|
Girls Against Boys Solisti Scott Mccloud’la Grubun 23 Şubat Çarşamba Günü Verdiği Konser Öncesi Sahne Arkasında Görüştük.
Radyo Eksen: İstanbul’a gelemeden önce böyle coşkulu bir toplulukla karşılaşacağınızı tahmin eder miydiniz?
Scott McCloud: Hiç bir fikrimiz yoktu. Muhtemelen burada insanların müziğimizi bilmediklerini düşünürdüm. Çünkü daha önce hiç İstanbul’a gelmedik. İstanbul bize mesafe olarak oldukça uzak bir şehir, burada insanların bizi bildiklerini düşünmezdim.
Biz radyoda şarkılarınızı çalıyoruz. Özellikle “300 Looks For The Summer” dinleyiciler tarafından çok beğeniliyor.
Gerçekten mi? Çok şaşırtıcı. Çok şaşırdım. Dediğim gibi burada insanların bizim hakkımızda ne düşündüğünü bilmiyordum, hiç bir fikrim yoktu. New York’ta yaşamak zor. Dünyanın bir çok yerinde turneye çıkmış olsak, bir çok yeri görmüş olsak bile farklı şehirlerin seyircisinin nelerden hoşlandığını önceden kestirebilmek çok zor. Müziğimizin nerelere kadar ulaşabildiğini bilmek zor. Aslında son zamanlarda internet var her şey çok daha kolay. İnsanların yeni şeylerden haberdar olması ve şarkıları download etmesi çok kolay artık. Yeni şarkılar öğreniyorlar, beğeniyorlar ya da yeni bir grup keşfediyor ve bunun için heyecanlanıyorlar veya o grupla ilgilenmeye başlıyorlar. Burada insanların bizi ve şarkılarımızı bildiklerine çok memnun oldum.
Peki internetten şarkı download edebilme hakkında neler düşünüyorsunuz? Karşı mısınız, veya yeri geldiğinde destekliyor musunuz?
Hiç bir zaman bir tehdit olarak görmedim ben bunu. Bence daha önemlisi müziğin birilerine ulaşabiliyor olması, nasıl ulaştığı değil. Bir çok insanın konu hakkında farklı düşündüğünü biliyorum. Daha sıcak, yeni gerçekleşmiş bir olay bu. Ama duruma birde bazı müzisyen veya gruplar açısından baktığınızda zaten albümleri satsa da para kazanmadıklarını ya da çok az kazandığını görüyorsunuz. Demek istediğim müzisyenlerin ayakta kalması çok zor. Herkes yaşayabileceği bir yol bulmalı. Biz zaten albümlerimizi çoğu zaman hediye olarak dağıtırız. Şimdi de almak isteyen çıkabilir diye cd’lerimizi yanımızda getirdik. Ama hiç albümleri gidip de ben satmıyorum. Çünkü eğer biri gelip bana “Ben bu albümü satın almak istiyorum ama param yok” derse “Tamam peki hadi al” diyorum.
Girls Against Boys yakın zamanda yeni bir albüm piyasaya sürecek mi? Yoksa 4 sene daha beklemek zorun da mı kalacağız?
Şu aralar yeni bir şeyler kaydetmek gibi planımız yok. Umarım bu sene 4 sene olmaz. Yani grubu kuralı çok uzun zaman oldu. Bence şimdi varolan diğer gruplar gibi pratik değiliz. Şimdiye kadar yapmak istediğimiz her albümü yaptık düşündüğümüz diğer şeylerle birlikte. Şimdi Avrupa turnesindeyiz ve piyasaya çıkmış olan yeni bir albümüzü bile yok. En son 2002 yılında bir albüm piyasaya sürmüştük. Şimdi İstanbul’a geldik ve sonrada Avrupanın diğer 7 şehrine gideceğiz. Çünkü bunu yapabiliyoruz. Ve müziğimizi çalmayı seviyoruz. Ama eminim yakında bir albüm yayınlarız. Şimdilik kendimizi çemberin dışında görmeyi tercih ediyoruz. Bu çember konusunu tarif etmek biraz zor ama grupların içinde oldukları bir çember olduğu da aşikar. Yani evinize gidiyorsunuz şarkılarınızı yazıyorsunuz sonra bunu kaydediyorsunuz ardından da piyasaya sürüyorsunuz son olarak da turneye çıkıyorsunuz. Ve bu sürekli tekrarlanıyor ta ki bundan sıkılana kadar ya da kendinizi vurana kadar. Şimdi biz bu işi müzik için yapıyoruz. Müziği seviyoruz, bu konuda çok samimiyim sevdiğimiz müziği insanlara çalabiliyoruz. Asıl önemli olan hiç bir şeyin reklamını yapmak gibi bir amacımızın olmaması. Grup olarak kariyerimizin reklamını da yapmıyoruz. Şu anda bulunduğumuz pozisyon çok hoşuma gidiyor. Çünkü devamlı bir albüm kaydedip sürekli turneye çıkmak zorunda değiliz. Böyle olursa olayı iş gibi görmeye başlarsınız. Albümlerim satıyor mu veya neler oluyor diye devamlı düşünmek zorunda kalırsınız. En azından şimdilik yeni bir albüm kaydetmeyeceğiz. Sadece rahatlamayı ve kafamı dinlemeyi düşünüyorum. Geçmişte yaptığımız müziklerin keyfini çıkarıyorum. Hiç bir soru işareti yok kafamda çok sakinim. Başarı konusunu oturup düşündüğümde kafamda hiçbir sıkıntı yok. Ya da herhangi bir şeyin sıkıntısı yok.
