|
Badem Röportajı
Badem macerasına Boğaziçi Üniversitesi’nde başladınız, nasıl kurdunuz grubu, neler yaptınız?
Hepimiz Boğaziçi Üniversitesi mezunuyuz. Doğaç Elektronik, Mustafa Genetik, Mert İnşaat Mühendisi, ben (Barış) Felsefe, Emre Turizm Otelcilik. Esasında 1995 yılında rock korosunda başladı bu macera. Mustafa ile birlikte orada tenor partisyonunda söylüyorduk ve kendi çapımızda bestelerimiz vardı. Bir de Ikarus diye bir grup kurulmuştu, orada da birlikteydik. Esasında üç kişi ile -Devrim, ben (Barış), Mustafa- bir parçaya üç ses yapmamızla başladı Badem’in beraberliği, vokal grubu olarak kuruldu, daha sonra bestelerimizi yine o tarzda yorumlamak istedik, daha sonra gruba Mert geldi, Doğaç 99 yılında katıldı, Emre 2002 yılında katıldı. Doğaç okula ilk geldiğinde bizim grup Doğaç’ın hoşuna gitmiş, bir de o zamanlar bas gitar çalmıyordu, hadi sen Badem’e gel, bir de bas gitar çal diye başladı bas gitaristliğe, onun vokalistlik ve bas gitaristlik macerası o şekilde başladı. Bizim de git gide enstrüman çalan ve vokal yapan grup elemanları şeklinde kendimizi geliştirmemizle bu grup formatını aldık. Çünkü daha önce vokal grubuyduk, dışarıdan çeşitli desteklerle konserlere çıkıyorduk. En son 2002 yılında grubun Badem budur dediğimiz formatı Emre’nin gelişiyle meydana geldi. Bu formatta da uzun seneler devam etmeyi düşünüyoruz.
Aslında biz de hangi bölümlerden mezun olduğunuzu da merak ediyorduk. Kariyer mi müzik mi gibi bir durum söz konusu çünkü…
Aslında biz de müzikte kariyer yapmayı seçtik diyebiliriz.
Biz senelerdir aldığımız formasyona da çok önem veriyoruz. Ben (Doğaç) de Elektronik Bölümündeydim ve hakikaten çok önem veriyordum. O derslerde de bizim için hayati önem taşıyan şeyler öğrendik, hayatımıza da yansıtıyoruz bunları zaten. Fakat bir yandan Badem söz konusu olduğunda, Badem her zaman için herkes için birinci sıradaydı. Hatta bir ara Barış ODTÜ’de mastır yapıyordu. Biz burada, İstanbul’da çalışacağız diye haftada iki defa Ankara’dan Badem çalışmasına gelirdi. Yani inanılmaz bir motivasyon… Ertesi gün çok hayati bir sınavımız olsa bile Badem için olacak bir şey öncelikli olurdu hepimiz için. Bu hala da böyle. Çok yakın arkadaş olmamızın da tabi bunda etkisi var. Dolayısıyla bu seçimi yapmak o kadar da zor olmadı bizim için.
Ben (Mustafa) mesela sırf üniversite tercihinde İstanbul’daki üniversiteleri yazmıştım. Müzikle uğraşacağımı düşünüyordum lise bittiğinde. Sadece bölüm olarak tercihim çok önemli bir tercih olmadığından sıralamada ne denk gelirse şeklinde kazanmıştım bölümümü. Bir idealistlik yoktu, genetik okuyacağım diye bir idealim yoktu. Müzik yapacağımı daha önceden düşünüyordum, sanırım bir şekilde herkesin de yavaş yavaş çok kesin olmasa bile müzik yapmak istediği ortaya çıktı bu birliktelik sonucunda. Tabi belli bir kazanç düzeyini yakalamak durumundasınız. Bunu eğer başka bir dalda yapsaydık daha rahat mı olurduk diye bir soru çıkıyor karşımıza. Aslında bir risk aldık ama umarım kazançlı çıkarız bu işin sonunda.
Barış: Ben eminim ki Mustafa genetikle uğraşsaydı şu an kendini klonlamıştı.
Badem isminin bir de anlamı varmış galiba, yoksa bu bir söylenti mi?
