|
Bethlehem Röportajı
Bethlehem; metal müzik tarihinin en ‘karanlık’ ve bence en ruh hastası grubu… Grubun yaratıcısı, uçuk müzisyen Jürgen Bartsch bey üşenmedi ve hemen hemen bütün sorularıma paragraflar dolusu cevaplar verdi, Alman grubun ilk günlerinden bugününe her şey dürüstçe konuşuldu… Sonuç? Hayatımın grubu ile hayatımın röportajı…
-Selamlar Bartsch! Az önce “Mein Weg”i dinliyordum; bence bu albüm, Bethlehem’in son 4 senedir yapmış olduğu en iyi iş! Daha yeni yayınlanmış olduğundan çoğu Bethlehem hayranının bu albümü dinleyemediğini düşünüyorum, bize “kendi yolunu” tanıtır mısın? (“Mein Weg” = “Benim Yolum”) Bugüne kadar gelmiş olan tepkiler nasıl, bunlardan memnun musun?
-Selam Barış! Bütün yorumlar inanılmaz! Grubumuzun genellikle 2 şekilde görülmesine alışmıştık; nefret edenler ve tapanlar. “Mein Weg”, geçmişte olduğu gibi çok fazla kutuplaşma yaratmadı, bu sever oldukça sevenimiz var ve gelen bütün yorumlar olumlu, tabi ki Almanya’dan gelen bazıları dışında… Bu çok normal çünkü buradaki bir çok albüm yorumcusu Bethlehem’den nefret ediyor, çünkü ben onların aptal geleneklerini sürdüren ve oyunu onların kurallarıyla oynayan birisi değilim, onların benden öğrenmek istediklerini her zaman onlara dürüst bir biçimde söyledim. Bu tarz bir davranış bizim ülkemizde pek tutulmaz… Kişisel olarak bu durumu pek taktığım da söylenemez… Aynı zamanda ben bu albümden çok memnunum, hayatım boyunca yaptığım en güzel albümlerden birisi oldu bu…
Bu albümün ne hakkında olduğunu tam anlamıyla anlayabilmeniz için bütün şarkıları tek tek açıklamak istiyorum; konsepti, sözleri, müziği benim anladığım şekilde…
‘Aalmutter’ - “Schatten aus der Alexander Welt” yayınlandıktan sonra yaptığım ilk parça… Bu şarkı, teknenizin güvenliğine erişemezseniz içinde kolayca boğulacağınız karanlık, derin deniz ile ilgili… Konsepti, basitçe söylemek gerekirse intihar girişimi… Bu şarkının atmosferini çok seviyorum çünkü bana genel anlamda “Strapping Young Lad” ve Devin Townsend’in işlerini hatırlatıyor. Tarzdan dolayı değil, daha çok onlara benzer parça yapısı ve farklı gitar, bass, davul, keyboard vb. yapıların bir araya gelip biraz epik bir atmosfer oluşturması nedeniyle… Bütün enstrümanların net bir biçimde duyulamamasına rağmen oluşan ses duvarı gibi…
‘Allegoria’ - Bu şarkı, çıkış kapısı olmayan gerçek, ve bütün dünyaya, rahatsız olduğu halde kendisini sunan bir anne hayvanla ilgili; sevilmek ve faydalanılmak için… Ayrıca, ölüm korkusundan dolayı küçük, pembe karnınızda düğümlenen şeylerle alakalı. Muhteşem bir şarkı, içerisinde barındırdığı farklı modları, özellikle de içinde saf yalnızlığı ve üzüntüyü barındıran piyanolu kısımları seviyorum. Tipik bir Bethlehem şarkısı örneği…
‘Knochenkorn’ - Bana biraz “Mike Pattern” & “Fantomas”ı andıran, saf manyaklığı, deneysel vokal kısımlarıyla birleştirmiş biraz daha modern bir parça… Bu albüm için yazdığım en son parçalardan, tam ağzınıza göre, hit bir parça. Sanırım ileride bu tarz daha fazla parça yazmam gerekecek. Bu şarkı, kahvaltılık şekerli mısır gevreğinizdeki kurtçuklar; maskelere bürünmüş yalanlar ile ilgili…
‘Frl. Deutsch’ - Üzüntü, melankoli, depresyon, intihar, en derininden… Opera tarzı vokalleri çok sevmem ama, neyse… Bu şarkı, çok fazla meyan kökü yemekten ölen kuşlarla ilgili…
‘Felbel Fittich’ - Oldukça hoş bir parça, bizimki daha melankolik değinmelere sahip olsa da bu parça bana bir şekilde Metallica’dan “The Unforgiven”ı hatırlatıyor. Bu şarkıyı birkaç yıl önce, hap almayı bıraktığımda, kendimi çok yalnız ve izole edilmiş halde bulduğumda yazmıştım. Bu yüzden bu şarkı, bağımlı olduğunuz hapları almayı kestiğinizde hissettiğiniz boşluk duygusuyla ilgili…
‘Dr. Miezo’ - Evet, black metal vuruşları. Süper. Bu şarkının girişini çok seviyorum. Bu şarkı biraz uğraştırdı, çünkü en başında Wolz dışında gruptan hiç kimse bu parçayı kaale almadı… Blast beatlerden sonra gelen yavaş kısmın atmosferini de seviyorum, bana Soundgarden’dan “Black Hole Sun” parçasını hatırlatan bir atmosfere sahip. Bütün parçalarımızı eşit derecede sevsem de bu parçada eski günlerden kalan klasik özel Bethlehem dokunuşları var… Bu parçanın bir de Abazagorath’tan (New Jersey/ABD) Nihilist’in söylediği bir versiyonu var. O versiyonunu belki ileride bir 7” için kullanacağız, henüz karar vermedik. Nihilist’in, bu parçaya çok güzel uyan ve parçayı daha vahşi, güçlü ve agresif hale sokan muhteşem bir scream vokali var. İleride başka bir albümümüzde bu parçayı duyacağınızdan emin olabilirsiniz. Ayrıca bu parçaya, New Jersey’de yayınlanacak bir black metal DVD’sinde yer alacak olan bir de klip hazırladım. Klip, siyah beyaz ve Bethlehem’den ziyade yaşam içerisinden alınmış acımasız görüntüleri içeriyor. Bu şarkının Almanca versiyonu bir köşeye fırlatılmış olan çocukların hasatını anlatıyor; aptal röportajların ve programların etkisinde kalmış “Tümüyle Alman” anti-hristiyan kesimin, kendi acılarında yuvarlanan ev kadınlarına yardım edebilmeleri için!
