|
Çok Acı Görmüş Adam
Cem Karaca, bir alamete binerek yeniden müzikteki yerini alıyor.
Bütün uğursuzluk bir marş ile başladı. 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı marşını okudu. Cem Karaca yargılandı, Almanya'da sürgün kaldı, dostları kayboldu, düşmanları dönek diye bağırdılar zevkle. Onun hayatı siyah-beyaz acıklı bir film. Dönünce Turgut Özal şovlarına düştü çaresiz, sonra art arda çok tutmayan kasetler, Flash TV'de hoşgörü ve ahlak programı. Kendi şarkısında dediği gibi 'ben bu feleğin tekerine çomak sokarım' şeklinde didinip, durdu. Ama ne ilginçtir ki, yedi yıl aradan sonra yaptığı albüm, "Bindik Bir Alamete", dikkat çekti, Karaca Star gazetesinin tanıtım reklamına sesini verdi, gençlik ona hayran. Gezegene konmuş ilk uçan daireden inen dost uzaylı gibi, şimdi daha başka bir kahraman, el üstünde tutulan.
Cem Karaca zaptiye nazırım dediği yapımcısı Ferhan ve gözlerinde yarım kalmış uykusu ile geldi. Tanıyanlar bilir, gün ışığını pek sevmeyen, gece insanlarından o. Uyandırmak imkânsız, pek cesaret eden yokmuş buna. Renkli gözlükleri, kocaman şapkası, kalın montu ve içtiği milyonlarca sigaraya rağmen hâlâ güçlü sesiyle Cem Karaca resmine Forrest Gump gibi usulca süzüldüm.
Kara gözlük ve fötr şapka yüz ifadesini gizlese de, gergin olduğunu hissediyorum, en iyisi lafa başka biri ile başlamak. Selda Bağcan'la barıştınız, bu kaseti beraber yapmışsınız dedim, "Biz hiç dargın değildik, üç tane Anadolu turnesi yapmıştık beraber. Benim mecburi Almanya ikametinden sonra görüşemez olduk, yollarımız kesişmedi. Eğer, Selda olmasa bu albüm çıkmazdı, ben bu pop kirlenmesi bitsin diye evde bekliyordum" cevabı şaşırtıcı. Pop kirlenmesi dediğin koskoca Cem Baba'yı nasıl etkiler, deyince sesi yumuşuyor bir anda, "Sevgili Barış da kirlenmeden çok şikayetçiydi. Barış öldüğü için kaseti böyle satıyorsa, attığım taş ürküttüğüm kurbağaya değmedi demek lazım. Keşke o ölmeseydi ama kaseti de satmasaydı. Adnan Menderes'in bir lafı vardı, odunu koysam milletvekili yaparım derdi, ben de kapı gıcırtısını koysam kaset yaparım, mesela peynirsel şarkılar var, ham çökelek" derken, tüm sevgime rağmen sözünü kesmek zorunda kaldım, bakın o kaset bir gecede yapılmadı dedim, "Sizin böyle şeyler dinleyecek çok vaktiniz var" deyip kahkahalarla güldü bana, ben sesimi çıkarmadım, tartışmak istemedim onunla. Fakat, yeter bu tek şarkı geyiği, Erol Büyükburç, Özdemir Erdoğan, Neco tüm bu yaşlı adamlar bir şarkı ile meşhur olanları suçluyor ama siz ne yaptınız, önce atomu parçalayıp sonra mı, 45'lik doldurdunuz yani? Üstelik, yıllar önce Coşkun Sabah da "ben kasetimde ıslık çalsam bir milyon satarım" demişti, olmadı, şimdi kellere saç ekiyor. Kapı gıcırtısının şansı hiç yok.
Cem Karaca'nın en hoş tarafı, sizi dikkatle dinlemesi ve aynı özenle cevap verirken, el kol hareketleri ile bunu iyice renklendirmesi. Müziğini Bam Teli'nden hatırladığımız Bindik Bir Alamete şarkısını radyolar çalıyor, "Tayfun'un fon müziğine Serpil'in de katkılarıyla şu an için denk düşmüş bir deyiş oldu mu şarkı? Neymiş, Amerikan yurttaşı Merve" derken, kızdı birden, "75. yılda, yakamızda rozetlerle dolaşıp, üçüncü küme maçlarında bile İstiklâl Marşı söylerken bir türban bizi alt üst ediyor. Türban meclisten içeri girebilmiştir, bence seyirci locasına bile giremez. Yemek yaparken başını örtersin, saç yemeğin içine düşmesin diye ama o saç teli ceylan derisi koltuklara düşerse bi şey olmaz. Dolayısıyla, bindik bi alamete gidiyoruz kıyamete" dedi. Bunları söylerken duvarlar bile titredi, eski solcuların olayı bambaşka.