Badem grubu 1995 yılında ilk kurulduğu zaman üç tenor Barış, Devrim ve Mustafa isimlerinden den Badem oluşturulmuştu. Daha sonra Devrim doktorasını tamamlamaya Belçika’ya gitti. Doğaç ve Emre olarak biz de Devrim’in yerini aldık, yine Badem ismi korundu böylece.
Bir de isminizi yadırgayanlar olmuş, bizce çok güzel bir isim ama?
Badem çok çocukça bir isim, komik bir isim, insanlara çok bir şey ifade etmeyen bir isim. Badem ne yani, fındık, ceviz gibi tepkiler geldi. Fakat bunun tarihte de örnekleri var. En bilindik örneği Beatles. John Lennon daha 12 yaşındayken onu rüyasında görmüş zaten. Beatles’taki a yerine e koyduğunuzda böcekler anlamına geliyor. Fakat oradaki beat, müzikteki beat ve vuruş anlamında. Fakat dünyanın gelmiş geçmiş en büyük grubu. Bizim öyle dünyanın gelmiş geçmiş en büyük grup olmak gibi bir hayalimiz tabi ki hani herkesin olur ama, isim anlamında onlar nasıl kendi kültürlerini o isimle çok iyi yansıtıyorlarsa, biz de Anadolu toprağının tadını, kokusunu ve batıyla kaynaşmasını çok iyi yansıtmış oluyoruz.
Badem zaten oldukça sevimli bir isim. Diğer taraftan çocuksu bulanlar var, argo anlamı da varmış galiba, art niyetli yaklaşanlar da oldu bazı yerlerde, bence oldukça sempatik ve akılda kalıcı bir isim. İsimlerimizin de Badem’in harflerinden başlıyor olması da bizim için çok önemli. Biz bunun uğuruna inanıyoruz.
Albüm çıkalı da bir hayli oldu... Grup olarak albüm çıkarmanız da uzun zaman aldı, pişmeyi beklediniz herhalde?
Aslında 97 yılından itibaren aslında aklımızda albüm vardı, kurulduğumuz yılın tam hatırlayamayacağım bir iki ay sonrasında bir konser vermiştik, daha vokal topluluğuyken yani üç kişiyken. Onda bir albüm teklifi gelmişti bize zaten. Fakat o zaman hazır hissetmiyorduk, üç bestemiz vardı zaten. Daha sonrasında gerçekten gelişmeyi bekledik, sanırım beş sene kadarı böyle geçti ama beş sene sonrasında artık yavaş yavaş kendimizi sunmayı çok ciddi bir şekilde sunmayı düşünmeye başlamıştık. 2001-2002 yılları civarı çok ciddi çalışmaya başladık. Fakat o zamanki ekonomik sıkıntılarla müzik piyasasının durgunluğu nedeniyle bazı yapabileceğimiz anlaşmaları yapamadık. Bu şansızlık gibi görülse de bir yandan bizim şansımız da oldu aslında. Son üç yıl içerisinde bu iş tam olarak nasıl yapılır daha da çok öğrenebildik, kendimizi daha çok geliştirdik, o süre sonunda da Sony ile yollarımız kesişti bir de bizim kurduğumuz Taşoda firması ile beraber. Bu iki firmanın ortak çalışması sonucunda Badem albümü çıktı. Şöyle bir şey de çok hoş olurdu: dokuz sene önce bir albüm yapmış olup şu an beşinci altıncıyı yapıyor olabilirdik. Sanırım en azından yapacağımız ilk birkaç albüm içimize sinmeyecekti. Şu an içimize sinen bir iş yaptık, klişe bir sözdür ama, ufak tefek şurasını şöyle yapabilirdik dediğimiz yerler de olsa da en azından ilk albümde olan bir dolu özrümüz olmadı. Dinleyenler de zaten ilk albüm gibi değil de yıllardır var olan bir grubun albümü gibi algılıyorlar. Çok olgun eleştiriler geldi, o anlamda doğru bir iş yaptığımıza inanıyoruz aslında.