‘Elf Soffitten’ - Başında bass gitara dayanan bir parça olmasıyla birlikte orta kısımlar ve parçanın sonları farklı bass gitar etkileri ve jazz davullarıyla bezeli. Oldukça deneysel bir parça, Eckhardt’ın albüm için hazırladığı son parçalardan… Stüdyoda bir de Mike Pattern etkili vokalleri denedik… Bu arada parçanın sonundaki o derin ton Silent Hill 1’den alınma; Silent Hill serisinin büyük bir hayranıyım, birçok parçamda o oyunlardan alınmış kısımlar kullandım. Bu parça, ruhsuz bir makineye dönüşme arzusundan kaçışı anlatıyor. Sol elin patikasını asla izleyememek için kendini yakmayı…
‘Einsargen’ - Evet, bu parçadaki yavaş kısımlar oldukça doom etkili ve bana eski Paradise Lost’u hatırlatıyor olsa da parçanın genelindeki enerji tam kıç tekmeleyen cinsten. Bu, oldukça hoş melodiye sahip gitarlardan kaynaklanıyor. Güzel iş çıkarmışız. Bu şarkıda ölüm, suikast, bıçaklar ve saldırılar ve hepsinden fazla bir biçimde kendine zarar vermenin kişisel yolları anlatılıyor.
‘Holo-Baal’ - Bu şarkı aslında bu albüm için planlanmamıştı… Steve Wolz ile bass gitarı ve davulları kaydederken daha önce yayınlanmamış bu eski Bethlehem şarkısı üzerinde biraz oynadık ve sonuçta bu albüme eklemeye karar verdik. 2 dakika 10 saniyelik bu şarkı albümün en kısa şarkısı, ama albümün bitmiş halini ilk dinlediğimde de en çok bu parçayı beğendim. Oldukça enerjik, daha çok eski Amerikan, İngiliz hardcore & punk gruplarında varolan o özel havaya sahip. Tamam, ortadaki kısım biraz garip, herneyse… Parçadaki güçlü vokalleri de beğendim; ilk başta bana yanlış vokal kullanımı gibi geldi ama birkaç dinleyişten sonra bu vokallerin parçaya mükemmel uyduğunu fark ettim. 2 dakikalık bir parça içerisinde 2 zıd müzik türünün bir araya gelmesi… Sanırım, daha iyisi yapılamazdı, en başında sadece fazla güzel bir stüdyo denemesiydi… Bu şarkı ise ölü raylar, düşmek üzere olan küller, karalamalar ve bir kaz çalmış olan tilkiyle ilgili…
‘Maschinensatan’ - Bu albüm için yazılmış olan en son parça, biz stüdyoya gitmeden birkaç gün önce bitirdim. Bu şarkının özellikle girişini çok seviyorum çünkü oradaki gitar ve bass tüylerimi diken diken ediyor. Üzgün, melankolik ve depresif gitar tonları, jazz basslarıyla yaratılan boşluk hissi, davul ve vokal uyumu, aynı zamanda piyano ve fısıltılardaki uyumdan doğan atmosfer, bana “Rudolph Schenker”, “Uli Roth” ve eski Scorpions’u hatırlatan, parçanın sonlarına doğru gelen heavy metal tarzı riffler ve blues distortionlarına sahip elektro gitarlar, bu parçada bunların hepsi var! Zamanında bilgisayarımda programlamış olduğum bazı elektronik efektleri de bu şarkıda kullandım. Bunlar, Eraserhead ses dosyalarının, içinde yaşadığım alandan alınmış endüstriyel seslerin, Silent Hill’den bazı alıntıların ve Apocalypse Now ses dosyalarının mükemmel bir karışımı. Bütün bunları kendime göre birleştirdim, bu durum bana çoğu zaman “Alexander Welt” albümünü hazırlarken yaşadığım bazı deneyimleri hatırlattı. Şeytani seslere sahip makinelere hastayım! Bu, beni gerçek hayata döndürüyor… Bu, sözlerde de görüleceği üzere oldukça kişisel bir şarkı, bu kısımları açıklamak istemiyorum çünkü bu şarkıdaki sözleri açıklayabilmem için kelimelerden çok daha fazlası gerekiyor. Sözleri düşündüğümde, geçmişimdeki en çirkin şeyler aklıma geliyor, kendimi hep Alexander Welt’e gömülü buluyorum…
-Bu albümdeki müziği belirli bir kategoriye koymak gerçekten imkansız… Müziğinizi ‘dark metal’ olarak adlandırmıştınız ama o açıklamayı yaptığınız günlere dönüp baktığımızda ilk 3 albümünüzün (Dark Metal, Dictius Te Necare & S.U.I.Z.I.D.) gerçekten çok ‘karanlık’ oldukları ortada … Tamam, Bethlehem hala o melankolik değinmelere ve o günlerin duygularına sahip ama müziğiniz artık daha teknik ve modern. Sen, Bethlehem’in bugün yaptığı müziğe ne ad veriyorsun?
