Ana Sayfa


















Text Reklamlar:

Yemek Tarifleri
Sağlık Kütüphanesi
Perde



Gripin

> Griğin Röportajı

 Biyografi | Diskografi | Fotoğraflar | Şarkı Sözleri | Akorlar ve Tablar | Basında | Forum
Griğin Röportajı

Bir röportajınızda “metropol rock grubu” olarak tanımlamışsınız, Gripin'i. Müzikleriniz büyükşehir insanlarına mı hitağ ediyor sadece?
Birol: biz aslında tanımlamalara girmekten kaçınıyoruz çünkü işin içinde olduğumuzdan dolayı dışarı çıkıp ne yaptığımızı görecek vaktimiz olmadı, henüz. Metropol rock grubu şu anlamda doğru;
biz metropolde, İstanbul'da yaşayan insanlarız ve dolayısıyla müziğimize kendi problemlerimizi, yani metropoldeki problermleri yansıtıyoruz.

Yeni albümdeki düetler çok konuşuldu. İsimleri nasıl belirlediniz?
Murat: Emre'yle kaydedilen “Sensiz İstanbul'a Düşmanım” albümün son şarkısıydı. Şarkıda ufak tefek, işin içinden çıkamadığımız yerler vardı, kafalar da dolmuş artık iyice. Emre kayıtlara bakmak için arada gelip gidiyordu zaten. “Abi sen de bak bir şeyler karala” dedik. Güzel de oldu. Ferman'la zaten yıllardır beraberiz.
Birol: Ferman, dünyanın en iyi adamı diye tanımladığımız biri. Beraber çıktığımız turneden beri onunla bir şeyler yapmak istiyorduk.

Ferman'la söylediğiniz “Baba Mesleği” sosyal mesajlar veren, savaş karşıtı bir şarkı.
Birol: birçoğumuz, Mor ve Ötesi'nin dışında çok koşturmazdık bu sosyal içerikli şarkıların peşinden. Bilincimizin de düşük olduğu anlamına geliyor bir yandan da bu. Belki bazı konularda herkes gibi yeni yeni bilinçlendik. Yani bilinçlenme derken bu bilincin şarkılara yansıtılmasından bahsediyoruz. “Böyle Kahpedir Dünya” genel olarak dünyanın kirliliğinden, maneviyat kaybından, dertlerden bahsediyor. Ama tutup da herhangi bir politik duruşun aşırı ucunda olmak bize göre değil, öyle değiliz çünkü.

Bu albümde daha elektronik bir sounda var. Bu düzenlemeler yapılırken kendiliğinden mi ortaya çıktı yoksa stüdyoya girmeden önce verdiğiniz bilinçli bir karar mıydı?
Birol: prodüktörümüz Haluk Kuruosman'ın payı büyük. Bizim dinlediğimiz şeyler aşağı-yıkarı %80 ortak. Bu albümün hazırlık sürecinde de Doves, Muse, Placebo, eski topraklardan Pearl Jam, The Kooks, Kaiser Chief dinledik. Ne dinlediysek onlardan içimizde kalanları kendi toprağımızla harmanlamaya çalıştık. Aklımızda hep elektronik bir şey yapmak vardı ama şunun gibi olsun demedik. Bunun bir sebebi ilk albümden sonraki sahne performanslarında çok fazla mid-tempo bir durum olmasıydı. Seyirci baladlarda ağlıyor, “Elalem”de zıplıyordu ama diğer orta tempolu şarkılarda o kadar yoğun bir paylaşım yoktu.
Murat: bizim isteğimiz konserlerin daha hareketli geçmesiydi. Bu yüzden bu albümde altyapıyı daha dinamikleştirdik, metronomu arttırdık, elektronik altyapılar kullandık.

Yan etkileriniz, endikasyonlarınız neler? Beklenmeyen bir etki görüldüğünde ne yapmamızı önerirsiniz?
Murat: bu soruya şöyle cevap verilir. “Dört” ve “Üç”ün karıştırılmaması, bunların arka arkaya dinlenilmemesi tavsiye edilir.
Birol: kesinlikle! Ben kendi adıma yazdığım ve içinde olduğum için çok fazla dinlemiyorum Dört'ü. “Hiç Gelme Gideceksen”, “Karışmasın Kimseler”... Biz pek önermiyoruz, çok dinlenmemesi lazım arka arkaya.
Arda: hareketli şarkılar sokmak lazım araya.