Peki ya New Wet Kojak?
New Wet Kojak için ne yazık ki artık bitti diyebiliriz.
Bunu duyduğuma çok üzüldüm. Çünkü oldukça sevdiğimiz bir gruptu. “Love Career” yapılmış en iyi çalışmalardan biri bence. “I Wanna See What’s Up When You Move”da harikaydı.
Çok teşekkür ederim. Bitti demeyelim, bir ara verdik diyelim. New Wet Kojak her zaman ilginç bir grup olmuştur. Olayın ilginç tarafı hiç birimizin aynı şehirde yaşamıyor olması. Bir araya gelip bir şeyler yapmak olayın yaratıcılığı, eğlenceli kısmı. Fakat zaman geçtikçe bir araya gelmek de zorlaşıyor. Birisi İtalya’da yaşıyor, diğeri San Francisco, ikimiz New York’ta ve diğeri nerede bilmiyorum bile. Belki yeniden bir şeyler yapabiliriz. Bitti demeyeyim buna, sadece bir ara verdik diyeyim.
Şimdi New York’ta yaşıyorsunuz. Peki yeni dönem New York müziği hakkında neler düşünüyorsunuz? Yeni bir oluşum var. Buna New York New Wave diyenler de, post punk funk gibi isimler de bulanlar var. The Rapture, Radio 4 gibi topluluklar bu gruba dahil. Ne düşünüyorsunuz, bunlar daha dans edilebilinir ritmler.
Evet daha dans edilebilinir ritmler. Bence New York’un aslında sadece New York’ta değil tüm şehirlerin oldukça yaratıcı dönemleri oluyor. Ve sonra kuru bir döneme geçiyorlar. Sanki hiç bir şey olmuyormuş gibi. New York’a 80’lerde ilk taşındığım zaman oldukça karanlık bir şehirdi. Her zaman olduğu gibi genç insanlar vardı ama en azından yapılan müziği bile düşünseniz yer altında yapılıyordu. 80 sonu 90 başında çok daha karanlık bir sound’u vardı bu yapılan müziğin. Gerçekten büyüyen yetişen bu yeni türün gruplarını çok seviyorum. Bana Girls Agansit Boys’u hatırlatıyorlar. Yani sound aynı. Biz bir rock grubuyuz. Sert gitarlar var ama sound’umuzda da her zaman grooove, dans edilebilinir ritmlerin olmasına özen gösterdik. Keyboard’umuz var mesela. İlk müzik yapmaya başladığımız dönemde rock veya punk gruplarının bir keyboard’a sahip olması sık rastlanan bir şey değildi. Bir çok yeni grup var, çok iyiler ve çok gençler. Daha yeni başladılar ve müziğe yeni bir soluk kazandırdılar. Görünen o ki 70’lerin sonu yeniden yaşanıyor. Galiba her zaman olan şey bu. Şehirler bir müddet uyuyor sonra da uyanıyorlar.
Bu aralar neler dinliyorsunuz?
Aslında bu aralar pek bir şey dinlemiyorum. Bir süredir Paris’te yaşıyordum. 6 ay önce New York’a döndüm. Pek fazla eşyam yoktu yanımda. Bir iki cd vardı sadece. Özel eşyalarım bile yanımda değildi. O yüzden onları Paris’te bıraktım. Klasik müzik cd’lerim vardı sadece. Bazen çaldığımız türe ait grupları dinlemiyorum. Girls Against Boys devamlı albüm piyasaya süren bir grup değil. Devamlı bir şeyler kaydetmek için uğraşırsanız müziğe olan saygınızı kaybedebilirsiniz. Müziği dinlemeye başlarsınız, elbette eğlenmek için dinlerseniz. Ama yeni şeyler keşvetmek için de bunu yaparsınız. Bu da yeniden müzikten hoşlanmanızı sağlar.
Eğer çok özel bir soru olmayacaksa: Neden bir süredir Paris’te yaşıyordunuz? Oraya yerleşmeyi mi düşünüyorsunuz yoksa başka bir proje mi var?
Yo hayır. Paris’e gittim çünkü boşandım. Eski karım Paris’te yaşıyor, Fransız.
Bu oldukça özel bir soru oldu.
