Ana Sayfa


















Text Reklamlar:

Yemek Tarifleri
Sağlık Kütüphanesi
Perde



Baba Zula

> Baba Zula Röportajı

 Biyografi | Diskografi | Fotoğraflar | Şarkı Sözleri | Akorlar ve Tablar | Basında | Forum
Baba Zula Röportajı

Müziğe ilk ne zaman başladınız? Ben daha kundakta bebekken annem bir twist şarksı çalarmış ve ben kundakta hoplarmışım. Onun dışında da mesela annemin bir mızıkası vardı. Onu çalardım ve evdeki oyuncaklarımdan müzik aletleri icat ederdim. Oyun gibi şeyler yazar, sonra onlara müzikler yapıp ev halkını toplar onları oynatırdım. Müzik durumu böyle başladı. Sonra ilkokul civarlarında iki tane kızla beraber Mavi Güneş Dans Topluluğu diye bir topluluk kurduk, ve 45'lik plaklar çalıp onlarla dans ederdik. Akabinde, ortaokulda bir başka arkadaşımla İkide Bir diye bir grup kurduk. Ve ilk kasetimizi doldurduk.

Peki ilkokulda yine Zen grubu gibi deneysel müzik mi yaptınız? Evet, aynen öyle. Yine deneysel müzik yapıyordum. İlk kasetimizin Gece Yürüyüşü gibi bir ismi vardı ve gündüzleri uyuyup geceleri şehirde dolaşan bir insanı anlatıyordu. Müziklerde sadece bir klavye kullanıyorduk. Bunun dışında da radyo, kumbara ve çeşitli efektler vardı ve o da doğaçlamaydı. Sürekli olarak doğaçlama yapıyorduk. Bir ara üniversitede beste yapmaya başladım, hatta Zen'le de seslendirdik. Sonra o besteleri bıraktık ve tamamen doğaçlamaya yöneldik. Doğaçlama yapmadığım sadece lise son ve üniversite birinci sınıftı.

O zamanlar neler dinliyordunuz? Radyoda çalan şeyleri dinliyordum. Zaten bizim evimiz bir sürü değişik sanat dallarından insanın gelip gittiği bir ortamdı. Onların arasında müzisyenler de vardı. Ama bu müzisyenler popüler müzisyenler değildi. Popüler olarak bir tek Erol Evgin bazen gelirdi. Ama onun dışında esas olarak bir takım aşıklar gelirdi eve. Aşık Reyhani, Zülfü Livaneli gelirdi. Ama en çok Ruhi Su gelirdi. Ruhi Su'nun yaşarken yaptığı tüm albümlerin kapakları babamın atölyesinde yapıldı. Bu yüzden de Ruhi Su her albümü çıkmadan önce, ve hatta bazen stüdyoya girmeden önce eve gelir ve bütün albümü çalardı. Babam da onu makaralı bantlara kaydeder, sonra da onları sürekli çalar ve kapak hakkında düşünürdü. Bu törensel bir şeydi: Ruhi Su gelecek ve onu dinleyeceğiz.

Babanız ünlü grafiker Mengü Ertel di mi? Evet, Mengü Ertel. Ben daha çok annemle babamın dinlediği müzikleri dinlerdim: Aşık müzikleri, bazen Klasik Batı Müziği, Türk Halk Müziği gibi şeylerdi. Onların neler olduğunu şimdi anlıyorum yani o zaman ne dinlediğimi isim olarak bilmiyordum. Onun dışında kendi seçtiğim şeyler vardı. Onları da radyodan seçerdim, onlar da çok popüler olmayan ama ilginç şeylermiş. Mesela, Cedars diye bir grup var. İsrailli bir grup ve onların For Your Information diye bir parçası var. Onun dışında Barış Manço, Fikret Kızılok, Erkin Koray gibi insanları dinlemeyi çok severdim. Hala onları seviyorum. Yani müzik zevkimde bir değişme yok,yalnızca gelişme var.