İlk albümde “Üç” diye bir şarkı vardı, bu albümde “Dört”. Bu sayıların sizin için özel bir anlamı var mı ve sonraki albümlerinizde devamı gelecek mi?
Birol: var. Yavaş yavaş sabaha doğru gidiyoruz. Üçteydi adam, sonra dört oldu, beş olacak. Beş serinin sonu. Onunda sözleri bitmek üzere. Süprizli bir sonu var, çok enteresan. Bizim genelde iki albüm arasında ya da albümdeki şarkılar arasında bir sürü atışma vardır. Bu da onlardan biri.

Şarkılarda genel olarak bir öfke, sorgulama ve boşvermişlik havası var. sanki uzun süren ve çok yıpratan bir ilişkinin arkasından yazılmış ayrılık şarkıları gibi?
Birol: öyle. Hani demin dedin ya ne değişti hayatınızda diye. Kişisel olarak ben bir ayrılık yaşadım. Bir ayrılığın getirdiği ve bir ilişkinin içinde olanlar neyse onlar yazıldı zaten. Hepimiz aynı şeyleri zaman zaman yaşadığımız için, Murat'ın da sözleri var, Haluk'un da... Emre'nin zaten “Sensiz İstanbul'a Düşmanım” dörtlüklerinde sözleri var, yine ortak bir noktada buluşabildik. Evet, öyle bir şeyler var. Ne güzel bak anlatmayı becermişiz.

Peki bu şarkılara ilham veren insanlar albümü dinleyince ne hissedecek?
Arda: kimi mutlu olacak, kimi üzülecek.
Birol: kimi mutlu olur, kimi üzülür, kimi umursamaz. Orada yazılan, orada görülen karakter neyse o karaktere uygun şekilde davranacaktır.

Birinci albüm bitip konserler verildikten sonraki dönemde ikinci albüm sendromuna girdiğiniz bir süreç yaşandı mı?
Birol: hiç soru sormadık ki biz. Ne yapacağız, nasıl yapacağız, ne yapmamız lazım?... Biz müziğe başlarken de pazar günü müzik yapalım, diye başladık. Bronx yeni açılmıştı. Hakikaten o zaman mantıcı kapanmış. Yerine Bronx açılmıştı. Daha bar bile değildi. Ondan sonra. “albüm yapar mısınız?” dediler. Yaparız, dedik. O yüzden hiç öyle dertlerimiz olmadı.
Murat: mesela bir şarkı dinliyoruz, “abi bu mükemmel bir şey, nasıl nasıl yapmışlar?” diyoruz. Birbirimizle konula konula ortaya bir şeyler çıkıyor. Birol bu sıralar çok Yunan müziği dinliyor. Her an melodilerde kayma görebiliriz!

“Böyle Kahpedir Dünya şarkısı trafikte yazıldı. İkitelli'de 2.5 saat trafikte çıldırıyor insan. Radyo dinliyorsun; bir yandan Ömer Madra konuşuyor: “Öyle dünya, böyle dünya!” Bir yandan Cem Aslan konuşuyor: “Öyle bir memleket, böyle bir memleket!” O sırada sevgilin bir mesaj yazıyor...
Hepsi bir arada, üst üste gelince çıktı. Bir daha nasıl çıkar bilmiyorum.”

Myspace'inizdeki bilgiye göre bu albüm o kadar içinize sinmiş ki ikinci albümünüz olmasına rağmen “Bu albüm Gripin'in ta kendisidir” diyerek kendi isminizi vermişsiniz.
Birol: bugün, Gripin budur. Gripin'i daha iyi anlatacak bir albüm yapamazdık çünkü her şeyimiz vardı. İmkanımız da vardı, bilincimiz de, stüdyomuz da, zamanımız da.
Murat: belki bir başka isimle çıkacak ama yine bu kadar zamanımız olursa, bu kadar üzerine düşebilirsek, bütün albümler Gripin olacak.
Birol: ilk defa bu kadar serbesttik. Yine hikayeler anlatıldı ama onun kadar güzel bir isim bulamadık. Çok da zorlamadık.