Zaten albümdeki parçaların en yakın besteleri dört ya da beş sene önce yapılmış besteler. O beş senelik süre içinde aslında şu anda aldığımız soundlar geliştirildi. Ve elimizde oluşan 25-30 parçanın en çok içimize sinenlerini aynı zamanda üniversite konserlerinden gelen tepkilere göre seçme şansımız oldu.
Bu sırada Mustafa İTÜ’de ses mühendisliği okudu. Biz enstrümanist vokal veya besteler olarak kendimizi geliştirirken Mustafa da bir yandan işin kayıt tekniği ile eğitim aldı. Mustafa zaten albümün prodüktörü de aynı zamanda. Aramızdan birinin teknik olarak da kayıt aşamasında bilgili olması bizi epey rahatlattı. İstediğimiz soundu nasıl elde edebileceğimiz konusunda Mustafa’nın bilgilerinden sonuna kadar yararlandık.
Karacaoğlanı yorumlama fikri nasıl çıktı ortaya?
Bir rastlantı sonucu doğdu aslında. Yıllar önce bir kitap fuarında bir Karacaoğlan kitabının elimize geçmesiyle ve onun yıllarca raflarda tozlandıktan sonra, müzik yapmaya başladığımızda, böyle bir besteye böyle bir söz nasıl olur diye denemeyle başladı esasında. Fakat bunlar çok amatörce, deneysel çalışmalardı. Zaman geçtikçe o sözlerin bizim için ne kadar önemli olduğunu anladık. Yani bizi bizden daha iyi ifade eden sözlerdi. O bakımdan üzerimizde çok büyük etkisi oldu. Hangi etnik gruptan olursanız olun, hangi düşünceye, hangi dine bağlı olursanız olun çok evrensel konulardan bahseder ve bundan bahsederken de mutlaka herkesi bir yerinden yakalar. Karacaoğlan bu. Bizi de yakaladı ve bırakmadı. Popüler müzikte zaten yeri olan bir şair, üç yüz dört yüz yıldır etkisini sürdürüyor. Ve bu müthiş bir başarı, üç yüz dört yüz yıl önce yazılmış sözlerin bugün hala birtakım sanatçılarca kullanılıp hit olması bir rastlantı olmamalı. Alıp Kutadgu Bilig’i besteleyemezsiniz, ama Karacaoğlan sözlerini bestelersiniz, çünkü Türkçesi de günümüze oldukça yakın. Besteler ve sözler bire bir örtüştüğü için de Karacaoğlan bizim için vazgeçilmez hale geldi.
Biraz da duygusalız galiba?
Aslında parçaların çoğu aşkı içerdiği için öyle oluyor tabi. Biz genel anlamda hepimiz çok duygusal insanlar görünümünde değiliz, içimizde duygusal olsak da dışarıya gösterme anlamında bir durum yok gibi. Gerçekten şöyle bir şey var, bizim doğal olarak etrafımızda gördüğümüz, etkilendiğimiz şeylerden yazdıklarımız var ve Karacaoğlan’ın da tamamen hayatından olduğu için sözler, çok gerçek sözler var aslında bu albümde. Yaşanmış birçok duygunun anlatıldığı sözler var. O anlamda duygusal bir albüm demek yanlış olmayacaktır.
“Badem Ağacı” adlı çok da güzel bir parçanız daha var. Sözleri Aziz Nesin’e ait ve grubunuza da çok uyuyor nedense… Nereden çıktı bu fikir?
“Badem Ağacı” şiiriyle bir arkadaşım sayesinde karşılaştım ben (Mert), şiirin adının da Badem’i içermesi bizim de Badem olmamız, şiiri okuyunca zaten çok beğendim. Bir şekilde orada da aşkla ilgili, umutları ve daha sonra hayal kırıklıklarını anlatan sözler var. Ve bir şekilde hani o şiirin tıpkı Karacaoğlan’da olduğu gibi anlatım gücünü ve aşka bakışı, yaklaşımını kendimize yakın bulduğumuz için biz şiiri çok sevdik. Mevcut bir şarkımız vardı henüz şekillenmemiş. Bu sözlerle o şarkıyı birleştirince de çok güzel bir şarkı çıktı ortaya. Biz de çok seviyoruz.