-Dürüst olmak gerekirse, bilmiyorum. Çünkü bence genel anlamda bu hep dark metal olarak kaldı. Tabi ki bugün müziğimizi, geçmişte yapmış olduğumuzdan daha fazla türle birleştiriyoruz ama fikir bütünü, felsefe ve konseptimiz hala “Dark Metal” debut albümündeki ile aynı… Bazı insanların bunu gotik rock, avantgarde vb. şekilde adlandırmalarına rağmen biz en başından beri hep farklı müzikleri tattık. Bu bizim için hep dark metal olarak kaldı çünkü şarkı sözleri ve müzikal açıdan her zaman o kendi yarattığımız konsepte bağlı kaldık. Ben müziğimi, o diğer insanlarla birlikte yaratırken bile her zaman kendi duygusal yapıma bağlı kaldım. Hiçbir zaman bir başka gruba benzemek, bir başkasının şarkısını örnek almak gibi düşüncelerim olmadı ve de hiçbir zaman bütün enerjimi tek bir parçaya ya da şarkı sözüne harcamadım. Bu zaten hep buralardaydı, içimde bir yerlerde gömülüydü… Yapmam gereken tek şey elime bir gitar, bass gitar almak ya da piyanonun başına geçmek, o zaman her şey kendiliğinden ortaya çıkıyor. Aynı şey şarkı sözleri için de geçerli… Bazen başından sonuna kadar bütün bir parçayı bitirmem sadece 10 dakikamı alıyor, çünkü parça tamamen aklımda oluyor. Her zaman zor olan şey ise parçayı bitirdikten sonra diğer grup elemanlarına son olarak o parçanın nasıl olacağını açıklamak oluyor… Bazen bu yüzyıllar sürse de sonuçta biliyorum ki bütün diğer elemanlar bu “ruhumdan kopup gelen” parçalara bir şekilde bağlanıyorlar… Parçaları çok fazla irdelemek zorunda olmadığım için memnunum, sonuçta her şey çok açık, mesela bir parçadaki bir gitar numarasının daha önce milyon kez denenmiş olması umurumda değil, çünkü bu benim yarattığım bir parça ve benim yorumum, bu yüzden bu tarz şeyleri pek fazla umursamıyorum…
-Bu arada albüme gizli parça olarak “Frank Sinatra - My Way” konulması inanılmaz bir fikir, bu da mı senden çıktı?
-Evet, o parçayı ‘gizli’ bir biçimde bu albüme koyma fikri bana ait. Parçanın bu hali süper oldu! Albümdeki vokalistimiz, vokal kayıtları başlamadan önce sesini açmak için her zaman Robbie Williams, Frank Sinatra gibi isimlerin şarkılarını söylerdi. Bir keresinde “My Way “söyledi ve ben de albümün içine bu şarkıyı ‘gizlemenin’ güzel bir fikir olacağını düşündüm, ta ki sen açıklayana kadar! Sonuçta bu parçayı çaldık, o da söyledi. Parçayı metal müziğe dönüştürmek istemedik çünkü en iyi hali bu, ilk başta insanlar bize bu konuda katılmamış olsalar da sonuçtan herkes tatmin oldu. O şarkı bir şekilde albümün genel konseptine uydu ve basitçe “Mein Weg” adının maksadını açıkladı…
-Albümün kapağında Bethlehem’in ‘gerçek’ logosunu görünce çok şaşırdım, o logoyu son birkaç eserinizde sadece kitapçıklarda kullandınız. Bu sanat parçasını neden gizliyordunuz? Bu arada o logoyu kim tasarladı? Bence grubun deliliğini göstermek için birebir…
-Evet, orası öyle… Logoyu 1991 senesinde eski gitaristimiz Olaf Eckhardt tasarladı. (O dönemlerde kısa bir süreliğine grupta yer alan Olaf Eckhardt, şu an yine grubun gitaristi -brs) Bu esas tasarımı bu yıl “Mein Weg” için biraz değiştirdim… Bu sanat parçasını sakladığımızın düşünülmesini istemem; logo, kapağa bazen uyar, bazen uymaz. Bu sefer “Mein Weg” (= Benim Yolum) albüm adıyla o logo uyumlu oldu ve digipackin arkasına esas logomuzu koymak bizim için çok önemliydi… Daha önce olmadığı kadar önemli çünkü “Mein Weg”, Bethlehem ile yaptığım en kişisel albüm… (Ön kapakta da logo, Jürgen Bartsch’ın alnının tam ortasında yeralıyor… -brs)
-Görünüşe göre Prophecy Records / Red Stream takımı ile iyi çalışıyorsunuz; bunca yıldır onlardan kaynaklanan hiçbir problem ile karşılaşmadınız mı?