Moğollar'ın kurucusu Cahit Berkay röportajında “Türkiye'de çok iyi gruplar var” diyerek adınızı verdi ve “Albümleri muhteşem” diye de ekledi. Cahit Berkay gibi usta bir müzisyenden böyle bir yorum almak nasıldı?
Birol: inanılmazdı. Okuyunca utandık.
Murat: onlar sayesinde böyle bir müzik dalı var belki de Türkiye'de.
Birol: o kadar sıkıntılı, darbeler arası dönemlerde böyle bir bayrağı taşıyan o insanların değeri bilinmeli. Son derece zor şartlarda bir şeyler yapmışlar, hala yapmaya devam ediyorlar.
Birol: hele o dönem için. Hepimiz aslında bir sonraki günün altyapısını hazırlıyoruz bir anlamda. Zaten Gripin'in en büyük amaçlarından biri de bu. Bundan sonra gelecek müzisyenlere biraz daha güzel bir yol açmak, insanların kulaklarını biraz daha bu tarza alıştırmak ya da kafalarında başka bir şeyler oluşturmak. Onların yaptıkları da buydu. Sağolsunlar yapmışlar ki biz de devam edebiliyoruz.

“SAHNE ÖNCESİ ALKOL ALMAYI BIRAKTIK”
Her grubun beğeneni kadar beğenmeyeni de var ama sanki sizi daha önce eleştirenler özellikle ikinci albümden sonra geri adım attı. Kendinizi insanlara kanıtlamış gibi hissediyor musunuz?
Birol: (gülüyor) Sözlük var koskoca! Bir de Ekşi Sözlük'ten daha beter sözlükler de varmış onu da gördük.
Arda: bir sürü yeni sözlük açılmış.
Arda: bu kadar iyi eleştirinin de olması iyi değil.
Birol: kötü eleştiriler de olmalı. Mutlaka eksiklikler vardır çünkü. Bir yandan böyle diyoruz ama içten içe çok mutlu oluyoruz böyle tepkiler geldiği için. Biz mümkün mertebe mantıklı olan, yapıcı olan eleştirileri okuyoruz, değerlendiriyoruz.

Siz başarılı sahnenizle de tanınıyorsunuz. İyi bir canlı performans bir grubun başarısının yüzde kaçını oluşturuyor sizce?
Birol: eğer ayıksak! Biz öyle performanslarımızı biliyoruz ki; hiç de iyi değildi aslında ama eğer ayıksak çok kötü olmaz genelde! Bu albümde sahne öncesi alkol almayı bıraktık. Alkol sesi çok etkiliyor, en azından beni çok etkiliyor. Heyecanlanmamak için biraz içmek güzel bir şey ama bizim için ondan sonrası felakete yol açabiliyor. Dalıp gidebiliyoruz, şarkıya geç girebiliyoruz, trafik karışıyor. Artık eskisi gibi değil. İnsanlar Bronx'tayken her hafta gelebiliyorlardı, bir hafta sonra hatalarımızı telafi edebiliyorduk. Ama şimdi bir Sivas'a ya da bir Trabzon'a bir sene sonra gidebileceksiniz belki tekrar. O insanlar oraya sizi dinlemek için gelmişler. Onlara saygı duyup daha doğru dürüst karşılarına çıkmamız lazım.
Murat: alkoliklik gibi bir durumumuz yok, öyle bir şey yansıtmayın.
Birol: valla alkoliktik ya. Senin bunula yüzleşmen lazım.