Bir de Aziz Nesin hep mizah yönüyle bilinir fakat bu kadar güzel bir şiiri yazabiliyor olması bence Türkiye için ne kadar büyük bir değer olduğu anlamına da geliyor. Karacaoğlan kadar büyük bir edebiyatçı kendisi. O bakımdan bu bizim dünyaya bakış açımızı da, nerede olduğumuzu da saptayan bir şarkı bence.
Peki halk şiirlerini yorumlamaya devam edecek misiniz?
Arada böyle yine bir iki tane Karacaoğlan’dan albüm konseptine uygun sözler olursa kullanmayı düşünüyoruz ama bundan sonra ekseriyetle kendi sözlerimiz üzerine yönelmemizin daha uygun olacağı gibi bir fikrimiz var. Göreceğiz hep beraber.
Albüme video klipleri de eklemişsiniz...
Albüm süreci bizim için çok değerli bir anı olacaktı. O sahnelerin aslında hep çekilmesini ve bir şekilde insanlara ulaşmasını istiyorduk, ilk fikir aslında buradan çıktı. Yani bizim nasıl kayıt yaptığımızı, neler yaşadığımızı paylaşmak istiyorduk. Sonrasında dedik hani bunu tam profesyonel olarak koyalım, bire bir profesyonel bir ekip tarafından çekilen halini koyalım daha orijinal olsun istedik. Bu fikir daha hoşumuza gitti. Dağhan İş yönetmenliğini yaptı dört klibin. O sayede gerçekten çok hoş dört klip çıktı ortaya.
Yeni klibiniz de çıktı…
Evet “Sen Ağlama” adlı klibimiz. CD’lerde bulunan kliplere ek olarak bu klibimizin de çıkmış olması çok güzel, bizim için bir artı olacağını düşünüyoruz.
Bir de manken varmış klibinizde?
Evet, maalesef bir manken var. Maalesef çünkü bir tane sadece. Başka yok.
Peki Badem kimleri dinler? Kimleri sever?
Ben Badem dinliyorum, çok seviyorum (Doğaç).
Ben annemi çok dinliyorum (Mustafa Mert).
Aslında hepimiz rock müzikten hoşlanıyoruz. Ama aynı zamanda vokal grubuyuz ve çok vokalli müziği de çok seviyoruz. Türkiye’deki örnekleri zaten başta MFÖ geliyor. Modern Folk Üçlüsü var. Müzik anlamında da Cem Karaca, Barış Manço, Erkin Koray, Bülent Ortaçgil bizi çok etkiledi. Yurt dışındaki örnekleri de, Beatles, Queen, Eagles, Bon Jovi eskilerden etkilendiklerimiz. Son dönemden de etkilendiklerimiz var: Coldplay, Travis, Red Hot Chilli Peppers, Maroon 5 gibi isimler. Aslında bir dolu isim sayılabilir. Rock alt yapılı sanatçılar ya da gruplar ortak beğenimiz.
Grup içinde üzerinde hemfikir olmadığınız beğenileriniz de var mı? Birinizin çok beğendiğini diğeriniz hiç beğenmiyor olabiliyor mu?
Oluyor oluyor. Ona isim vermeyelim şimdi. Ortak paydada beğendiğimiz çok kişi var ama gerçekten çok dışında zevklerimiz de var. Kimimiz daha eski isimleri seviyor, kimimiz yeni şeyleri.
Barış: Mesela Mustafa hiphopı sever ama ben sevmem ya da ben Bony M’i çok severim, sonra burada adı geçti diye bana içerlenirler.
Gerçekten farklı müzikler dinleyerek büyüdük. Grubun kendine has bir müzik yapmasının sebebi de biraz da o. Kimimiz çok rock dinlemiş, kimi türkülerle büyümüş, kimi sadece yeni dönem sanatçılarıyla büyümüş, ama ortak paydamız yine de var. Bir grubu grup yapan özellik aslında bu farklı fikirlerin bir araya gelmesi. Herkes kendi birikimlerini grubun müziğine çok iyi yansıtabiliyor.
Konserler nasıl gidiyor, dinleyici tepkileri nasıl?