Zen'in bir kasetini Sonic Youth'dan Thurston Moore'un dinlemiş ve çok beğenmiş, hatta bir albümünüzün yapımcısı olmuş, bu doğru mu? Evet, doğru.

Amerika'da böyle bir albümünüz çıktı mı? Evet, çıktı.

Peki burada bulunabiliyor mu? Bulunamıyor ama yakında bulunacak. Ada Müzik bizim bütün eski çalışmalarımızı tekrardan yayımlıyor. Kendi prodüksiyonumuzu kendimiz üstlenirdik. Orta okulda kendi kasetlerimiz nasıl yaptıysak, Zen'in ilk kasetlerini de aynı yöntemle yaptık. Sonra bu öyle bir noktaya geldi ki, isteklere yetişemez olduk. Ve yasal yoldan bir kaset çıkarmaya karar verdik. Bu da Suda Balık oldu. Biz bunu kaydettik ve sonra bir firmaya verdik ve o da çoğalttı. Bu olduğu anda birkaç tane önemli prodüktör albümü dinledi ve albümümüz dünya radyolarında çaldı. Bir müzik eleştirmeni de buraya geldiğinde dünya müziği hakkında yazılar olan bir dergiye Moğollar, Okay Temiz, ve Zen hakkında yazı yazdı. Ve o eleştirmen birilerine vermiş kasemimizi, o birileri de Thurston Moore'a dinletmiş. Thurston Moore da demiş ki, "ben bu adamlarla çalışmak istiyorum, albümlerini yayımlayacağım." Bize böyle bir haber geldi, stüdyoya girdik ve yeni bir çalışma yaptık. Bunun da ismi Derya oldu. Ve bu Amerika'da basıldı. Önemli müzik dergileri tarafından fark edildi. Mesela şöyle diyeyim, Spin dergisinin yirminci yıl sayısında 'alternatif müziğin alternatifleri' diye bir liste çıkarmışlar ve tüm dünyadan on tane grup ve albüm koymuşlar. Bu albümlerden biri Suda Balık oldu. Sonra Derya, New York Times tarafından 1996'nın 'es geçilen on albümü' arasına girdi. Bunlar ilginç çünkü o listelerde genelde yalnız Amerikalı ve İngilizler oluyor. Türkçe albümler falan hiç olmuyor.

Ben sizi Belçika'lı alternatif grup Deus'a benzetiyorum, en azından onlar da konserlerinde deneysel öğeler kullanıyor. Siz buna katılıyor musunuz? Bilmem, olabilir. Yani en azından onlar için şöyle denebilir, tüm albümleri farklı, parçaları farklı ve enstrümanları farklı kullanılıyor. Belirli standartlar yok. Çünkü genelde pop müzikte belli standartlar vardır. Ya çok fazla düzenleme kullanan insanlardansınızdır; ya da genelde gitar, bas, davul ve klavye gibi çalgıları kullananlardan...Mesela pop müzikte ve diğer müzik türlerinde şarkı formülleri vardır. Giriş, nakarat, şarkı, sonra tekrar nakarat...Onları biz pek kullanmıyoruz...

Bir de sizin Amerikalı bir basçınız var. Onunla nasıl tanıştınız? Onunla tesadüfen tanıştık. Bizim Baba Zula diye başka projeleri yaptığımız bir grubumuz var. Tabutta Rövaşata filminin müziğini önce Baba Zula olarak yapıp, sonra konserini vermeye karar verdik. O sırada tesadüfi olarak tanıştık. daha sonra o da Zen'de çalmaya başladı ve çok iyi oldu.