-Bence Red Stream, bütün dünyadaki en dürüst underground plak firması. Bizi hiç hayal kırıklığına uğratmadılar ve bize karşı hep dürüst davrandılar… Fakat Prophecy Records ile hala çalıştığımız doğru değil… Bize önceden çok haksızlık yaptılar ve onlarla çalışmak hiç de kolay değil. Özellikle Martin Koller, başımıza bir sürü gereksiz iş açtı ve biz de en sonunda başımıza hiç bu tarz problemler açmamış oldukları için Red Stream’e geri döndük… Bir daha asla Prophecy Records ile çalışmayacağız. Onların, underground piyasada gidilecek iyi bir adres olmadıklarına inanıyorum…
-Sözlerinizi hala sadece Almanca yazıyorsunuz ve bence o dilin yapısı parçalarınızla mükemmel uyum sağlıyor, ne düşünüyorsun? Bu tavrını sürdürecek misin? Son bir soru: Frank Sinatra’nın parçasını Almanca’ya çevirmeyi düşündün mü hiç?
-Hayır, asla. “Frank Sinatra - My Way”, Almanca’ya çevrilmemesi gereken klasik bir parça. O, çok büyük ve özel bir sanatçı ve onun sözlerini çevirmemiz ona karşı yapılan bir saygısızlık olurdu, işte bu yüzden… Bethlehem’in amacı daha geniş bir kitleye ulaşmak falan değil, genelde işlerimizi kendi keyfimizden yapıyoruz ve onun çok satılacak (ya da satılmayacak) oluşuyla ilgilenmiyoruz… “Thy Pale Dominion” demosu ve “Dark Metal” debut albümünde İngilizce parçalar yer aldı, bu İngilizce deneyim tamamen tatminsiz bir safsataydı, bir daha böyle bir şey denemek istemiyorum. Biz Almanız, Almanca bizim ana dilimiz ve ben kendimi en iyi ana dilimle ifade ediyorum.
-4. parçanız “Frl. Deutsch” Shining’e adanmış bir parça mı? (Filmden bahsediyorum…) Dürüst olmak gerekirse “REDRUM!” kısmında irkildim biraz…
-Bir “adanmışlıktan” bahsetmek doğru olmaz çünkü “REDRUM” kısmı parçanın bütünlüğünde sadece bir kez ye ralıyor, ama bir konuda haklısın dostum, Jack Nicholson’lı eski “The Shining” filmi benim favorilerimdendir. Birçok Bethlehem şarkısında o filmden alıntılar bulabilirsin çünkü o hikayenin bütünü tam bana göre… Bana bir şekilde “Alexander Welt”teki düşüncelerimi, rüyalarımı ve deneyimlerimi hatırlatıyor ve bu yüzden “Mein Weg”de de o filmden bir alıntı var.
-Kadronuzda bu albüm için yapmış olduğunuz değişiklikler var mı? Bildiğimiz üzere Bethlehem=Bartsch ve çoğu albümünüz farklı elemanlar içeriyor…
-Şu andaki kadromuz:
Jürgen Bartsch - bass gitar, elektronik
Steve Wolz - davul
Olaf Eckhardt - gitar
Bu kadro son yıllarda hiç değişmedi ve değişmeyecek gibi görünüyor. Bu kadrodan memnunum çünkü bana, içerisinde daha fazla müzikal tür barındıran daha spesifik parçalar yazmam konusunda yardımcı oluyorlar, çünkü hepsi, her tarzdan müziğe ayak uydurabilen muhteşem müzisyenler. Sadece vokalistimiz Guido Meyer de Voltaire bu kayıtlarda yer alan geçici bir elemandı çünkü kusurlu davranışlarından ötürü onu aylar önce gruptan şutlamıştım.
-Biliyorsun, Bethlehem sadece müziğiyle değil, parçalardaki inanılmaz vokal performanslarıyla da öne çıkan bir grup. Son albümünüzdeki vokaller çok olgun ve profesyonel, fakat Landfermann’ın “Dictius Te Necare” albümünde (Ve tabi ki “Alles Tot” EP’sinde) ekstrem müzik tarihinin en ekstrem vokallerini yapmış olduğunu belirtmeliyim… Landfermann’ın o albümdeki performansı hakkında ne düşünüyorsun? Onu neden gruptan attın, ya da kendisi neden ayrıldı?