Yo hayır değil. Yani evet özel bir soru ama önemli değil. New York’ta yaşıyorum normalde. Ama bir süre Paris’te yaşadım. Paris’te yaşamayı çok seviyorum harika bir yer. Hala yaşıyorum ve evet ayrıldık ama hala arkadaşız. Özel bir soru değildi. Aslında daha çok konuyla ilgili bir soruydu. Orada çok zaman geçirdim ve Avrupada da çok vakit geçirdim. Paris’te yaşıyordum ama sonrada çok seyahat ettim. Grup Avrupada çok konser verdi ve geçen tüm bu seneler sonunda bunun sound’umuzu çok etkilediğini düşünüyorum. Farklı şehirleri ziyaret etmek yaratıcılığınızı çok geliştiriyor. Daha önce hiç gitmediğiniz bir yeri ziyaret etmek ve o yerin değerlerini görebilecek süre kalabilmek size fikir verir. Bu hayat müzik ya da her hangi bir şey hakkında olabilir. Sonunda size bir fikir verir.
İstanbul’da size bu etkiyi bırakır umarız.
Bıraktı bile. Daha yeni geldik. Şaşkına döndüm ne kadar büyüleyici bir yer. Sadece bizi havaalanından aldılar minübüsle otele götürdüler. Fakat kaldığımız bu otel inanılmaz bir yer. Pera Palas’ta kalıyoruz. Tam anlamıyla mükemmel bir yer. Daha önce böyle bir yer görmemiştim. Mutlaka başka şehirlerde de yer alan bir kaç otel adı daha sayabilirim. Fakat otele giriyorsunuz ve sanki Ernest Hemingway yanınızda oturuyormuş hissi doğuyor içinize. Burada olmak olağanüstü bir duygu.
“She’s Lost Control”u yayınlanan Joy Division tribute albümü için cover’lamayı siz mi tercih etmiştiniz?
Biz seçtik şarkıyı. Ne zaman kaydettik biz bu şarkıyı? Uzun zaman oldu. 90 sonlarıydı sanırım. Virgin Plak Şirketi bu toplamayı hazırlıyordu. Farklı gruplar Joy Division şarkılarını seslendirecekti. Bize sordular bu projeye dahil olmak istermisiniz diye. Biz de kabul ettik. Fikir bana çok çekici geldi çünkü her zaman Joy Division’ı sevmişimdir. Ve bazı yönlerden Girls Against Boys’un müziğinin Joy Division’la benzerlikler gösterdiğini düşünüyorum. Joy Division’ın müziğinde özellikle bas gitar ön plandadır. Bizim de 2 bas gitaristimiz var. Ayrıca müziklerini de oldukça iyi bilirim. Hangi şarkıyı yapabiliriz diye düşündük, elbette bir çok harika Joy Division şarkısı var. Fakat bu şarkı yani “She’s Lost Control”u yapabileceğimizi düşündüm. Şarkı Girls Against Boys sound’unun iskeletine tam oturuyor. Parçanın sözlerini çok severim, aslında Ian Curtis’in yazdığı bütün sözleri severim. Fakat bu çok farklı. Kendimden de bir şeyler katabileceğimi düşündüm. Örneğin şarkıda sözler çok açık değildir, olan biten açık ve net sizin önünüze konulmaz. Bence iyi bir seçimdi.
Bazen insanlar mutlu olabilmek için daha neşeli şarkılar isteler. Ama bazı insanlarda sizin müziğinizlede mutlu olabilir. Çok neşeli olmasına gerek yok.
Bu oldukça ilginç bir soru. Çünkü Girls Against Boys’un müziği karanlıktır. Ben karanlık müziği seviyorum. bu belki modunuzla alakalı bir şeydir. Her zaman yaptığımız müziğin gece geç vakit dinlenecek bir havaya sahip olduğunu düşünmüşümdür. Gecenin sonunda dinleyeceğiniz türden, bilemiyorum arabayla evinize dönerken mesela. Aslında bunu tam nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Güçlü, yüksek ve agrasif bir tarzımız var ama aynı zamanda içinde melankoli de var. Evet bizim müziğimiz Tom Waits’inki gibi değil. Ama o da oldukça hüzünlü şarkılar yazıyor ve aynı zamanda insanı coşturabiliyor. Bizimki de karanlık ve sert. Bazı şarkıların sözleri, size yaşattığı hassasiyet gece yarısından sonraki durumları anlatır, insanların arasındaki konuşmaları, sohbetleri. Burada sizi eğlendiren bir şeyler var ama bu kesinlikle komik bir tarz değil. Şarkıları yaratırken çok karanlık olmasından kaçınıyorum. Müziğimizin daha çok modunuza göre değişebilecek bir tarza sahip olduğunu düşünüyorum. Bu çok hoşuma gidiyor. Bence Girls Against Boys tam olması gereken yerde. Karanlık bir modda evet, ama sanırım daha doğru olan kelime coşkulu.
Radio Eksen - 24 Şubat 2005
|