Ben sizin sadece Sudaki Balık adlı çalışmanızı dinleyebildim ve son halinizi bilmiyorum. (Aradan geçen yıllarda yazarımız Yaprak buz küpleri içinde salamura bir hayat sürdüğünden pek bir şeyden haberdar olamamıştı.) Müziğinize elektronik unsurları da katıyor musunuz? Tabii elektronik unsurları da katıyoruz, ses örnekleyicisi diye Türkçe'ye çevirebileceğimiz sample'lar var mesela...Şu anda gruptaki herkes kendi başına bir orkestra gibi, herkesin bir sürü elektronik oyuncakları var ve öyle çalıyoruz. Fakat akustik ya da geleneksel enstrümanları da ihmal etmiyoruz. Hem son teknolojiyi kullanıyoruz hem de geleneksel enstrümanları bunun içine katıyoruz. Müziğimizi de zaten böyle özetlemek olası... Yani her şeyi içinde barındıran bir müzik yapıyoruz. Ama sadece sevdiğimiz şeyleri... Mesela popcaz ile alakamız yok. Müziğimizde o tip bir öğe bulamazsınız ama diyelim ki, dsns, punk, Türkiye'den halk müziği olur, oyun havaları olur, hatta pop kültüründen de etkileniyoruz. Saçma sapan müzik sözleri oluyor, herkesin eleştirdiği, onu mizahi olarak kullanabiliyoruz.

Peki müzikte söz sahibi olan İngiltere'den hiç bahsetmiyorsunuz. İngiltere ile ilgili bir tek şey oldu. Bana göre dünyanın en önemli radyo DJ'i olan John Peel, buraya geldi, bizimle tanıştı. Ve bizi programlarında çalıyor. Çok önemli bir şey aslında. Evet, çok önemli... Bunun dışında İngiltere ile çok fazla ilgilenemedik, bu bizim aslında bir eksiğimiz. Menajerimiz yok, halkla ilişkilerimiz yok. John Peel bizi çalıyor, bize yazıyor, arıyor, yeni çalışmalarımız sürekli ona gönderiyoruz. Ama bunun dışında bir bağlantı kurmayı denemedik.

Sizce 2000 yılının en iyileri kimlerdi? 2000 yılında ben, İngiltere'de yaşayan Asyalı müzisyenlerin yaptığı dans müzikleri ile ilgileniyorum. Bence en doğru ve yenilikçi müziği onlar yapıyor. Talvin Singh var mesela ama Talvin Singh'in kendi yaptığı işleri o kadar beğenmiyorum. yan projeleri daha çok hoşuma gidiyor. Onun Anoka projesi vardı mesela, o iyiydi. Bunun dışında Nation diye bir plak şirketi var, Transglobal Underground'un bağlı olduğu. Onların yaptığı işler iyi. Bir de bana göre Asian Dub Foundation bence 2000 senesinin en iyi işini yaptı. Batı bence kendini bitirmiş durumda. En son iyice minimalize olarak tamamen ritmik birtakım müziklere girdiler fakat bu ritmin de bir sonu var, çünkü 4 ve 4'ün katlarından oluşuyor. Halbuki Türkiye'de Hint müziğini aldığınız zaman bunlar birden 120'ye giden rakamlar. Ve Hint müziğindeki devrim beni çok ilgilendiriyor. Çünkü onlar geleneksel Hint müziğini aldılar ve o zor dinlenen, tamamen doğaçlamaya dayanan müziği günümüz teknolojisiyle çok güzel bir şekilde birleştirdiler. Örneğin Ricky Martin'e veya Madonna gibi en popüler isimlere baktığınız zaman onun müziği içinde 'sitar' falan gibi öğeler görebilirsiniz. Bu hayret verici bir şey. Es geçilen kültürler vampir şeklinde bunları emmeye başladı.

Http://www.doublemoon.com.tr - 01 Ocak 2001



Gönderen: kargoman22  [13 Mart 2007 11:18:23]
Okunma Sayısı: 367

 

Forum | Aktif Üyeler | Sohbet | Mesaj Merkezi | Müzik Dinle | Müzik Listelerim | Video İzle

Yerli Gruplar | Yabancı Gruplar | Amatör Gruplar | Demolar

Biyografiler | Diskografiler | Sanatçı Fotoğrafları | Şarkı Sözleri | Akorlar ve Tablar | Basın Bilgileri

Üyelik | Ayarlar | Üye Ara | İletişim | Reklam



Site içerisindeki materyallerin kaynak gösterilmeden kopyalanması ve yayınlanması yasaktır.
Copyright © 2007 Anatolianrock.com