-Onu yıllar önce gruptan attım çünkü “Dictius Te Necare” albümünün yayınlandığı sıralarda (1996) kendisi bir rock star havasına büründü. Tabi ki o, dünyada 2. kez karşılaşamayacağın vokallere imza attı, fakat bu, benim grubumda bir elemanın dışarıdan saf bir orospu çocuğu gibi görünmesine neden olmamalı. (Bu arada bir şeyi belirtmekte fayda var; Landfermann normalde bir vokalist değil, Alman teknik death metal grubu Pavor’da bass gitar çalıyor… “Dictius Te Necare” onun vokal yaptığı ilk ve son albüm… -brs)
-“Dictius Te Necare” kitapçığında “Vokal Mühendisliği” tarzı bir şey gördüm, bu neydi? Daha önce bu tarz bir şeyle karşılaşmamıştım, bu ‘vokal mühendisi’ kimdir, nedir, o albümde ne iş yaptı?
-O, Landfermann’ın kitapçıkta yer almasını istediği bir şeydi ve tabi ki bunu o şekilde basmamız salakçaydı. Onun o “vokal mühendisi”, albümü kaydettiğimiz aptal stüdyonun sahibiydi ve o adam sadece vokalleri kaydetti, kahretsin, başka hiçbir şey yapmadı! Tabi ki Landfermann, sesi o sapık noktaya ulaşana kadar deliler gibi 2 saat boyunca bağırdı, çığlıklar attı ve bunu sadece gerçekten güvenebileceğiniz bir adamın yanında yapabilirsiniz. Fakat bu adamı “vokal mühendisi” olarak adlandırmak, Landfermann’ın, bizim daha fazla tahammül edemediğimiz aptalca rock star tavırlarından bir tanesiydi…
-Vokalistlerden devam edelim… Başka bir grupta bir Bethlehem vokalisti var ise parçayı dinlerken bunu hemen anlayabiliyorum; Classen’in, Shining’in ilk albümündeki performansını buna örnek verebilirim. Bu manyakları nasıl bu kadar kolayca bulabiliyorsun? Ve neden sonuçta hepsini gruptan şutluyorsun?
-Önceden belirttiğim gibi bazı Bethlehem elemanları, özellikle de vokalistler, bazen bu grupta çalmanın verdiği rehavetle yanlış davranışlarda bulunuyorlar. Kendisini gruptaki diğer elemanlardan üstün gören bir adamın bu grupta barınmasına ASLA izin vermeyiz! İşte bu yüzden hiçbir Bethlehem elemanı herhangi bir parçaya ya da şarkı sözlerine imza atmamıştır. Tekrar ediyorum, kendilerini bir yıldız olarak gören tiplere bu grupta asla müsaade etmeyeceğiz! Bethlehem en başından beri yerel bir grup olmuştur ve bizim bu özentilere ve de onların aptal tavırlarına ihtiyacımız yok! Bu adamları nasıl bu kadar kolayca bulduğumu bilmiyorum… Şunu belirtmeliyim ki çoğu vokalistimizin ilk ‘özel’ performansı Bethlehem’de gerçekleşiyor çünkü kendi grupları genelde sıradan müzik yapan boktan gruplar oluyor. En başında, ben parçaları yazdığım sırada, vokalistlerin kayıtlar sırasında istediklerini yapması benim fikrimdi, ama arkalarında ben olmadığımda da bu tavırları saf saçmalıklara dönüşüyor işte…
-Bu müziği yaratan sen, bence bu camiadaki en arızalı insansın… Kendi şarkılarına vokal yapmayı denedin mi hiç? Bence en iyi Bethlehem vokalisti sen olurdun…
-Haklısın Barış, bence hepimiz için en doğru karar bu… Fakat doğruyu söylemek gerekirse kendimi hiç Bethlehem vokalisti olarak görmedim. “Profane…” 7” dışındaki bütün eserlerimizde parçalarda az çok yer aldım, sadece o EP’de bütün bir parça boyunca sesimi hiç kullanmadım. Gelecekte bu durum değişecek gibi görünüyor, ama öncelikle sesimin nasıl olduğunu görebilmek için gidip vokal dersleri almalıyım. Bir parçada sesimi nasıl kullanacağım ve bunu kendi bass gitarımla nasıl uyumlu bir şekilde yapacağım hakkında hiçbir fikrim yok. Sanırım ileride bu konuya daha çok konsantre olmam gerekecek…
-Senin en beğendiğin Bethlehem albümü hangisi; ve neden? Kişisel olarak “Dictius Te Necare” benim favorim…
-Kesinlikle “Sardonischer Untergang im Zeichen irreligiöser Darbietung” (S.U.I.Z.I.D.) Bu albüm, bu güne kadarki en derin atmosfere sahip ve albümün kayıtları, özellikle de vokaller, en yoğun zamanlarımızdı. İnsanlar “S.U.I.Z.I.D.” albümünü pek umursamadılar çünkü hepsi, çıktığında toplum tarafından yerin dibine sokulmuş olan bir önceki albüm “Dictius Te Necare”yi keşfetmekle meşguldüler. Özellikle Almanya’da, basının bu albümü “fazla ekstrem” olarak gördüğünü iyi hatırlıyorum. Yıllar sonra aynı insanlar “S.U.I.Z.I.D.” için “fazla normal” yorumunu yaptılar ve “Dictius Te Necare” gibi bir albüm beklediler… İnsanlar böyle, işte bu yüzden yıllardır hiçbir yorumu ve öneriyi dikkate almadan sadece kalbimi ve ruhumu takip ediyorum… Herneyse, konuya dönelim… Bu albümü öyle sıradan bir CD’yi dinler gibi dinlememelisin, bu albüm partiler ve benzeri ıvır zıvır için yapılmadı. Bu sanat parçasını bir bütün olarak kabul etmelisin, yoksa oradaki atmosferi ve duyguları asla anlayamazsın. Orada sadece müzik değil, farklı bir bakış açısını işaret eden bir yaşam tarzı var. Bethlehem’i asla politik veya dini bir grup olarak göstermememe rağmen yine de bu “yaşam tarzı”, başımıza daha sonra bir çok problem açtı, neyse, bu başka bir hikaye…
-Bundan önceki albümlerinizde bazı parçalarda endüstriyel etkiler vardı, tabi baştan sona elektronik olan parçaları zaten bunun dışında tutuyorum… “Mein Weg” ise içerisinde daha fazla ‘müzik’ barındırıyor. Bu durum, sen elektronik ıvır zıvırdan sıkıldığın için mi?