“Türkiye'ye gelse, para da istemeyiz pul da, şu adamlarla bir çalsak” dediğiniz gruplar var mı?
Birol: çok var! O yüzden Ekşi Sözlük'te adımıza “alt grup Gripin” diye başlık bile açıldı ya! Bu güne kadar sevdiğimiz pek çok grupla çaldık, muhteşem anılar kazandık.
Murat: o dönem cover yaptığımız her grupla çaldık neredeyse.
Birol: inanılmaz yani Shed 7, Cake, Reamonn, Tom McRee, Muse'la tanıştık rakı içtik beraber. Bunlar acaip güzel şeyler. Alt grup, üst grup, zaten “supporting act” değil mi manası? Böyle şeyler yaptık, yine isteriz bir Pearl Jam gelsin. Ben geçen sene izledim şan eseri, muhteşemler. Tekrar ruh dönmüş adamlara, Jim Morrison dinledim sahnede resmen. Unbeliavable Truth ilk aklıma gelen. Kate's Choice gelsin. Placebo yine gelsin.
Murat: yine gelsin evet!
Birol: Kaiser Chiefs gelsin, The Kooks gelsin...
Murat: yine beraber aynı sahneyi paylaşalım da bize bulaşmasınlar lütfen... Biri sarılıp öpmek istemişti ya hani?
Birol: hangisi Brian Molko mu?

Öyle bir şey mi oldu?
Birol: (gülerek) yok yok yok! Olsaydı zaten burada değildi, Murat. Çoktan İngiltere'ye gitmişti.

Peki inanalım...
Birol: valla olmadı ama rakı içtik. Matthew Bellamy miydi, onunla rakı içtik, kafa salladık, süperdi.


İkinci klibi “Sensiz İstanbul'a Düşmanım”a çektik. Bu sefer Emre de bizimle. Performans görüntülerimiz var. Bir de dünyanın en güzel şehrinin görüntüleri...

İlk İstanbul konseri nasıl geçti?
Birol: çok güzel bir konserdi. Mesaj kaygılıydı. Ferman iyi giydirdi. Studio Live'ın fazla bilet kestiği konserlerden biri olmuş. Emre Aydın konseri de öyleydi. Ben de seyirciler arasındaydım. Biz çok mutlu oluyoruz tabi. Seyirci için hiç keyifli olmuyor. Bir yandan da ona üzülüyorsun “şimdi insanlar sıkışacak” diye.

Ama seyirciniz aile gibi. Enteresan bir şekilde kalabalık rahatsız etmiyor.
Murat: biz o konuda şanslıyız galiba. Başından beri öyle bizim seyircimiz.
Birol: kulisimiz de hep açıktır mesela, dün de açıktı.
İlker: kuliste en az aşağıdaki kadar insan vardı.
Birol: keyifli olan o zaten ama. Bizde “Çıkın bu bizim kulisimiz” olayı yoktur. Hatta gecenin sonunda “Burası çok duman oldu, siz kalın biz yana geçeriz” deyip yan odaya geçtik.

Albüm için bir imaj çalışması oldu mu?
Birol: olmadı...

Olmuş sanki, saçla, başla, kıyafetlerle...
Birol: saçla değil, bende yok!
Murat: başla belki! (gülüşmeler)
Birol: albüm kapağına da kendimizi koymadık fikir ve müzik önde olsun diye. Ama olmuşken temiz, şık, kendimizi iyi anlatan şeyler olsun istedik. Elif diye bir arkadaşımız var, modacı; Hakan Yıldırım'la çalışıyor. O bize yardım etti. İnsanlar da güzel giyinip geliyor karşımıza, makyajlı, tertemiz. Bizim de şık çıkmamız lazım. Büyük bir hayaldir ya hani İstanbul'u o 1950'lerdeki şıklığına kavuşturmak. Bir saygıdan ileri geliyor herhalde. Elif'in dokunuşu o zamanları hatırlattı.

Billboard - 04 Mayıs 2007



Gönderen: placebomusty  [06 Haziran 2007 10:36:39]
Okunma Sayısı: 817

 

Forum | Aktif Üyeler | Sohbet | Mesaj Merkezi | Müzik Dinle | Müzik Listelerim | Video İzle

Yerli Gruplar | Yabancı Gruplar | Amatör Gruplar | Demolar

Biyografiler | Diskografiler | Sanatçı Fotoğrafları | Şarkı Sözleri | Akorlar ve Tablar | Basın Bilgileri

Üyelik | Ayarlar | Üye Ara | İletişim | Reklam



Site içerisindeki materyallerin kaynak gösterilmeden kopyalanması ve yayınlanması yasaktır.
Copyright © 2007 Anatolianrock.com