunların miksajlarını yaptık ve albüm 2004’ün başında piyasadaydı.
-“Ayak” isimli şarkının sizinde gitar çaldığınız dönemin ünlü Punk gruplarından “Headbangers” a ait olduğu belirtilmiş. Hazır bu konuya gelmişken Kramp ve Headbangers gibi gruplarda ne kadar süre çaldınız?
-Headbangers işte 1988, 1989 hatta 1991’e tekabul ediyor. Arkadaşlarımızdı onlar, ve çok iyi bir tavrı ve tarzı vardı. İlk Punk gruplarından diyebiliriz. Headbangers tam bir Punk grubuydu. Şimdi üçüncü albümü dolduruyoruz ve bir Headbangers parçası daha koyacağız. Kramp’a gelince benim için başka bir yeri var, yani Headbangers’ın yeri başka, Kramp’ın yeri başka diyeyim. Kramp bu ülkenin en iyi Hard Rock grubuydu, çok sert değillerdi yani bir Thrash çalmıyorlardı ama çok iyi bir gruptu. Kramp hakkında söyle söyle bitmez. Arkadaşız da, onlar benden biraz daha büyüktür de… Headbangers 1992 gibi dağıldı, elemanlar yurtdışına gitti, ama Kramp devam etti, hala da devam ediyor, ben de zaman zaman onlarla çalıyorum. Yoğun olarak 80’li yılların sonu, 90’lı yılların başında çaldım. Birde 90’ların sonunda yoğun olarak onlarla çalıştım. Ama yine beni çağırıyorlar eksiklik olduğunda, çünkü konserde iki gitar olunca iyi oluyor. Parçalarını da biliyorum.
-“Kavga” albümündeki kadro aynen duruyor mu yoksa değişmeler oldu mu?
-Kavgadaki basçımız Tolga Soyhan yok, bir de ayrı bir solistimiz olacak yeni albümde… Bu solist Burak aslında uzun yıllardır bizde söylüyordu da albümlerde denk gelmedi. Ayrıca birkaç misafir isim daha olacak. Biraz daha farklı bir sound olacak bu albüm…
Üçüncü albüm tahminen ne zaman çıkacak? Bize bu konuda zaman verecek misiniz?
-Eylül sonuna doğru kayıtları bitirmeyi düşünüyoruz, yetiştirirsekte yıl sonunda yayınlayacağız.
-Türkiye’de Rock/Metal piyasası hakkında neler düşünüyorsunuz? Sizce birçok grup hak ettiği yere neden gelemiyor?
-Türkiye’de bu tarz o kadar kabul görmedi çünkü uzun yıllar tek televizyon kanalı yani tek sesli bir durum vardı. Böyle olunca onlar kime yer verirse onlar daha çok satılıyordu, konser veriyordu yani… Ondan dolayı da bu müzik endüstrisi Türkiye’de pek gelişmedi. Dışarıdaki gibi değil… Telif hakları problem, müzik endüstrisi gerçek bir endüstri gibi değil Türkiye’de… O sanayi içinde uğraşanlarda konuyla pek alakalı değiller işin açıkçası… Olayın dışından gelmiş insanlar yön veriyor. Bizim tarz normal olarak tanımlanan insanlar için pek dinlenebilir değil yani ,dinleyemiyorlar ne yapalım…
-Özer Sarısakal olarak sizin beğendiğiniz yerli/yabancı gruplar ya da müzisyenler hangileri?
-Yerlilerde örneğin; Kramp, Whisky çok sevdiğim gruplardı. Yabancılarda da zaten o dönemdeki grupların hemen hemen hepsini dinledik.
Rockox - 16 Eylül 2006
|