-Hayır, pek öyle sayılmaz… Aynı şeyi 2 kere yapmak Bethlehem’in felsefesine aykırı…
-“Alles Tot” plağı fikri nereden çıktı? Bizi bu EP hakkında bilgilendirmeni isteyebilir miyim? Özellikle de parçaların hikayesini merak ediyorum, demek istediğim, onlar “Dictius Te Necare” için mi kaydedilmişlerdi?
-‘Wo Adlers Wagen’ esasen Japonya’da çıkacak olan bir “Iron Maiden Tribute” CD’si için kaydedilmişti. “Piece of Mind” albümünden ‘Where Eagles Dare’ adlı parçayı seçmiştik… “Schuld uns’res Knöchrigen Faltperds’s” ise soundtrack albümü London Recs. tarafından yayınlanan “Gummo” adlı bir film için yapılmıştı. Bu şarkı, Amerikan-İngiliz ortak yapımı filmin sonunda baştan sona kadar çaldı. Fransız Amortout Productions’ın sahibi Shantidas her zaman büyük bir Bethlehem hayranıydı ve bu 2 parçayı da çok beğendi. Bana zaten yıllar önce Amortout etiketiyle bu 2 şarkıdan oluşan özel bir 7” çıkartma fikrini belirtmişti ama sonradan bir türlü iletişime geçememiştik. “Alles Tot” fikrinde anlaştıktan sonra sonuçta bu yılın ortasında sınırlı basım plaklar hazırlandı. Bu EP, 500 kopya ile sınırlı beyaz plak, daha önce yayınlanmamış olan fotoğraflar, önceden hiçbir yerde bulunamayacak olan şarkı sözleri ve muhteşem bir tasarım ile 7” formatında yayınlandı. İlk 47 kopya ise sınırlı basım tshirt ve jilet içeriyordu, bütün paket ise telle kaplıydı. Bu sınırlı basım yayınlandıktan birkaç gün sonra tükendi, lütfen benden bunu yollamamı isteme… (İyi de plak zaten var bende, tshirt olmasa da olur… -brs)
-2003 yılında görsel bir CD yayınlamıştınız, hiç DVD yayınlamayı düşünmediniz mi?
-Ben ve ekibim, “Alexander Welt Media Productions”, 2005 senesinde DVD formatında yayınlanacak olan birkaç klip üzerinde çalışıyoruz. Bu DVD’yi kendimiz yayınlayacağız ve kendimiz satacağız. 2 hafta önce ilk klibimizi bitirdik: “Mein Weg” albümünden ‘Dr. Miezo’. Fakat Red Stream’in 2005/2006 yılında yayınlanacak olan resmi bir Bethlehem DVD’si için planları var, bu DVD de “Alexander Welt Media Productions” ve benim tarafımdan yönlendirilecek. Bu versiyonda canlı performans yer almayacak ama farklı birkaç klip, bonus materyal, fotoğraf galerileri ve benzeri ıvır zıvır yer alacak…
-Albümleriniz hakkındaki son sorum geliyor: Bildiğimiz üzere “Bethlehem=Bartsch” ve sen, “Demo 92” günlerinden “Mein Weg” albümüne kadar Bethlehem’de nelerin değiştiğini söyleyebilecek tek kişisin…
“Thy Pale Dominion” (EP, 1993) - Rezil bir prodüksiyon, ama bu eserimize hala taparım…
“Dark Metal” (Albüm, 1994) - Benim için hala bütün zamanların favori albümlerinden…
“Dictius Te Necare” (Albüm, 1996) - Albümün bitmiş halini Klaus Matton ile ilk dinlediğimizde ne kadar şaşırmış olduğumuzu hala hatırlıyorum… Landfermann’ın sesi inanılmazdı, bu küçük piç bizi orada titretmişti… O albümün sözlerini seviyorum ve kişisel olarak söylemeliyim ki en iyileri de onlar zaten… Albümle ilgili tek kötü şey prodüksiyonun başından sonuna kadar boktan olması. Landfermann iyi bir vokalistti ama bir albümün miksajı hakkında falan en ufak bir bilgisi bile yoktu… Bugün bile bütün o prodüksiyonun kontrolünü bir başkasına verdiğim için kendimden nefret ediyorum! Bütün o parçaları yeniden çalıştığımızda ve canlı çaldığımızda çok daha iyi sonuçlar elde ettik, bu gerizekalı herif stüdyoda hepsini bok etti! Piç kurusu! Neyse, o parçaları hala çok seviyorum…
“S.U.I.Z.I.D.” (Albüm, 1998) - En iyi Bethlehem albümü!!! Bir daha asla o inanılmaz atmosfere ulaşamadık… Bu albüme tapıyorum…
