|
Siyasete 20 Gün Dayanabildi
Barış Manço için Belçika'nın ayrıcalıklı bir yeri vardı. 1963'de yüksek öğrenim için Belçika Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi'nde okurken ağabeyi Savaş'la birlikte bir evin küçük bir odasında pansiyoner olarak kalıyorlardı. Bir süre sonra bu evin istimlake uğraması Manço'lar için bir şans oldu. Çünkü Belçika yasalarına göre istimlake uğrayan evdeki kiracılara da ‘‘mağduriyet’’ parası veriliyordu. Manço'lar da yüklüce bir mağduriyet parası aldılar. Ne raslantıdır, daha sonra taşındıkları ev de istimlak muamelesine tabi tutuldu. İki evden kiracı olarak aldıkları ‘‘mağduriyet’’ paralarını birleştirerek kent dışında bir ev sahibi oldular. Artık tatillerde kendi evlerinde kalacaklar, otel parası vermeyeceklerdi.
Barış'ın en büyük hobisi antikalardı. Antika fotoğraf makinaları, antika eşyalar, antika otomobillerdi. Antika artık onun yaşam tarzı olmuştu. Sevgili eşi Lale'yle birlikte özellikle 19. yüzyıl mobilyalarının tutkunuydular. Barış, konakların sonuna da yetişmişti. Ziverbey'de yüksek tavanları olan bir konakta oturdular. Arkasından Moda'daki ‘‘Manço Konak’’ artık antikalar içinde yüzer olmuştu. Ölümünden sonra buranın bir müze haline getirilmesini söylüyordu Barış, söz aralarında. 300'ü aşkın fotoğraf makinasının 100'ü çalışır haldeydi. Yarış kazanmış Jaguar, 1965 model ünlü Rolls Royce koleksiyonun önemli parçalarından birkaçıydı.
Tablo koleksiyonu içinden Louis Gi Trioesen imzalı olanı çok seviyordu. Alsace Lerone'li bir müflis konttan aldığı bu tablonun değeri, içinde yer aldığı köşk kadardı belki de. 17 ve 19. yüzyıllardan kalma Japon ve Çin porselenleri içinde en sevdiği parça ‘‘Kanxhi’’ idi. 19. Yüzyıl ‘‘İmari’’ Japon porselenlerini ise anlata anlata bitiremezdi. Koleksiyonu arasında yer alan, Çekoslovak porseleninden bronz heykele kadar ne varsa hepsi onun birer evladı gibiydiler.
POLİTİKAYI SEVEMEDİ
"Arkadaşım Eşek’’le torunların, ‘‘Süper Babaanne’’yle yaşlıların sevgisini kazanan Barış Manço bir ara siyaset sahnesinde göründü. Tansu Çiller ile Bedrettin Dalan onu DYP'den Kadıköy Belediye Başkanı adaylığı için ikna ettiler. Siyasetin acımasız çarkları onu da dişlileri arası alıp öğütmeye başlamıştı ki, 25'e fırlayan tansiyonuyla hastanelik oldu. Politika Barış'a bol gelmişti. Barış'ın siyaset macerası yalnız 20 gün sürmüştü ve çok pişmandı. Kadıköy, uzun saçlı ilk ‘‘Şehremini’’nden mahrum kalmıştı ne yazık ki...
Aslında Barış'ın hedefi çok ötelerdeydi. Galatasaray Lisesi'nde öğrenciyken büyükelçi olmayı düşleyen sanatçı, şimdi Cumhurbaşkanı olmaktan söz ediyordu. Hatta bunu Cumhurbaşkanı Süleymen Demirel'e bile açıkça söylemişti. Bodrum'da geçen yaz Manço Tatil Köyü'nün açılışında da yine anlatmıştı Demirel'e. Ve elbette bizlere de; ‘‘Ben hiçbir zaman partili filan olmadım. Politikadan anlamam, öğrenmek istediğim de yok. Ben politika dünyasına yeni bir boyut, yeni bir tat, yeni bir çizgi, farklı bir gusto ve renk getirmek istiyorum. Arkamda bunca milyonluk kitle var. Hem de 7'den 77'ye kadar... Hele halk seçsin, Cumhurbaşkanlığını benden başka kimse kazanamaz.’’
2000’i GÖREMEDİ
Kader ne yazık ki Barış'ın kimi hayallerini yarıda bıraktırdı. Yeni yaptırdığı okulunun çalışmalarını daha yakından izlemek, geliştirmek istiyordu. 2000 yılını görmeyi çok ama çok arzuluyordu. Bodrum'da kendi adını taşıyan tatil koyünün çalışmasını da göremedi. Ve belki de şaka ile karışık kendince en önemlisi Cumhurbaşkanı olamadan aramızdan ayrıldı.
Sevgili Barış'a hep takılırdım; ‘‘Artık bıkmadın mı şu uzun saçlardan birader, kes de rahat edelim’’ diye. O da bakınız nasıl cevap vermişti, kendi geleceğini katarak:
‘‘Saçlarıma daha da aklar düşecek ve bir gün gelip Allah bu saçları geri alacak. Önemli olan bu geri alış sırasında hakkını vermiş olmam. Gelecekle ilgili hayallerim bunun hakkını vermek için yapacağım mücadeleyle süslü. Beni benim değil, benden sonra insanların anlatması önemli. Yani gelecek kuşaklar için bir ‘Yad-ı Cemil' olmak istiyorum. Tek niyet ve gayretim işte bundan ibaret.’’
Sevgili kardeşim Barış, müsterih ol, arzu ettiğin gibi anılıyorsun.
‘‘Sayanora Barışsan.’’
NANE LİMONDAN ŞARKI
Barış Manço Belçika’da okurken ‘‘Healt food’’ denilen şifalı otlara da merak sardı. 70'li yılların sonuna doğru hastalanan ünlü sanatçı o günleri şöyle anlatmıştı:
‘‘Bir tür karaciğer kanserine yakalanmıştım. Beni çok uğraştırdı. Bunu tedavi etmek için sürekli şifalı otlar kulladım. Tarih boyunca bu otlar şifa dağıtmış, ben de çok yararını gördüm.’’
Ve sonra da bitkilerle ilgili bir de şarkı yaptı, dillerden düşmeyen: ‘‘Nane Limon Kabuğu’’.
Nane Limon Kabuğu
Eski adamlar doğruyu söylemiş
Bir çiçekle bahar olmaz
Kişi kendin bilip sağa sola sormalı
Can pazarı bu, oyun olmaz
Zürafanın düşkünü
Beyaz giyer kış günü
Sonunda şifayı bulup da şaşırınca
Bana gel, beni dinle, iyi yaz
Defteri kalemi al, iyi yaz
Nane limon kabuğu bir güzel kaynasın
İçine hatmi çiçeği, biraz çörek otu katasın
Hatta biraz tarçın, bir tutam zencefil
Bin derde deva geliyor, biraz sabret güzelim
Hapşu, çok yaşa, sen de gör, rahat, iyi yaşa
Sen tedbirini al, önünü kış tut
Bırak yine de yaz gelsin
Çoğu zaman da hesap çarşıya uymaz
Sonra dizini döversin
Barış iğneyi kendine batırır
Çuvaldızı başkasına
Bol keseden aklı ona buna dağıtır
Darısı kendi başına.
Yener SÜSOY
Hürriyet Gazetesi - 03 Şubat 1999
|