Gayet güzel gidiyor. Biz bu müziğin insanlar tarafından ne kadar beğenileceğini de merak ediyorduk. Özellikle üniversitelerde konserler verdiğimiz için az çok fikrimiz vardı. Dokuz senedir bu grup neredeyse hiç durmadı, sürekli bar performansları ya da konserlerle bir şekilde insanlarla birlikte olduk. Üniversite gençliği konusunda az çok fikrimiz vardı. Onun dışında üniversiteden mezun, biraz daha yaşını başını almış kimselerden de çok güzel tepkiler alıyoruz, onlara çok hitap ettiğini söylüyor birçoğu. Liselerden güzel tepkiler alıyoruz, şu an her şey güzel görünüyor, ikinci klibimizle de daha da güzel olacağına inanıyoruz.
İleride neler yapacaksınız?
Aslında gelecek albümümüz için şimdiden çalışmaya başlamayı düşünüyoruz. Ama ilk etapta konserler var, oldukça çok sayıda ve özellikle üniversite konserleri başlayacak Mart’tan itibaren. Kendimizi bu şekilde daha iyi hissedeceğimiz zannediyoruz, çünkü bir müzisyenin kendini en rahat hissettiği yer sahne. O anlamda albümümüzü almamış ya da almış fakat bizi canlı olarak dinlememiş insanlara olabildiğince ulaşmak istiyoruz. İlk etabımız konserler ya da olabildiğince basın yoluyla kendimiz ve bu albümümüzü tanıtmak. Bir yandan da kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz hala. Bir sonraki albüme şimdiden kafa patlatmaya başladık aslında. Şimdi başlasak iki sene sonra ancak çıkar herhalde.
Gençlere halk şiirini bu şekilde hatırlatmak anlamlı olmalı.
Evet, hatırlatmış oluyoruz. Çünkü dönem dönem nesil değiştikçe gündem dışı kalabiliyor ve değişen müzikle birlikte belki edebi birtakım unsurlar, kendi kimliğimizi yansıtan birtakım değerler tekrar gündeme getirilip toplum içerisinde bir insanları birbirlerine kaynaştıracak olan zamk vazifesi görüyor, çünkü o değerlerle insanlar birbirleriyle ortak iletişim kuruyorlar. Bunu misyon edindik diyemeyiz ama yaptığımız işin içinde doğal olarak böyle bir misyon görünüyor.
Gençlere bir de buradan bir seslenelim mi?
Çok mesaj verecek kadar büyüdüğümüzü düşünmüyoruz ama şöyle bir şey söyleyebiliriz: Biz çok acele etmedik bu albüm için, acele çıkan albümler biraz göze çarpıyor, albümün yapılması için yapılmış albümler var, o anlamda birazcık daha sabırlı olmak belki de daha doğru fakat bizim kadar da beklemelerini önermem açıkçası. Gerçekten kendilerini hazır istedikleri anda yaparlarsa albümlerini daha iyi olacaktır, geriye döndüklerinde çok pişman olamayacaklardır.
Bir de grup olma fikri de çok önemli. Biz şu an bütün elemanları bu grup için bir şey ifade eden ve müziğin tamamı bu elemanlardan çıkan bir müzik yapıyoruz. Bunun önemini vurgulayabiliriz. Grup olmanın, bu grubun içinde arkadaş olmanın önemini vurgulanabilir. Bizim en önemli özelliklerimizden biri çok yakın arkadaş olmamız. Her konuda birbirimizle dertleşebiliriz, bugün müzik yapıp ertesi gün bir yerlere eğlenmeye gidebiliriz.
Bir de çocukları doktor, mühendis olsun isteyen aileler için kötü bir örneğiz aslında. Boğaziçi’ni bitirmişiz, müzik yapmışız. Manyak mısınız, o kadar üniversiteler bitirmişsiniz, ne yapıyorsunuz diye tepkiler geliyor. Şöyle belki bir mesaj verilebilir, bizler gerçekten istediğimiz şeyi yapıyoruz. İlla ki mühendislik bitirdik diye o doğrultuda kalmadık, kalmak istemedik. Gerçekten bunu yapmak istiyoruz ve şu an idealimiz budur.
Exi26.com - 08 Haziran 2006
|