“Reflektionen Auf’s Sterben” (EP, 1998) - “Iron Maiden - Piece of Mind” LP’sinden ‘Where Eagles Dare’ yorumu, Landfermann’ın saçma sapan tavırları yüzünden maalesef bu MCD’de yer alamadı… Bütün konsept, özellikle de şarkı sözleri benim tarafımdan yazıldı fakat kendileri stüdyo ‘mühendisi’ oldukları için öne çıkanın kendisi olması gerektiğini düşündü… Göt herif! Her nasılsa bu MCD, Iron Maiden yorumu içinde olmaksızın da iş yaptı, özellikle sonundaki kavgayı insanlar çok beğendiler. Güzel bir çalışma, ama bundan bir önceki albümümüzü tercih ederim…
“Profane Fetmilch Lenzt Elf Krank” (EP, 2000) - Bu 2 parçayı Klaus Matton, Marco Kehren (Deinonyhcus) ve Steve Wolz ile kaydettiğimiz zamanlarda bütün hayatımın en güzel anlarını yaşadım. ‘Von Bittersuessem Suizid’ şarkısındaki ana gitar melodisi şu ana kadar duyduklarımın en iyisi, ve bu parçayı her dinleyişimde bu güzel şeyi kaydetmek için 4 arkadaş bir araya gelişimizi hatırlıyorum… Bu arada bu eserimizin MCD formatında bir EP olmasını tasarlamamıştık hiç, bu sadece bir 7” projesiydi, fazlası değil. İnsanların neden sürekli EP vb. şeyler istiyor olduklarını anlamıyoruz… Bu eserimiz, sonradan CD formatında da basılmış olan bir 7” aslında!!!
“Alexander Welt” (Album, 2001) - “Schatten aus der Alexander Welt”, prodüksiyonu 4 haftamı almış dev bir proje… Sonuçtan pek memnun değilim, özellikle de arkada çalan radyo olayından… Bundan sonra, en başında da planlanlanmış olduğu gibi hiçbir şey için bir başkasını kullanmayacağım, her şeyi kendim yapacağım. Ve bu radyo efektlerinin bütünü de stüdyoda yapmayacağım bir daha, bütün atmosferi yoketti… Fakat sonuçta parçaları sevdim, insanlar neden sürekli bir “elektronik” albümden bahsediyorlar anlamıyorum, oradaki her şey “gerçek” enstrümanlarla çalındı. Bu albüm, bugünke kadarki albümlerden “Dark Metal” debut albümünün atmosferine en çok yaklaşanı… Mesela “Tod einer Dieselkatze”, söz konusu endüstriyel müzik olduğunda beni ağır depresyonlara, düşüncelere ve üzüntüye iten bir parça… Albümün bütün, benim için hala çok tehlikeli…
-Peki bu müziği yaratırken nelerden etkileniyorsun? Sadece dinlediğin diğer grupları sormuyorum, diğer etkilenimlerin de dahil bu soruma…
-Üzgünüm ama müzikal anlamda beni etkileyen şeyleri düşünmem ve buraya dökmem yıllar sürer… Çok fazla şey var, bunlar bir araya toparlayamam…
-O zaman genelde normalde neler dinlediğini sorayım… Ve bugünlerde neler dinlediğini…
-Normalde beni etkileyen her şeyi dinlerim, bütün bunları yazmak saatler sürer… Kısacası A’dan Z’ye her şeyi… Bu aralar çoğunlukla “Imperia - The Ancient Dance of Qetesh”, “Endura - Black Eden”, “Deinonychus - Insomnia”, “Inner Shrine - Samaya”, “Abazagorath - Sacraments of the Final Atrocity”, “Silencer - Death-Pierce Me”, “Esoteric - Subconscious Dissolution into Continuum”, “The Vision Bleak - The Deathship has a new Captain” ve Strapping Young Lad’den eski parçalar (ve tabi ki Devin Townsend’in kendi çalışmalarını) dinliyorum…
-Hala underground piyasa ile de ilgileniyorsun göründüğü kadarıyla…
-Evet, özellikle en derin underground black metal piyasasından dünyanın her tarafında bağlantılarım var…
-Shining, “Suicidal Black Metal”in yaratıcısı olarak görünüyor ama Kvarforth’un (Shining) da belirttiği üzere onlar sadece bu ismi yarattılar, türün esas yaratıcısı Bethlehem. Siz, onların esas ilham kaynağısınız ve bence “Dictius Te Necare” (= “Kendini Öldürmelisin”) ilk SBM albümü… Sizin bu şekilde bir etiket istemediğinizi biliyorum, yine de bana bu konu hakkındaki görüşlerini anlatır mısın?