Pırıltılı geçmişinden kalan en güçlü şey, herkesi ezip, geçen karizması. Mümkün olsa, bize kendi eliyle soyduğu portakallardan yedirse, bi gıdım karizma bulaşsa keşke. Bir isim, siyasi bir kişilik olmaktan off be dediğiniz olmaz mı hiç dedim, "Her zaman cebimde para olmuyor, bazen sadece dolmuş param olur," derken, nasıl şaşkın baktıysam açıklamak istiyor durumu, "Müzikten kazanıp müziğe yatırdım, orkestra arkadaşlarımın parasından kesmedim. Bir de Cem Baba durumu var, adam açıyor konser istiyor, param yok dese de, aslansın kaplansın diyor, kalkıp gidiyoruz. Hâlâ çalışmak zorundayım, emekli de olamadım. Beni ömrümde 45 gün sigortalı göstermişler, hepsi bu. Sadece İzmir'de bir pavyon, Kapris pavyonu göstermiş. Rahmetli anam bile sigortalı göstermemiş beni" derken Cem Baba, bu saçma sistemden nefret etmemek, mümkün mü? Ben yaş itibariyle parka giyen adamların müziğini yakalayamadım, sinema salonlarında hızlı konserler yaşanırken, günlerimi ilk medyatik aşkım Cin Ali ile geçiriyorum. Cem Baba "Biz Fitaş sinemasında bir konser verdik, ben Emrah şarkımda Apaşlar'la yok yok derken, halk yuh yuh diye benimle dalga geçti. Sonra, 67 yılında aynı şarkı Altın Mikrofon kazanınca herkes vay ne güzel şarkı dedi". Karşılıklı gülüştük, "İşte medyanın gücü" derken omuz silkti, ümitsizce. Kendi şarkısı geldi belki aklına: "Beni siz delirttiniz, boşverli türküler, ahlâk üstüne nutuklar ve bir başbuğun buyrukları". (yıl: 1976)
Kızılderili filmlerinde bir ulu şef vardır, en yaşlı lider, çok şey bilir, kabilenin en uzun cümleler kuran adamıdır, battaniyeler içinde oturur ve gözlerini ateşe dikerek, doğruları anlatır. Aramızda, yanan bir ateş yok ama o şalıyla sarıp sarmalamış, şef gibi konuşuyor. Tarih seviyorsunuz deme cüretini gösterdim, payladı beni "Ne yani hamam böceklerinin sindirim sistemini sevecek değilim ya" deyip devam etti "Son albümde, Şah Mat mı Padişah mı? adlı şarkım var. Resmi tarih bize Şah İsmail'i İranlı olarak öğretmiştir, oysa o öz Türk'tür, yiğittir. Yavuz'la ikisi Çaldıran'da karşı karşıya gelirler. İkiside şairdir. Yavuz, ağdalı Arapça ile yazar, İsmail ise saf Türkçe ile yazar. Yutturmasınlar onu İran Şahı diye. Bu şarkıyı resmi tarihi eleştirmek için yaptım" dedi ve sustu, yanlış bir şey söylerim diye korkup ben de sustum.
Yolda giderken insanlar ona el sallayıp, "Barış öldü sen ölme" diye bağırıyormuş. Albümde ölüm bana gülerek gel ölümü öp n'olur diye bir şarkı yapan Cem Baba, "Ölümün nasıl bir şey olduğunu bilmiyorum ama karşımdan gelsin, arkamdan gelmesin. Hem Azrail de bir melektir. Hastalık haktan gelir ama salak bir şoför gelip beni ezmesin" dedi. Hayranları için, "Şarkılarımı dinleyip, amip gibi yayılsınlar, denizanası gibi mutlu olsunlar istemiyorum" diye haykıran adamın albümü, sizden eleştiri bekliyor. Bu arada tanışmamız, yaşlı Fidel Castro'nun gazeteci Leyla Umar'a çerkez tavuğu yaptırması kıvamında oldu ama olsun, onur duydum.
ARZU ÇAĞLAN
Radikal Gazetesi - 06 Haziran 1999
|