|
Rock Müziğin ‘Efsun’lu İkilisi
Müzikal hikayeniz nasıl başladı?
Gülay: Üniversitedeyken gitara merak sardım, çalıp söylemeye başladım. Müziğe yatkınlığımı fark ettim. Bir iki yerde yerli ve yabancı şarkılar söylemeye başladım. Okul bitti, mühendislik ve başka işler yaptım. Çok sevsem de büyük vakit ayırsam da, mesleğim olacağını düşünmüyordum müziğin. Ta ki Pandora grubuna katılana ve Özer ile tanışana kadar…
Özer: İlkokul yıllarında başladı müziğe ilgim. Mandolin, ağız armonikası, klavye çaldım. Lisede okul korosuna girdim. Korodaki hocalarım konservatuvara gitmemi istedi. Ama ailem izin vermediği için mimarlık okudum. Üniversitede gruplar kurdum. Biri Pandora’ydı. Vokalistimiz ayrılınca Gülay geldi.
Sonra birlikte müzik yapmaya karar verdiniz. Birbirinizde gördüğünüz şey neydi, ucu bir gruba çıkacak bir yolculuk için?
Özer: O süreç bilinçli bir şey değildi. Birlikte çalıştığımız zaman iyi şeyler çıkıyordu. ‘Tamam bu, bizim kuracağımız grubun temeli’ diye düşünmedik. Bir gün baktık ki yazdığımız bestelediğimiz epey bir birikimimiz olmuş.
Gülay: Müzikal eşimi buldum demedik ikimiz de. Ama bu varmış demek ki. Çünkü başladığımız bir şey sona eriyordu. Özer’in bastığı akorlardan besleniyor, yorumum gelişiyordu. O çalarken rahat hissediyordum kendimi.
Bazı gruplarda birinin eksik bıraktığını diğeri tamamlar. Biri iyi söz yazar, diğerinin bestelemesi iyidir. Sizde de öyle mi?
Gülay: Biz ikimiz de çok farklıyız. Bir araya geldiğimizde o yüzden zengin bir bütünlük çıkıyor ortaya. Yaklaşımlarımızda epey fark var.
Özer: Müzikal kaynaklarda farklılıklar, kesişmeler var. On sene önceki farklılıklar bunlar tabii. Zaman geçtikçe paralellikler artıyor.
Gülay: Mesela Özer sanat müziğine yakınken ben halk müziğine yakındım. İkimiz de rock severdik. Hepsi bir potada buluştu.
Sahnenizi izleyenler, grubun uyumundan söz ediyor daha çok. Bunu sağlayan şey ne?
Gülay: O uyumun oluşması için bilinmeden önce yıllarca her gün sahneye çıkarak ve evde çalışarak büyük mesai harcadık. Yaşanarak çıkmış bir müzik bizimki. Bir konserde ortaya bir solo çıkıyor, iki yıl çalışıp geliştiriyoruz onu.
Özer: Hem Gülay ile ikimizin, hem grubun geçirdiği süreç var burada. Miksajda birini biraz açsanız rock oluyor, diğerini açsanız alaturka oluyor. Zor oldu; ama sahneye taşındı bu. Herkes yapıyı bozmamak için tanımlandığı alanda çalıyor, bunun dışına çıkmıyor.
Pek çok kişi ve iş için kullanılan ‘etnik tınılarla rock’ı başarıyla harmanlamış’ ifadesi var. Oysa eklektik, zoraki bir beraberlik var. Sizde bu beraberlik, düzenleme ile değil, bestelemede, ta başında olmuş sanki…
Gülay: Bunun en güzeli ile şunun en güzelini karıştırdığınızda daha güzel bir şey çıkacak diye bir şey yok. Bir tav var onu yakalamaya çalışıyoruz. Yurtdışında birilerine beğendirmek, oryantalist bir tavır sergilemek değil kastımız. Kimilerinin yaptığı gibi ‘Anadolu’nun hoş tınılarını içine koyalım’ gibi bir tavır içine girmedik. Buradayız, kendimize ve burada bizim gibi yaşayanlara müzik yapıyoruz.
Özer: Sentez, müzik içinizden çıktıktan sonraki işlemlerle olmuyor, içinizde oluşması gerekiyor. Biz bunu yapmaya çalıştık.
Besteleme ve düzenlemede didişiyor musunuz, şöyle olsun, böyle olsun diye?
Özer: Önceleri daha çoktu. Efsun artık kendi kendini tanımlamaya başladı. Referansımız artık grup, biz ona ayak uyduruyoruz.
Gülay: Artık fazla teknik konuşmadan müzikal olarak bir tav yakaladık. Parçada ne yaptığımızı biliyoruz çok fazla konuşmadan.
Biriniz mimarsınız, biriniz mühendis. Eğitiminiz, müziği kurmada etkili mi? Sonuçta müzikte de hesap uyum, işlevsellik var…
Gülay: Müzikte ‘her şeyin kıvamında olması’, mühendislikte ‘optimum’dur. Kattığı şey çoktur, şanslı görüyorum o yüzden kendimi. Ama Özer’inki mimarlık, daha yakın müziğe. Çünkü onda iyi bir denge duygusu var ve bunda mimarlığının etkisi büyük olmalı.
Özer: Müzikte de, tıpkı mimarlıkta olduğu gibi bugünün malzemesi ile bir eser ortaya koyuyorsunuz. Katkısı olmuştur.
Otantik Türk müziği dinleyeni de sarıyor müziğiniz. Sizi sevdiren şey ne?
Özer: Çocukluğum 45’liklerin içinde geçti. Çoğu sanat müziği plaklarıydı. Kulaklarım onlarla doluydu. Müziği Batı kapısından girerek öğrendim. İddialı olacak; ama Batı müziğinde ilerledikçe ucunda Türk müziğini buldum.
Gülay: Bir şeyler yapalım; ama akorlarımızla ve tavrımızla elimizi insanların boynuna geçirmeyelim istedik. Yaptığımızdan hem biz hem dinleyen zevk alsın istedik. Belki de bu.
İyi bir Türk müziği dinleyicisi misinizdir?
Gülay: Son zamanlarda aynı zamanda ses çalışmama büyük imkan verdiği için Perihan Altındağ’ı ve Safiye Ayla’yı çok dinliyorum.
Özer: Aşık Veysel’i dinleriz, çalarız sık sık, referansımızı kaçırmamak için. Bazıları vardır, aklınız karıştığında dinlemeniz gerekir. Özdemir Erdoğan da bunlardan biri.
Film müziği yapmak, bir filmde şarkınızın çalınması gibi bir proje var mı?
Gülay: Olduğunda güzel bir şey olsun istiyoruz. Efsun daha genç, acelemiz de yok zaten.
Özer: Bir şarkımızı bir film için isterler, olabilir; ama bir film için yapılmış özgün bir müzik tercihimiz. Yönetmenin bize teklif etmesi ve filmin çekimine katılıp o müziği yapmak…
İkinci albüm ne zaman? Yeraltından yerüstüne çıktınız ve yerüstünün şartlarından biri belli aralıklarla albüm yapmak...
Özer: Yeni albüm için bizi yarın koysanız stüdyoya, kayda gireriz. Ama sağlıklısı beklemek. Bu albümün sözünü, söylemesi gerekeni söylemesi gerekiyor bir iki sene içinde.
Gülay: On yıldır birlikteyiz ve bestelerimiz, birikimimiz çok.
Gençlik - 04 Haziran 2007
|