-Kvarforth’un büyük bir Bethlehem hayranı olduğunu biliyorum, belki de bu yüzden bizim yıllar önce yaratmış olduğumuz SBM taslağını kullanıyordur… Ama insanların bunu yapıyor olmalarını umursamıyorum, demek istediğim, bu sadece bir taslak, müzik ve sözler hakkında hiçbir şey anlatmıyor. (Bu fikre katılmıyorum… Bu “taslak”, müziği ifade etmez belki ama kesinlike sözleri ifade ediyor. Demek istediğim, depresif müzik ya da thrash soundu fark etmez, parçayı bu kategoriye sokan şey sözlerdir… -brs) Bazı Shining albümlerini biliyorum ve onları oldukça seviyorum… Ve evet, sanırım “Suicidal Black Metal” adı onların müziğine çok yakışıyor…
-Peki, eğer hayatının son gününün yarın olacağını bilseydin ne yapardın?
-Özel bir şey yapmazdım, sırf bu yüzden günümü değiştirecek değilim. Eğer yarın, ölüm beni bir köşede bekliyor olacaksa benim açımdan problem yok, bunu çok kafama takmam…
-“Mein Weg”, “Benim Yolum” demek, değil mi? Peki bu yolun nerede, ne zaman ve nasıl biteceğini düşündüğün oldu mu? En azından Bethlehem için…
-Henüz bilmiyorum… Asla geleceği düşünüp de uzun planlar yapmam. Genellikle günü yaşıyorum, her zaman olduğu gibi…
-Ölümden sonra hayat olduğunu düşünüyor musun?
-Bilmiyorum, dürüst olmak gerekirse umursamıyorum da…
-Bethlehem ne için var?
-Bethlehem, 13 yıllık bu ağır çalışma, özgür sanat ve metal müzik piyasasında eşsizliğe ulaşmak için var… Bethlehem asla ticari istekler doğrultusunda var olmadı ve her zaman, en başından beri olduğu gibi, underground kalacak. Sevenlerimize ve nefret edenlerimize: Biz hep “gerçek” olduk, ve bundan sonra da böyle olacağız…
-Seninle bu röportajı organize ettiğimiz sırada bana Türkiye’nin, müziğinize büyük ilgi gösteren ilk ülkelerden olduğunu söylemiştin… Daha önce Türkiye’de bulundun mu?
-Maalesef hayır ve bu çok utanç duyduğum bir konu, çünkü bir çok arkadaşım bana ülkenizin ne kadar ilginç ve kültürel anlamda ne kadar zengin olduğunu söyledi… Gerçekten, gerçekten bir gün oraya gelebilmeyi umuyorum, bu konudaki en güzel durum da belki bir gün orada canlı çalabilecek olmam olurdu sanırım… Bu benim için bir rüyanın gerçeğe dönüşmesi olurdu… (Ve orada bütün biletleri satın almış olan bana özel bir konser verirdiniz… -brs)
-Bana Bethlehem ile alakalı eğlenceli bir anını anlatır mısın?
-Bethlehem’in dünyadaki bütün kötülüklere karşı savaşan Hristiyan bir grup olduğunu düşünen Afrikalı bir prensi hatırlıyorum da… Bizim için kendi ülkesinde binlerce Hristiyanın önünde sahneye çıkacağımız ve dini mesajar vereceğimiz bir konser ayarlamayı istiyordu. Ben de tabi ki, orada direkt öldürüleceğimizi bile bile, bu teklifi kabul ettim. Fakat maalesef bu prens önce müziğimizi dinlemek istedi, ben de ona “Dark Metal” CD’sini yolladım. Hahaha, eleman şok olmuş olacak ki bana bir İncil, yanında da içinde “İsa’nın, lanetlenmiş ruhunu kurtarması dileğiyle…” yazan bir not yolladı…
-Derginin klasik sorusuna geldik… En son hacıladığın ve hacılattığın albümleri söyler misin?
-İster inan ister inanma, aldığım CD’yi her zaman geri veririm ve vermiş olduklarımı da hep geri aldım. Hiç kimseyi çarpmadım ve çarpılmadım…
-Evet, röportajın sonuna geldik. Seninle bütün bunları konuşmak benim için bir onurdu, bize ayırdığın süre için gerçekten çok teşekkür ederim…
-Bugüne kadarki büyük desteğin ve yardımların için teşekkürler Barış. Tekrar bir Türk dergisinde yer almak benim için bir onurdu! Oradaki bütün Türklere selam, bütün bu yıllar boyunca yanan karanlık meşalemize yardımcı olduğunuz için teşekkürler! Bir gün hepinizi görmeyi umuyoruz, en iyi dileklerimle…
Zor Dergisi - 03 Mayıs 2002
|