|
Hardal
1978'de kurulan birlikteliğin temeli, 1971'de Erkin Koray ve Yeraltı Dörtlüsünde atıldı. "Nasıl Ne Zaman" (1980), "Nerden Nereye" (1982) adlı iki LP'nin ardından dağıldılar. 2000'de "Yeniden Doğuş" adlı albümleriyle başarılı bir dönüş gerçekleştirdiler.
"Biz Modern Müzik Yapıyoruz"
Hardal grubundan Şükrü Yüksel ve Özkan Turgay'la Tarabya'daki stüdyolarında görüştük.
>"Yeniden Doğuş" albümünün kapağında bir boğa resmi var. Zamanı yırtarak hedefine ulaşmaya hazırlanıyor. Kapağın içindeki diğer resimler de geçmiş zamanı hatırlatıyor bana. Bu yeniden doğuşu mu simgeliyor yoksa insanın aslına dönmesi gibi bir şey mi?
Ş.Y: Kapaktaki boğa resmi yeniden doğuşu simgeliyor. Boğa ölüm ve yaşam savaşı veriyor. Teslim olmak üzere. Arkada bir ay var. Ay, boğa kültünün ait olduğu tanrıçayı simgeliyor ve uzakta bir şekil görülüyor; o da yeniden doğuş ayinlerinin yapıldığı bir tapınak. Çift yönlü, simetrik bir balta var, kurban edilen boğaya saplanan. Çok fazla da açıklamak istemiyorum, ikonografyayı bilenler çözmek isteyebilir. Onlara bu hakkı tanımalıyız diye düşünüyorum.
>Albümün içindeki resimlerde de mitolojik figürler var. Hatta şarkılarınızda da mitoloji var.
Ş.Y: Bazı şarkılarda fazlasıyla var. Mitolojiye ve insan kültürünün sakladığı birçok değere ait referanslar var. Albüm kapağı üzerinde de sözlü ikonografyayı yorumlamak üzere her şarkı için farklı bir resim var.
>"Mektub" özellikle dikkatimi pekti. Keman, piyano ve çello kullanılmış. Klasik batı müziği temaları var.
Ş.T: Uzun zamandır düşündüğümüz armonik sistemler var. Türk müzik geleneğinden gelen melodilerle, bu armonileri yazıyoruz. Düzenlemeleri ise doğal olarak belirli bir prensip çerçevesinde yapıyoruz. Mektub da öyle bir parça. Bozulmuş, daha doğrusu dönüştürülmüş vaziyette. Düzenleme ise klasik müzik prensipleri içinde.
>Özkan bey daha önce 'Mektub'da gitarı tersten kullandığınızdan söz etti.
Ö.T: Hardal kurulduğundan beri, Şükrü'yle benim kafam hep klasik müziğe gidiyor. Bu anlamda aramızda beyin uyuşması söz konusu. Benim aldığım klasik kompozisyonu, armoni eğitimiyle pekiştirip, gitarları, birinci keman, ikinci keman, çello, viyola, kontrbas gibi düşünerek aranjmanlarını yapıyorduk. "Mektub'da da bunun tersini yaptık. Bugüne kadar keman notalarını gitarlara çaldırıyorduk, bu şarkıda ise gitar notalarını kemanlara çaldırdık.
Ş.Y: Parçanın ruhuna da uymuş durumda. Parçanın sözleri, anlattığı duygular, ruhsal durumlar yaylıların ve flütün anlatacağı şeyler.
>Flüt, ağırlıklı olarak "Tulluk"da, diğer adıyla 'Bir Modern Hymnos"da kullanılmış. Bu bir destan mı?
Ö.T: Hymnos eski Anadolu halkının tanrılar için söylediği şarkılardır. Biz Yeniden Doğuş'a bir preüd olması için yapılan bu Hymnos'da söz koymadık. Tanrının başına gelenler biraz antik müzik ve edebiyat ile ilgilenmiş dinleyicinin kulağına müzik yoluyla anlatılıyor. Bu yüzden parantez içinde bir Modern Hymnos notu var. "Pulluk" ismi ise şarkının hangi tanrıya atfedildiği hakkında ipucu veriyor.
>Evet, "Pulluk"da mistik bir anlatım var. Hatta metafizik bir felsefe içeriyor. Kapakta ruh, beden ve tabiatla ilgili alıntı var.
Ş.Y: Evet, farklı bir müzik modunda çalınmıştır. Bunu normal bir synthesizerda çalmaya kalkarsanız, pek başarılı olamazsınız. Grek müziğinde kullanılan bir gam kullanıldı onda. Parça Dietonik scalada çalınmıştır.
Ö.T: Albüm kapağında gördüğünüz Monocod benzeri bir enstrüman yapım bölümünde yaptırıldı. Ve bunun üstünde Şükrü Bey Frigya modunda kullanacağı seslerin hesabını yaparak bölümlere ayırdı. Daha sonra synthesizerı buna göre akord ederek kullandık. Bu parçanın yorumu, ilerde konser verirsek, tamamen doğal enstrümanlarla olacak. Çünkü topraktan flüt yapmayı düşünüyoruz.
>Albümünüz daha ağırbaşlı insanların müziğiymiş gibi geldi bana. Yaş sınırlaması yapmak belki doğru değil, ama 30'lu yaşların dinleyeceğini, başka deyişle sizin dinleyicinizin belli bir birikime sahip olması gerektiğini düşünüyorum. Yavaş yavaş ama derinden giden, her dinlediğinizde farklı tatlar bırakan bir müzik.
Ö.T: Bu albümü yaparken her yaş grubundan insanlar geliyor, bizle beraber oluyorlardı. Bunların yaşları on beşten başlıyor, altmışa kadar uzanıyor. Bu insanların hepsi bizi dinledi, yadırgamadı. Hatta içlerinde alaturka eğitimi almış olanlar da vardı. Onlar da çok sevdi bizi. Örneğin 16 yaşındaki bir çocuğun favori parçası var; "Leyla".
Ş.Y: Bunu yaşla sınırlamak doğru olmaz. Keyfine tam varabilmek için, belirli bir entelektüel düzeye sahip olmak gerekir. Örneğin "Leyla"yı metaforlarını çıkararak da dinleyebilirsiniz, ya da arkasındaki metaforları anlayarak da dinleyebilirsiniz, o zaman başka bir boyut kazanır. "Yeniden Doğuş'daki bilmeceyi çözerek dinleyebilirsiniz, ya da oradaki Rock gitar figürlerini alarak da mutlu olabilirsiniz.
>Temiz bir soundunuz var. Genel olarak bakıldığında duygusal şarkılar gibi gelebilir dinleyene. Elbette duygusallık da var ifadenizde. Ama derinlerden bir yerden, çaktırmadan sıkan bir öfke, sertlik de var.
Ö.T; Amaç insan ruhuna seslenmek. Burada öfke de var, kin de var, aşk da var. İnsana ait her duygu var. Bir insan sürekli öfkeli veya neşeli olamaz. Bizim yaptığımız bazı şarkılar sizi her ortamda mutlaka yakalar. Eğer öfkeli bir ortamda dinlersiniz, alt yapısı sizi yakalar, duygusal bir ortamdaysanız Şükrü Bey'in sesi yakalar. İşte Hardal budur.
>O zaman 'Hardal'ın anlamını da öğrenelim. Nedir hikayesi?
Ş.Y: "Hardal" hard kelimesinden gelmiyor. Bir arkadaşımla oturuyoruz, gruba isim arıyoruz. Arkadaşım sert, acı bir şey olsun, dedi. Ben de biraz gülmek için "Hardal" olsun dedim. Daha sonra İranlı bir arkadaşımız geldi. "Sen 'Hardal'ın anlamını biliyor musun ?" dedi. "Yo bilmiyorum" dedim. "Hardal" dedi, 'har ve dal kelimesinden oluşur, yani eşek yüreği'. Tabii bunu duyunca bir çok şey çağrışım yaptı. Apaleus falan aklıma geldi. Eşek sembolik bir hayvan literatürde. Yürek de öyle. Tamam "Hardal" olsun dedim. "Hardal" hardtan gelseydi kendi felsefesine ters olurdu. Çünkü biz Türkçe müzik yapmak üzere ortaya çıktık. Rock yapalım, hard rock veya soft rock yapalım gibi bir endişemiz yok.
>Albümde farklı temalar var, blues gibi. Enstüramanlar arasında trompet de kullanılmış. Müziğinizde bir çok şeyi aynı anda yaşayabiliyoruz.
Ş.Y: Evet, o hikayenin bir parçası trompet. Sahneyi teşkil ediyor. Şarkının söylendiği sahneyi çiziyor, öyle bir fonksiyonu var. Blues olmak zorunda. Bulunan şehir, o müziğin çalındığı şehir. O müziğin yansıdığı duvarları, yalnızlığı anlatıyor. Biz gerçek anlamda modern müzik yapıyoruz. Çok sesli müzik başka ne tarz yapılabilir bilmiyorum. Rock müziğinde trompet kullanılamayacağını sananlar post modernist budalalardır!
>Klip çekmeyi düşünmüyor musunuz?
Ö.T: Hayır, çünkü İbrahim Tatlıses'in klibi döndükten sonra arkasından "Hardal" çıksın istemiyorum. İkincisi, eğer ciddi bir müzik kanalı yayınlamak istiyorsa bizim şarkımızı ve klibiniz yok diyorsa, alsın kendisi birtakım görüntüleri montajlasın. Çiçeği çeksin, böceği çeksin, "Hardal'ın ruhunu yansıtan her şeyi çeksin. Ama biz klip yapmayı düşünmüyoruz. İnsanlar biraz hayal etsinler.
>Son arzunuz?
Ö.T: Son diye bir şey yoktur. Sonsuzluk vardır.
Ş.Y: İnsan son gelmeden, son arzuyu düşünemiyor. O yüzden son arzum yok.
Deniz Durukan & Güven Erkin Erkal
Stüdyo İmge - 05 Mayıs 2001
|